Sessizliğin göbeğine sıkıca sarılan salon, içinde barındırdığı üç kişiyle birlikte bir müddet daha korudu tutumunu. Açelya, hızlanan göğüs kafesine götürdü elini. Saniyeler içinde o kadar çok şey düşünmeye başlamıştı ki, bu haline kendisi bile şaştırdı. "Ona ne olacak şimdi? Ya o melek, Erelim'e zarar verirse?" diye sordu, bedenini yanına kadar taşıyan meleğe bakıp.
"Veremeyecek," dedi Uriel. Yüzünde öyle bir ifade oluşmuştu ki, kaşlarını çatmadan edemedi kız. Yine, bir şeylerden habersiz olduğunu anladığı sırada, kısık kahkaha atmaya başlayan Melez, gittikçe yükselttiği ses tonuyla dolgun bir şekilde haykırdı gülüşünü. Melek, havaya kaldırdığı eliyle küçük bir daire çizince, şekli oluşturduğu yerden yayılarak tozlaşan bulutlar, koca evin her duvarına değene kadar ilerlediler. "Burası bir göl oldu," diye devam eden melek, planladıkları şeyleri söyleme vakti geldiğini düşündü. "Balığı da buraya çağırdık. Karnını doyurdu ve gitti." Gittikçe aralanan dudakları, inci gibi dişlerini zerafetle resmetti çehresinde. "Ve olta, biziz."
"Yani, Erelim kendisini yem olarak kullandı," diye konuştu hemen Açelya. "Akatriel'in hiçbir şeyi düşünmeden, anında yakalamak isteyeceği bir yem oldu, değil mi?"
"Aynen öyle." Koltuğa oturup, geriye yaslandığı sırada güldü Umut. Gözleri öylesine parlıyordu ki, kendilerine ait sesleri olsa, her köşeyi kendi kahkahalarıyla dolduracaklardı. Kendilerine dönen avantaj, onu ve bedeninde dönüp, duran özünü manevi enerjiyle besliyordu.
"Bir insanı öldürmedi..." Aynı şekilde gülümseyen Açelya, kalbinin hemen üzerinde kıpırtıyla canlanan heyecanını, damarları içinden dağılarak bedenindeki her hücreye gittiğini hissetti. Nasıl şüphelenmişti ki, gerçekten bir fâniyi öldürdüğünden? Kendi alnına, avuç içiyle minik bir tokat geçirdiğinde, "Çok zekice!" diye söylendi. Koltuğa oturduğu sırada, salonun tüm karizmasını kendisinde toplayan tabloya çevirdi bakışını. "Bir kez daha, doğruyu bulmak için, Yin Yang olundu. Bu sembolün, hayatı bu kadar etkileyebileceğini düşünmemiştim. Sizinle birlikte tam değerini ve anlamını hissettim."
"Evet," dedi Aras. "İlk görüşte saçmalığına değindiğim için, kendime kızmıyor değilim." Diline sürdüğü sözler sırasında üzerinde hissettiği bakışlara döndü hemen. Bu tabloya karşı beslediği şeylerin gözlerle görülmesini, nedensizce istemiyordu. "Akatriel'i bir şekilde bitireceğiz, o tamam. Peki, şifre ne konumda?"
Melek, Ebyaz'ın sözlerinden hemen sonra, avuçlarına getirdi bulmacayı. "Perdeyi kaldırıyorum, dikkatli şekilde konuşalım," dedi ilk önce. Gelen onaylardan sonra kubbe şeklinde kapanan bir toz bulutu, meleğin parmak uçlarına kondu naifçe. "Bulmacada, cevaplar olduğuna eminim," diye konuştu. "Bunu, özgün şekilde yazmadı, İbranice. Ama gizleyerek yazdı."
Açelya, öne eğilip, dizlerine yasladı dirseklerini. "Evet, bunu anladım fakat bu bulmacada anlatmak istediğini, sadece böyle anlayamayız. O dört sembolü de bir araya getirmek zorundayız."
"Bu konuda endişelerim var." Aras, birleştirdiği parmaklarını dudaklarına bastırırken mırıldanırcasına konuştu. Kısık gözleri bir şeyleri düşünürken onun endişelendiğini ilk kez duyan Açelya, aynı endişenin hırçın rüzgarına maruz kaldı. "Bilirsiniz, hiçbir şey bu kadar kolay olmamalı. Tamam, kendi aramızda oldukça zor dönemler geçirdik ama dediğim gibi, bu kendi aramızdaydı," diyerek kalktı ayağa. İnip, kalkan göğsü her zamanki hareketi aksine oldukça yavaştı. "Savaşın soğuk olduğunu da biliyorum. Silahlardan ziyade, beyinlerin savaştığı bir olay. Buna rağmen oldukça kayıplar verildi. Oğuzhan, Blaef... Naime. Ama biz, bu düşmanları bizzat göremedik."
"Kendilerine öz bir plan yaptıklarını mı söylemek istiyorsun?" diye sordu kız.
İstediği cevabı duyan Ebyaz, derin nefesi ciğerlerine toplarken heyecanla parlattı irislerini. "Aynen öyle! Ve, ya bu planları da bizim adımımızı ele almaksa?"
"Mantıklı," dedi Uriel. "Sinan'ı harekete koydular zaten. Belki de şifreyi çözüp, sembolleri bir araya getirmemizi bekliyorlardır? Bir nevi hazıra konmak gibi."
"Bu durumda biz, şifreyi bulmak yerine şifreyi kaybedeceğiz?" Bu kez gülümseyen Açelya olduğunda, her ikisi de ona döndü. Sözlerinde yatan plan, ilgiyi yüksek boyuta taşıdığında, devamını dileyen gözlere gülümsedi. "Harabe'de size söyleyeceğim plan da buydu, onlara istediklerini vereceğiz ama bu, doğru olan olmayacak."
Aras, kırmızının karıştığı bal rengi gözlerini iştahla parlattı yeniden. Tam da istediği doğrultuda; oyun kurmayla ilerleyen planlar, onu daha da heyecanlandırıyordu. "Fakat onlar, doğru sanacak." Yumruk yaptığı elini küçük bir hareketle salladığında, sevincinin görselini çizdi.
Melek, aralarındaki birbirlerini tamamlayan konuşmalarını dikkatle dinledikten hemen sonra, "Tabii, onlara yanlışı verebilmek için, doğrusunu bilmemiz lazım," diye katılımını bir kez daha gösterdi. Elindeki kağıt parçalarında gezdirdiği gözleri bir kez daha derinleştiğinde, ona en çok yakışan ifadelerden birisi, uçarak yerleşti yüz tuvaline. Dikkatli bakışlarına indi bir gölgelik, çene kemiğinin kasıldığı her açıdan görülebiliyordu. Melek, şu an için diline sürmeyeceği düşüncelerini, beynine iyice not ettiğinde, Melez'e baktı. "Birkaç izi sürmemiz gerekiyor."
"Sen nereden başlamamı söylersen..." Tek kaşını eğip, memnun bir ifadeye büründü, iki yana açtığı kollarını yavaşça birleştirdi.
"Birlikte," diye söze girdi melek, yeniden. "Önce bu evden başlayacağız."
"Naime olsa bunu istemezdi," dedi Aras. Devirdiği gözlerini herhangi bir köşede bıraktığı sırada, yanına yaklaşan meleği rahatlıkla duyabiliyordu.
"Ben istiyorum." Tam karşısında geldiğinde, dimdik bir konumda durdu. "Artık, siyahların arasında köşe kapmaca oynayan bir beyazın yok. Tamamen beyazsın. Sekhmet Şeytanı da değilsin. Ebyaz'sın, Aras. Geçmişin psikolojisinden ne kadar erken kurtulursan bu, seni o kadar güçlendirir."
"Unutmak, gücü zayıflatır."
"Unut demedim," diyerek cevap verdi aniden. "Hiçbir şey, hiçbir zaman unutulmaz Ebyaz; sadece, üzerine bir çarşaf serilir." Dilinden dökülenler yine bir ders verirken en mükemmel örnek bir kere daha Uriel'in kendisi olmuştu. Bunu bilerek yapmıyordu elbette; konuşuyordu, ders alması gerekenler de dinliyordu. İkisinin de durgunlaşmasını istemeyerek, sessiz salonda yankı yapan ayak sesleriyle beraber koridora doğru ilerleyen melek, diğerlerinin de gelmesini söylediği sırada gözden kaybolunca birbirlerine baktı, Aras ve Açelya.
"Unutmayacak hiçbir zaman," diye konuşan kız, gözlerini Ebyaz'a yöneltti.
"Biz, onun bu yaklaşımını bile hak etmiyoruz, Kızıl Güzeli. Unutmasını beklemek, aptallık olur." Sözlerden hemen sonra harekete geçti.
Meleğim gittiği adımları takip ettiğinde uzun koridora çıkınca yıllarca hasret kaldığı beton duvarlara dikti gözlerini. Her bir zerresinde ayrı bir anı vardı. Ve bu duvarlar, her karesine kadar onların sesleriyle doluydu. Koridorda ilerlemeye devam edip, sola döndüğünde yerde çömelmiş Uriel'i görünce yavaşlattı adımlarını. Umut, yavaş hareketlerle ayağa kalktığında sağ kolunu kaldırıp, iyice açtı parmaklarını. Minik bir rüzgar sessizce eserken arkalarında duran fâni kız, dikkatle izlemeye koyuldu olan biteni.
"Koruma hâlâ sağlam," dedi Uriel. Elini indirip, önünü dönünce Melez'i çağırdı gözleri. Onu bir an bile bekletmeyen Aras, yanına hemen gittiğinde, önündeki boşluğa döndü melek. "İlerle," diye konuştu.
"Kalkan?"
"İlerle Aras."
Sustu. Hafif aralık dudaklarını mıhlarken kalkandan geçtiği takdirde acı dolu bir ateşte kavrulmaya aday bedenini taşıyan ayakları, bir an bile tereddüt etmeden ilerledi. Kalkanın tam olarak nerede olduğunu bilmiyordu, fakat korkmuyordu da. Bal rengi gözleri pür dikkat, tam karşısındaki duvara dikilmişti. Yürüdü. Meleğine güveniyordu. Gittikçe yaklaştığı koridor sonundaki tek odaya gelene kadar yürüdü. Öylesine sessizdi ki her şey, akan kanı bile susmuştu. Bağrı yanan teni, kendisinden daha sıcak olan kalkanı aradığı sırada meleğim sakin tınısı, vurdu her bir duvara.
"Geçtin," dedi Uriel. "Kalkanı çoktan geçtin, Ebyaz." Çehresine yerleşen tebessüm gittikçe arttığında Açelya'ya döndü; gözlerindeki sevinci, Emanet Kızı ile de paylaşmak istedi. Bir siyahın tamamen beyaz oluşunu kabul eden maneviyatın imzasına, şahit oldu yaşlı duvarlar.
"Kalkan onu yakmadı," dedi kız. Şaşkındı ama bedeninin hissettiği en güzel duygu, mutluluktu. Onun Ebyaz olduğu, şimdi manevi olarak da biliniyordu artık. Karanlık yanına rağmen ona hükmeden beyaz krallığı tüm cihana duyurmuştu. Kalbinin titrediğini hissetti. Zaten bilse de beyaz olduğunu, bu durum çok daha farklıydı.
Aras, yüzünü diğerlerine dönemden önce istemsizce açılan dudaklarını, bir kez daha kapadı. Titreyen gözlerinden bağımsızca akan birkaç damlayı törenle karşıladı zemin. Bu iki damla, dünya yüzeyinde en değerli şeylerdendi. Beyazlığına atılan altın bir imzaydı. Derin bir nefes aldığı sırada çehresini sıkıp, gözlerini sildi hemen. "Biliyordun, değil mi?" diye sordu. Dudakları, tebessüme aç bir şekilde beklerken meleği dinledi kulakları.
"Senin bilmediğin daha birçok şeyi biliyorum, Ebyaz." Aras'ın aksine rahatlıkla gülümsedi Umut. Gerçekten mutluydu. Yıllar önce yapmak istediği bu şeyi, nihayetinde yapabilmişti. Melez, şimdi gerçek anlamıyla bir beyazdı... Bu yaşanan olayın, ondaki etkisinin farkındaydı, fakat şu an bekleme zamanı değildi; Erelim'le kurdukları planın tıkırında gitmesi, karnı doysa bile fazlasını isteyecek balığın, oltaya yeniden gelmesi için, hareketlenmeliydiler. Yanına iyice yaklaştığında sırtına yerleştirdi elini. "Şimdi gitmeliyiz."
"Nereye?" diye sordu kız. "Daha yeni geldik melek, biraz önce Erelim'i alıp, gittiler. Hep birlikte bir plan yapmamız gerekmiyor mu?"
"Evdeki parçayı ancak sen bulabilirsin, Açelya. Onun haricinde de ye, iç ve uyu. Gün bitmeden önce burada olacağız."
Sessizce kabul etti genç kız; sözlerin üstüne bir söz daha ekleyip, meleğine karşı gelmek istemedi. Aras'a söylenen bilinmeyen şeylerden haberdar oluşu, onun için de geçerli olduğunu biliyordu. Belliydi ki, bir planı vardı ve herhangi bir şeye karşı onu koruyordu melek. Yanlarından usulca geçen bedenler, koridoru dönmeden önce ortadan kaybolduğunda, derin bir nefesle boş kalan duvarlara bakmaya devam etti. "Sen ve hatıralarınla baş başa kaldık, büyükanne..."
Melez, meleğin rotasında vardıkları geniş araziye attığı adımını, olduğundan daha sıkı bastırdı. Ayakkabısına değen topraklar, tenini süpürmüşçesine yükselirken rüzgardan gelen fısıltıya açtı kulaklarını. Neden geldiklerini az çok tahmin ediyordu ama plan başlangıcından haberdar olunacağı söylenmişti ona. Bu sebeple de kafasının içinden çıkmak bilmeyen soru işaretleri, çığlıklar içinde koşuşturan tüm çocukların disiplini olmuştu. Uyarıyı beyninde defalarca tekrar ederken Uriel'den gelecek herhangi bir söze kabarttığı kulaklarını, önden adımladığı sırada sessizliğini inatla koruyan melek boşa çıkarıyordu. Sabırla ilerledi. Geniş arazı gittikçe yalınlaştı. Ağaçlar tükendi ve kuşlar gökyüzünü terk etti. Semada asılı bulutlar siyah mürekkebe kurban olup, kararmaya başladığı sırada başını kaldırdı Ebyaz.
"Melek?" Daha fazla sessiz kalmak istemeyerek durdu, sesini duyurdu. "Bir şey söylemedin. Nereye kadar gideceğiz böyle?"
"Komut bekliyorum, Melez." Adımlarını susturmadan devam etti. Gökyüzünde dolaştırdığı bakışları yere eğilirken tenini okşayarak geçen rüzgar, kulağına fısıltılar bırakırcasına esti. Sabrının son demlerini inatla koruduğunu hissediyordu, fakat ona şimdilik bir şey söyleyemezdi. "Açık arazideyiz," demekle yetindi sadece.
Kıstığı gözlerini serbest bırakan Aras, benliğinde kurduğu mahkemeyi tek bir kararla sonlandırdı. Yana kıvrılan dudağı, ona en çok yakışan alaycı ifadedini takındığında kahkahasını hemen ardından yolladı. "Akatriel! Aptal melek!"
Aniden durdu Uriel. Bakışlarını Ebyaz'a devirmeden önce iyice bakındı çevresine. Tüm bedenini gelecek komuta odaklamışken Aras'ın sinirle söylediği sözler, bazı şeyleri daha erken başlatabilirdi. "Ebyaz!" Bağırarak döndü.
Aras, yüz tuvaline genişçe yerleşen gülüşünü dindirmeden baktı ona. "Bana öyle bakma. Melek olan ben değilim, şeytan ola da ben değilim. Kimsenin komutunda da değilim."
"Hayır." Melez'e yönelip, adımlamaya koyulduğunda, "Sen hem meleksin, hem de şeytansın. Sen Melez'sin. Beyaz'ı bulan bir Melez'sin," diyerek baskıyla düzeltti onu. "Böyle yapmaya devam ettiğin sürece, nefes almayan beyaz olacaksın." Gözleri öylesin gergin bakıyordu ki, dudaklarından dökülen her bir heceden daha çok baskı hissettiriyorlardı!
Aras, dikkatlice izledi her hareketini. Ondan, ilk kez böyle bir tavır alıyordu ve normal olmadığını da biliyordu. Uriel titrettiği nurlarını bal renklerden ayırdığında, kafasını biraz bile çevirmeden başka noktaya baktı. Tam da bu anda derin bir nefes alan Ebyaz, yavaşça salladı kafasını. Bir kez daha hayran kalmıştı ona ve bu, her geçen saniye artıyordu. Melek, ona yalnız olmadıklarını anlatıyordu.
Yani, plan başlamıştı.
"Tamam," dedi uygulanan role sadık kalarak. Daha sonraki konuşmalarında, Akatriel'i körkütük bir şekilde yanlarına alabilmeleri için, dostane bir ilişkiden ziyade, önceden olduğu gibi zıt kutupları oynamalıydılar. Böylece; bir meleğe zarar vereceğini düşünen Ceza Meleği, hiç düşünemden hareket edip, beyaz olan Aras üstünde hüküm kurmak isteyerek gelebilecekti. Yine aynı şekilde, bir beyaza zarar verebilme süsünü de Uriel oynayacaktı.
Ebyaz, omzunu savururcasına geçtiği sırada gelen minik darbeyle sendeleyen Umut, "Yine burnunun dikine gidiyorsun!" diyerek bağırdı. Biraz önceki minik sürtüşmeyi başlangıç çizgisindeki olarak kabul edip, ona söylenen tek anı bekleyecekti.
Durdu Aras. Geniş omuzları yavaşça inip, kalkarken yavaşça döndü yüzünü. "Senin izinden gitmemi mi ister-" Sözlerini zamansızca kesen bir sızı, oldukça uzun bir zaman sonra kaburgalarına yeniden saplandığında, dudaklarını birbirine mıhlayıp, sıktı kendini. Kıpkırmızı olan boynunda kabaran damarları, çektiği acının diğerlerine oranla çok daha büyük olduğu kanıtına delildi. Hissizleşen ayakları, bedenini diz üstü yere çömelttiğinde, omzuna yerleştirdi elini. Acıyla kızaran gözleri Uriel'i bulduğunda, endişeyle karşılaştı. Birbirlerini kıracak gibi gerilen dişlerini aralayabildiğinde, büyük bir nefesi bahşetti bedenine.
"Aras." Yanına yaklaşan melek, omzunu tutan koluna dokunup, destek sağladığı sırada, bedenler arasında sessiz bir iletişime geçirdi ikisini. Dudaklar sustu, enerjileri bağırdı. "Saldır bana."
Melez, dokunuştan yayılan tedavinin ardından hür hissettiği bedenini kaldırınca, bir müddet karşısındaki gözlere baktı. Sıktığı yumruğuna, belirli bir güç yüklediğinde, meleğin çehresine indirdi yumruğunu.
———-
"Savaşacaksınız." Erelim, elindeki sopayı uzak bir köşeye attıktan sonra dostu ve Melez'ine baktı. "Akatriel, bir şekilde sizin yeniden düşman olduğunuzu sanmalı; bu şekilde aranızda en çok kin güttüğü kişiyi yakalamak için, daha önce de yaptığı gibi hiçbir şeyi inceleme zahmetine girmeden yanınıza gelecektir."
"Ya gelmezse?" diye sordu Ebyaz. Önünde bağladığı kollarını çözdüğünde, ekşitti yüzünü. "Uriel'e zarar verecek en ufak bir şeyi, bir daha asla yapmam, ben."
"Sen yapmazsan," diye başladı sözlerine Cesaret Meleği. Adımları, karşısına dikilene kadar ilerledikten sonra durup omuz silkti. "Akatriel yapar. Ölümden dönüp, kanatlarınla cezalandırılmıştın. Ve o siyah melek, bunu gün yüzüne çıkarıp, aynı cezada Uriel'i ve kanatlarını parçalar."
Yüzünü karıştıran Aras, kimseye aldırmadan sert bir küfür savunduğunda devridi gözlerini. Uriel, sessizliğini bozmadan hemen önce onun bu haline gülümsedi. "Plan basit. Peki, senin komutunu nasıl anlayacağız?"
"Onu, sana sonra söyleyeceğim Uriel." Sesindeki değişimi saniyeler içinde topladıktan sonra gecenin göbeğine dikilmiş yıldızlara çevirdi gözlerini. "Sürekli olarak sizi izliyor, plan hakkındaki konuşmalarınızı çembere almazsanız eğer, boş yere kendimi feda etmiş olacağım."
"Tedirginim," dedi Ebyaz.
"Hepimiz tedirginiz. Bu yüzden ince ince ilerleyeceğiz. Rollerinizi çok iyi oynamalısınız."
Melek, düşüncelerini sıraya dizdiği kafasını usulca salladı. "Gözcüler ne olacak? Her daim Akatriel'in yanındalar? Bize kendimizden başka sıkı bir delil lazım Erelim."
Göğsünü kabartıp, güldü melek. Çehresine yerleşen bir tebessüm, olduğundan daha güçlü kıldı onu. Ya da kendisi kadar güçlü olan zihninden dökülen düşünceler, fırça darbeleriyle konmuştu dudaklarına. "Gözcülerin hepsi o meleğe çalışmıyor. Akatriel'in tek başına geleceğine, o kadar eminim ki... Kinini kusmadan, sizden birini cezalandırmaya kalkamayacak, bunun için de Gözcüler'i katta bırakacak."
"Ama, sen bazılarını çoktan göndermiş olacaksın."
Yarım kalan planı tamamlamadan önce, emanetçisi gibi göğsünü şişiren Ebyaz, "Ve," diyerek başladı sözlerine. "Kini bize kusan Akatriel'den dökülen her bir hece, Gözcüler'in defterine yazılacak."
"Aynen öyle..."
Gittikçe heyecanlandığında, "O zaman, hadi," diyerek ileriye atılan Uriel, ortaya koydu elini. Diğerlerinin de aynı şekilde yapmasını beklediğini vücut diliyle ifade ettiğinde, hemen harekete geçti Aras. Fânilerden öğrendiği bu minik, takım hareketi için, şu an tam zamanıydı. İkisini merhametle iyice izleyen Erelim, huzurla dolan ciğerlerini sonsuza kadar bağrında saklamak isterken harekete geçip, Melez'inin eli üzerine koydu elini. "Plan başlasın."
———-
Melek, dudağından yayılan kanı baş parmağıyla sildikten hemen sonra, ikinci hamlesini bilerek kaçıran Melez'in kolunu kavrayıp, karın boşluğuna yumruğunu geçirdi. Aras, gele darbeyle yüzünde oluşan acı dolu ifadeyi kahkahayla bozduğunda, "Gücün buna mı yetiyor?" diyerek alay etti adeta. Kıvrak hareketlerini sahneye davet ettiğinde, kollar arasından kurtardığı bedenini hızla çevirip, önüne aldığı meleğin boynuna doladı kolunu.
Uriel, parmaklarını boğazına baskı yapan bölmeyi ayırmak için kullandığı sırada güldü. "Eşit olalım diye tüm gücümü kullanmıyorum, Ebyaz." Dirseğini düzgün açıda geri savursa da gelen iniltiye rağmen onu bırakmayan bedenin, hemen arkasında oluşunu fırsat bilerek, kafasını hızla geriye savurdu bu kez.
Aras, beklemediği şekilde gelen darbeyle geriye savrulduğu sırada burnunu tuttu. Parmağına bulaşan koyu kanı bulan gözleri, iştahla parlarken genişçe sırıttı. Çılgın bir şekilde zevk alıyordu şu anda. "Fâni formda kalmak, onlar gibi dövüşmeyi öğretmiş sana."
"İstediğin her şekilde dövebilirim seni, Aras." Karşılık olarak yeniden bir gülüş sergilendiğinde, havaya kaldırdığı elini sıktı. Parmakları arasından yayılan enerji Aras'ı hedef aldığında, görünmez bir darbe alarak daha da geriye savurduğu bedeni yere yatırdı. Yerden destek aldığı sırada yavaş adımlarla yanına ilerleyen melek, minicik bir hareket ile yarım yamalak kalkan bedeni, bir kez daha toprakla buluşturdu. Hızlı nefesleriyle birlikte yerde uzanan Melez'in yanına vardığında omzundan tutup, sırt üstü çevirdi.
Gökyüzüne çevrilen gözlerini kıstı Aras. Açısına yerleşen melek, basit sayılacak hamleye olabildiğince yavaş koyulduğunda, onun için bariz bir şekilde açı bıraktığını gösterince, hışımla hareketlendi. Yakaladığı bileği kullanamayacağı bir yöne kıvırdığı sırada tekmesine rast gelebilecek açıya yerleşen bedeni, kolay bir şekilde devirdi yere. Etine batan toprak molozlarından kurtulup, ayakladığında bir an bile beklemeden meleğin üzerine çıktı. Daha fazla devam etmek istemiyordu. Bunun yanında herhangi bir şey söylemeye de çekiniyordu. En ufak bir hata, mükemmel ilerleyen planlarını saniyeler içinde yok edebilirdi.
"Şuna bakın, kimleri nerede ve nasıl görüyorum?" Yumruğu havada asılı bırakan ses, ilk kez sevindirmişti Aras'ı. Akatriel uzun, beyaz kıyafetleri içinde yanlarına adımladığı sırada, sinir bozucu gülüşüyle bakıyordu onlara. Tam da Erelim'in söylediği gibi, yalnızdı. "Meleğimi rahat bırak, iblis."
Ebyaz, kenara çekildiği sırada ayağa kalkan Uriel, sinirle soluyarak baktı ona. "Ben, senin meleğin değilim!"
"Ah, benim sakin meleğim!" Adeta alay eder gibi sessiz tınıda başladığı sözlerinin hemen ardından avuçlarını birbirine kapattı. "Sinirli olmak sana yakışmıyor... Elbette ki; sen, benim meleğimsin."
"Ben, senin gibi birinin meleği değilim," dedi Uriel yeniden. "Fânilerin ölümüne zemin hazırlayan, meleklerinin öldürülmesine sesini çıkarmayan, karanlık güçlerden birine zarar geldiği an konseyin en güçlü meleğini cezalandıran birinin meleği asla olmam!"
"Hah... Demek Erelim mevzusu." Dudak büzüp, kaşlarını kaldırdı. Etrafta gezdirdiği bakışları, Ebyaz'ın üzerine toplanmadan önce meleğe baktığında, "Aslında haklısın. Ama biliyor musun, konsey bunu kabul etti. Çok rahatım! O melek, yoluma çok engel oluyordu." Eğlendiği her halinden belli olan bedeni çelimsizce ilerletmeye koyulduğu sırada, birbirlerine baktı Uriel ve Aras. İlk adımı en başarılı şekilde atmışlar, onları çevreleyen gözcülere ilk delili sunmuşlardı. Şimdi daha fazlasına ihtiyaçları vardı.
"Buraya neden geldin?" diye sordu Ebyaz. Ayağa kalktıktan hemen sonra Uriel'in uzağında bir yere adımladı. Planın hâlâ daha bozulma riski vardı ve her ikisi de bunu göze alamazdı.
"Hıı, ben mi?" Taviz vermediği alayı, ses tonunu olabildiğinde tiksinç yaptı. "Yarım kalan işlerime, son noktayı koymaya geldim." Kollarından sarkan uzun parçalara ellerini gizleyip, saçma hareketleri sergilediği saniye bir anda durdu. "Şu anda biz bizeyiz. Tüm meleklere bambaşka görevler yükledim. Ve her ihtimale karşı kalkanı serdim. Son dilek hakkınız olarak, size hedeflerimi zevkle anlatabilirim..." Gözlerini kapattığı sırada bedenini süpüren bir rüzgar, uzun ve beyaz kıyafetler yerine fânileri anımsatan kıyafetleri taşıdı bedenine. Göğsünü şişiren havayı içine çektiği an, form değiştirdiğini belli edercesine kabarttı bağrını. "Yüksek Konsey'in Baş Meleği Akatriel... Perde yıkıldığında Yüksek Cihan'ın Baş Meleği olacak. Yoluma engel olan Ebyaz, her şeye rağmen mucizevi şekilde yaşamına tutunan Uriel ve beni yok edebilecek tek kişi Erelim ki, bu saydığım kişiler siz oluyorsunuz, artık hayatta olmayacaksınız. Zavallı Açelya da sizin kahrınızla delirir, büyükannesi gibi başarısızlığa uğrar."
"Sen, gerçek anlamda tam bir pisliksin..."
"Bilemedim Aras. Şu anda, beni övmüşsün gibi hissettim!" Çirkin bir kahkahası bulutlara kadar uzanırken kendi bedenini süzdü. "Şu aciz fâni formu, nasıl olurda böylesine cezbedici güzellikte olur ki?"
Kaldırdığı ellerine dikkatle baktığı sırada durumu fırsat bilen Melez, meleğe döndü hemen. Aralarındaki boşluğu kapattığı sırada çehresindeki tebessümü bastırmak için, kendisiyle verdiği savaşı başarıyla kazanınca Akatriel'e döndü yeniden. "Peki sonra? Herkes senin emrinde olacak mı sanıyorsun? Ya karşı gelenler olursa?" Uriel'in önüne geçtiği sırada, herhangi bir olumsuzluk karşısında onu korumak istercesine gerdi omuzlarını.
"Hah... Kim bana karşı gelmeye cüret edebilir ki? Ben cezalandıranım. İstediğim an, istediğim kişiye her şeyi yapabilirim!"
"Konsey olmadan bir hiçsin!" Aynı tonda bağırdı Aras.
Uriel, önündeki bedenin hemen yanından geçince, istediği son kozu oynamak için, girdi söze. "Bugün, bizi burada öldürecek dahi olsan, konseyin elinden kurtulamazsın Akatriel. Bunu hiç düşündün mü?"
Aniden yüzü düşen melek, hızlı nefesler yolladı bedenine. "Önüme çıkan herkesi yok edeceğim. Sizden sonra Erelim'in ölümü için konseyi toplayacağım, Uriel. Çok sevgili dostun, hemen arkandan gelmiş olacak. Özlem çekmezsin."
Aras, daha fazla tutamadığı eğlencesini, iki dudağı arasından yüksek bir kahkahayla bıraktığında, tüm dikkatini anında üzerine çekti. Öylesine dolgun kahkaha arıyordu ki, Uriel bile daha fazla dayanamamış, aynı kahkahayı gün yüzüne güneş gibi çıkarmıştı!Meleğinin yanına yaklaşan Ebyaz, gözlerini bir an bile ayırmadığı Akatriel'e bu kez, acıyarak bakmaya başladı. "Sen tam bir zavallısın ihtiyar. Bunaklaşmış beynin, kendi çapınca güzel planlar kursa da zerre kadar işe yaramaz."
Kurduğu planlarla kendini şahlandırmasına rağmen ona alay dolu kahkahalar atan bu iki kişiye iyice dolup, taşan Ceza Meleği, iki beden arasında dolaştırdığı gözlerinin son bakışını, Aras'da bırakırken, "Şimdi görürüz!" diye kükredi. Havaya kaldırdığı elini ona doğru hızla eğdiğinde, iniltiyle yere düşen Aras, kollarını bedenine doladı. "Nasılmış? Saçma olan neymiş?"
Aras, sıktığı dişleri arasından birkaç inilti daha bıraktığı sıradan yarıda kesilen kahkahasına yeniden devam etmeye başlayınca, büyük bir şok içinde durdu siyah melek. Serbest bıraktığı elini havaya kaldırıp, ona doğru yeniden uzattığında, alay ettiğini barizce belli edercesine inilti bırakıp, yeniden kahkaha attı Melez. "Oyun bitti intiyar!" Parlayan irislerini doğruca onun gözlerine dikerken çattığı kaşlarıyla ayağa kaldırdı bedenini. "Kaybettin. Ve biz, kazandık!" Delici bakışları, Akatriel'in omzu üzerinden geçip, arkasında bir yere kaydığında gururla harmanlanmış hayranlık dolu bir ifadeye büründü. "Şimdi cesaret zamanı..." Son sözleri dökülen dudakları, heybetine hayran kaldığı bedene doğru gülümsedi.
Erelim, arkasına topladığı Yüksek Konsey'le birlikte toprak zemine ayak basmadan hemen önce duyduğu sözlerin etkisiyle Melez'i gibi gülümsedi. Sola kıvrılan dudaklarını düzelttikten hemen sonra, başına geçirdiği pelerini indirdi. Ne olup, bittiğini bir türlü anlayamayan Akatriel, dehşet dolu bakışlarını çevresindeki herkese dağıtırken en son olarak Cesaret Meleği'ne döndü. Onları bir çember içine alan Gözcüler, Erelim'in gelişiyle birlikte kendilerini gün yüzüne çıkardıklarında dehşeti daha da büyüyen Akatriel, diline sürmek istediği tüm sözleri yutarcasına kımıldatıyordu dudaklarını. Ona doğru hızla yaklaşan melek, yüzündeki ifadeyi doğruca üzerine yolladı. Uriel, kaşlarını havaya kaldırdı; dostunun ilk kez bu denli sinirli olduğuna şahit olurken Akatriel'e büyük bir ölçüde acıdı.
Siyah gözlerini bir an bile kırpmayan Cesaret Meleği, Baş Melek'in yanına vardığında, inkar etmek adına söylenmeye başladığı sözlerini es geçip, hızlı bir hareketle ters tarafa çekti onu. Konseyin diğer melekleriyle arasında kalan bedenin göğsünün tam ortasında vurduğu sert bir darbeyle metrelerce kez öteye savrulan Akatriel, Uzun pelerinli Gözcüler'in hemen ayak dibine düştü. "Saniyeler içinde onu götürmezseniz, Konsey'e sunmadan önce, onu kendi ellerimle öldüreceğim!" Hiddetle yükselen sesiyle hızla harekete geçen görevliler, sıkıca sardıkları meleği, tüm ısrarlı sözlerine rağmen bırakmadan tuttuktan saniyeler sonra aniden yok oldular. Erelim, geniş omuzlarını dikleştirdiği sırada, Yüksek Konsey'in tüm meleklerinde teker teker gezdirdi bakışlarını. "Artık, Yüksek Konsey'in Baş Meleği benim!" Cihanı titreten hiddetli sesi tüm heybetiyle yükseldiğinde herhangi bir hareketliliğin isyan kökünü kaçırmamak için, son kez gezdirdi gözlerini. "İtirazı olan var mı?"
Konsey, üzerlerindeki kıyafette yaptıkları minik bir oyunla birlikte bir adım geriye çekildiğinde, geride kalan Gözcüler dahil tüm meleklerin söylenen sözlere itirazı olmadığı açıkça ortaya serildi. Ciddiyetini, tuvaldeki her açıya bulayan melek, çenesini yukarıya doğru hafifçe kaldırdı.
Tüm cihanın ön iliklediği melek, bir kez daha imza atmıştı isminin hemen altına. İlk kez, kendi kendinin Baş Melek'liğini ilan eden kişi, Erelim'in ta kendisiydi. Ve zaten bunu, ondan başkası yapamazdı. Cihan'ın Efendisi olarak nam salan melek, şimdi de tüm sorunlara yol açan tehlikeli birini zekice indirerek, Cihan'ın Baş Meleği olmuştu.
