İçeriğe geç

EBYAZ

Bölüm 21 · 15 dk okuma

EBYAZ

Bölüm 21

Gölgelerden Gelen

Görünmez kanatları altına aldığı sınıfta, tüm fânilerde hissedilebilir bir sakinliğe yol açan Sümay Tusel kimliğine bürünen Esme, ailesinin yabancı uyruklu olduğunu ifade ettiğinden bu yana, akıllardaki tek soru işaretini de kolayca sildirmişti. Onu gördüğünde Açelya ile aynı tepkiyi veren Aras, aynı zamanda çok da memnun kalmıştı. Özge'yi koruyan bir melek olacağı gibi Açelya'yı da yalnız hissettirmeyecek oluşu, onu sevindiriyordu.

Uriel, her zamanki gibi tebessümle karşılamıştı. Belli etmese dahi herkesten çok önce bildiği bu tanışma nihayetinde gerçekleştiğinde düşündüğü en önemli şey; Gölgeler'den bir adım daha önde olmalarıyla birlikte bir kayıp daha vermek istemeyişine, güçlü bir destek olacağıydı. Özge'de devam etmesi muhtemel olan olaylar, tatsız sonuçlara gebe kalacak ilk perçeme altın bir adayken değer verdiği tamamen masum olan fâninin, korku dolu günler geçirmesini istemiyordu.

Profesör, elindeki kağıtları bir dosya içine toplayıp, gelecek hakkında bir şeyler mırıldandığında ceketini düzeltip, iyi günler dileklerini duyurunca hışımla ayaklanan Aras, doğruca Özge'nin yanına ilerledi. Aynı sıradan kalkan Uriel, Melez'i takip ederken Açelya'nın yanında durdu.

"Ne yapıyoruz?" diye sordu Özge. Kenara çektiği not kağıtlarından sonra açılan boşluğa oturduğunda, Aras'ın omzuna yasladı dirseğini.

"Ne yapacağız, yiyoruz?" Aras, alayla kaldırdığı kaşları altından gülümseyerek konuştuğunda, gülmeden edemedi Uriel.

"Ölene kadar bir şeyler yiyebilecek potansiyelin var, senin."

Açelya, şaka süsü verilen konuşmalar altındaki mesajları anında kaptı. Aklında, Melek ve Ebyaz'ın bir şeyleri yedikleri halde Akatriel'in söylediği duruma düşmeyişleri eksik olmazken mantıklı bir açıklama arayışını sessizce sürdürdü iç dünyasında. "O zaman, yiyelim," diye konuştuğunda, Sümay'a baktı. "Sen de gel." Bir şekilde Özge'yle iç içe sohbete tutup, ev arkadaşlığına bir an önce ilerletmek istedi.

"Evet," diyerek atıldı kız. "Hem, yalnız kalmamış olursun," şeklinde eklerken Aras'ın omzuna koyduğu dirseğini çekip, sırtına minik bir vuruş sergiledi. "Aras'ın, benimkinden başka birinden içebileceği bir kahve bardağı daha olması, güzel olur." Havaya yükselen samimi gülüşler Esme'yi de gülümsettiğinde, beden diliyle onayladı onları.

"Ek bir bardak olması, senin bardaklarını bırakacağım anlamına gelmiyor, Özge'ciğim. İstersen tabur topla ama ben, senin bardağından içerim."

"Onun yerine, kendi bardağını kullansan olmaz mı?" diye gülerek söylendi Açelya. Önüne bağladığı ellerini beline yerleştirdiğinde, meleklerde gezdirdi gözlerini.

Aras, konuşmaya normal bir şekilde katılan kıza bakarken hızlanan kalbine eğitim veremeyen yanını, zincire vurmak istedi. Her defasında garip enerjilerle dolan bağrı, günden güne daha da güçleniyordu. "Kıskandın mı?" dudağını kıvırıp, konuştu.

"Son kişisin." Anında cevap verdi.

Ebyaz, mimiklerini bozmadan birkaç adım gerilerken iki yana açtı kollarını. "Sıraya konulduysam, sabırla beklerim." Herhangi bir cevap beklemeden, kolu altına çektiği Özge'yle birlikte ilerlemeye koyulup, boş kalan sınıfı daha da yalnız bıraktılar.

Açelya, ısırdığı dudak içini rahat bırakırken kız meleğe döndü. "Sümay Tusel." Nefesi bolundan alıp, ciğerlerine verdiğinde neşeyle parladı gözleri. "Çok güzel bir isim, nereden geldi aklına?"

"Bir meleğe mi, bunu soruyorsun?" Güldü Esme. "Aranıza böyle katılmanın sıkıcı olacağını düşünüyordum ama şimdiden eğlendim," diye devam ettiği sırada Uriel'e baktı. "İnsani duyguları hissedebilmek, garip bir tat. Hem zehirli hem de sihirli..."

Uriel, kasılan bedenini serbest bırakırken derin bakan gözlerini kapıya yöneltti. "Sihri tattın, zehri tatma Esme," bakışları onu bulduğunda, "İşine bak," diyerek sonlandırdığı sözlerinden sonra adımlarını koydu devreye. Geniş omuzlarının gergin hareketi, giderek uzaklaşan bedenine rağmen kendini zorlanmadan belli ediyordu.

"Bu ne demekti?"

"Uriel... Her zamanki sihirli sözleriyle ders verişi işte." Omuz silkip, gülümsedi. "Öğrenirsin kızıl kız." Anlık olarak, düz çizgi haline getirdiği dudaklarını düzeltirken diğerlerinin yanına bir an önce gitme fikrini ortaya attı. Açelya'nın onayından hemen sonra onları merdivene ulaştıran koridoru da aşıp, diğer meleği görüşlerine alabilecekleri pozisyona geldiler.

Açelya, hızını arttırıp, Uriel'in hemen yanına vardığında yüzüne bakmak istedi ama bakışlarını bir an bile indirmeyen melek buna engel olduğunda, önüne bakmakla yetindi. Biraz önce yaşanan küçük gerginliği sormak istese de şu zamana kadar bilmemesinin ardında yatan nedenleri esas alarak, sessiz kalmayı tercih etti. Hemen önlerinde ilerleyen Aras ve Özge'yi süzdü bir süre. Esmer arkadaşının yüz tuvalinde eksik olmayan tebessümün fırçası, her zamanki gibi Aras'ın elindeydi. Usta bir ressam gibi kondurduğu darbeler, genç kızın çehresine baharı getiren nadide çiçeklerdi. Gülümsedi. Düşüncelerinden yayılan huzuru kapıp, kalbine bağlarken onlara komşu olacak oksijeni de derin şekilde doldurdu odacıklara.

"Neyi düşünüyorsun?" Yanı başından yükselen sesle birlikte aniden bıraktı, beyninin içinde dönen tatlı masalı. Uzun kirpikleri altında parlayan kahverengi gözleri, siyaha mektup yazıyordu. Buna rağmen, insanı en parlak renklerle boyayacak gibi bakıyordu.

"Ben ve beynim; ister saçma ister mantıklı olsun, her şeyi düşünmeye meyillidir, bunu biliyorsun," diyerek cevapladı onu.

"Biliyorum."

Bir süre geç gelen cevaptan hemen sonra kantine giriş yaptıklarında, kahve almak üzere harekete geçmiş Aras'ın yanına vardı melek. Açelya ve Esme, Özge'nin yanına ilerlerken mekana giriş yapan birkaç öğrenci daha yerleşti boş kalan masalara. Final sınavlarından çıkış yapan öğrencilerin soruları tartışan sesleri, boş koridorlarda boğuk bir yankı oluşturuyordu. Kahve bardaklarıyla birlikte masaya oturan genç bedenler, kızların önüne servis ettikleri bardaklardan sonra yerlerini aldılar.

"Kendin için de bardak almışsın?" diye sordu Özge.

Aras, dudakları arasındaki bardaktan çektiği sıcak sıvıyı yutkunurken hafifçe kıstı gözlerini. "Hımm... Sütlü istemedim bu kez, hepsini sen iç."

"Eee," söze giren Uriel, Özge'ye oynayarak Sümay Tusel'e baktı. "Aramızda yeni olan sen olduğuna göre, bir şeyleri anlatması gereken de sensin, sanırım?"

Esme, yaslandığı yerden çekilirken ustaca devam ettirdi diyaloğu. "Aslında ben, çoğunlukla sınav zamanları geliyorum okula. Derslerimden sürekli geri kalıp, sınıfta gözükmeme sebebim bu."

"Neden peki?" diye sordu Özge.

"Kalacak yerim yok... Daha da doğrusu, istediğim gibi bir oda ya da ev arkadaşı bulamıyorum. Yurtlarda da kalmak istemiyorum. Kendi evim, fakülteden bir buçuk saatlik uzaklıkta."

Açelya, herhangi bir cevap üzerine sakince baktı arkadaşına. Yapılan konuşma, heyecanlandırıyordu onu. Merak içinde ayarlanma zamanını duymak istese de Özge'den gelmeyen teklifi sabırla beklemeye koyuldu. Uriel, elindeki bardaktan sıcak bir yudum aldıktan sonra ince parmaklarını bardağa doladı. "Çevreyi iyi bilseydim, senin için bir şeyler ayarlamaya çalışırdım."

"Evet," aniden atıldı Özge. "Yani, çevreyi bilme demişken siz nerelerdeydiniz? Onca zaman geçti ama soramadım hiç. Açelya garipti; İkisi de gelmeyecek dedi, sonra bir anda Aras çıkageldi ama sen yoktun... Hastaneden sonra da Aras kayboldu ve ikiniz aynı anda döndünüz. Nerelerdeydiniz siz?"

Aras, elindeki bardağı masaya bırakırken kızıl kıza yönlendirdiği bakışlarını toplayıp, meleğe çevirdi. Konunun yeniden açılması, ilk zamanlardaki gibi hem geriyor hem de üzüyordu onu. "Halletmem gereken önemli işlerim vardı, tek başıma başaramayınca da Aras yardımıma geldi," diyerek cevapladı. Herhangi bir yalana başvurmak istemeyerek, mecburiyete düşmese de gerçeği yansıtan sözlerinden bir sayfa çıkardı beynindeki dev dosyaların içinden.

"Siz geldiniz, Oğuzhan gitti," şeklinde konuştu kız. Gülümsetmeye çalıştığı çehresi bir kez daha başarısız kaldığında, gizli bir maske geçirerek devam etti. "Eski ortamımızı, yeniden bir arada görmek için, nelerimi vermezdim..." Gökyüzünden kopup gelen bir bulut, Özge'nin kalbine sindiğinde genzine doğru bir şimşek yolladı. Acıyan boğazını düzeltmek için, sertçe yutkunurken yağmur bırakmasına izin vermediği gözlerini yalancı güneşin ışınlarıyla parlattı. "Sümay, benim evimde kalmaya ne dersin?"

Hiç beklenmedik anda gelen soru, saniyelik geç gelen heyecan dalgasını minik bir ürpertiyle Açelya'ya ulaştırdı. Bakışları meleğe dönerken, "Sonunda," diyerek iç geçirdi. Esme, fâni rolüne ustalıkla devam ederken ona döndğ. "Gerçekten mi?" heyecanlı bir nida kopup, geldiğinde büyüttü gözlerini. "Ama nasıl, yani beni tanı-"

Özge, kırık bakışlarını kendisinden yaşça büyük gözüken kıza yöneltirken, "Çok da güzel olur," diyerek ısıttı. "Benim de ev arkadaşına ihtiyacım vardı, senin için de uygunsa beraber yaşayalım."

"Tabii... Benim için hiçbir mahsuru yok," dedi Esme. Bakır rengi saçlarını kulağı arkasına verirken yüzündeki çiller daha da belli oldu.

Ortama gün gibi doğan rahatlık, sıcak bir hava kurdu hemen. Yarım saat daha uzayıp, geçen muhabbette, Özge'ye ayrı titreyen Aras, bal rengi gözlerini kısan tebessümünü çoğu zaman çiziyordu yüz tuvaline. Özge'nin yeni bir dost edinirken evinde artık yalnız kalmayacak oluşu, en çok onu sevindirmişti. Uriel, eskiye oranla daha çok katılıyordu konuşmalara. Güldüğünde çizgi haline gelen gözleri, hiç olmayacak kadar güzel gözüküyordu, beyaz teni üzerinde. Ebyaz'la beraber yaptıkları komik sohbetler, üç kızın da yüzünü kahkahayla güldürmüştü. Bir kişininki hariç, bardaklar iki kez boşaldığında diğer öğrenciler gibi terk ettikler okulu. Sümay Tusel ve Özge'yi beraber kalacakları eve bıraktıktan sonra Açelya'nın malikanesine doğru yol aldılar. Ön koltuklarda Melez ve melek vardı; kız hemen arkada, tam ortada oturuyor, aynadan her ikisinin de yüzünü rahatlıkla görebilmenin verdiği fırsatı ustaca kullanıyordu. Huzur dolu nefeslerin tadını hissederek çekti ciğerlerine. Her saniyenin değerini iyice kazıdığı kalbi bir roman oluşturabilirdi ve bu romanın devam serisi, her türlü duyguyla şişirdiği ciğerlerinde yazılıydı.

Her ikisinin de inanılmaz güçte olduğunu bildiği halde, bunu açık şekilde kullanmamalarını düşündü bir süre için ama nedenini de çok iyi biliyordu. Cebinde aniden hissettiği titreşimi, eline aldığında uzun süredir haberleşemediği teyzesinin kaydını görünce daha da gülümsedi çehresi. "Efendim, teyzeciğim," diyerek cevapladı telefonu. Dikiz aynasından ona bakan Aras'la kesişen bakışlarını, aniden başka bir yöne çevirdi. "İyiyim, teşekkür ederim. Sen nasılsın teyze?"

Aras, dirseğini cama yasladığı sırada çenesine yerleştirdiği elinin altından, "Melis'i özledim," diye konuştu. "Tüylü'yü daha çok özledim."

"Ben de öyle," şeklinde cevap verdi melek.

Samimi kısa sohbetlerini, "Şimdi mi?" diye, aniden sesini yükselten genç kız, önüne döndü hızla. Dikiz aynasından gözlerine bakan melek, düşünmeye bile kalmadan durumu sezince, fânilerin araçlarıyla doldurduğu trafiğe döndü yeniden. Aras, bakışlarını yoldan ayırmasa da telefonun diğer ucundan gelen sesi, Açelya'dan bile daha iyi duyabilecek şekilde dinlemeye başladı.

"Üzgünüm tatlım, daha önce haber vermeliydim ama her şey aniden gelişti," diye konuştu teyzesi. "Sen neredesin? Gelip, seni alalım olur mu?"

Kaşlarını çattı Ebyaz. Çoğul konuşması, soru işaretlerine elektro şok olup, yeniden hayata döndürmüştü. Açelya, derin bir nefes aldığında, "Hayır, gerek yok teyzeciğim. Biz de zaten geliyoruz, Umut ve Aras'la birlikteyim, iki dakika içinde evde oluruz."

"Tamam tatlım, bekliyoruz sizi."

Kısacık bir hoşçakal konuşmasından sonra kenara koyduğu telefondan sonra öne doğru hafifçe eğildi kız. Söze gireceği sırada görevi üstlenen Aras, "Melis, kiminle birlikte seni bekliyor?" diye sordu.

Melek, yoldan çektiği gözlerini ona yöneltirken kıvırdı dudaklarını. Bu gülümseme sessiz olsa da, "Tipik Aras," diye bir yandan da haykırıyordu.

"Evleneceği adam," şeklinde cevap verdiğinde dudak büzdü Açelya. "Tüylü'yü bana getirmiş, gelmişken de benimle tanıştırmak istemiş..." Bir müddet sessiz kaldığında, dikkatlerini bir an bile ondan ayırmayan kişilere, kalbine çöken ağırlığı, dudak altından belirtti. "Nedenini bilmiyorum ama içime bir his çöktü."

"Nasıl bir his?"

Geriye yaslanıp, camdan dışarıya bakmaya başladı. Kucağına bıraktığı ellerini yarım yamalak oynatırken, "Bilmiyorum ama huzursuz edici. Sanki, bedenimi var gücüyle sıkan bir avucun içine düştüm..."

Camdan akıp, geçen manzara yavaşlarken oldukça tanıdık evler görüş alanlarına yerleştiği sırada, "Nedenini şimdi anlarız," diye konuştu Uriel. Saniyeler içinde uygun bir yere park edip, sessizleştirdiği arabadan indiğinde birkaç metre uzaklarındaki araçtan inen bedenlere baktı. Melis, heyecanla izlediği Umut'a ilerlemeden hemen önce, kırmızı aracın arka kapağını açıp, yuva kafesi eline aldı. Aras ve Açelya da meleğin yanına geldiğinde doğruca teyzesine ve yanındaki yabancıya baktılar.

"Açelya'm..." diye, merhametle söze girdi Melis. Kafesin engellediği yarım bir sarılıştan sonra diğerleriyle de gerçekleştirdi, hareketlerini.

"İçeriye geçelim teyze."

Ebyaz, Melis'in elindeki kafesi nazikçe aldığında, eve vardıkları ilk saniye kapılarını araladı. Tiz bir havlayışla dışarıya çıkan köpek, kuyruğunu hızla sallayarak yaklaştı ona. "Bir hayvanı böylesine özleyebileceğim, aklımın ucundan bile geçmezdi," diye konuştu, kucağına aldığı tüylü köpeğe sarıldığında Melis, koluna girdiği adamla birlikte gülümsedi. Salona geçtiklerinde bakışların eksik olmadığı beden, sessizliğini inatla korurken boğazını minik bir öksürükle temizleyen Açelya, konu başlangıçı istedi teyzesinden.

"Açelya..." Durdu bir süre. İnce parmaklarıyla durmadan oynarken parlak bir yüzük, kolaylıkla yerleşti görüş açılarına. "Bu, Sinan. Evleneceğim adam." Sözlerini bitirdikten hemen sonra, önüne kaldırdığı köpeği yavaşça indiren Aras, önce kadını daha sonra da adamı süzdü. Hiç de memnun olmayan ifadesini meleğe çevrildiğinde, onun gibi durgun bir ifadeye geçti yeniden. Açelya, yaşamak istediği heyecanı nedensizce yaşayamıyor, teyzesinin sözlerine bir türlü geri dönüş yapamıyordu. "Sinan'la uzun zamandır tanışıyoruz ama son zamanlarda her şey o kadar hızlı gelişti ki... Şimdi de evleniyoruz."

"Bu harika!" diyerek ayaklandı genç kız. Mimiklerine verdiği kağıt parçalarında yazan röllerini başarıyla oynamalarını arzularken teyzesine ilerleyip, sarıldı. "Sizin adınıza çok sevindim," dedikten sonra geri çelildiğinde, ayağa kalkan adam geniş bir gülümsemeyle uzattı elini. Kız, havadaki parmaklara baktı bir süre, nedensizce tokalaşmak istemiyordu. Sinan ismindeki bu orta yaşlı adam, hiçbir şey yapmadığı halde bile uzak geliyordu ona.

"Tebrik ederim!" Adamın elini aniden tutan bir diğer elin sahibi, Açelya'nın hemen yanından geçtiğinde, konuşmaya dahil oldu Uriel. Kızın hislerini her zamanki gibi anlamış olacak ki, istemediği bu durumdan ustaca kurtardı onu. Sinan, kısa süren şaşkınlığı yerine geniş bir gülümseme takındı. Durumun farkına vardığında, tokalaşmadan sonra geri çekti elini. Melek, "Sizi de tebrik ederim Melis Hanım," diyerek konuşmaya devam ettiği sırada, ona döndü. Yaşanılan küçük bir sarılıştan sonra Ebyaz da kalktı ayağa. Elindeki köpeği bahane sayıp, Sinan'la tokalaşmasa da Melis'e geçen sırayı en güzelinden kullanıp, sıcak bir tebrik yolladı.

"Ben, size bir şeyler hazırlayım."

"Hayır, hayır!" Aniden durdurdu yeğenini, Melis. "Hiç gerek yok teyzeciğim; biz, Tüylü'yü vermek ve gelmişken de sizi tanıştırabilmem için, gelmiştik," diye konuştu.

Sinan, giydiği ceketin iliğini çözdüğü sırada ilk kez duyurdu sesini. "Memnun oldum, Açelya. Gençler..." düz hizaya çektiği dudaklarını yeniden araladığında, yetişmesi gereken toplantı olduğunu çıkardı gün yüzüne. Melis'in sırtına götürdüğü eliyle onu kendisine çekerken saklamaya çalıştığı acele tavrıyla iyi günler dileklerinde bulundu. Melis, adamın peşinden giderken ilk kez herhangi bir söz söylemeden ayrılıyordu evden.

Kapıdan gelen tok bir sesten sonra çatık kaşlarıyla Uriel ve Ebyaz'a dönen kız, söze gireceği saniye meleğin komutuyla mıhladı dudaklarını. Havadaki eline yönlendirdiği bakışlarını Aras'a çevirirken hissettiği duygularının, nedensiz olmadığını anladı. "Şimdi duyulmaz," diye konuştu melek. Diğerlerine döndüğü sırada, bakışlarındaki gerginliği silmeye çalıştı.

"Bir şey vardı, değil mi?"

"Evet," cevabıyla konuştu melek. Melez, kucağındaki köpeği yere yavaşça bıraktıktan sonra beline yerleştirdi ellerini. Kabaran damarlarları, bedenini alev gibi ısıtan kanları, daha gür akıtmaya başladığında, sıktı çenesini. "Teyze'nin, Sinan'ı daha önce anlattığı olduğu mu?"

Ortamdaki gerilimi iliklerine kadar hisseden kız, "Hayır," diyerek cevap verdi. Bakışları melekten ayrılmazken açıklamayı duyacağı anı, sabırsızca bekledi.

"O, normal biri değil, Açelya." Aras, aradaki boş anı sözlerine kıyafet olarak giydirdiğinde, ciddiyete büründü. Çok daha şeyler bildiği, her haliyle ortadaydı.

Kız, her ikisi arasında dolaştırdığı gözlerini birkaç saniye kapattıktan sonra aralarından geçip, çift kişilik kotluğa bıraktı bedenini. "Gölgelerden biri mi?" diye sordu. Teyzesinin, farkında olmadan düşmanlarından biriyle bir yola girecek olması, büyük bir endişenin pençesine bıraktı, ruhunu.

"Gölgelerden gelen birisi," dedi melek. "Sen, Fâni Nabiz'sin. Sinan da Gölgeler'e boyun eğen birisi." Derin bir nefes aldı. "Bir İn keşfettik, Açelya. Ebyaz'la birlikte keşfine gittik. Bir sürü yabancı yüz vardı ve bu adam da onların arasındaydı."

"Şimdi bu hergele de Şah'a varmak için, Melis'i piyon olarak kullanıyor," şeklinde, dişleri arasından tısladı. Elini kıza uzattığında boşta kalan koltuğa oturmadan önceki son sözlerini söylendi. "Şah olan da sensin, Açelya."

"Henüz bir şeyleri tam anlamıyla ortaya çıkaramadığım halde, neden bu kadar çoğalmaya başladılar? İlk önce Oğuzhan'ı aldılar bizden, sonra Özge'ye gözükmeye başladırlar, şimdi de teyzem..."

"Aslında..." dedi melek. Şefkatle bakan gözleri onu bulduğunda, gülümsedi. "Fark etmeden birçok şeyi zaten topladın Emanet Kızı'm." Sözler, boş havayı aşıp, gencin kulağında ahenkle dans ettiğinde sonda söylediği lakabın, bünyesine enjekte ettiği huzurla bekledi devamını. "Naime, en önemli detayları resimlerde sakladı. Hiçbir zaman anlamadığımı sandı ama bir şeyleri gizlediğini, çok iyi biliyordum. Yanlış müjdeyi vermekten korkup, çizimleri arasına sıkıştırdı tüm cevapları."

"Mektup..." dedi sessizce. "Mektubu da öyle yazmıştı."

Güldü melek. "Bulacağını biliyordum."

Ebyaz, sakince takip ettiği konuşmayı derin ve sesli nefesiyle böldükten sonra, "Neyse ki, bahsettiklerinizi bilmesem de anlayabilecek kadar zekiyim," diyerek mızmızlandı. "Melek, madem böyle bir durum vardı, neden bekledin?"

Uriel, yerleştiği koltukta geriye yaslanırken devirdi gözlerini. "Zeki olduğunu dile getiriyorsun ama neden bunu bilemeyecek kadar aptalca davranıyorsun?" Sorusuna herhangi bir karşılık alamayınca Ebyaz'da oluşan mimiklere güldü. "Naime'nin istediği tarihten önce hiçbir şeyi söyleyemezdim. İstediği tarih geldiğinde de..." Durdu. Bakışları Emanet Kızı'nı bulduğunda, çok durgun sayılmayacak şekilde soldurduğu tebessümüyle, "Araf'taydım," diyerek bitirdi sözlerini.

Açelya, mevsime barınak yaptığı kalbine, küçük bir battaniye örttü. Meleği, onu her ne kadar affetmiş gibi davransa da bir yanının buruk olduğunu bilmekten öte, hissediyordu. "Halam, yaş günümü doldurmamla birlikte evi bana miras bıraktığına dair, bazı şeyler söyledi. Esme ile de orada karşılaştım, mektubu orada buldum ve odaya girmeden önce üzerimden geçen korumayı, ilk orada gördüm. Dosyaların içindeki görseller... Sadece mektupta vardı yazılar ama..."

Melez, odakladığı gözlerini yavaşça kırptığı sırada kısa bir nefesle güldü. "Naime çok zeki kadındı, Açelya," geriye yaslanıp, güldü. "Çizimlerini görmedim ama onca işin arasında buna zaman ayırdıysa, eminim ki her şeyi orada anlattı."

"Doğru," diye onay verdi Uriel. "Ve, aradığımız diğer üç parçadan biri de Naime'deydi. Bu da demek oluyor ki, parçaların ikisi bizde."

"Diğer ikisi de gizem içinde..." Kıstığı gözlerinin altında gülümsedi kız. "Ama bu, bizim onları bulamayacağımız anlamına gelmiyor."

Aras, parmaklarını yasladığı dudaklarını genişletti. Kalbinin ortasında yeşeren bir fidan, Açelya'nın tebessümlerinden gelen güneş ışınlarıyla daha da can bulup, büyüdü. Fidan, yetişkin bir ağaç olup , dalına konan birkaç kelebeğe yuva olduğunda, "İşte benim Çırak'ım," diyerek titreyen kalbi, daldaki kelebeklere kanat çırpıtırdı. "Bulmacaya ben yardım edebilirim," diye ses verdi, tüm düşüncelerini sineye çekerek. "Oğuzhan'ın öldüğü gün; Melih'in seni odasına çağırdığını, İbranice bulmacayla gelen Oğuz'dan sonra dikkatinin ani olarak ona döndüğünü anlatmıtşın. Bu büyü, nerede yapıldıysa eğer, tek anahtarı bu dilden dökülebilecek sözlere bağlı. Yani, evet. Melekeler de yardım edebilir ama Labezerin'in de bir zamanlar sana söylediği gibi; bilgiler işi bitirseydi, fânilere ihtiyaç duyulmazdı ama ben bir melek değilim, haddinden fazla burun sokabilir ve olur olmadık şekillerle en ince ayrıntıya kadar inebilirim," şeklinde eklediği sırada, zihninin arkasında yer edinen bir Erelim'den sonra bir an durdu. "Yani, değildim..." diye bitirdi sözlerini. Her iki tarafın da özünü taşıyor oluşu bir kez daha beton etkisi oluşturdu beyninin arkasında. Öylesine kısık söylemişti ki sözleri, aslında bu sessizlik, tamamen bir haykırıştı.

"Değildim?"

Aras, kızdan gelen soruyu es geçip, "Sinan'a ne yapacağız?" diye sordu. Bir şeylerin üstünü örtmeye çalıştığı bariz şekilde ortada olsa da umursamadı bile.

"Ne yapılacaksa teyzemle evlenmeden önce yapılmalı."

Melek, uzun süre baktığı noktadaki bakışlarını çekip, dizleri üzerine yasladı dirseklerini. "Bunun için de bizim çok iyi bir planımız var..." Güldü. "Akatriel, bizim en ufak bir hatamızı arıyor."

"Ve, Sinan'ın karşı tarafta olduğunu da bilmiyor," diye tamamladı meleği, Ebyaz. Yüzüne yerleşen alaycı bir gülüş sessizce büyürken bal rengi gözleri iştahla parladı. "Ben her şeyi yapabilirim."

"Öldürmeye açsın."

"Hayır," dedi Melez. "Ben, sevdiklerimin intikamına açım."

"Oğuzhan'ın intikamını zaten almadın mı? Melih öldü," diye konuştu kız. "Ayrıca bir fâniyi öldüremezsin."

"Zaten öldüremeyeceğim." Havaya kaldırdığı kaşları alnını kırıştırdı. Sözler ilerledikçe gözlerinin ardındaki sinemada kurduğu sahneler, iyice kabartmıştı kanını. "Benim intikamım, tek kişiyle bitmez... Bana, hâlâ Sekhmet'mişim gibi bakmayın ama Oğuzhan'ın intikamını da tek birini öldürerek soğutamam ben. Hatta her birini teker teker kendi elimde parçalasam da soğumam. Sadece, bir nebze olsun rahatlarım."

"Tehlikelisin Aras," dedi melek. Yüzündeki ciddiyet yavaşça silindiğinde kıvrılan dudakları altındaki beyaz dişleri parladı. "İşte bu yüzden, biz daha öndeyiz. İlk ve teksin, bu yüzden özelsin ve yine bu yüzden Akatriel peşinde."

"Tamam... Şu an, öğrenmemin zamanı gelmediği bir takım olaylar var." Hızlı bir nefes aldı, Açelya. Hayran kalabileceği ama ne olduğunu anlayamadığı konuşmayı dosyalar arasına eklediğinde asıl konuyu baş köşeye çıkardı. "Sinan'ı yem olarak kullanacaksınız. Akatriel'i tuzağa çekebilecek misiniz? Ya anlarsa?"

"Bunu ortaya çıkarmamızın tek bir yolu var," diye konuştu melek. Ebyaz'ı bulan bakışları tebessümüyle kısılırken irisleri parladı. "İpi ortaya serelim, yemi kuralım ve ava gelen avcıyı yakalayalım."

Bölüm sonu

3 yorum