İçeriğe geç

Ece

Bölüm 5 · 4 dk okuma

Ece

Bölüm 5

​5. Bölüm: İki Kişilik Savaş

Kenan’ın o beklenmedik sessizliği, odadaki havayı daha da ağırlaştırdı. Herkes nefesini tutmuş, bir hamle bekliyordu. Bakışlarımı masadaki diğerlerinden, özellikle de Kenan’ın duruşunu dikkatle süzen Beyza’dan kaçırıp doğrudan Kenan’a diktim.

​"Burada konuşulacak bir mesele değil," dedim, sesimdeki kararlılık salonun duvarlarında yankılandı. "Özel konuşmamız gerek, Kenan."

​Hacer yenge ve dayımın şaşkın bakışlarını görmezden geldim. Beyza, sanki bir hakarete uğramış gibi dişlerini sıktı; gözlerinde Kenan’a olan o yeni filizlenen hayranlığın yerini, bana karşı duyduğu o tanıdık, keskin kıskançlık aldı. Kenan, bir anlığına Beyza’nın rahatsızlığına kaydı, sonra yavaşça doğruldu. "Peki," dedi, sesi odayı teslim alan bir komut gibiydi.

​Dışarıdaki verandaya çıktığımızda kapıyı arkamızdan kapattım. Hava serindi ama içimdeki öfke ateşi beni sıcak tutuyordu.

​"Bitti, Kenan," dedim, sesim titremiyordu bile. "Bu evliliğe mahkûm değilim, o imzayı atmayacağım. Dayımın borçları benim borcum değil, hayatım da senin oyuncağın değil."

​Kenan bir adım yaklaştı, kollarını göğsünde kavuşturdu. O her zamanki sakinliğiyle, sanki benimle değil de kendi kendine konuşur gibi devam etti:

​"Unutuyorsun Ece. Bana iki şart sunmuştun. Dayınlardan kurtulmak ve bir daha onların gölgesinde yaşamamak. İmzayı atmazsan, onlar bu evde kalmaya devam edecek ve sen de onların o bitmek bilmeyen borçlarının sorumlusu olmaya mahkûm kalacaksın. Oysa bu imzayı atarsan... Seni onlardan tamamen koparabilirim. İstersen onları bu evden, hatta bu şehirden bizzat ben uzaklaştırırım."

​Kenan, beni "dayımdan kurtulma" hayaliyle avlamaya çalışıyordu. Ama bilmiyordu; ben artık dayımı kurtarmak için değil, onları bu evden tamamen kazımak için başka bir yol seçmiştim.

​"Onlardan kurtulmak için senin eline muhtaç değilim," dedim, cebimdeki o eski zarfa giden elimi sıkıca kavrayarak. "Ve aslında, senin de o 'karanlık protokol' dediğin şeye ihtiyacın kalmadı. Çünkü elimde, senin o sözleşmeni de, dayımın o borçlarını da tek bir hamlede hükümsüz kılacak bir belge var."

​Kenan’ın o buz gibi ifadesi, ilk kez, sadece bir anlığına sarsıldı. Gözlerinde o tanıdık, avcı kurnazlığı belirdi. "Öyle mi?" dedi, bana doğru hafifçe eğilerek. "O zaman o kağıdı masaya koy bakalım Ece. Bakalım seni mi kurtaracak, yoksa sonunu mu getirecek?"

Kenan’ın gözlerindeki o soğuk ifade, bir anlığına yerini delici bir karanlığa bıraktı. "O kağıdı masaya koy," dediğinde sesi, bir uyarıdan ziyade bir tehdit gibi tınlıyordu.

Bir adım daha attım. Aramızdaki mesafeyi, onun her an saldırmaya hazır duruşuna rağmen, bilerek ve isteyerek kapattım. Ondan korkmadığımı, sadece gözlerinin içine bakarak değil, onun alanına girerek göstermeliydim. Kenan gibi insanlar; kendilerinden korkanlardan değil, karşısında dimdik duranlardan nefret ederdi ama aynı zamanda onları gizliden gizliye takdir ederlerdi.

"Acelem yok, Kenan," dedim, sesimi en tok seviyeye getirerek. "O zarfı açtığımda, senin için her şeyin nasıl değişeceğini göreceksin. Şimdilik sadece şunu bil: Buradan istediğin gibi çıkıp gidemeyeceksin."

Kenan'ın yüzünde, ilk kez gerçek bir sinir pırıltısı gördüm. Dişlerini hafifçe sıktı, elini yavaşça yanındaki masaya vurup, hafifçe üzerime doğru eğildi. Aramızda sadece birkaç santim kalmıştı. O keskin bakışlarıyla beni bir anlığına inceledi; sanki ruhumu, cesaretimin altındaki o saklı endişeyi arıyordu. Ama pes etmedim. Gözlerimi bir an bile kırpmadan onun o sert, karanlık bakışlarına karşılık verdim.

Kenan, beklemediğim bir şey yaptı. Elini uzatıp yüzüme dokunmak yerine, hemen yanındaki boşlukta, saçımın bir tutamını parmaklarıyla hafifçe geriye itti. Bu bir şefkat değil, tam tersine, "seni kontrolüm altına alabilirim" demenin en kibirli yoluydu. Ama geri adım atmadım. Onun o sert parmaklarının yarattığı gerilime rağmen, yüzümdeki o meydan okuyan ifadeyi hiç bozmadım.

"Cesaretin güzel, Ece," dedi, sesi fısıltı gibiydi ama hala o tehlikeli tonu koruyordu. "Ama unutma; ateşle oynayan, elinin yanacağını da göze almalıdır. O zarfı açtığında, artık geri dönüşün olmayacak. Eğer bu bir savaşsa, ben savaşı kaybetmem."

"Ben de," dedim aynı kararlılıkla. "Kazanmak için savaşmıyorum, senin oyununu bozmak için savaşıyorum."

Verandadaki hava, Kenan’ın "savaşı kaybetmem" restiyle daha da ağırlaşmıştı. Bakışları, parmaklarının ucunda tuttuğu saç tutamından yavaşça yüzüme indi. Gözlerinde, cesaretime duyduğu o yeni, tehditkar hayranlığın yerini, her şeyi kontrol etme isteği alıyordu.

"Kazanmak için savaşmıyorum, senin oyununu bozmak için savaşıyorum."

Sözlerim havada asılı kalırken, aramızdaki o tehlikeli yakınlık, her iki taraf için de bir test halini almıştı. Kenan, bir anlığına gözlerini kısıp beni inceledi. Sanki bu sözlerin arkasındaki gücü tartıyor, o zarfın içinde ne olabileceğini tahmin etmeye çalışıyordu.

Tam o sırada, içeriden gelen ayak sesleri sessizliği bozdu. Beyza, kapının camından bize doğru bakıyordu; yüzündeki o kıskanç ve huzursuz ifade, buradaki gerilimi daha da artırıyordu.

Kenan, Beyza’nın varlığını fark ettiğinde, o anlık duraksaması sona erdi. Yavaşça geri çekildi, elini saçlarımdan çekti ama bakışlarını bir an bile benden ayırmadı. O her zamanki soğukkanlı ve otoriter havasını anında geri kuşandı.

"Oyun bozmak..." dedi, sesi yine o jilet kadar keskin ve soğuk tondaydı. "Güzel bir iddia Ece. Ama unutma ki, oyunu kuran benim. Ve kuralları ben koyarım."

Cebimdeki zarfa giden elimi sıkıca kavradım. "Kuralları değiştirecek olan da benim, Kenan. Ve o zarfı açtığında, kimin oyun kurduğunu herkes görecek."

Kenan, bana son bir kez baktı; gözlerinde hem beni yok etme isteği hem de daha önce hiç karşılaşmadığı bir zekaya karşı duyduğu o tuhaf, tehditkar hayranlık vardı. Hiçbir şey söylemeden arkasını döndü ve verandadan ağır adımlarla uzaklaştı. Arabasına doğru yürürken, arkasında bıraktığı o sessizlik, yaklaşan fırtınanın habercisiydi.

O sırada Beyza, kapıyı açıp yanıma geldi. Gözlerinde öfke ve merak karışımı bir ifade vardı. "Ne konuştunuz o adamla?" diye sordu, sesi titriyordu.

Beyza'nın yüzüne bakarken, içimdeki korkuyu bir cesarete dönüştüren o gerçeği biliyordum. "Oyun bitti, Beyza," dedim, sesimdeki kararlılıkla. "Artık kimse bizim hayatımızı kontrol edemeyecek."

Cebimdeki o eski zarfı çıkardım, Kenan'ın arkasından bakarken, zarfın üzerindeki anneannemin o tanıdık el yazısına dokundum. O zarfın içinde, bu evin tapusundan bile daha ağır bir hükme sahip olan o belge, az sonra masaya koyduğumda, her şeyi değiştirecekti.

Devam edecek

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.