"Şimdi ne olacak?" diye sordu kız. Gözleri, koltukta yarım yamalak şekilde uzanmış bedende takılı kalırken gelen cevaba odakladı kulaklarını.
"Hızlanacağız," dedi Cesaret Meleği. Dostunun baş ucunda, bir ileri bir geri yönlendirdiği adımları durduğunda derin bir nefes aldı. "Eğer, Akatriel'in gerçek yüzünü konseye gösteremezsek, savaş dahil her şeyi kaybederiz."
"Tamam ama nasıl olacak?" diyerek araya giren Labezerin, yaşadığı ve duyduğu her şeyi bir ip üzerinde bağ kurup, oluşan her düğüme cevap aramaya çalıştı. "Uriel cezalandırıldı. İster istemez bu durumu yaşayacak ve toplamasını beklediği gücünü daha da kaybedecek. Aras zaten günlerdir bu durumdaydı. Eski halinden giderek güçsüzleşiyor."
"Sen öyle san," dedi anında, Ebyaz. "Güçsüz saydığın bu halimle kaç kişiyi öldürdüm, ben." Sözlerini kararlılıkla bitirse de yarım yamalak bakışlarını, genç kıza yönlendirdi. Farklı bir anlam çıkarmasından çekinirken Uriel'in bedeninden ayırmadığı gözlerinde herhangi bir kıpırtı göremeyişi, onu biraz olsun rahatlattığında devam etti, "Beni güçlü kılan şey, insani özelliklerim değil, melek."
Uriel, solgunlaşan yüzünde daha da belirginleşen siyah kipriklerini aralarken gülümsedi. "Doğru," dedi sessizce. "Bizi güçlü kılan şeyler, insani reaksiyonlar değil. Bize güç veren olmadıkları gibi gücümüzü de alamazlar." Ona destek veren sözleri kulağına ulaştığında, gizli bir tebessümü çehresine yerleştirdi, Aras. "Planlar kaldığı yerden devam etmeli ama aynı zamanda ikinci bir plan da sessizce ilerlemeli."
Tibet, oturduğu koltukta ileriye eğilip, dizlerine dayadı dirseklerini. "Senin aklında bir şey var, değil mi?"
"Hayır, hepimizin aklında aynı şey var," dedi Uriel. Erelim ve Ebyaz'a baktıktan sonra gülümseyerek devam etti. "Akatriel dahil tüm meleklere aldığımız cezayı kabullenip, normal bir şekilde savaşı engellemeye yönelimimizin devam ettiğini göstereceğiz ama bunu yaparken de onu, bizim avucumuza çekecek çok istediği bir kozu eline vereceğiz."
Açelya, aklına iyice kazıdığı planı hafif bir baş hareketiyle onayladıktan sonra, "Akatriel'in isteği Aras mı?" sorusunu sorduğu sırada bakışları Ebyaz'ı bulduğunda endişeyle doldu. "Ondan tam olarak ne istiyor?"
"Basit." Erelim, kıza döndükten hemen sonra omuz silkip, önünde bağladığı kollarını indirdi. "Beyazın içindeki siyah, siyahın içindeki beyazı istemiyor. Bu, onu rahatsız ediyor ve karşı bir tehdit olarak algılıyor."
"Ya öldürürse?" Endişeyle dolan bedeni daha da gerilirken kulağına gelen sözler kor ateşi konuk etti bedenine.
Uriel, "Korkma. Ölmesine göz yummayız," diye cevapladığı sırada, derinlemesine bakan gözlerini hiç kırpmadan alaycı bir sırıtışı masum gibi gözükse de tokat atarcasına yerleştirdi çehresine. Ortamda bulunan herkes, gelen cevabın hangi geçmişin kırbacından yükseldiğini saniyesinde anlamıştı. "Sonucunu bile bile, onu bu yangının içine atmayacağız."
Erelim, en ufak bir mimik bile değiştirmeden Uriel'in yanındaki boşluğa oturduğunda, ayağa kalkan yeni isim Aras oldu. "Açıkça dile getirsene, şunu." Kimsenin beklemediği anda yükselen ses, "Artık, haykırsana. Bağırsana!" şeklinde devam ederken meleğe doğru birkaç adım attı. "Sessizliğin arasındaki ani vurgunlarınla cezalandırmak yerine esip, gürlesene!" Oldukça hiddetli çıkan sesine rağmen gözlerindeki parlak birikinti, durumun ciddiyetini hafifletiyordu. Açelya, Aras'ın görüşüne katıldığını içten içe hissederken meleğin onlara gerçek anlamıyla bağırıp, hesap sormasını istedi. Endişeli gözleri Ebyaz'dan ayrılıp, Uriel'e kaydığında yüzünde gördüğü ifade, onu hem rahatlatmış hem de daha da germişti. Ciddiyete bürünen mimiklerini hiddetlendiren bir dalga yavaşça yükselirken ona bağırana döndü melek. "Bak! Evet, bak!" diye yakındı Ebyaz. "İçinde bulunduğum bu durumu benden çok daha iyi biliyorsun, melek! Gözlerime bak! Bu rahatsız edici birikintiler neden var?"
"Aras, tamam yeter." Araya giren Labezerin, ortamın yumuşamasını hedeflese de hiç beklemdiği tavır hızla doğduğunda, herhangi bir şey daha eklemeden kalkmak üzere olduğu koltuğa yeniden oturdu.
"Yetmez!" dedi Ebyaz. "Bugünün gelmesini bekledim ben, yetmez." Yeniden meleğe döndüğü sırada hışımla, bileklerini kavradı. "Vur bana," diye konuştu, meleği kaldırırken. "Vur bana." Melek, hiçbir söz söylemeden bakışlarını sürdürürken daha fazla dayanamayan Aras, Uriel'in ellerini kendi yüzüne vurdurdu. "Vursana, bak böyle." Labezerin, giderek gerildiği duruma bir son vermesi üzerine Erelim'e baktığında, onun da herhangi bir şey yapmadan olayı izlediğini görünce yeniden döndü onlara. Uriel'den yükselen enerjiyi hissetse de meleğin hiçbir şey yapmadan durmasını anlamlandıramıyordu. Aras, bedenine çarptırdığı elleri hızla bıraktıktan sonra sıktı dişlerini. "Uriel. Beni öldür ama bu cezayı verme," diye fısıldadı. "Benim yüzümden az kalsın ölüyordun." Karşısındaki yüzün gözlerine daldırdı dikkatini. Koyu kahverengi gözler, bir saniye bile kırpılmadan öylece baksa da üzerlerine düşen gölge içinde bir yerlerde herhangi bir noktaya değebildiğini söylüyordu. "Emanet'inin aklına girdim. Onu, sana karşı soğuttum. Güvencini kırdırdım. Naime'ye verdiğin sö-" Aniden kesilen sözlerin sebebi olan sert bir yumruk, Aras'ın yanağına indiğinde geriye savruldu. Bükülen bedenini düzleştirip, karşısına yeniden dikildiğinde genişçe gülümsedi. "İşte böyle, melek," dedi sevinçle. Aklını yitirmiş gibi attığı kısa kahkahası, durumdan aldığı mutluluğu dile getirirken devam etti. "Daha fazla vur, hadi."
"Kapat çeneni!" diye bağırdı Uriel. "Benim sana vurmam ya da senin acı çekmen mi her şeyi yok edecek? Amacın buysa eğer, zaten acı çekmedin mi? Seni, sen yapabilecek güçlerinden vazgeçmedin mi zaten? İntikamından vazgeçmedin mi?" Elinin tersini Aras'ın göğsüne çarptırırken bir adım ilerledi. "Benim esip, gürlemem neyi değiştirecek Aras, söylesene? Ben, şimdi burada sana ve Açelya'ya "Bana, bunu neden yaptınız?" desem, içinizdeki o pişmanlık yok mu olacak?" Derin bir nefes aldıktan sonra dudakları üzerinde gezdirdiği diliyle küçük bir ara verdi sözlerine. Bakışlarını, Labezerin'in yanında oturan genç kıza çevirdiğinde bir süre deniz gözlerine baktı. Çillerini daha da belli eden kızarık gözlerine rağmen usta bir şekilde gizleyebilmişti yaşlarını. "Açelya bilmiyor mu hatasını? Neden ona yaptıklarını yeniden söyleyip, durumu daha da çıkmaza sokayım?"
"Ama bunu yapmak zorundasın," diyerek ayaklandı kız. "Senin için bir şey ifade etmeyecek olsa da ben bir fâniyim ve senden gelebilecek sözlerle kendimi, bu cezaya uygun görebilirim." Uriel, kısa bir süre için kaşlarını kaldırırken başını usulca salladı. "Bir yılı aşkın zamandır herhangi bir ceza almadım. Erelim bile küçücük bir ceza vermedi..." dedi, Cesaret Meleği'ne dönerken. "Ama en ufak bir sözü bile, cezanın en ağırını sırtımda biledi. Lütfen susma melek. Lütfen bir şeyler söyle..."
"Tamam." Sessiz olduğu kadar keskin bir söz, mekanı esir alırken yaslandığı koltukta kımıldanıp, ileriye eğildi Erelim. Çenesine yasladığı elini diziyle desteklerken Uriel'e verdi tüm dikkatini. Yüzündeki ifadede açan durgunluk, en az diğerleri kadar ne söyleyeceğinden bi haber şekilde, onu beklediğinin göstergesiydi. Aynı zamanda da şu ana kadarki suskunluk duvarını yıkıp, artık bir şeyleri diline süreceği için de mutluydu. "Sana birçok şey söyleyebilirim, Açelya ama sen de her seferinde kandırıldığın bahanesini, bana sunmamalısın," dedi başlangıç olarak. "Aras, senin yanındayken bir şeytandı, evet. Aklına yerleşmeye çalıştı ve başardı da. Bunun için hep fâni oluşunu bana sundun ama unuttuğun bir durum da var ki, insanların kendilerini irade edebilme özellikleri de var. Ama sen bunun yerine, sorumlulukların en basit olabileceği yolu kendi kararınla seçtin. Kabul ediyorum, benim de hatalarım oldu. Senden çoğu şeyi gizledim. Perdede yaşanan savaşa yardım edebilmek için, seni yalnız bıraktım. Diğer Nabiz'lerin tehlikede oluşlarını sezip, yardıma gittiğim için, yalnız kaldın. Bazılarına yetiştim ama bazılarına da yetişemedim. Tanımadığın bir numaradan sana ulaşan o adamın öldürüldüğü için, sözlerinin aniden kesilmesi gibi, diğerlerini de aniden yok ettiler. Tek Nabiz'im sen değildin, Açelya. Öldürülen tek melek de Blaef değildi. Sessizliğimin en büyük nedeni de seni, hedef olmaktan uzak tutmak içindi." Genç kız, meleğin sözlerini dikkatle dinlerken hecelerle birlikte anılarında canlanan görüntülerle şaşkınlığını gizleyemeden baktı ona. Telefondaki adamı hatırlamıştı. Aniden kesilen sözlerin sebebinin ölümü olduğunu duyduğunda, kalbine yerleşen bir acı tüm bedenini sızlattı. Son sözlerini bizzat kulaklarıyla duymuştu meğerse... "Senin evini dağıtan o kişilerin bile peşine gittim."
"Onlar da Gölgeler'den miydi?" diye sordu sessizce. Her ne kadar ağır hissetse de benliğini, meleğinin konuşuyor oluşu, onu mutlu ediyordu. Hiç değilse artık sessiz kalmayacaktı. Aralarındaki buz dağı henüz güçlü ve büyük olsa da eninde sonunda eriyip, yok olacağını biliyor ve inanıyordu.
"Evet," dedi melek. "Aradıkları şeyi bulsaydılar eğer, senden önce yakmış olacaklardı." Cevap bir ok olup, doğruca hedefini aldığında, istemsizce dudakları aralanan genç, kız eğik boynunu dikleştirdi. Yaşadığı anda farkında olmadığı tüm şeyler bilgisine sunulurken uzun zamandır hedef olunan meleğe baktı burukça. Hiç kimsenin başaramadığı şeyi, neredeyse kendi elleriyle yerine getirmiş olacaktı. Bir kez daha kendisi de dahil, insanoğlunun doyumsuzluğa ne kadar aç olduğunu anladı.
Melek, Ebyaz'ın yanından geçip, Erelim'in yanına oturduğunda alnını ovdu. Ten renginin giderek beyazlaştığını fark etti, Açelya. Belli etmese dahi, bedenine dolaşan bir acı olduğunu biliyordu. Aynı durum Ebyaz'ın boş koltuğa yerleştiği sırada, yüzüne yerleşen acılı ifadeyle hemen eğdiği kafasıyla saklamaya çalışması da kanıt kazanan şekilde geçerliydi. "Onlar, sen doğmadan önce de hep bir savaşın içindeydi." Sözleri devralan Erelim, durgun bir bakışla baktı kızın gözlerine. "Kafede oturduğunuz zaman, kameraya yansıyan o çizgileri hatırlıyor musun?"
Soru, Açelya'yı bulduğunda nefes alışını durdurup, o anı canlandırdı gözleri önünde. "Evet. Hatta daha sonra bir adam tuhaf bir şekilde, alelacele çıktı mekandan." Karşılık sözlerinden sonra Cesaret Meleği'ne bakıp, herhangi bir söz bekledi ama açtığı boşluğu biraz önceki anlatılanlara benzerliğini esas alıp, kendisi doldurdu. "O adam için oradaydılar... O yüzden kaçıp, gitti değil mi?"
"Evet," diye konuştu melek. "Her an yeni olaylar yaşanıyor, fâni kızı. İşte bu yüzden elimizi olabildiğince çabuk tutmalıyız," sözlerinden sonra Labezerin'e baktı. "Okul, eskisinden daha hareketli olabilir. Namuci'den sonra muhakkak bir hamleleri olacaktır."
"Tamam."
Erelim, ayağa kalktıktan sonra diğerlerine döndü. "Sen de çok daha dikkatli olmalısın. Ebyaz'lığını hedef alanların olduğunu biliyoruz. Bunlardan birisinin, Akatriel olduğuna da eminiz." Yanına kadar ilerlediği sırada omzuna yerleştirdiği elini, köprücük kemiklerinin birleştiği noktaya götürdü. Derin bir nefesi bedenine dolduran Aras, kıstığı gözlerini araladığında eskisinden daha canlı bir şekilde baktı meleğe. "Şimdi daha iyi hissedebilirsin ama yine de kendine iyi bak. Damarlarındaki coşkun kana hakim çık." Siyah gözlerine odaklı bal renkleri, beden diliyle verdiği onaydan sonra yakın dostuna döndü. "Sen de. Toparlanmanı engelleyen tek şey, zihninden atamadığın düşüncelerin. Ne söylemek istiyorsan söyle. Bir şeyleri içinde biriktirmek, önü alınamayacak çıkışlar da verebilir. Her ne kadar değer verdiklerini düşünsen de onların da bunu bilmeye ihtiyaçları var. Bedeninin ve zihninin iyileşmesine fırsat tanı." Bir müddet kendilerinin anlam yükleyebileceği şekilde bakıştıktan sonra onları izlemekten bir an bile gözlerini ayırmayan genç kıza döndü. Bakışlar, birbirlerini anında bulduğunda ona doğru birkaç adım atan Erelim, sakinliğini koruyarak gülümsedi. "Birbirimize çok uzak olduğumuz halde birbirimizi çok iyi tanıyoruz, fâni. Artık, kendimi nasıl affettiririm yerine, Gölgeler'e nasıl bir darbe yapabilirim, diye düşün. Ama hepsinden önce, hayatına dön."
"Nasıl yani?" diye sordu kız. Duymayı tahmin etmediği bu söze yanlış bir anlam yüklemek yerine, gelmesini umduğu cevaba verdi dikkatini. Hatta, salondaki herkes, Erelim'den geleceğini tahmin dahi edemeyecekleri bu sözün sebebine inmek istedi. Her zamanki halinden uzak gözüken Cesaret Meleği, görünmez kanatları altına, yavrularıymış gibi sakladı salondaki herkesi. Hareketlerinden dökülen merhamet, sözlerine tutam olurken iştahla yediriyordu, her bir yavrusuna. Bu, onu her zamanki halinden bile daha heybetli kılıyordu. Verdiği cesaret, bu kez bir pamuk kadar yumuşak duygularla işliyordu bedenlere.
"Üzerindeki sorumluluk çok önemli, evet. Ama sen de bir insansın. Bu perde olayı yıllardır var ve ne kadar daha olacağını kimse bilmiyor. Şu ana kadar en güçlü zaman, Naime'yle birlikte oldu ama şu an Anahtar olarak senin gösterilmen, tüm hayatından vazgeçip, sadece buna odaklanacağın anlamına da gelmez. Hayatını bırakmayacağın gibi bu görevi de bırakmadan sürdür yaşamını. Böylece her açıdan daha iyi hissedersin." Bakışlarından kopup, gelen bir merhamet kızı bulduğunda, ciğerlerinde uzun zamandır hissetmediği temiz oksijen, her hücresinde sevinçle dans etti. Sebebi, sözleriyle alakası olmayan bu sevincin tek nedeni ise, Cesaret Meleği'nden gelen bu okşayıcı bakıştı. Nihayetinde toparlanmaya başlayan ilişki bağları, midesinde kış uykusuna yatmış kelebeklerin kanat çırparak uyanmasını sağladı. "Özge'nin yanına git," diye devam etti melek. "Oğuzhan, onun için düşündüğünüzden de önemli bir dosttu. Hâlâ daha onun yasıyla hareket ediyor. Hayata atılmasına yardım edin." Açelya, gözlerinin hemen arkasında hissettiği yaşları, yuvalarına geri yollamadan önce içten bir teşekkür yolladı meleğe. Bakışlarından akan minnet sözleriyle desteklendiğinde, yanaklarını kırıştırarak gülümseyen melek, arkasını ona döndüğünde Uriel ve Ebyaz'ı işaret etti parmağıyla. "Siz de," diye konuştu hemen ardından. "Fâni yaşamınıza atılın, hem Açelya hem de Özge için. Ayrıca, çevredeki Gölge Bekçileri'ne de herhangi bir durumu sezdirmemeye çalışın."
"Gölge Bekçileri, karanlık tarafa yardım eden insanlar mı oluyor?" diye sordu Açelya. Aklında dahi olmadan dilinin yuvarladığı sözlere kendisi de şaşırsa da mutlu oldu. Bu sevincini ikiye katlayan sözü devralacak melek, ona son kez döndüğünde gülümsedi.
"Keşke bu konuşmayı daha önceden yapsaymışım," diyerek güldü Erelim. "Nasıl da kurt oldun."
Aras, meleğin sözlerinden gelen enerjinin Açelya'yı güldürdüğünü fark ettiğinde bir müddet izledi kıvrılan dudaklarını. Epey uzun zaman sonra gördüğü tebessümü, sıcak bir bulut parçasına dönüşüp, kalbine kadar süzüldü. Sebebi her ne ya da kim olursa olsun, onu öyle görmek gerçekten güzeldi. Gözlerini genç kızdan ayırıp, yere eğdiği sırada ne zaman oluştuğunu bilemediği diğer bir tebessümü, kendi ifadesinde hissettiğinde durdu. Bir kez daha ona bakarken önünü alamadığı duyguları, yüz tuvalinde fırça darbeleriyle resmedildi.
"Hadi, şimdi herkes işinin başına." Son sözlerinden sonra silinerek ortadan kaybolan Erelim, geride tarif edilemez bir enerji bırakmıştı adeta.
"Ben de gidiyorum," diye konuştu Labezerin. "Tibet Hoca'nızın sahaya dönme zamanı." Üzerindeki kıyafeti düzelttikten sonra ileriye birkaç adım atıldı. "Umut, devamsızlığını devam ettirirsen yok yazarım." Eğlenceli ses tonu meleğe kadar dans ederken gülümseyerek tuttu, sözlerin elinden.
"Aynı sınıfı, en az yüz yıl daha okuyabilirim."
Fazla yüksek olmayan gülüşler yuvalarından yeniden çıkarken, "Ben bir yıl bile okuyamam," diyerek sözü devraldı Aras. "Oldukça sıkıcı yerde durmamın tek nedeni Açelya'ydı." Genç kız, Ebyaz'ın sözlerine kendisini verirken tebessümünü durgunlaştırdı. Garip bir sezi, bedenini lazer gibi tararken küçük bir titreyişle kendisine gelen bedeni kımıldatıp, ayağa kalktı.
"Başından beri, bariz şekilde belliydi zaten," diyerek geri cevapta bulunan Uriel, Açelya gibi ayağa kalktı. "Bana bilmediğim bir şey söyle." Yanağını kırıştıran bir tebessüm yeniden boy gösterdiğinde ona döndü.
Aras, "Bu mümkün mü?" diye sorduğu sırada ayaklanan son isim olup, ellerini arkasında birleştirdi. Meleğinin ona tebessümle bakışını, Açelya'nın gülümseyen portresinden sonra baş köşesine alacağı, diğer bir çerçeveye koydu. Kolay kolay düzelmeyeceğini düşündüğü aralarındaki sorunun anahtar ismi olan Erelim'e bir kez daha minnetlerini sunarken hayranlığını gizleyemedi. Şimdi, sıra tamamen kendisindeydi. Açık kalan yaraların dikişini atabilecek iğne, iplik kendi önüne altın bir tepsiyle sunulmuşken işinin en iyi cerrahı olmaya, emin şekilde söz verdi kendisine.
"Doğru," dedi melek. "Belli etmesem de benden bir şey kaçmaz, Ebyaz."
"Muhabbetinize de son dakikalarda anca doyum olmuyor!" Labezerin, ceplerine yerleştirdiği ellerini çıkarıp, iki yana açarken güldü. "Ruhunuz anca mı bedenlere döndü, sonunda..." derken buruşturdu yüzünü. Bakışlarını birbirlerinden çeken Uriel ve Ebyaz, meleğe aynı yüz ifadeleriyle bakarken, onları izleyen kız genişçe gülümsedi. Titreşen göz nurları, sessiz bir müziğe ayak uydururcasına her birinin üzerinde gezindi. Bu görüntüyü hiçbir zaman unutmamak üzere zihnine kazırken derin nefesi bahşetti bedenine.
Uriel, "Gidelim artık," diye atıldığında, salonun girişine doğru yön aldı. Hemen ardından ilerleyen Açelya, meleğe seslendiğinde durdurdu adımlarını.
"Uriel." Cevap olarak aldığı yumuşak bakışlar, kendi gözleri arasında dolaştığında kısa bir nefesle toparladı kendini. "Neden seslendiğimi bilmiyorum," diye cevap verdi. "Sadece çağırmak istedim. Sana ne kadar gerçekçi gelecek bilmiyorum ama aylardır yanımda olsan bile, seni çok özlüyorum ve bugün ilk kez bir adım atıldığını hissettim." Omuzlarını hareketlendiren nefes, kısa bir misafirliğin ardından sıcak bir buhar olup, havaya karıştı. Melek, gözlerini bir an bile kızdan ayırmazken, "Umarım, kendimi sana affetirebilir ve hislerimin ne kadar doğru olduğunu gösterebilirim," diye devam etti.
"Artık bir şeyleri ispatlamana gerek yok, Açelya," diyerek söze girdi melek. Ses tonundaki durgunluk, okyanusun tenini okşayan rüzgar kadar naifti. "Ben, senin meleğinim. Sen, benim fânimsin. Ve, benim himayemdesin. Himayede tutanlar, ne olursa olsun kanatları altındakini korurlar, öyle değil mi?" Sözler, aradaki kısa mesafeyi aşıp, kıza ulaştığında küçük bir ritim bozukluğu bıraktı kalbine. Aralık dudaklarını yavaşça kapattıktan sonra sıktı çenesini. Bulundukları mevsimin tam tersi olarak içinde doğan yaz güneşi, gözlerine kadar vurdu ışınlarını. Dudaklarını kımıldatıp, teşekkür edebilmeyi dilese de düğümlenmişti adeta. "Hadi," diyerek konuyu dağıtan melek, kızın bu haline tebessümle karşılık verdi sadece. "Ebyaz, gidiyoruz," sözlerine devam ederken çevirdiği bakışlar, bu kez onları tüm hayranlığıyla izleyen Aras'a kaydı. Sözlerinin, diğerleri üzerinde bu denli etki bırakacağını hesaplamamıştı. "Gözlerini kapat," dedi kıza yeniden dönerken. Gözlerini kapayan Açelya, arkasından onlara yaklaşan Aras'ı hissettiğinde eğdi başını. "Bana tutunmalısın," diye konuştu Uriel, yeniden.
Küt saçlarının yüzüne aktığı kıza bakarken her şeye rağmen onu gerçekten özlediğini hissetti. Kız, çekingen tavırla ellerini kaldırdığında, Ebyaz'a baktı Uriel. Kısa bir bakışmanın ardından yaşanılan sessiz anlaşmayla havada asılı kalan elini tutup, kendisine çeken melek, yarım bir sarılışla karşılık verdi. Hiç beklemediği bu yakınlık, anında nefesini kesti Açelya'nın. Gözlerini açmaya her ne kadar çekinse de duyduğu kalp ritimlerinin meleğe ait olduğunu anladı hemen. Teni serindi. Ve kokusu, okyanus gibiydi.
Saniyeler sonra gözlerine inen beyazımsı bir ışık ardından kulağına gelen seslerle araladı gözlerini. Sırtındaki el yavaşça kalktığında kaldırdı başını. Meleğin derin çukuruyla buluşan denizleri, bir an bile kırmıldamadan bakarken Aras'tan gelen küçük bir öksürükle topladı kendini hemen. Darmadağın olan dikkatini, her bir yandan toplarken yanında bulundukları araç çekti dikkatini. "Bu araba?" diye döküldü dudakları.
"Benim arabam, unuttun mu?" diyerek cevapladı melek. "Az önce indin içinden, uzun süredir görmediğimiz dostumuzu görmeye geldik."
"Çok özledim miniği," derken gülümsedi Aras. "Eskisi gibi gülümsemesi için, aptallıklara başvuracağım yine." Semanın tüm yıldızları gözlerine düşmüş gibi parlasa da onu hüzünlü gösteren şey, yüzündeki buruk tebessümden geliyordu. Sebebi bariz bir şekilde ortada olsa da kimse diline almaya cesaret edemiyordu.
Uriel, sağ eliyle yolu buyur ederken, "Gidelim mi?" diye sordu yumuşak tınısıyla.
Ona bırakılan yolda ilerlemeye koyulan Açelya, fakülteye beraber gittikleri ilk günü canlandırdı hafızasında. Aynı konumdaydılar. Uriel sağ, Aras sol yanındaydı. O zamandan farklı olan tek şey vardı ki, şimdi herkes aynı taraftaydı. Zili çalmak için, elini kaldıran Açelya, küçük bir tıkırtıyla açılan kapıdan sonra onları karşılayan simayla havada asılı kalan elini indirdi. Özge, darmadağın olmuş saçları ve günlük pijamalarına kombin yapmaya çalışır gibi şişirdiği gözleriyle hemen karşılarına dikilirken genişçe gülümsedi. Siyah kirpiklerini tel tel yapan yaşlar, bu kez sevinçten merhaba derken dünyaya, arkadaşının boynuna sarıldı kız. "Açelya..." diye konuştu titrek sesiyle. Burnunu çekip, derin bir nefes alırken daha da sardı onu. "Hoş geldin."
Birkaç saniye boyunca onları izleyen Aras, havada neredeyse rengini verecek olan hüzün bulutunu dağıtmanın yolunu düşünürken meleğe baktı. Aynı şekilde ona bakan Uriel, herhangi bir şey söylemesini ifade ettiğinde kızlara döndü hemen. "Özge, biz de buradayız güzelim."
Sarılmayı bırakan kız, Açelya'dan yavaşça ayrılırken gülümseyerek baktı diğer dostlarına. Ona attığı yarım adımı tamamlayan Aras, hızla sarıldı kıza. Kolları arasında neredeyse kaybolan beden, sımsıkı sarıyordu onu. Sıska denilebilecek kollarına rağmen oldukça güçlüydü. Hiçbir söz söylemeden, sadece gözlerini kapatıp, öylece sarılıyordu. Oğuzhan'ı kaybettiği son sabahta yarım bıraktığı sarılışı, onlarda tamamlamak istiyordu sanki. Ya da Oğuzhan'dan sonra bu üç dostunun da kaybedebileceği düşüncesi, acıyla yayılmıştı benliğine. Kollarını gevşettiğinde yavaşça ayrıldı ondan. Uriel, titrek bir şekilde gözlerine bakan Özge'ye samimi bir tebessüm yollarken aralarındaki mesafeyi kapatıp, sarıldı ona. "Sizi çok özledim," dedi nihayetinde kız. Sarılmanın etkisiyle duyulan boğuk sesi, üçünü de duygulandırdı. Her şeyden habersiz ve masum olan genç kız, yüreğindeki yası hâlâ daha atamamıştı. "Hadi, içeri geçin," dedi melekten ayrılırken. Yüzündeki tebessüm, çoğalırken gözleri daha da parladı.
Açelya, koluna giren arkadaşıyla birlikte önden adımladığı sırada aniden duyulan telefon sesiyle durdu herkes. Aras, kıyafetinin cebinden yükselen sese garip şekilde baktıktan hemen sonra Uriel'e döndü. "Telefon?"
"Evet," dedi melek. Konuyu hemen anlayarak durumu toparlamak için, gülümseyip, "Beni, neden kimse aramıyor diye ,yakınıyordun Aras. Hadi konuş gel," diyerek devam etti sözlerine.
"Tamam. Siz girin, ben geliyorum şimdi." Gamzesine çağrı yapan gülümsemesinden hemen sonra cebine attı elini. Yanlarından uzaklaştığı sırada kapanan kapının tok sesiyle boş olan cebi karıştırmaktan vazgeçip, etrafa bakındı. Birkaç metre uzağında, görüş açısına giren beden yanına yaklaşmaya başladığında ise çattı kaşlarını. "Erelim?"
"Önemli bir konu hakkında konuşmamız lazım," diyerek söze başlayan melek, soru işaretleri dağıtan bakışlarını ona yönlendirdi.
"Kendimi kontrol edeceğimi biliyorsun, bunun için uzun bir konuşmaya gerek var mı gerçekten?" Yakınırcasına çıkan tınısı, kaşlarını kaldırdı Erelim'in.
"Gerçekten, hâlâ küçük bir çocuksun..." derken salladı kafasını. "Sözlerimi dinle Ebyaz."
Göz ucuyla eve bakınan Aras, konuşmayı kısa kesebilecek herhangi bir şey aradı. "Sekiz yüz küsür yaşında küçük bir çocuğum." Gülerek başladı sözlerine. "Ama görüp, görebileceğin en zeki çocuğum, ihtiyar," derken daha da çoğalttı gülüşünü.
Melek, kaldırdığı kaşlarını indirirken kıvırdı dudaklarını. "Bin dört yüzlerde olmam, ihtiyar olduğum anlamına gelmiyor."
"Neredeyse iki katımsın, melek."
"Evet, o yüzden bana daha çok saygı duyman gerekiyor." Anında cevapladı. "Ama ben, ihtiyar sınıfında değilim."
Aras, kısık kahkahasını dişleri ardından yollarken eğdi kaşlarını. "Tamam, artık neyse. Ciddiyim, hiç konuşma yapacak havada değilim. Deli gibi özlediğim bir fâni, şu anda şu duvarların arkasında ve onun yanında olmak istiyorum."
"Ebyaz..." Tüm hareketlere rağmen sakinliğini koruyan Cesaret Meleği, akılda soru işareti bırakmaya devam eden ses tonuyla ciddileşti yeniden. "Araf'a girdiğinde, oradaki yaratık sana ne söyledi."
"Neler söylemedi ki..." Omuz silkip, dudak kıvırdığı sırada eğdi bakışlarını. "Bazı söylediklerinin aynısını Murmur da söyledi," diye eklediği sırada, hatırladığı sözleri ona söylemekten vazgeçti. Söylerse, şu anda istemediği konuşmanın devamını yapmak zorunda kalacağını biliyordu ve bir şekilde eve girmeye çalışmasının önünü, kendi elleriyle kapatacaktı. "Sonuç olarak, hem Araf'taki yaratık hem de Murmur bizim için bir engel değil artık, değil mi?"
"Evet."
"O zaman, konu bitsin lütfen, melek. Ciddiyim; istemediğim bir anda, istemediğim bir şeyi, bana kimse yaptıramaz. Sen bile," derken genişçe gülümsedi. Adımları geri geri giderken, iki yana hafifçe açtı kollarını. "Belki de bu yüzden, yoluma çıkan tüm hedeflerimin sonu aynı oldu. Bundan sonra olabilecekler gibi." Emin şekilde bitirdiği sözleri, meleğin yüzündeki ifadeye anlam katarken uzun bir müddet bir şey söylememesini fırsat bulup, hızla döndü arkasını. Giderek hızlanan adımlarıyla birlikte derin bir nefes aldığı sırada, hem adımını hem de nefesini kesen söz, kulak zarına ulaştığında teni altında hissettiği cehennemi bile söndüren sözler, beyninin içindeki her hücrede özenle yankılandı.
"İşte benim melezim."
