Kenan, arabasına binmek üzereyken verandadan inip ona doğru yürüdüm. Beyza arkada, evin gölgesinde kalmıştı; mesafemi korudum. Kenan ayak seslerimi duyunca durdu ve yavaşça bana döndü.
"Dur Kenan!" dedim. Sesimdeki o soğuk netlik, bahçenin sessizliğini bir bıçak gibi kesti. Kenan, elini arabanın kapı kolundan çekmeden bana doğru döndü.
"Gitmene gerek yok," dedim, sesim oldukça sakin ama kararlıydı. "Çünkü bu oyun artık bitti. Elimde anneannemden kalan gerçek vasiyet var. Bu belge, evin yasal mirasçısının dayım değil, doğrudan ben olduğumu kanıtlıyor. Senin dayımla yaptığın, onun borçlarını temizleyip evi alma üzerine kurulu o planın artık bir hükmü yok. Tapu benim üzerime geçecek."
Kenan bir süre hareketsiz kaldı. O an, zihnindeki tüm kurgunun saniyeler içinde değiştiğini görebiliyordum. Onun derdi para değil, o eve sahip olmanın verdiği o mutlak güçtü. Şimdi ise tüm o planı, hiç hesaba katmadığı benim elimdeki tek bir kağıtla bozulmuştu.
"Vasiyet mi?" dedi, sesi alaycı değil, sadece saf bir şaşkınlık ve yükselen bir öfkeyle doluydu. "Bütün bu oyunun, bu kadar zaman beklemenin altında bu mu yatıyordu yani?"
"Evet," dedim. "Senin o evi alma hırsın, bu ailenin üzerindeki baskıyı artırmaktan başka bir işe yaramadı. Ama artık o evin kapısı sana kapalı, Kenan. Borçlar dayımın sorunu olabilir ama bu ev, artık senin hayallerinin ötesinde."
Kenan bana doğru bir adım attı. Gözlerinde o bildiğim kibir yoktu, aksine, beni ilk defa gerçekten bir "rakip" olarak gördüğünü hissettiren o yoğun, karanlık bakış vardı. "Evi yasal olarak alabilirsin Ece," dedi, sesi o kadar alçaktı ki neredeyse fısıltı gibiydi. "Ama bunun bedelini, senin o narin hayatında nasıl ödeyeceğini hiç düşündün mü? O evden vazgeçtiğimi sanıyorsan, beni hiç tanımıyorsun demektir."
Ona doğru yürüdüm, tam karşısında durdum. Elimi cebime atıp zarfı çıkardım.
Zarfı yavaşça açtım ve içindeki o maddeyi çıkardım. Kenan’ın yüzüne bakarak, tane tane okumaya başladım. Sesim, rüzgarda yankılanırken bahçenin sessizliğini yırttı:
"Bu evin mülkiyeti Ece’ye aittir. Ancak; ev üzerinde Ahmet'in herhangi bir borcu veya haciz işlemi söz konusu olursa, bu haklar otomatik olarak geçersiz kılınır ve ev, aile dışındaki herhangi bir şahsa veya kuruma devredilemez. Eğer ev üzerinde zorla bir devir işlemi yapılırsa, ev 'müze/vakıf' statüsüne geçer ve devlet korumasına girer."
Okumayı bitirdiğimde, Kenan'ın o kendine aşırı güvenen yüz ifadesinin, büyük bir kaya gibi un ufak olduğunu gördüm. Gözleri kağıtla gözlerim arasında gidip geliyordu. Hırsı, o an boğazına düğümlenmişti.
"Bunu yapamazsın..." diye fısıldadı. "Bütün planımı... Bütün o uğraşımı bu kâğıt parçasıyla mı bitireceksin?"
"Planın bir boşluğa çarptı Kenan," dedim, kağıdı gözünün önünde yavaşça ikiye katlayarak. "Evi alırsan, ev devletin eline geçecek ve elinde avucunda sadece bir boşluk kalacak. Dayımın borçları mı? Onlar artık senin sorunun değil, çünkü bu ev artık senin 'istediğin' o ganimet değil. Kendi kurduğun kurgunun içinde, elin boş kalacaksın."
Kenan bir adım geri çekildi. Beyza, arkamda bir zafer gülümsemesiyle duruyordu ama ona dönüp bakmadım bile. Kenan'ın o anki yenilgisi, benim için en büyük zaferdi.
Kenan, okuduğum o son cümleyle sarsılmıştı. Bahçedeki sessizlik artık dayanılmaz bir hal almıştı. Beyza, arkamda bir gölge gibi, nefretin verdiği o sahte zafer duygusuyla dikiliyordu. Kenan’ın bakışları bir benden, bir de Beyza’nın o küçümseyici tavrına kaydı.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun?" dedi Kenan, sesi bir hırıltı gibi çıkıyordu. "Dayının borçları hala orada, her şey hala bir kaosun içinde. Bu belgeyle hiçbir şeyi çözmedin, sadece her şeyi kilitledin!"
Alaycı bir gülümseme yerleşti yüzüme. Bir adım daha yaklaştım, aramızdaki mesafeyi sadece bir nefeslik bıraktım. Gözlerinin içine bakarak, o yıkıcı soğukkanlılıkla devam ettim.
"Dayımın borçları beni ilgilendirmiyor, Kenan," dedim, sesim pürüzsüz ve acımasızdı. "O borçlar onun hayatının yükü, senin değil. Sen sadece evi istiyordun, hırsın seni bu bataklığa çekti. Şimdi ise ne evi alabiliyorsun, ne de bu mülkün bir parçası olabiliyorsun."
Kenan'ın çenesinin kasıldığını, hırsının öfkeye dönüştüğünü gördüm. Tam o sırada, arkamda duran Beyza’nın varlığını işaret eder gibi hafifçe yana kaydım ve sesimi biraz daha alçaltarak o son darbeyi vurdum:
"Aslında baksana, senin o çok istediğin 'aile' ve 'düzen' burada işte," dedim, Beyza’yı işaret ederek. Sesimdeki alay, bahçenin duvarlarında yankılandı. "Madem bu kadar çok oyun kurmak, birilerini yönetmek istiyorsun; istersen beni bırak, git Beyza’yı al. Sizin frekanslarınız birbirine çok daha uygun. İkiniz de hırslarınızla birbirinizi yiyip bitirebilirsiniz. Ne dersin? Bu evde senin için yer yok ama Beyza ile dışarıda istediğiniz kadar oyun kurabilirsiniz."
Beyza’nın yüzündeki o zafer gülümsemesi anında buz kesti. İkimizin arasındaki o nefreti, Kenan’ın gözüne sokarcasına kullanmıştım. Kenan ise o an, hayatında ilk defa, bir kadının karşısında tamamen savunmasız ve aşağılanmış hissediyordu.
Kenan tek bir kelime bile edemedi. Yüzündeki o hırslı maske, şimdi yerle bir olmuştu. Sadece bir an için Beyza'ya, sanki onu ilk kez gerçek bir "yük" gibi görüyor, sonra tekrar bana bakıyordu. Bir şey söylemek istedi, dudağı seğirdi ama omuzları düştü. Arkasını döndü, arabasına bindi. Arabanın kapısını, bahçeyi sarsacak bir güçle kapattı ve gaza basıp karanlığa gömüldü.
Beyza arkamda bir heykel gibi kalakalmıştı, yaşadığı şoktan dolayı kıpırdayamıyordu bile. Ben ise arkama dönüp bakmadan, evin kapısına yöneldim.
Kenan'ın arabası uzaklaşır uzaklaşmaz, sırtımda Beyza'nın yakıcı bakışlarını hissettim. Kenan'ın karşısında sus pus kalan Beyza, o gidince aslan kesilmişti.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun, Ece?" diye bağırdı, sesi bahçede çınlıyordu. "O vasiyet de neydi öyle? Yalan değil mi o? Bir yerlerden uydurdun, Kenan'ı korkutup kaçırmak için saçmaladın değil mi?"
Ona doğru dönmedim bile. İçimdeki o soğuk huzuru, onun bu çirkefliğiyle bozmasına izin vermeyecektim. Ama o durmadı, üzerime yürümeye başladı.
"Babamı ne hale düşürdün farkında mısın?" dedi, sesi bir nefret kusuyordu. "Ev elimizden gidecek! Hani anneannene tapardın, hani bu ev senin kutsalındı? Şimdi kendi ellerinle bizi sokağa mı bırakıyorsun? Sen tam bir nankörsün! Kenan gibi adamı elinin tersiyle itip bir de bize mi hava atıyorsun?"
Hakaretleri birbirini izliyor, her kelimesinde anneannemin emanetine ve benim aileye olan bağlılığıma dil uzatıyordu. "Kes sesini, Beyza," diye fısıldadım, dişlerimin arasından.
Ama o durmadı. "Kesmeyeceğim! Babamın hayatını bitirdin, bu evi rezil ettin. Sen zaten en başından beri... sen sadece bencilin tekisin!"
Bana doğru gelip omzumu sertçe ittiğinde, o ana kadar içimde biriktirdiğim her şey taştı. Kenan'ın oyunları, dayımın borçları, Beyza'nın bu bitmek bilmeyen aşağılık kompleksi... Hepsi tek bir noktada düğümlendi.
Beyza'nın o çarpık, kin dolu yüzüne baktım. Bir an bile tereddüt etmedim.
Şak!
Attığım tokat, bahçedeki sessizliği bıçak gibi kesti. Beyza’nın başı yana savruldu, elleriyle yanağını tutarken şok içinde bana döndü. Gözlerinde o zamana kadar görmediğim bir korku vardı.
"Bir daha..." dedim, sesim o kadar alçak ama o kadar keskindi ki, bahçedeki rüzgar bile durmuştu. "Bir daha o ağzına anneannemin adını ya da benim bu ev için verdiklerimi alma. Senin o kirli dilin, bu evin kapısından içeri girecek kadar bile temiz değil. Şimdi defol git gözümün önünden, yoksa bu sadece bir başlangıç olur!"
Devam edecek