İçeriğe geç

EBYAZ

Bölüm 22 · 20 dk okuma

EBYAZ

Bölüm 22

Yeryüzüne Yasaklı

"İşte benim dilim..." derken adeta tısladı Ebyaz. Gözlerindeki renk öylesine kavruktu ki, biraz önce söylenilen açlığı, usta bir ressam gibi mükemmel şekilde resmetti gözlerine. Hâlâ açtı. Yüreği hâlâ yanıyordu ve Oğuzhan'ın intikamı hâlâ daha azgın bir alevdi yüreğinde. Değer verdiği bir kişiyi almışlardı ellerinden ve bunun cezası olarak onlara karşı kaldırılan tüm bilekleri koparmaya and içmişti adeta. Damarlarında akan o azgın duyguyu engelleyen iki kişi vardı; Uriel ve Erelim. Artık beyazdı ama sözünü dinleyeceği sadece bu iki kişiydi. Herhangi birisinden gelecek en ufak komutla bir canavara dönmeye hazırdı.

"Eğer işe yaramasını istiyorsak, ince bir sabır çizgisini kullanmalıyız Aras," diye konuştu Uriel. "En ufak bir hata bile felaketlere yol açar, dikkatli olmak zorundayız."

Heyecanına rağmen konuşmayı tedirginlikle dinleyen Açelya, "Peki şu anda ne yapacağız?" diye sordu. "Sinan yanımıza bu kadar yaklaştıysa, adım atmamız zor olmaz mı? Şifreye devam etmeliyiz ama aynı zamanda da gizlemeliyiz."

"Naime'nin evi," dedi melek. "Zaten senin değil mi? Bir süre teyzenden uzak kalacak olman, Sinan'ın gözü önünde de bulunmayacağın anlamına gelir."

Gülümsedi kız. Önceden ziyaret ettiği evi zihninde canlandırdığı sırada Uriel ve Ebyaz'da gezdirdiği gözleri, arka merceğinde Yin Yang tablosunu canlandırdı. Hayat gerçekten bir Yin Yang'tı. Azgın bir şeytana inanmanın kahrı ve yasında boğulduğu meleğiyle ayrıldığı eve, beyaza bürünen Ebyaz ve hayatına geri dönmüş Uriel'le yeniden girecekti. "Peki, Özge ne olacak?"

"Esme, Koruma Meleği. Özge için en iyisi olacaktır."

"Ya bizim gitmemiz? Yalnız kalacak..."

"Gitmeyeceğiz," diyerek cevapladı Aras. İki yana açtığı ellerini toplayıp, omuz silkti. "Geçiş yapacağız."

"Dolunay?"

"Perde." Bir kez daha havaya kaldırdığı ellerini, kızın yüzünün karşısında geçirirken etrafa mavimsi bir bulut yaydı. "Perdeden geçeceğiz," diye devam ettiği sözlerini, kızın hemen arkasında dillendirdi.

Melek, Melez'in bu minik oyununu yandan bir tebessümle izledikten sonra salonun ortasına ilerledi. "Herhangi bir hazırlığa gerek yok. Evde her şey tam da şu anda hazır, gidelim ve bizi tüm dünyadan gizleyen mabedde sırrı çözelim." Geniş omuzlarını hareketlendiren nefesi durdurduğunda, "Ama önce dinlen," dedi. "Güzel bir uyku uyumuyor ya da sağlıklı şekilde beslenmiyorsun Açelya, farkındayım." Sözlerinin bitmesiyle bir anda ciddileşen Aras da döndü ona. İzlenim sürebilecek kadar yanında kalmıştı ama meleğin fark ettiği bu durumu hiç düşünmemişti.

"Ben gayet iyiyim Uriel. Her şey yerli yerinde." Kaçamak gözleri altından inandırıcı olmadığını bile bile söylendi. "Eve gidelim. Sizinle birlikte etrafı kurcalayalım, benden daha iyi biliyorsunuz evi."

"Ben, senden daha az biliyorum Kızıl Güzeli," diyerek anında yanıt veren Aras, omuz silkip, meleğe döndü. "O dev tablolu salondan başka bir yere gittiğim yoktu."

Melek, ona uzanan bakışlara karşılık verdikten sonra burkuldu yüreği, yeniden. Her ne kadar, o zamanlar bir iblis olsa da aslında hasta bir bedenden başka bir şey de değildi. Melez olduğunu biliyordu ama verdiği sözden ötürü kimseye bir şey söyleyemiyordu. Naime'ye, onun bu halini anlatmaya çalışsa da kadının kesin tavırları, meleği bile yaralıyordu zaman zaman. Gerçekten de ilacı önüne konulan ve uzanılmasına izin verilmeyen bir hastaydı, Aras. "Tamam..." dedi sakinlikle. "Eve gidelim."

"Eve gitmeden önce..." Açelya, içini kemiren fareyi kuyruğundan yakalayıp, kapı dışarı ederken, "Şu İn," diye devam ettirdi sözlerini. "Orayı görmek istiyorum."

"Hayır, tehlikeli." Kesin sözleri devreye koyduktan sonra bakışlarını çekti melek.

"Uriel. İçinde olduğumuz hiçbir şey güvenli değil zaten, hem yanımda olacaksınız."

"Açelya, sen bana emanet edildin. Her şeye tamam ama seni, onların birleşme yuvasına kadar sokmam."

Harekete geçen meleğin kolunu tuttu, kız. Derin gözlerine bakarken ruhunun ipini elinden kaçırmış hissetse de ikna etmeye çalıştı. "Şu perde olayı? Kendinizi görünmez kıldığınız gibi orada beni de görünmez kılabilirsiniz, olmaz mı?"

"Açelya..."

"Kız haklı, melek. Emanet olabilir ama aynı zamanda Baş Nabiz'in görevini devam ettirecek birisi. Görmesi iyi olabilir." Açelya'nın hemen arkasına geçen Ebyaz, ciddiyetle söylediği sözlerini meleğe doğruca bakarken dile getirdi. Olaylara geniş çerçeveden bakmaya çalıştığı sırada, Çırak'ına bir şey olması düşüncesi, kafasının içindeki çocukları büyük bir çığlık korosuna kaldırırken Anahtar olmasını esas almaya çalıştı. Bu soğuk savaşın artık bitmesi gerekiyordu ve bunun için herkes, her şeyi bilmeliydi.

"Ya işler yolunda gitmezse Aras? İkimiz de asıl benlikte yaralıyız. İkimiz de eskisi kadar güçlü değiliz. Gizliliği kullandığımız anda bile, eğer ki aralarında Gölge'lerden biri varsa enerjiyi hemen hissedecektir." İçini kaplayan tereddüt, sesini ciddiyet ocağında harmanladı. Dışarıya çıkan tınılar öylesine gergindi ki, evin temiz olduğunu bile bile etrafına bakındı genç kız.

"Ben, ona bir zarar gelsin ister miyim sanıyorsun? Bağı katlayıp, kenara koy melek. Açelya, bir Fâni Nabiz'i, üstelik başı çekenlerden; bizim fark etmediğimiz en ufak şeyi bile fark edebilir. Bu da bizim yararımıza olur." Melez'in sözleri, meleğin kasılan omuzlarını serbest bıraktığında bir süre düşündü. Çenesindeki kemik, çehresinde bir sanat eseri gibi poz verdiği sırada giderek gevşedi. "Enerjiyi fark etseler bile bizi göremezler." Son sözlerin hemen ardından sessizliğe nişan kesen ortamda rol alan tek şey, meleğe yönlendirilen bakışlardaki soru işaretleriydi. Açelya, yüreğini kaplayan heyecanla baktı üzerine gölge düşmüş derin gözlere.

Eğdiği bakışlarındaki minik titreyişini gözlerini kapatarak durdurduğunda, ciğerlerini olabildiğince şişiren havaya hakimlik kurdu. "Tamam," dedi bir anda. "Ama her ihtimale karşı az bir süre kalacağız." Ciddiyete harmanlanmış mimikleri, kızın aralanan dudaklarıyla yerlerinde biraz daha kalmaya karar verdiler. "İtiraz istemiyorum, Açelya. İlk gidişin, bizim de seninle beraber ilk gidişimiz. Herhangi bir tehlike olmazsa ileride bir zamanda yeniden gidilir ama bu kez her ihtimale karşı, az bir zaman orada bulunacağız."

"Peki," diye yanıt verdi, elinde hiçbir ısrarı kalmayan kız. İn'i inceleme fikrini şimdilik askıya aldı.

Aras, dudaklarına kurulan sessizlik iplerini makasla kestiğinde, "Hadi, o zaman," diyerek girdi konuşmaya. "İlk önce İn'e, sonra asıl eve gidelim."

"Özledin mi?" diye sordu melek. Kaldırdığı tek kaşını indirmeden hemen önce imalı bir bakış atıp, gülümsedi.

"Evi değil. Özlemem de," derken dudak kıvırdı. Kırışan burnu düzeldiğinde çevirdi bakışlarını. "Sadece..." Sustu. Derin bir nefes aldığı sırada, Açelya'ya çevirdi bal renklerini. Sessizliği devam etti ama beynindeki çocuklar çığlık çığlığaydı. "Hadi gidelim."

Kız, davranışlarına soru işareti yolladığı Ebyaz'a bakmadan önce meleğe döndü bir süre. "Sadece? Devam etmeyecek misin?"

"Hayır."

"Neden?"

"Sözüm bitti, Çırak. Sadece, sadece."

"Sözlerin bir devamı olduğunu biliyoruz, Aras. Devam etmen gerekiyor."

"Kim dedi?" Alaycı gülüşünü yolladı. "Devamını getirmeye üşendim."

Melek, kısa atışmalarını izlerken bu durumu bile ne kadar özlediğini fark ettiğinde, gülümsedi. Kendi alemlerine göre genç olan bu ikisi, gizliden gizliye birbirlerine çok benziyorlardı. "Zorlama, Emanet Kızı'm. Ebyaz'a bir şeyi söyletemez ve yaptıramazsın, kendisi istemesi lazım."

"Ah melek..." dedi Aras. Kıstığı gözleri ve genişlettiği dudakları, minnet duygusunu resmetti çehresine. "Beni tanıyor oluşuna bayılıyorum."

"Keşke, sen de beni zamanında tanısaymışsın Ebyaz. Güzel olurdu," yükselen nida, taht kurduğu ortamda ilerlerken iştahla oturdu şah koltuğuna. Sözlerin elçi olarak seçtiği sessizlik, ikinci bir baskınlığı kendisi tarafından oluşturduğu sırada, "Gitmiyor muyuz?" diyerek konuyu değiştirdi melek. Aras'ta oluşan duyguyu hissettiği gibi, kızınkini de hemen hissetmişti.

"Gidelim..." dedi Açelya, kısık tınısının hemen ardından, "Önce, bu evdeki parçaları ve bulmacayı da alayım," diye ekledikten sonra odasına adımladı. Geçtiği koridor, gözlerinin önüne yanık duvarları getirirken, meleğin son sözleri kulaklarının duvarlarında yankılandı. Yankı, derine indikçe daha da bağırdı. Beyninin her bölümüne ulaşan boğuk ses, hiç bırakmadığı yanık açelya çiçeğinin kurak dalında sustu. Odaya geçtiğinde, bir an bile olsun kırpmadığı gözlerini, bu kez tamamen kapattı. Meleğin, her ne kadar onu affeder tavırda davranışlarıyla beraber olsa da içinin yandığını biliyordu. Unutamazdı. Nasıl unutabilirdi ki? "Keşke seni daha iyi tanısaymışım." Bedenindeki her hücreye dolan yankı, bu düşüncenin rehberliğinde çıkarken dışarıya, "Keşke, o mektubu daha erken bulsaymışım..." diye bitirdi benliğinin yakarışını. Büyükannesinin ona yazdığı o mektup, eline daha erken geçseydi eğer Aras'ın tüm oyunlarına rağmen meleğe inanışını zayıflatmazdı.

Açtığı gözlerini odada gezdirdiği sırada derin bir nefes aldı. Parçalarla birlikte bulmacayı sakladığı bölmeye ilerleyip, eline aldığında hiç vakit kaybetmeden çıktı odadan. Koridordan geçerken hiçbir yere bakmadan doğruca karşısına dikti gözlerini. Her şeye rağmen duvarlar, her seferinde acı çığlıklarıyla sağır ediyordu kulaklarını. Sessiz köşeler, alevlere bürünüyordu. Salona geçtiğinde meleğe baktı hemen. İrislerindeki ifade, meleğin çehresine av olduğunda gülümsedi. Uriel'i görmek ilaç gibiydi. Deliren benliğine iyi gelen tek tedavi, ondan gelen bir tebessümdü.

Kız, elindekilerle birlikte ikisinin yanına tamamen vardığında, uzun parmaklarını parçaların üzerine koydu melek. Serin bir bulut, avuç içlerine dolarken iki elin arasındaki engeller bir anda yok oldu. Açelya, topladığı bakışlarını aşağı eğdiğinde kaçırdığı olayı anlamak istedi bir süre. "Hadi," diye konuştu Uriel. "İlk önce İn'e gideceksek, yanımızda olmamaları gerekiyor; onları eve yolladım."

Aras, ciddiyetini bozmadan, "Şimdi bizde sıra," diye söylendikten hemen sonra arkasını dönüp, ilerlemeye koyuldu ki, ardına bıraktığı parlak alev kıvılcımlarıyla bir anda kayboldu.

Ebyaz'ı izleyen bakışlar birbirlerine döndüğünde, "Tipik Aras," diyerek güldü Uriel. "Biz de gidelim." Elini omzuna götürdüğünde, gözlerini bu kez kendiliğinden kapayan Emanet Kızı'nın bu haline bir süre baktıktan sonra gülümsedi.

Oluşan ufak parlaklık giderek büyüse de eski seferlerin aksine bu kez kısa sürmüş, göz perdelerine düşen ısı, yeniden karanlığa bürünürken soğumuştu. Açelya, gözlerini açtığında ilk karşılaştığı şey, dudağına götürdüğü parmağıyla sus işareti yapan melekti. İndirdiği eliyle kızın bileğini kavradıktan sonra neredeyse harabe olmuş evin dar koridorlarında tempoyla ilerlemeye koyuldular. En önde Aras vardı, diğerleriyle arasına neredeyse on metre mesafe koymuştu. Yarısı yıkılmış bir duvarın hemen yanına geldiğinde olduğu yere çöküp, diğerlerine yolladığı işaretle durmaları gerektiğini anlattı. Uriel, Açelya'yı önüne aldığında, Aras ile arasında bulunmasını sağlamış, görünmezlikte olmalarına rağmen her türlü tehlikede ilk hedef olmasını engellemek istemişti.

"Kimse yok," diye fısıldadı kız.

Aras, cehennemi taşıdığı gözlerini sabit bir noktaya diktiği sırada "Bekle," diye konuştu. Boynundaki damarlar düzenli bir ritimde atış gösterirken bir zaman sonra sıktığı bedeni, o damarların toprağı olup, bağrına bastı. "İşte..." diye döküldü dudakları fısıltıyla.

Genç kız, başını hızla çevirirken, duvarın biraz yanında bulunan varilin yanına giden birkaç bedeni yakaladı gözleri. Biri bakımsız biri de oldukça bakımlı olan iki kişi, demir varilin içine doldurdukları birkaç şeyden sonra bir bidonu içine boca edip, yanan kibriti bıraktılar. İçinde ne olduğu belirsiz ama tahmini güç olmayan varil bir anda alevlendiğinde, bir müddet kenara çekildikten sonra ellerini uzatıp, ısınmaya çalıştılar. Bulundukları her yerde gözlerini gezdiren kız, bu iki kişinin herhangi nedenle dolayı terk edilmiş bu ıssız yerde olmadıklarını biliyordu. Muhakkak bir şey olmalıydı. Adamların kendi aralarındaki konuşmaları, ona homurtu şeklinde geldiğinde meleğe baktı. "Ne konuşuyorlar?" diye sordu. İkisinin, yapılan konuşmayı sorunsuz duyduklarına emindi.

"Şu an sadece neden kendilerinin seçildiği hakkında konuşuyorlar," dedi melek.

"Seçilmek mi?" Soruyu kendisine yöneltti. Başını önüne çevirirken hangi seçimi kast ettiklerini düşündü. "Biraz daha yaklaşamaz mıyız?" diye sorduğu sırada aklına gelen teoriyi bir müddet bekletmek istedi.

"Hayır, Açelya."

Aras, kıstığı gözlerini biraz daha çizgi haline getirdi. "Neyin seçimi olabilir?" diye konuştu. Etrafı incelediğini belli eden davranışları aniden durduğunda biraz geri çekildi. İzledikleri mekana giriş yapan birkaç kişi, elinde tuttukları siyah poşeti öne doğru fırlattı.

"Lanet olsun!" Bağırtıyla yükselen ses, çürümeye mahkum duvarlarda yankı oluştururken Açelya'nın kulaklarına kadar ulaştı. "Yine yok!" dedi adam yeniden. Hiddetli sesi, meleğin bedenini gerdiğinde bir elini kızın omzuna koydu. "Adım bulamıyoruz! Ne halt yediklerini bilmiyoruz!" Dinmek bilmeyen sesi son kez duyulduğunda dudağını kıvırdı Aras. Bahsettikleri kişinin kendileri olduğunu her biri anlarken bu durumdan en fazla keyif alan Ebyaz'dı. Karşılarında böylesine çemkirmeleri özünü bile kabartmıştı.

"Aceleci davranıp, başımın etini yeme, Sezer," şeklinde bağıran diğer kişi, biraz önceki iki kişiden daha bakımlı olanıydı. Kabanındaki ellerini çıkarıp, yerdeki poşeti eline alırken çıkardığı dosyaları incelemeye koyuldu. "Bunların hiç biri olamaz," derken güldü. "Neyse ki Sinan, aralarına katıldı. Çok geçmeden önce, şifre sözleri daha sonra da kızın kalbini bize ulaştırır."

Hırçın sözleri alaycı gülüşünde kavrulduğunda, sinirle dolduğunu hisseden Ebyaz, geniş omuzlarını yavaşça kaldırdı. Ayaklanmak isteyen bedeni, Uriel'den gelen komutla yeniden oturduğunda derin nefese muhtaç hissetti. Melek, duyduğu sözlere karşı sakinliğini güç bela kontrol altına alırken omzunu tuttuğu fânisini, kendisine hafifçe çekti.

"Aklıma bir fikir geldi," diye mırıldandı Açelya. Duyduğu sözler onda pek bir korku oluşturmamıştı. Sinirle de dolmamıştı, aksine Aras'ınkiler gibi alaycı bir tebessümü yerleştirmişti çehresine. Meleğe çevirdiği bakışını, ona dönen Ebyaz'a yönlendirdi bir süre sonra.

Uriel, indirdiği kaşlarını eski konumuna çekerken Melez'e baktığında hafif şekilde büzdüğü dudağını geri toplayıp, "Nasıl bir fikir?" diye sordu.

Kız, omuz silkip, gülümsedi. "Önce buradan gidelim. Zaten herhangi bir adımları yok, onlara bir adım sunalım."

"Çırak," diye söze girdi Aras. "Aklından geçen planın enerjisi beni acıktırdı... Ne düşünüyorsun?" Yüz tuvaline eklenen sıralı beyaz dişleri, dudakları altında fırça izi olduğunda, kırışan yanaklarına bir de gamze eklendi.

İçeriden gelen işe yaramaz homurtular devam ettiği sırada, "Hadi o zaman," diye konuştu melek. "Her türlü ihtimale karşı dışarıya çıkıp, biraz uzaklaşalım sonra da gidelim bu illet yerden."

Herhangi bir başka söz söylemeden gizli bir telepatiyle anlaşır gibi yavaşça uzaklaşmaya koyulduklarında, bu kez melek en önde, Açelya ortada ve Aras da arkada kalmıştı. Görünmez bir perdede olmalarına rağmen attıkları adımdan yayılacak en ufak bir sese kulak kabarttılar. İçeride Gölgeler'den biri yoktu ama bunun anlamı saniyeler içinde gelmeyecekleri de değildi.

Aras, ilerledikleri kısa zaman zarfında durdu. Arkasını dönüp, öyle ilerlemeye devam ederken harabe görünümlü yapıya baktığında, Araf'taki ev canlandı gözlerinin önünde. Camları taşlanmış pencerelere bakarken gözüne çarpabilecek en ufak bir ayrıntıyı aramaya çalıştı. Önünü yeniden döndüğünde ilk olarak meleğe baktı. Giydiği paltonun ensesinde oluşan küçük açıklığa odaklandı gözleri. Fânilerin göremediği enerjisi, bedenindeki tam iyileşme çabasıyla ensesine kadar yükselmiş, mora dönük bir mavide minik bir ışığı saçmaya başlamıştı. "Uriel." Çağırdı hemen. Birkaç adımdan sonra duran bedenler kendisine döndüğünde, konuşması gerektiğini bildiği halde sustu. Sadece baktı meleğinin gözlerine.

"Evet?" Umut, daha fazla dayanamayıp, söze girdiğinde hafifçe iki yana açtı bir elini. Diğeri, hâlâ daha fâni kızını tutuyordu.

Aras, aralık kalan dudaklarını kapattıktan hemen sonra sert bir nefes alıp, dudaklarını tek çizgi haline getirircesine bastırdı. "Bu kadar yeterli," dedi asıl söylemek istediğini yutup. Yeri ve zamanı olmayan bu konu, daha sakin hatta fâni kızın olmadığı bir ana aitti.

Uriel, geri bir cevap vermeden önce izledi. İfadesinde yakaladığı durgunluk, ona kafasından geçenleri tam olarak anlatmasa da söyleyeceği sözü es geçtiği sırrını fısıldıyordu. Beyaz oluşundan bu yana eskisi kadar iyi saklayamadığı bazı duyguları, Umut'un kanatları altında çok daha iyi gölgelenirken yakaladığı bu mimikleri, zamanın oluşturacağı tuval kağıdına en iyi şekilde resmetmek için, sıkı sıkıya tutuyordu avuçlarında. "Tamam," dedi en sonunda. "Gidip, eski hikayemizi beyaz bir kalemle yeniden yazalım Ebyaz." Dudaklarından dökülen kelimelerden sonra tebessüm ekledi çehresine.

Beklemediği bu cevaptan sonra aniden durdu Aras. İnen göğsü, bir süre sonra heyecan kılıcına kurban seçilen nefesiyle birlikte katliamdan kaçmak istercesine hareketlendirdi ciğerlerini. Buna rağmen düzenli tempodaydı her şey...

Hemen yanında bulunan bu iki kişiyi hayranlıkla izleyen Açelya, Aras'a baktığı sırada görüş açısına giren başka bir bedenle şaşkınlığa esir olarak kaldırdı kaşlarını. "Erelim?" İsmi dökülen dudaklardan çıkan tını diğerlerine ulaştığında, her üçü de onlara yaklaşan Cesaret Meleği'ne baktı.

Gerildiğini hissetti Aras. Melez oluşu beynindeki dosyalar arasından en öne yerleşti bir kez daha. Yaklaşan meleğin, keskin bakışlarını bir zaman sonra üzerine geldiğinde hiç kaçırmadı gözlerini. Hâlâ daha adam akıllı bir açıklamaya muhtaçtı ama bu konuşmayı yapacak cesareti kendinde bulamıyordu. Sekiz asırdır bildiği kimliğinden öteye bambaşka bir kişilik oluşunu öğrenişi, henüz çok daha yeniydi...

"Neden geldin?" Uriel'den yükseldi soru. İçten içe meleğine katılan Ebyaz, buna rağmen hiçbir mimiğini oynatmadan öylece bakmaya devam etti.

Yekta, yanlarına varınca durdu. Bakışları yeniden dostuna döndüğünde çehresindeki minik tebessümü biraz daha büyülttü. "Arkanızı kolladım," diye cevapladı. "Bin küsür yaşında bir melek ve sekiz yüz küsür yaşında bir Ebyaz, sizi izleyen ve saldırmak için plan kuran bir kişiyi fark edemiyorsunuz. Gizlenme kalkanınızı, neden uzaklaşırken kaldırdınız?"

"Kaldırd-"

"Tehlike yoktu." Aras'ın sözünü kesip, aniden atıldı Uriel. Melez'e küçük bir bakış attıktan sonra, "Birkaç saniyede bizi fark edebileceklerini tahmin edemedim."

Erelim, önüne bağladı kollarını. Geniş omuzlarını kaldırıp, indirdiği sırada saniyelik olarak büzdü dudaklarını. Bakışları gökyüzünde dolaştığı sırada, "Neyse ki, onu ortadan kaldırdım," diye konuştu. Kış mevsiminin ılık güneşi, ışınlarını çehresine kondurduğu sırada uzun kirpikleri, elmacık kemikleri üzerine gölge düşürdü.

Kız, istemsizce büyüyen gözlerini birkaç kez kırptıktan sonra kendine gelirken bir adım öne çıktı. "Onu öldürdün mü?"

"Sizin için bir tehlikeydi," dedi melek.

"Ama bir insandı..." Hızlandı nefesi. Aklından geçen her düşünceye dar ağacına giden haritayı armağan ederken kural dışı olabilecek bu davranışı, onu tehlikeye de sokabilirdi... Üstelik vicdan da şu anki konuda sesini en baskın duyuran şeydi. "Sen bir mesleksin. Bir fâniyi nasıl öldürebilirsin? Uzaklaştırsaydın, bayıltsaydın ya da ne bileyim, başka bir şey yapsaydın Erelim... Neden? Nasıl öldürebildin?"

"Gölgeler'e çalışıyordu. Yaptığımın dışında yapacağım en ufak bir şeyde, olan biten her şeyi anlatacaktı ve siz, tehlikeye girecektiniz." Öylesine sakin geliyordu ki sesi, genç kızı daha da sinirlendiriyordu bu hali. Normalmiş gibi davrandığı bu durum, kainatta bile yazılı olmayan bir şeydi.

"Ama sen b-"

"Açelya!" Aniden sözünü kesen ses, hemen arkasından yükseldiğinde durdu kız. Uriel, yanına geldikten sonra gözlerine baktı bir süre. Koyu kahvelerde anlam aramaya çalışsa da hiçbir şeye ulaşamamış, derinliğindeki bilinmezliğe düşüp, kaybolmaktan başka bir şey yapamamıştı. "Eve gidelim, orada devam ederiz. Şu anda açıktayız," dedikten hemen sonra Aras'a baktı. "Açelya seninle gitsin, biz de Erelim'le geliyoruz," şeklinde eklediğinde herhangi bir konuşma fırsatı tanımadan, mimikleriyle sonlandırdığı sözlerinden sonra harekete geçen Aras, Açelya'yla birlikte beyaz bir ışığın göbeğine düşerek ortadan kayboldular. Uriel, sıkı bir nefesten sonra endişeye mektup çalan ciddi bakışlarını dostuna yönlendirdi. "Umarım haklı çıkarsın..." dedi sessizce. "Umarım bir kez daha haklı çıkarsın..."

"Şüphen olmasın dostum. Ben, her zaman tehlikeli sularda yüzerim, biliyorsun." Elini, Uriel'in omzuna yerleştirip, sıktıktan sonra siyah kanatlarını ortaya çıkardı. "Bu yüzden Siyah Kanat'ım... Bu yüzden Erelim'im... Ve bu yüzden, benden üstün ya da benden alt rütbede olan meleklerin hepsi, benimle ayrı bir iletişimde."

Uriel, uzun zamandır görmediği epeyce büyük ve heybetli kanatları izlerken gülümsedi. Daha önce defalarca görmesine rağmen her seferinde aynı hayranlıkla bakıyordu onlara. "Gösterin bittiyse eğer, çözmemiz gereken bir bulmaca ve ortaya çıkarmamız gereken bilgiler var, Yüksek Konsey Meleği. Harabedeki fâniler, olayın farkına varmadan gidelim hemen."

Dostunu, "Peki," diyerek cevaplayan melek, minik bir göz kırpıştan sonra "Hızlı olan kazansın," şeklinde ekledikten saniyeler sonra ışık süzmesiyle birlikte aniden kayboldu.

Umut, anlık olarak kavrayamadığı sözleri birkaç saniye daha düşündükten sonra kıkırdayıp, genişçe gülümsedi. "Hileci..."

Her birini teker teker sarılan süzme, bu kez de onun etrafına dolandığında birkaç saliseden sonda serin bir rüzgarla taşıdı bedenini. Kısa süren geçişten hemen sonra gördüğü her seferinde kalbini sızlatan evin kapısı bahçesinde buldu bedenini. Etrafına bakındığında dökülen yaprakları yerine yenisini açmaya çalışan ağaçları fark ettiğinde, geçmişin bağrında yanan özlem ateşinde kavrulan kalbinden yükselen bir ses, titrek bir merhaba yolladı anı dolu her bir köşeye. Restore edilmesine rağmen eski görüntüsünden bir şey değişmeyen eve baktı daha sonra. İçerisindeki kişileri hissedebiliyordu. Bir zamanlar hayran hayran izlediği kadın yerine, ona benzeyen torunu ve beyazını fark etse bile tedirginliği sebebiyle yardım etmediği iblis yerine, Ebyaz'a bürünen bir melez vardı şimdi... Yutkundu. Tam o saniye insani formuna daha da büründü. Hüznü her hücresinde hissederken kahverengi gözlerinin tuzlu suya rehin olduğunu hissetti. Şakaklarına götürdüğü parmaklarını sıktığı sırada kapadı göz perdelerini. İçinde doldurduğu nefesi iki dudağı arasından sertçe bırakırken gücünü kullanıp, duygularını arka plana çekti. Adımlarını ilerlettiğinde her bir topuk darbesini iliklerine kadar çekip, Naime'nin anısıyla dolu taşlara sarıldı.

Hiç zorlanmadan açtığı kapıdan içeriye geçerken yüksek tavanlara tırmandırdığı gözlerinin içi güldü. Hissettiği enerjilerin yanına ilerlediği sırada iki yana açtığı kollarını, hemen arkasında duyulan garip bir geçiş sesiyle indirdi. Salona varmıştı. Erelim, Aras ve Açelya doğruca kendisine bakıyordu ama Uriel, gelen sese yöneltmişti dikkatini. Bir gariplik olduğunu sezen Aras, hızla ayaklandığında refleks olarak aynı konuma geçti genç kız.

Uriel, gözlerini gezdirdiği noktalara bir kez daha bakarken sıktı çenesini. Dört. Tam dört yerden yayılan güçler saniyeler içinde oluşturduğu bir ışıktan sonra kendilerini gösterdiler nihayetinde.

"Bunlar..." diye konuştu kız.

"Gözcüler." Onu tamamayan Ebyaz, birkaç adım atıp, daha da yaklaştı Uriel'e. Eğer onlar buradaysa, Akartiel de burada demekti ve Uriel'e yapabileceği en ufak bir harekette, bu kez hiçbir kuralı düşünmeyecekti bile...

Tam da tahminleri üzerine, dört Gözcü'nün ortalarında kendini belli eden yaşlı melek, sakin tavırla önünde birleştirdiği avuç içleriyle birlikte salona doğru adımlamaya koyuldu. Yüzüne yerleştirdiği, zoraki olduğu besbelli olan tebessümü salondaki herkesi diken üstü yaparken sinirlendirmişti. Siyah olduğu bilinen ama kimseye kanıtlanamamış bu melek, her saniye için ayrı bir tehlike demekti.

"Sizi burada bulacağımı biliyordum," diye konuştu.

"Ne o? İzlediğin sırada iyice yaşlanan gözlerin, bizi kayıp mı etmişti?" diye sordu Ebyaz.

"Hım..." Mırıltıyla güldü. "Komik."

"Neden geldin?" İkinci bir soru Uriel'den geldiğinde ona döndü.

"Bilmiyor musunuz?" İnceltti sesini. "Oysa ki, fâni kızımız söylemişti size..." İndirdiği elleri, uzun kollu tül şeklindeki beyaz elbisesinde kaybolduğu sırada Erelim'i yakaladı gözleri. "Cesaret Meleği için geldim," dedi. Sesinceki incelik yavaşça solduğunda ciddileşti bakışları. "Biraz önce, bir fâniyi öldürdü."

"Ama kötü birisiydi!" Yakındı Açelya.

"Kime çalıştığı ya da gayesinin bir önemi yok. İnsandı. Öyle değil miydi, fâni kız? Sen de söyledin." Alay edercesine yükseldi tınısı, kapanan dudakları ardından kısık bir gülüş attı. "Cesaret Meleği'nizi almaya geldim!" Aniden hiddetlenen çehresi, kabaca duyurdu sözlerini. "Bundan sonra Erelim, yeryüzüne yasaklı bir melektir! Ek bir ceza talebi, Konsey'in arz talebine göre değerlenecektir!"

Aras, hızla inip kalkan göğsündeki isyanı, "Hayır!" diyerek haykırdı. Erelim'i bir daha görememe ihtimali, zihnine aniden yerleştiğinde buz kesildiğini hissetti. "Keyfine göre karar veremezsin!"

"Ben ne dersem, o olur!" diye bağırdı Akatriel. Zevkle sıktığı dişleriyle birlikte gülümserken aniden açılan camlar, yoğun bir rüzgarı doldurdu evin içine.

"Oğuzhan öldüğünde neredeydin?" bir kez daha bağırdı Aras. Eğer şu anda kolunu tutan Açelya olmasaydı, ona saldırabilirdi bile. Hiddetle kavruldu bedeni. "Oğuzhan öldürüldüğünde neredeydin?" Bağırdı yeniden. Gözlerinin önüne öldüğü o gün geldiğinde, derisi altındaki cehennemi kalbinde toplaştı.

"Ben meleklerin konseyiyim! Ben ne dersem o olur!"

"Cevabın yok değil mi?" diye sordu Uriel. "İyiler ölürken neden ortaya çıkmıyorsun, Baş Melek? Blaef öldüğünde neden sustun? Emmanuel, Hamied, Şekina, Tabris, Harudha, Oertha, Phaldor, Raziel, Skekinah, Suriel... Onlar öldürülürken neredeydin?" Öylesine bağırdı ki Uriel, damarlarından akan her kan, ağzından akacaktı sanki. Boynundaki damarlar öylesine şişmişti ki, derisinden ayrılacak gibiydi.

Tüm bunlara rağmen sakince durdu Akatriel. "Öldürülen bir fâni hakkında konuşuyoruz, Uriel. Dostlarının üzüntüsüyle kavrulduğunu biliyorum..."

"Öyle mi?" Alay etti melek adeta. "Demek, dostlarımın bendeki acısını biliyorsun." Birkaç hızlı nefesle dinlendi. "Fânileri mi soruyorsun? Tamam. O zaman, Oğuzhan öldüğünde neredeydin? Pekin, Kübra, Betül, Ali, Furkan, Ezgi, Işıl, Elif, Ozan, Emir, Ahmet, Yazgı, Sezer, Şule, Tolga..." Durdu. "Naime öldürülürken neredeydin?" Kısılan sesinin titrememesi için, uğraş verirken sinirlerini kontrol altında tutmaya çalıştı. "Hadi, Naime'nin ölümüyle Aras'ı bizzat suçlamak istedin; haksız olduğun halde üstünlük gösterip, ona ölüm cezası verdin. Eğer Erelim ve ben orada itiraz etmeseydik; şu anda bir Ebyaz olan, senin yüzünden yok olacaktı! Üstelik, onun suçsuz olduğunu biliyordun! Tek hatası Naime'yi itmesiydi. Peki ya diğerleri? Bizzat öldürüldü, bizzat! Sen neredeydin? Akatriel, söylesene sen kimsin? Kimin tarafındasın?"

"Uriel!" Bağırdı Erelim. "Yeter..." Cihanın her köşesinde yankılanacak alkışı dostuna sunmak istedi, fakat şu anda tehlikeyle oynuyordu. Başarılı olmak istiyorlarsa eğer, şu an için sessiz olması gerekiyordu.

"Bu saygısızca hareketini ve çirkin sözlerini, dinmek bilmeyen acına yoruyorum Uriel," diye konuştu Akatriel, inatla sakin çıkan sesine rağmen gözlerindeki beyazlıklar gibi boynundaki açık kalan yer de kızarmıştı. Dokunsan parçalara ayrılacak bir taş kadar enerjiyle dolmuştu. "Erelim'i alın. Bundan sonra yeryüzüne inmeyecek. İndiği ilk saniye yeniden cezalandırılacak..."

"Hayır!" diye bağırdı Aras. Erelim'in önüne geçtiği ilk saniye Gözcüler arasında kaybolan iki kişiden birisi hemen arkasına geçince, elindeki asayı boğazının önüne yerleştirdi.

Bir diğeri, aynı olayı Uriel'e uygularken gıcık gülüşünü kahkahaya çeviren Akatriel, "Ters bir harekette bulunmayın! Erelim hak ettiği cezaya kavuşacak," diyerek böbürlendi. Şişen göğsü ve yüzündeki sinir bozucu mimikleri onları her ne kadar öfkelendirse de Erelim'in sessizce yürüyüşünü izlemekle yetindiler.

Açelya, Melez ve melekten bakışlarını toplarken hızla harekete geçip, Erelim'in önünde durdu. "Alamazsınız. Adil davranmadığınız gibi Cesaret Meleği'ni de sorgusuz sualsiz, herhangi bir cezaya çarptıramazsınız!"

"Merak etme fâni. Yüksek Konsey'de düzgün bir şekilde yargılanacak."

"Neden sana inanmakta güçlük çekiyorum?"

"Şu an istesem, senin üzerinde de kaba kuvvet kullanabilirdim, söylesene neden yapmıyorum?"

Uriel, boğazını bastıran asaya bile aldırmadan alayla güldü. "Denesene?" İleriye atılmaya çalıştığında, bacağına gelen bir darbeyle tek dizini büktü. "Bak, o zaman ne oluyor?" diye devam etti sözlerine. Çehresine garip şekilde yakışan alay, olduğundan da tehlikeli gösterdi onu.

Erelim, sessizliğini bozmadan önce derin bir nefes alıp, herkesin üzerinde gezdirdi gözlerini. Kendisi yüzünden kimsenin canı yansım istemiyordu. İleriye atıldıktan sonra Açelya'nın omzuna kondurdu elini şefkatle. "Fâni kızı... Kenara geç."

"Ama mele-"

"Kenera geç, Açelya. Sadece akışına bırak." Gülümsedi. Simasından yayılan garip bir rahatlık, kızın göğsüne yerleştiğinde yine garip bir hisle çekildi kenara.

"Lütfen, her zamanki sen ol. İyi ol melek," dedi kırık sesiyle.

Erelim, usulca salladığı başını kaldırdığı sırada çehresine saniyeler içinde yerleşen sert ifade doğruca Akatriel'i buldu. Dilinden herhangi bir söz dökülmese dahi gözleri o kadar çok şeyi haykırıyordu ki... Bakışlarını kaçırdı Akatriel.

Süren sessizlik boyunca ilerledi melek. Ceza Meleği'yle karşı karşıya geldiğinde bir an bile kırpmadığı gözlerini, yanından geçtiği sırada devirdi. Gözcü Melekler, Cesaret Meleği'nin sağ ve sol tarafına geçtiğinde, yavaşça silindiler evin içinden. Akatriel, "Ben gittikten sonra gelin," diye konuştuktan sonra, sahte bir tebessüm yollayıp, hızla arkasını döndüğünde kapıya doğru adımladığı bir anda yok oldu.

Söylediği üzere yavaşça silinen melekler, Aras ve Uriel'i serbest bıraktığında, diğerlerinin yanına hızla geldi melek. Plan dışı gelişen olaylar, yersiz endişeyi mekana bıraktı. Erelim, artık aralarında olmayacaktı ve daha da kötüsü ona ne olduğu da bilinmeyecekti...

Bölüm sonu

4 yorum