İçeriğe geç

Ece

Bölüm 7 · 4 dk okuma

Ece

Bölüm 7

7. Bölüm: Oyunun Sonu

​Beyza yanağındaki kızarıklığı eliyle kapatarak evin kapısına doğru sendeleyerek koştu. "Baba! Anne! Görün bakın Ece ne yaptı!" diye çığlık atıyordu. Onun bu abartılı haykırışları, evin kapılarının ardı ardına açılmasına neden oldu.

​Dayım Ahmet, yüzünde telaş ve öfkeyle bahçeye çıktı. Arkasından evin diğer fertleri, şaşkınlık ve panik içinde verandaya döküldü. Beyza, babasının kollarına atılıp hıçkırıklara boğuldu. "Beni dövdü baba! Kenan'ı evden kaçırdı, elimizdeki son şansı da mahvetti! Bir kağıt parçasıyla hepimizi sokağa atacak, evi devlete bırakacakmış! Delirdi o, tamamen delirdi!"

​Dayımın gözleri öfkeyle karardı. Bana doğru bir adım attı, sesi gürlüyordu: "Ne diyorsun sen Ece? Kenan'la ne yaptın? O vasiyet neyin nesi? Kendi başımıza bela mı açıyorsun sen!"

​Evin içinden gelen diğer sesler de ona katıldı. Hakaretler, suçlamalar havada uçuşuyordu. "Evin tapusunu yakacakmış, duydunuz mu?" diyorlardı arkadan. "Bizi mahvetti, bu kızın yüzünden kapının önüne konacağız!"

​Hepsi üzerime doğru gelirken, sanki bir savunma çemberine alınmış gibiydim. Ama garip bir şekilde, içimde en ufak bir korku kırıntısı yoktu. Gözlerimi dayıma diktim. O, beni koruması gereken adamdı ama sadece kendi borçlarının derdindeydi.

"Ece, sen ne yaptığını sanıyorsun?" dedi dayım, sesinde bir babanın değil, borçlarını ödeyemeyen bir adamın çaresiz öfkesi vardı. "Kenan gibi bir adamı karşımıza alarak bizi öldürdün sen! O şimdi gelir, hepimizi bu evden atar, borçlarımızı da boğazımıza dolar!"

Beyza, babasının arkasından bana kinle bakıyordu. "Atar tabi baba! Ece sadece kendini düşünüyor, o vasiyetten falan da haberimiz yoktu, bizi oyuna getirdi!"

Gözlerimi tek tek hepsinin üzerinde gezdirdim. Yıllardır bu evin yükünü omuzlarımda taşıyan ben, şimdi onların gözünde bir "hain" olmuştum. Ama içimdeki o soğuk huzur, her şeyden daha baskındı. Artık onlara açıklama yapmak için harcayacak vaktim yoktu.

"Siz hiç anneannemin bu evi neden bana emanet ettiğini düşündünüz mü?" diye sordum. Sesim o kadar sakin, o kadar netti ki, dayım olduğu yerde durdu. "Çünkü o biliyordu. Sizin bu hırsınızın, bu borç batağınızın ve her şeyi paraya çevirme arzunuzun bu evi bir gün tüketeceğini biliyordu."

Bir adım geri çekildim. "Evin tapusuna el koydunuz, borçlarınıza beni ortak etmeye çalıştınız, şimdi de Kenan'ın o kirli oyunlarına teslim olmak üzeresiniz. Evet, Kenan gitti. Ama o geri gelecek. Ve geldiğinde, bu evde ne sizden ne de o sahte düzeninizden eser kalmayacak."

Dayım şaşkınlıkla duraksadı, "Ne demek geri gelecek?" diye sordu.

"Demek istediğim şu," dedim, üzerimdeki hırkayı omuzlarımdan düşürürken. "Bu ev artık sizin için bir güvenli liman değil. Eğer Kenan'ın tehdidinden korkuyorsanız, kapı orada. Ama bu evin statüsünü koruyacak tek kişi benim. Artık oyun bitti. Bundan sonra bu evde kimseden emir almayacağım. Kimse benim odama, kararlarıma veya hayatıma karışmayacak. Eğer bu kurallara uymayacaksanız, evden çıkacak olan sizsiniz, ben değil."

Bir anlığına bahçede derin bir sessizlik oldu. Beyza’nın ağzı açık kalmış, dayım ise söyleyecek bir söz bulamamıştı. İlk kez, onların karşısında bir "yeğen" ya da "kız evlat" gibi değil, bu evin tek hakimi gibi duruyordum.

"Sizden nefret etmiyorum," dedim, arkamı dönüp eve doğru yürürken. "Ama artık sizi umursamıyorum da. Yarın sabah, kim bu evde huzurla yaşayacak, kim de Kenan'ın arkasından gitmek isteyecek; herkes kendi kararını versin."

​Beyza, babasının arkasından bana bakıp zaferle gülümsedi. "Gördün mü baba? Hala biziden kurtulmaya çalışıyor tek derdi bu bizi susturmaya çalışıyor!"

Etrafımdaki çember iyice daralmıştı. Beyza, babasının arkasına saklanmış, bir yılan gibi zehrini akıtmaya devam ediyordu. O an, üzerimdeki tüm baskı, tüm o yılların yorgunluğu bir volkan gibi içimde patladı.

"Yeter!" diye bağırdım, sesim bahçenin sınırlarını aşıp sokağın karanlığına karıştı.

Elimi havada tuttuğum o belgeye indirdim, parmaklarım titriyordu ama sesim titremeyecekti. Beyza'nın yalan yanlış suçlamalarını daha fazla dinlemek istemiyordum bu yüzden onlara tüm gerçeği anlatıcaktım.

"Kenan'ın evi müzeye çevirmeyeceğini biliyordum!" diye haykırdım, doğrudan dayımın gözlerinin içine bakarak. "Onun tek derdi güçtü, güç! Eğer korkmasaydım, eğer onun bu evi alıp yıkacağına ya da üzerine çöküp bizi bir hiç uğruna kapı dışarı edeceğine emin olmasaydım, bu kartı oynamazdım. Kenan'ın hırsı, onun en büyük zayıflığıydı ve ben o zayıflığı kullandım!"

Bir anlığına sustum. O an, kalbimin göğüs kafesimi dövdüğünü hissettim. Peki ya yanılıyorsam? Ya Kenan, sırf benim canımı yakmak için, sırf o evi benden almak için gerçekten de göze alıp orayı bir vakfa, bir müzeye dönüştürürse? Anneannemin o tek mirası, o tek sığınağım gerçekten elimden giderse? O anki cesaretim, kendi sonumu mu hazırlıyordu?

Bu şüphe zihnimi bir anlığına bulandırdı. Ama ailemin, o bencil ve kör bakışlarını üzerimde görünce bu tereddüdü maskelemek zorunda olduğumu anladım. Onlara karşı zaafımı göstermeyecektim.

"Bu bir kumar mıydı?" diye alaycı bir şekilde güldü Beyza. "Ece, sen evi kurtarmadın, evi bir çıkmaza soktun! Ya o adam 'tamam, yap o zaman' derse?"

Beyza'nın sesi, içimdeki o korkuyu kelimelere dökmüştü. Kalbimdeki o buz gibi ürpertiyi dışarı yansıtmadım. Aksine, çenemi daha dik tuttum.

"O, hiçbir şeyi yapamaz," dedim, sesimi daha da sertleştirerek. "Çünkü o adamın hırsı, benim kararlılığımın yanında bir hiç. Ama eğer yanılıyorsam bile..." gözlerimi evdeki herkesin üzerinde gezdirdim, "...bu ev, sizin o kirli borçlarınızın ve Kenan'ın ayakları altında ezilmesinden iyidir. Müze olur, devletin olur ama sizin o ucuz oyunlarınızın mezesi olmaz!"

Dayım, "Sen ne yaptığını bilmiyorsun!" diye bağırdı ve üzerime doğru bir adım daha attı.

"Biliyorum!" dedim, gözlerimden bir damla yaş süzülmemesi için kendimi sıkarak. "Sizin asla cesaret edemeyeceğiniz şeyi yaptım; kendi kaderimi, sizin ellerinizden aldım."

Arkamı döndüm, onların o şaşkın ve öfkeli bakışları altında eve doğru yürüdüm. İçimde büyük bir fırtına kopuyordu ama dışarıya karşı en güçlü, en yıkılmaz halimle odaya kapandım. Kapıyı kilitlediğim an, sırtımı kapıya yasladım ve derin bir nefes aldım.

Gerçekten... ya Kenan bu blöfü görürse?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.