İçeriğe geç

EBYAZ

Bölüm 24 · 19 dk okuma

EBYAZ

Bölüm 24

Yükseliş

İlmek ilmek seçilen her şeyden sonra geriye sadece istenilen şeylerin kalması, basit bir tabiat kuralı olmalıydı. En azından, Açelya'nın zihninden geçen derin düşüncelerin zemini buydu. İki yandan sarkan saçlarını omzu üzerinden geri verdikten hemen sonra gözünden akan yaşları sildi.

Bir ay önce, siyah bir Baş Melek'ten arınan gökyüzüne rağmen, neden hâlâ düzelen şeyler yoktu? İbranice bulmacanın bile yarısından çoğunu çözmüşler, kelimeleri belirgin şekilde yazmışlar ama hâlâ daha bir sonuca varamıyorlardı. Üstelik, kalbinde hissettiği bu tedirginliği, meleğinin yüzünde de görmüştü. Bu, onu çok daha korkutmuştu işte. Büyükannesinin nasıl bir yol izlediğini anlamlandıramıyordu. Alfabesi farklı bir dil. Aynalar. Resimler. Gizemli parçalar...

Tüm bunlarla birlikte iyice daralan zaman yetmiyormuş gibi birkaç dakika önce, Gölgeler'e çalışan bir adamla teyzesinin düğününden dönmüşlerdi. Sessizdi. Ağlıyordu.

"Açelya?" Uriel'in naif sesi usulca ulaştığında, bedeni de yaklaştı. Takım elbiseyle birlikte iyice ortaya serilen bedeni, pek kas gücünde olmasa da büyük bir heybet sergiliyordu çevresine. Hemen karşısına geçtiğinde üzgün ifadeyle baktı Emanet Kızı'nın gözlerine. "Neyi düşünüyorsun?"

"Olmuyor Uriel," dedi kız. Bir aydır içinde gizlediği tüm tuzlu suları usulca akıttı yanaklarına. Başını iki yana sallarken, "Biraz önce onlardan biriyle teyzemin evlenmesini izledim," diye devam etti. "O kadar mutluydu ki! Her şeyden habersiz, o kadar güzel gülüyordu ki..."

"Açelya." Dizleri üzerine çöktü. Bir elini genç kızın çıplak koluna götürüp, desteğini hissettirmek istedi. "Gayet güzel ilerliyorsun. Bulmaca hemen hemen bitti. Parçayı buldun. Şu anda da elimizde üç parça var. Onları aksi yöne koştururken hedefe emin adımlarla ilerlememize çok az kaldı. Buna emin olabilirsin."

"Melek... Yüzme bilmediğim halde, bu okyanusa açtım gözlerimi. Çırpındıkça daha çok boğuluyorum," diye konuştu, sertçe yutkunmadan önce. Zamanlarının tükendiğini hissetmek, ona amansız korku vermeye devam ederken günlerdir yanlarına gelmeyen Cesaret Meleği'yle daha da korkak hissediyordu. Duygularının önünü almak istese de yapamıyordu. "Ben, bu olmamalıyım," dedi yeniden konuşup. "Böyle bir insan, Naime Altay gibi bir kadının torunu olmamalı. Neden yapamıyorum?"

Uriel, iki yana salladı başını. Gözlerine düşen gölgeden haberdardı ve yüreği yanan Emanet Kızı'nı orada dinlendirmek istedi. Farkında olmasa bile, aslında büyükannesinden bile daha ince düşündüğü için bu haldeydi. Genişti. Fazlaca genişti. Öyle ki, ona tüm cihanın seksenlik dilimini yüz gün içinde kurtarma görevi verilse, doksan sekiz gün ağlasa da doksan dokuzuncu günde, yüzde yüzlük dilimi kurtarabilecek kadar genişti kalbi. Ebyaz'ın kimliğini gün yüzüne çıkaran da kalbindeki bu özdü... Bu yüzden Bahram, Anahtar olma görevini vermişti ona. Ve Naime, o daha çocukken görmüştü bunu. "Hayır Açelya. Bu okyanusa sonradan açmadın gözlerini." Ayağa kalktığı sırada üzerine aldığı dikkate, en kararlı bakışlarını yolladı. "Sen zaten bu okyanustaydın ve hayatta kalmak için, yüzme bilmene gerek yok. Çünkü sen, zaten bu okyanusun kızısın."

Yaşlar, hafif belirgin çillerini son kez ıslatıp, akarken yayılan enerjiyi hissetti genç kız. Yavaşça inip, kalkan göğsünün altında, melekten gelen sözlerin konseyi vardı. Tüm konuşmayı sessiz bir şekilde uzaktan izleyen Aras, gururla kabarttı göğsünü. Kızın döktüğü her bir göz yaşı, teni altındaki cehennemi söndüren en güçlü damlalardı. O ağladıkça sönüyordu...

"Bir dakika..." dedi kız. Meleğinin gözlerinden aldığı bakışlarını herhangi bir noktaya verdiğinde düşüncelerine daha da daldı. "22.10.07. Vat-Fak-Nıyaz..." Dudaklarından çıkan mırıltı sırasında ayağa kaldırdığı bedenini, bulmacaları yatırdığı masaya kadar taşıdı. İnce parmağı kağıdın belirli köşelerinde dolaşırken durdu. "Üç."

Aras elindeki kıravatı kenarda bir yere bıraktıktan hemen sonra kızın yanına doğru ilerledi. Melek, duyduğu sözleri iyice düşündüğü sırada kıstı gözlerini. "Üç..." diye tekrar etti onu. Tam olarak anlamasa da bir şeyler bulduğunu hissetti, hızla ilerledi.

Açelya, dilinden döktüğü sözleri birkaç kez daha tekrar ederken aklına yerleşen şeyin doğruluğuna emin olmak istedi. "Bu ikisi farklı şeyler değil," diye konuştu aniden. "22. 10 ve 07. Tarih değil, üç farklı numara. Vat. Fak ve Nıyaz. Üç farklı kelime..."

"Naime, iki farklı yön sunmuş..." dedi Aras, konuyu hemen kavradığında.

Genç kız, henüz dile getirmediği halde onunla aynı fikri söyleyen Ebyaz'a heyecanla baktı. "Aynen öyle!" Parmaklarını hızla başka bir köşeye çekti. "Bakın. 01, 12, 14, 01 ve 11." Derin nefes alıp, meleğe baktı. Aynı heyecanı yakaladığı derin bakışlarını parmağını koyduğu yerde görünce daha da cesaretlendi. "Fela, Demal, Nun, Fela, Fak."

Heyecanını dizginlemeye çalışan melek, "Beş," diye söze girdi hemen. "Yine aynı."

"Bak sen şu işe... Giderek zevk almaya başladım." Ebyaz, önünde bağladığı kollarını çözüp, masaya yasladığı sırada genişçe güldü. Bal rengi gözleri, biraz önce sönen cehenneminin yeniden harmanlandığını anlatırmışçasına parladı.

"Diğerleri?" diye sordu melek. "Diğerlerinin uyumu da oldukça önemli bizim için."

"Hemen bakalım." Ellerini, saçlarını kulağının arkasına verdikten hemen sonra bulmacaya kondurdu. Derin nefes aldığı sırada biraz önce, meleğinin onun için söylediği sözleri dinletti beynine. "Sen, bu okyanusun kızısın." Gülümsedi. "Diğer sözle aynı. 01,12,14,01,11... Bir hata olduğunu düşünmüyorum. Eminim ki, bu tekrar bize şifreyi verecek önemli bir tekerrür."

Uriel, kağıttan çektiği bakışları kıza çevirdi yavaşça. Kendisi fark etmese bile, biraz önce büyükannesi gibi konuşmuştu, Açelya. Aynı duruş, aynı bakış, aynı davranış... Gözlerinin titrediğini hisseden melek, anlık olarak Naime ile yeniden bir mekanda olduğunu hissetti. An için hızla çarpan kalbi, ona iletilmesi üzerine bir selam yolladı sevdiği kadına. "Doğru..." dedi gözlerini çekmeden hemen önce. Ona yönelen bakışlara karşılık vermeyi reddederek, bulmacaya odakladı kendisini.

"14, 10, 04, 12, 05, 07. Nun, Fak, Telad, Demal, Eh, Niyaz." Geri çekilip, "Altı," diyerek bitirdi sözlerini, kız. Artık eminlerdi. Bu sayılar ve kelimeler aynı sonuca götüren iki ayrı yoldu.

"Her şey tamam ama ben, İbranice'de böyle kelime isimleri tanımıyorum. Sadece Nun,"söylendi Aras. "Yardım edebilirim sanmıştım ama anlamlandıramadığım kelimelerle baş başayız şu anda."

"Açelya'nın kelimeleri bulunuşuna en büyük yardımcı sen oldun, Ebyaz," dedi melek. "Şu anda bir anlam ifade etmiyor gibi gözükseler de Naime'nin şifreyle sakladığı bu kelimelerde mutlaka bir şey çıkacaktır."

Genç kız, dikkatle dinlediği konuşmalardan sonra, "Bence basit düşünmeliyiz," şeklinde karıştı araya. "Belki de en büyük hatamız, zoru düşünmekten kaynaklanıyordu."

"Şu durumda basiti düşünmek daha zor," dedi melek. "Zora alışığız ve bu yüzden basit düşünmek, çok daha zor."

"Bu çok havalı hissettirdi," diye konuştu Aras. Kollarını bir kez daha önünde bağlarken hızla kaldırıp, indirdi kaşlarını. Yüzündeki tebessüm sola doğru kıvrıldığında, geniş gülümsemesiyle ona dönen melekten sonra birlikte kahkaha atmaya koyuldular.

Açelya kaçırdığı konuşma yerine ikisinin sesli şekilde gülüşüne odaklandığında gülümsemeden edemedi. Öylesine güzel gülüyorlardı ki, dudakları yanlara kıvrılmayı bırakana kadar oluşan huzur dolu gülümsemede, en güzel filmleri izliyordu sanki. Filmin bittiğini haber eden kapalı dudaklardan sonra, o ana kadar unuttuğu tüm sorumlulukları yeniden yerleşiyordu sırtına.

"Şifreye bir adım daha attığımıza göre, oldukça farklı sayı ve kelimelerle bunu Sinan'a verelim," dedi. "Ne kadar hızlı olursak, teyzemi ve onun duygularını kullanmayı, o kadar erken bırakır."

"Ben, Melis'in duygu hissettiğini sanmıyorum." Omuz silkti Aras. "Bence enerji ve ilgiyle olan bir şey.

"Büyü gibi mi?"

"Bir nevi."

"Yani... Cin Alemi'nin bir oyunu mu?" diye sorarak emin olmak istedi kız. Teyzesinin bir şeyleri doğru hissetmediğini, kendisine gösterdiği hal ve hareketlerinden anlayabiliyordu ama özel bir büyüyü, basit düşünse de ihtimal vermiyordu. Çok daha farklıydı... Sadece duyguları değil, hareketleri ve sözleri de başkalaşmıştı.

"Hayır," dedi Uriel. "Cin Alemi'nin, bu perdenin bozulmasını isteyeceğini düşünmüyorum." Masanın üzerinde bulunan haritayı kapattığı sırada, her ikisinin gözlerine yolladığı bakışla koltuklara doğru ilerledi. "Eğer birleşme olursa insanlar dehşetli bir rüyaya uyanacak ama cinler, katledilecek."

Büyük bir şok dalgası hissetti Açelya. Binlerce yıldır insanların akıl sağlığıyla oynayan varlıkların, bu perdeden böylesine etkileneceklerini duymak çok farklı hissettiriyordu. "Ama, daha rahat harekete geçip, insanoğluna daha etkili olabilirler diye düşünüyordum. Neden katledilsinler ya da kim katletsin?" sordu merakla. "Cinler, istediği gibi korku salabilen ve şekilden şekilde giren varlıklar. Herkesten önce o perde kuralını çiğneyip, insanlara karışmaya başlamadılar mı?"

"Evet," dedi melek, ilk olarak. "Sultan Süleyman'ı duydun mu?" diye sordu. Olumlu anlamda kafasını sallayan kız, daha da dikkatle dinlemeye koyuldu. "O, cinlere hakimlik kuran bir vekildi. Onun zamanında öylesine dehşet verici bir hal almıştı ki bu savaşlar... İnsanlar kaçacak yer dahi bulamazdı. Birbirlerine saldırırlardı... Ama Sultan Süleyman geldiğinde, her biri hizaya girdi. Sözünden çıkanlar da oldu elbet ama ondan korktular. Perde arkasına geçtiler. Ama öldüğünde ise yeniden başladılar her bir şeye."

"Peki ya, onları katledecek bu güç?"

"Cinler, şu an en sessiz dönemlerini yeniden yaşıyorlar, Açelya. Perde yıkıldığı an, insanlar yerine onlara korku salacak bir diğer alem de gelecek. Görünmezliğe karışıp, insanların akıl sağlığıyla oynayanlar, kendi akıl sağlıklarını yitirecekler. Yakalanan her cin, vahşice katledilecek. İşte bu yüzden Nabizler'e yardım etmeseler de bizim tarafımızdalar. Bu birleşmeden korkuyorlar."

Alayla güldü Ebyaz. "Acizler."

"Evet... Ama bu çok ürkütücü..." Tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Kasvet dolu rüzgar, ensesinden içeriye dolmuş gibiydi.

Bu sırada Aras, alaycı gülüşünü yavaşça soldurduğunda aklına yerleşen düşünceyle ciddi bir ifade takındı. "Bir dakika..." Meleğe döndü hemen. "Cinler, şu anda insan aleminde değilse Özge'nin gördüğü neydi?"

Soru, mekana gölge gibi inerken bu açıyı hiç düşünmediklerini hissetti, her biri. Birbirleri arasında dönen bakışlardan sonra, "Tamam," diyerek kendini odaklayan Açelya, "Her şeyi şimdilik bir kenara alıyoruz. Dostane ya da düşmancıl düşüncelerden ziyade, görevimize uygun adımlarla ilerleyip, doğru açılardan adım atacağız," diye konuştu. Bakışları Uriel'e yöneldiğinde onu destekleyen bir ifadeyle karşılaşınca daha da odakladı zihnini. "Şifrenin adımları şu an için karşımızda. Ve elimizdeki dört parçanın içinde gizli olan şekillerden de üzerinde kanlı dairenin olduğu bir ağaç bulduk."

"Tek sorun şu ki, son parçada gizli olan ağacın kalan bölmesinde kaç kök olduğu belirsiz," dedi Aras. "Elimizde olan şekilleri kağıda çizdik. Şu an için yaşlı ve geniş ağacımızın dört kalın kökü var. İşin ilginç yanıysa köklerden biri, diğerlerine oranla daha kalın ve parçalanmış vaziyette."

Çenesine destek sağladığı ellerini çektiğinde, "Büyü bu ağaçta," diye kararlı bir şekilde konuştu, kız. "Büyü kesinlikle bu ağaçta ve köklerinde saklı." Derin nefesi öylesine kuvvetliydi ki, karşılarındaki Açelya'nın yarım saat içinde nasıl değiştiğini anlamaya çalıştı Melez ve melek. Teyzesinin, Gölgeler'e çalışan biriyle evlenişi onu fazlasıyla üzmüştü ama şu anda, tam da dediği gibi, insani ilişkileri bir yana bırakmıştı.

"Emin misin?" diye sordu, Uriel. Kızın bu canlı düşünceleri onu heyecanlandırsa da her adımında emin olmasını istiyordu.

"Evet." Anında karşılık verdi, kız. "Çok açık belli. Köklerin devamı bize büyüyü anlatacak. O dairede de elbette bir iş var ama şu an için önümüzdeki engeller, ağacın nerede olduğu ve o kökteki büyüyü yıkacak sözlerin ne olduğu. Çok basit düşünemliyiz..."

Dikkatle dinleyen Aras, kısarak izlediği gözlerini kırpıp, açarken geriye dikleştirdi sırtını. Fazlasıyla ciddi hissediliyordu bu kez. Açelya'nın bu tavrı hem gururlandırmış hem de derin düşüncelere sevk etmişti, onu. "Şu şifreyi Sinan'a verelim," diye konuştu. "Ama bırakalım, ilk hamleyi o yapsın," şeklinde devam ettiği sırada; oturduğu koltuğa yaslandı, düğmelerden birkaçını çözüp, rahat bir nefes yolu açtı kendisine. Güldü. Şeytani bir şekilde şekilde kırıştırdı yanaklarını. Gamzesinde oluşan gamze çukuru bile açlıkla derinleşti. "En son, Oğuzhan'ın intikamı için kullandım gücümü. Melih en lezzetli olanıydı." Dişlerini göstererek sırıttı. "Ondan sonrakiler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim ama Sinan, beni çok fazla sinirlendiriyor."

"Onu öldüremezsin, Ebyaz," dedi Uriel. "İnan bana, bunu söylerken hiç mutlu değilim ama onu öldüremeyiz."

"Öldürmeden öldürün o zaman," diye devam etti, Açelya. "Teyzemin temiz duygularını bu işe karıştırdıkları saniyeden itibaren, bunu hak ettiler zaten." Mavi gözlerinde çıkan fırtına koyu bir renk yaydı. Şakaklarına düşen gölge onu gerçek anlamda güçlü gösteriyordu. Kızıl saçları bile sanki daha da koyulaşmıştı. Üzerine konan bakışlar şaşkındı ve her sözü, yeni bir şaşkınlığı gururla ekliyordu ona gelen bakışlara. "Ebyaz," dedi kız. "Bunu senden istiyorum. O pislik, teyzeme hiçbir açıdan dokunmadan önce, sen ona dokun. Teyzem üzülecek ama biraz üzüntü hiçkimseye zarar vermez. Zaten bu soğuk savaş bittiğinde de eski haline dönecek. Ve eminim ki, ondan kurtulduğuna mutlu bile olacak."

"Açelya, emin misin?" diye sordu Melez. Duydukları onu ziyadesiyle mutlu ediyordu ama gelen bu sözlerin ciddiyetindeki kesinliği bilmek istiyordu. Önemli bir karardı.

"Evet," dedi kız. "Olay planını en güzel sahneleyen sizsiniz. Düğünün henüz bitmediğine eminim. Hastalanıp, ayrıldığımızı düşünüyorlar. Siz de durumum için teyzemi bilgilendirin."

Melek, gülümseyerek ayağa kalktı. Kıravatını düzelttiği sırada Ebyaz'a dikti gözlerini. Kızın neyi ifade ettiğini eksiksiz şekilde ele almış ve uygulamak için fazlasıyla heyecanlanıyordu. "Hadi Aras. Gidip, enişteyi tebrik edelim."

Aynı şekilde gülümsedi Melez. Uriel'e odaklı gözleri Açelya'ya çevrildiğinde, tehlikeli sayılabilecek bir bakış sezdi. Kızıllarına fazlasıyla yakışan mavileri, büyük bir tutkuyla parlıyordu adeta. Teninin hemen altında hissettiği cehennem, iştahla parladı. Geniş gülümsemesi yüz tuvaline yerleşirken ayağa kalktı, takım elbisesinin ceketini özenle düzelttiği sırada aldığı derin nefesi, iki dudağı arasından yavaşça üfürdü. "Kızıl Güzeli, beni giderek daha çok etkiliyorsun."

Gülümsedi kız. Olduğu yerde geriye yaslandığı sırada kaçırdığı bakışlarını, herhangi bir köşede dinlendirdi. Melek, Ebyaz'ın koluna hafifçe dokunduğu sırada ilerlemeye koyuldu ki, komutu alan Aras hemen arkasından ilerledi.

Heybetle ilerleyen adımlar, bir yenilerini karanlığı fırsat bilerek, kalabalıktan biraz uzaktaki noktaya kondurmuşlardı. Akşam vakitleriydi ve Açelya'nın söylediği gibi düğün merasimi henüz bitmemişti bile. Arka planda çalan naif müzik ve kalabalığın sohbeti, bulundukları yere kadar geliyordu. Karanlık merdivene attıkları ilk adımda otomatik şekilde aydınlanan yol, rahat bir görüş açısı sunarken salona doğru adımladılar. Etrafta dolaşan garsonlar, misafirlere sunum yaparken küçük bir kalabalıkta sohbete giren Melis, beyaz gelinliği içerisinde mutlu olması gereken bir zamanda oldukça sönük ifade takınmıştı çehresine. Sinan'a bakarken gülümsüyordu ama insanlara döndüğü sırada üzgündü. Bu durum ciddi anlamda sinirlendiriyordu her ikisini de. Asıl benliğine karşı gelemediği bir süregelme vardı, besbelli.

"Nasıl yapacağız?" diye sordu Aras.

Önden adımlayan Uriel, "Merak etme," diye konuştu. "Biz, Açelya'dan gelen mesajı ileteceğiz. Ve, gerisini Sinan yapacak." Gözlerine inen gölge, nurlarını derinleştirdiğinde, sola kıvırdı dudaklarını. Elini cebine attığı sırada parmakları arasında oluşturduğu, karışık sayı ve kelimelerden oluşan yazıların yazıldığı kağıdı aldı avucuna. Bu; onları, ilerleyecekleri adıma en uzak noktaya götürecek ve şifrenin tamamlanmasına kolay basamaklar sunacaklardı. "Bana bırak," dedi daha sonra.

"Lider ne derse, o," diyerek güldü Ebyaz. Üzerindeki ceketi çıkarıp, koluna astığı sırada bakışlarının karşılaştığı Melis'e daha da geniş bir tebessüm yolladı.

Kadın, oturduğu yerden hızla kalkarken biraz öncekilere kıyasla gerçek bir gülüş sergiledi, her ikisine doğru. "Umut, Aras!" Meleğe sarıldıktan hemen sonra Melez'e dönüp, sıkıca sarıldı. "Sizi yeniden gördüğüme çok sevindim. Açelya nasıl oldu? Geldi mi?"

"Hayır," dedi Uriel naif bir tınıda. "Ama bizim gelmemizi, o istedi. Özür diledi ve sana bu kağıdı yolladı." Cebindeki kağıdı çıkarıp, verdiği sırada hemen bir yenisini oluşturdu görünmezlikte.

Kadın, heyecanla açtığı kağıda verdi dikkatini. "21,09,09,17,16..." Kaşlarını çatıp, kaldırdı başını. Tam o sırada konuşmaya önceden kulak astığını belli eden Sinan, hızla ayaklandığı sırada Melis'in elindeki kağıdı sahte bir tedirginlikle alan Uriel, şaşkın bir ifade kondurdu çehresine. "Şey..." Düşünceli görünümünü belirli bir heyecanla silerken cebinde oluşturduğu diğer kağıdı uzattı ona. "Özür dilerim, bu bizim için olan, başka bir kağıttı. Not almıştık, cebimde kaşmış." Katladığı beyazı Aras'a verdi. "Şu an, elinizde tuttuğunuz, Açelya'nın yazdığı," dedikten sonra sahte olduğunun bilinmesini istediği bir şekilde gülümsedi. Yalan üzerine kurulu olduğunu düşündüren bir oyun oynuyordu şu anda. Ve hedefi, onları parıltılı gözlerle izleyen ve Melis'in hemen yanına adımlayan Sinan için, ortaya bir ip sermekti.

"Ah... Tamam çocuklar," dedi Melis. Elindeki kağıdı açacağı sırada yanı başında hissettiği evlendiği adamı görünce, durdu. "Ben, sonra okurum bunu."

"Sen nasıl istersen, Melis Sultan," diye söze karışan Aras. Meleğin ona verdiği kağıdı koluna astığını ceketinin cebine sokuşturdu. Kadına yönelttiği bakışlarına rağmen, Sinan'ın onu nasıl dikizlediğini rahatlıkla görebiliyordu. "Biz, gidelim," dedi daha sonra. Meleğinin biraz önce sergilediği başarısız saklantıyı başarıyla gösteren davranıştan sonra Sinan'ın bir bahaneyle peşlerinden adımlamaları kaçınılmazdı. "Açelya, evde. Ona baktıktan sonra da kendi evimize geçeriz."

"Tamam. Geldiğiniz ve güzel kızımın mesajını bana ilettiğiniz için, çok teşekkür ederim." Yüzünde oluşan ifade, dolgun bakan gözlerinde yaş biriktirirken sarılma ya da onlardan bir geri dönüş beklemeden döndü arkasını. Misafirlerin yanına geçen kadın, Umut ve Aras'ın canını bir kez daha yakmıştı. Üzerinde, kontrol edemediği bir şeylerin olduğu açıkça belliydi ve bu, onu her geçen saniye daha da üzüyordu.

Aras, öylesine hiddetlenmişti ki, yanında duran bir Uriel olmasaydı kalabalığı dinlemeden saldırabilirdi Sinan'a. Yutkunmakla yetindi. Ne de olsa tahmin ettikleri ve ortaya serdikleri yeme gelişi gerçekleşirse, istediği bu patlamayı daha rahat bir şekilde yapacaktı. Gülümsedi... Kendisini zorlayarak gülümsedi. "Tebrik ederim..." dedi sahtece. "Sinan Bey."

"Teşekkür ederim çocuk." Alayla güldü.

Aras, tebessümüne rağmen sıktığı çene hattıyla ileri doğru attığı bir adımda, önünde hissettiği kol ile indirdirdi bakışlarını. Uriel, durdurduğu Melez'in geri çekilmesini hissettiği saniye ciddi bir ifadeye bürüdü çehresini. "Melis Hanım'ın tebessümünü bozacak en ufak şeyde, hemen karşında olacağız. Üzeyim demeyin, fena üzülen siz olursunuz."

Sinan, bakışlarına karşılık verdiği meleğin sözlerinden sonra gülümsedi. "Merak etmeyin. Onu üzmem. Hatta benim de size sormak istediğim bir şey vardı. Çıkışa kadar eşlik ederken, bu konuyu konuşalım mı?"

Uriel beklemediği bu açık teklife herhangi bir şey söylemeden önce Melez'e döndü. Belliydi ki, bu inanılmaz basit planları başarıyla sonuçlanmıştı. Şimdi de önlerindeki tek şey, yaşanacak kavga da yenilgi süsü verseler de Sinan'ı güzel dövmekti. Açelya ve Melis için. "Tabii, olur."

Adımlar, çıkışa çevrildiği sırada, en önden ilerledi Aras. Elinde sıkıca tuttuğu cekettinden gözlerini ayırmayan Sinan, Umut'u gittikçe sevindiriyordu. Aptalca bir inanıştı bu, ona göre. Fazlasıyla basitti ve zeki olan birisi, böyle önemli bir şifrenin ceplerde dolaşmayacağını bilirdi. Gülümsedi. Anlaşılan oydu ki, Sinan'ın zafer tutkusu, düşünme yetisini elinden almıştı. Salondan çıktıkları sırada ıssız çevreye açılan kapıya doğru ilerlediler. Basamakları indikleri merdivene rağmen tak bir söz dahi söylemiyordu Sinan. Bu ikisi için güzel bir şeydi.

Önden ilerleyen Aras, kahkaha atmamak için, birbirine bastırdı dudaklarını. Damarlarında akan kanın hızını hissedebiliyordu. Karanlığın içinde adım sesleri duyulduğu anda, onlara ışık yapan tek şey, sokak aydınlatmalarıydı. Ceketi tutan parmaklarını yavaş yavaş açarken derir nefes alıp, omuzlarını hafifçe oynattı. Ve cebinde kağıt olan yem, yere düştü...

Sinan, hızlı hareketlerle öne eğildiği sırada hemen tuttu ceketi. "Tozlandı," diye söylendi, heyecanla gülen iki dudağı arasından. Eliyle hafifçe vurduğu ceketin cebine götürdü parmaklarını.

"Hey hey!" Panikle konuştu melek. "Ne yapıyorsun, o kağıt bize lazım." Öne atıldığı sırada Sinan'dan almaya çalışır gibi ellerine uzandı.

Adam, kaçırdığı elini kendi arkasında saklarken adeta bir deli gibi gülmeye başladı. "Üzgünüm genç adam. Bana daha çok lazım!" Sözlerinden hemen sonra sert bir yumruk indirdi Umut'un çenesine. Geriye savrulan melek, yüzüne götürdü elini. Ve şimdi sıra Aras'taydı.

"Kendi mezarını kazıyorsun, bunak." Hiç düşünmeden savurdu yumruğunu. Çene köküne gelen darbeyle aynı şekilde geriye savrulan Sinan, kontrolünü sağlayamayarak yere düştü. Zevkle tısladı Aras. Ayağını dik bir açıyla savunduğunda iniltisini serbest bırakan adam, elindeki kağıdı cebine koydu hışımla. Ebyaz için her şey giderek zevk almaya başlıyordu. Melek ise, diline gelen metalik tadı yere tükürdükten sonra geriye çekilip, önüne bağladığı kollarıyla Aras'ın karın doyurmasını izlemeye koyuldu.

Dakikalarca süren kapışmayı büyük bir zevkle izledi. Sinan, ciddi anlamda büyük darbeler almasına rağmen inatla kalkıyor, Ebyaz'a daha da saldırmaya çalışıyordu. Onun tam tersine oldukça basit darbeler alan Aras, oyunu devam ettirebilme adına, hissettiğinden de büyük acı sergiliyordu sahneye. Yükselen son yumruk, karın boşluğuna indiğinde Uriel'in olduğu tarafa attı bedenini. Dudaklarından bıraktığı iniltiden hemen sonra hızla araya giren Uriel, "Tamam!" diye bağırdı. Sinan, havaya kaldırdığı elini, meleğin yüzünü kapatarak duruşunu gördüğünde, indirdi.

"Hergeleler..." bilmişçe mırıldandı. Geri geriye attığı adımlardan sonra hızla çevridi yönünü.

Konumlarını hiç bozmadan, üzerini silkeleyerek ilerleyen adamı izlediklerinde, bir müddet daha sıktılar dişlerini. Sinan onları duymayacak mesafede kaldığındaysa gülümseyerek baktılar birbirlerine.

"İnandı mı sence?" diye sordu Aras. Yerde yatan bedenini yavaşça kaldırdığı sırada meleğe baktı.

"Dalga mı geçiyorsun? Başından beri en zayıf rolümüzü oynadık, buna rağmen o kağıda inandı. Şu anda seni dövdüğüne ve bu kapışma sonucu kağıdı kazandığına inanıyor."

"Gerizekalı." Güldü. Ayağa kalkıp, üzerindekileri silkelediği sırada, "Çenesinin oynadığını hissettim. Umarım kırmamışımdır," diye söylendi.

Uriel, ellerini ceplerine soktu usulca. Sessiz kaldığı birkaç saniyeden sonra boşluğa kahkaha bıraktı. "Çok mu endişelendin?" Tek kaşını kaldırıp, yandan bir bakış attı ona.

Aras, kanayan alt dudağını baş parmağıyla süpürdüğünde, tenine sürülen kendi kanına baktığı bir zamanda, "Keşke, oyun oynamaya gerek kalmadan karşılaşsaydım..." şeklinde bir dilek söylendi. Derin bir nefes aldığı sırada sırtına götürdü elini.

Kıkırdayarak usulca salladı başını. Alt dudağını ısladığında, gülüşüyle kısılan gözlerini Sinan'ın gittiği yola çevirdikten hemen sonra dostunun koluna hafifçe dokundurduğunda, yavaşça solan bedeniyle gerekli mesajı verdi. Gökyüzünden uzanan yıldızlar, kaybolan bedenleriyle silindiler gökyüzünden. Usulca esen rüzgar bile daha kasvetli esmeye başladığında, son zerreleri de yok oldu. Geniş salona üfürdükleri nefesle birlikte gelişlerini hisseden Açelya, elindeki kağıtları bırakıp, başını kaldırdı hemen. Melek, geniş tebessümünü soldurmadan koltukların yanına taşıdığı bedenini dinlendirmek üzere, oturttu. Genç kız, bakışını ondan çekerken boşluğa götürdü. Kavgayı yapanın Aras olacağını biliyordu ama onu göremiyordu.

"Ebyaz nerede?" diye sordu adımlarını harekete geçirdiğinde.

"Hemen arkamdan ge-" Kızı izleyen melek, derin bir nefesten sonra sözlerini tekerlediği sırada salona düşen bir sesle, sözlerini yarıda bırakıp, aniden ayağa kalktı.

Açelya hızlı adımlarını devreye koyduğu sırada hemen arkasından ilerleyen melek, yersiz sıkıntıyla dolup, taştığını hissetti. Başarıya sağlam adım attıkları bugünde, olumsuz bir olayla karşılaşmak istemiyordu gerçekten. Bedenleri taşıyan adımlar, salonun az ilerisinde boylu boyunca uzanan Aras'ın bedeniyle durdu. Beyaz gömleğini su içinde bırakan teni, hiç olmayacak kadar terlemiş, saçlarını tel tel yaparak alnına düşürmüştü.

"Hayır, hayır, hayır..." diyerek korku içinde hızla atıldı kız. "Yaralanmadı, değil mi?" Endişeyle duyulan sesinden sonra meleğe baktı hemen.

Ne olup, bittiğini anlayamayan melek, olumsuz anlamda salladı başını. Mükemmel tamamlanan plandan dönmelerine rağmen ne olmuş olabilirdi ki? Düşündü... İyice düşündü ama gözünden kaçan hiçbir şey olmadığına emindi. "Hayır... Hayır her şey yolundaydı."

Açelya, bilincinin ne denli yerinde olduğunu anlamak üzere ellerini onun çenesini yerleştirdiğinde, kaldırıp, yüzüne bakmaya koyulacaktı ki, zemini öpen dudaklarından ufacık bir inilti bıraktı Aras. Hızla çarptı kalbi. Canını kendisi yaktı sandı ama bilinci kapalıydı ve ellerini çekmiş olmasına rağmen acıyla ara sıra sıkıyordu çehresini. Alnındaki terleri eliyle silerken kapalı gözlerini açmasını diledi. Korktu. Meleğin bile anlayamadığı bu olayın neden yaşandığını düşündü. Omzundan tuttuğu sırada çekmeye çalıştı. Ne olabilirdi ki, ona bu acıyı yaşatan?

"Bana bırak," dedi Uriel. Geriye çekilen kız, usulca bıraktı onu. Elini ileriye uzattı melek. Beden, mavi bir ışık süzmesi yaşarken yavaşça silindi. Yerde tek kalan şey, ondan yayılan ısı teriyle renk değişen kahverengi zemindi. Adımlar salondan içeriye yöneldiğinde koltuktaki bedeni gören kız, alelacele ilerledi.

"O iyi mi?"

"Gayet iyi." Arkalarından gelen bir başka ses, heybetle yükseldi. Uriel, bir aydır görmediği dostunun sesini kulaklarında hissettiğinde, derin bir nefes aldı. Erelim, çehresindeki tebessümü bozmadan kızın yanına kadar ilerledi. Arkasında beliren yardımcı Gözcüler, ilk kez korkutmuyordu onları. Baş Melek ve Gözcüler'i, ilk kez derin nefes aldırıyordu Açelya'ya. "Sadece, yeni güçlerine uzun zaman üzerine adapte olmaya çalışan bedeni, yorgun düştü."

"Erelim..." diye mırıldandı kız. Öylesine özlemişti ki onu! Karşısındaki bedene sıkıca sarılası geldi. Biraz önce sıkıntıyla tekleyen kalbi, şimdi huzurla takırdadı.

"Fâni Kızı," şeklinde cevap veren Baş Melek, Melez'inin yanı başına kadar gelip, şefkatli bakışlarını yolladı üzerine.

"Yeni güçleri?" diye sordu kız, bu sefer. "Ne oluyor, melek?"

Gülümsedi. Beyaz teni daha da beyazlamış gibiydi ama bu daha fazla bir heybet yaymıştı bedenine. Siyah saçları ve gözleri, yüz tuvaline konan en güzel fırça darbeleriydi. "Gözcüler!" diye yükseltti sesini. "Söyleyeceklerimi, Yüksek Konsey'e delilleriyle bildirin. Kanatları, siyahlığı kesinleştirilen Akatiel tarafından adaletsiz bir yargıyla koparılan Sekhmet İblisi, Ebyaz'lık ünvanına sağlam bir imza attığını, tüm cihan bilsin. Ve ben, Yüksek Konsey'in Baş Meleği Erelim, ona kaybettiği kanatlarını çok daha güçlü bir şekilde geri veriyorum!" Gürledi sesi. Parlak ışıklar, konuştuğu her saniye daha bir farklı şekilde beyazlatıyordu çevreyi. Bunun anlamı, iki taraf arasında bir kapı oluşturduklarıydı. Yani tam da şu anda, Cesaret Meleği'nden dökülen her söz, yedi katta yankılanan bir karardı. "Ve yeniden yazın," diye devam etti. "Gökyüzünün tek Uriel Meleği... Bundan sonra Yüksek Konsey'e dahildir ve benden sonraki en rütbeli melektir. Ne zamanki ben, Baş Melek'liği bırakırım, yerime geçecek olan kişi de yine Uriel olacaktır!"

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

25. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

2 yorum