İçeriğe geç

EBYAZ

Bölüm 10 · 17 dk okuma

EBYAZ

Bölüm 10

Yapboz Parçaları

Karanlığın perde gibi çöktüğü yeryüzünde, sis her türlü olumsuzluğa rağmen bir bıçağın keskin tarafı gibi gölgeleri yardıktan sonra Aras'ın bedenine temas etti. İblis'in titreşen göz kapakları yavaşça aralandığında, uyuşan bedenini yavaşça haraket ettirirken, aydınlığın çoktan silinmiş olmasıyla bir şok dalgasının kurbanı oldu. Yaslandığını duvardan sakince çekti sırtını. Yeşil çimlerden kaldırdığı bacaklarını haraketlendirip bir dizinin üzerine verdi ağırlığını. Sıkıca yumup açtığı gözlerini etrafta iyice gezdirdikten hemen sonra ayağa kalktı. Uyuşan bedeni, beynindeki sinemada bugünkü yaşananlar tekrar ettiğinde hemen harakete geçmiş, bir elini duvara hızla kondurmuştu. Vücudundaki tüm reaksiyonların kesilişiyle birlikte daha da iyi yoğunlaştı. Neyse ki korktuğu olmamıştı. Açelya hâlâ daha evdeydi ve gayet de iyiydi. Her şeyden habersiz bir şekilde, sakin enerjisinin verdiği hisle, büyük ihtimalle de uyuyordu.

Elini yavaşça çekerken, insani formu kıyafet edindikten hemen sonra derin bir nefesi tüm hücrelerinde hissetmek ister gibi içine çekti. Aralık dudaklarından sakince çıkan nefesle, vücudunda kol gezinen şaşkınlık dalgasını def etti. "Neden bu kadar çok uyudum?" diye düşündü. "Bunca zaman nasıl geçti?" şeklinde bir takviye yaparken, bedenini evin önüne geçmesi için yan bölmeye kadar taşıdı.

Nedenini anlayamadığı derin uykusuna inat, sabahın erken saatleriyle birlikte yeni bir doğuş için çekilmiş güneşin en taze ışınlarını hissedene kadar, gözünü bile kırpmadan evi izledi. Sonunda, sabahın haraketliliği başlamış, saat ilerlediğinde yaşanan tempo, Aras'ı da hareketlendirmişti. Fazla bir zaman dilimi geçmemişti ki, Açelya araladığı ev kapısından kendisini belli etti. Aras, ayazla birlikte evini terk eden adamın bahçesine çekilirken, hissedilmeyecek ve görülmeyecek konuma getirdi varlığını. Genç kız, tüm günlerin aksine gayet kararlı bir şekilde evini güven altına aldıktan hemen sonra yola attı kendini. Öyle ki, kısacık kestiği saçlarına bile, diğer günlerden daha iyi bakım yapmıştı. Yolda ilerleyip sapağa vardığında yürüyüş zahmetine girmek bile istemeyerek, belirli zaman aralıklarında gelen toplu taşıma aracını bekledi. Çantasından çıkardığı kulaklığının tekini, yuvaya yerleştirirken birkaç şey karıştırdı cihazında.

Aras, tüm olan biteni hem dikkatle hem de büyük bir zevkle izliyordu. Her ne kadar, fakültede başlayacak maraton her iki tarafın da canı sıkılacak dahi olsa, sonuç odaklı düşünüyordu. Tüm her şeyi, Uriel'i kurtarmak ve hemen ardından bir grup olarak bu soğuk savaşın içinden başarıyla sıyrılmayı hedefliyordu. Dünya alemini seviyordu ve sahip olduğu bu krallığa, başka varlıkların koltuklarını kondurmaya hiç niyeti yoktu. Fakülteye varıldığında, Açelya en yakın durakta inmiş ve yere devirdiği başıyla beraber hızlı adımlarla ilerlemeye başlamıştı. Onunla birlikte Aras da ilerledi. O, araca bindikten hemen sonra kendi formuna bir kez daha dönüp onunla beraber yerleşmişti koltuklara. Fakat, genç kızın yanı boş da olsa ve kendisini göremediğini bilmesine rağmen, ayakta ve ondan uzak bir noktada beklemeyi tercih etmişti. Eğer onu görebilseydi, nerede olduklarını hiç umursamadan inerdi. Fazlasıyla rahatsız olurdu ve darlanırdı. Hiç değilse, maraton başlamadan önce biraz daha huzurlu zamanının olmasını temenni etti. Ne kadar geç üzülürse, o kadar iyiydi. Yine de yaşanacak o an, her adım başı daha da yaklaşıyordu. İblis derslere girmek ve hocalarla birlikte etrafı gözlemlemek zorundaydı. Genç kız her ne kadar olaylardan bi haber olacak olsa da bunu, onun güvenliği için yapmak zorundaydı.

Merdivenlere ilerledikleri sırada hemen karşıdan gelen Selin, Açelya'nın gerilip sinirlenmesine zemin hazırladı. Aras, birkaç adım önünden giden Çırak'ının durmasıyla hızla durdu. Neredeyse ona çarpacak olan bedenini sağ tarafa atarken, gördüğü yüzü inceledi. Genç kızın durgun bakışları, Selin'inkilerle karşılaştığında adeta alayla parladı.

"Yeni tarzın mı?" Küstah bir tınıyla konuya direk giriş yapan Selin, iblisi bile saniyesinde sinirlendirmişti.

Çenesini kaldırıp onu üzebileceğini düşünen kızı inceledi belirgin bir şekilde. "Çocukluğunun modası mı?" diye karşılık veren Açelya, bakışlarıyla bile zevk aldığını ifade edercesine sırıttı.

Aras, kaşlarını çatarken Selin'e çevirdi bakışlarını. Açelya'nın söylemek istediklerini ise çok geçmeden hemen anladı. Selin, sıktığı dudaklarını güç bela birbirinden ayırırken sahte bir gülüş yolladı. "Evet. Plastik takıları çocukluğumdan beri severim."

"Bilmem mi? Kendi takılarına aşıkken, benimkiler hep yanlışlıkla kırılan oluyordu." Gözlerini baydırdı. Onun bu sözleri Aras'ı sinirlendirse de şu anda eskinin acısını silah olarak kullanan Açelya, tarifsiz bir gurura sürüklendirdi onu.

"Neyse," dedi Selin. "Sınıfta görüşürüz." Hemen ardından ters yöne ilerleyip kantine doğru ilerledi. Muhtemelen, yapmak istediği şeyi yapamayışı ve üstüne üstlük alaya alınan taraf oluşunu, onu volkan gibi kabartmış ama yapacak hiçbir şey bulamadığından tütmekle yetindirmişti.

Açelya, derin bir nefesi ciğerlerine bahşederken yeniden hareketlendi. Derslik sınıfına vardığında planlanmış gibi üst üste gelen yeni isim Orhan oldu. Genç, kızı gördüğünde arkadaşlarına küçük işaret çakıp birkaç adım yaklaşmıştı ki, Açelya durmak bile istemeyip sadece bir söz söyleyerek geçti yanından. "Dikkat et de babacığın yeniden bir ceza verip, bu sene de aracına el koymasın." Orhan, hiç beklemediği bu davranış karşısında sırtını düzleştirip dimdik bir konuma geçerken, arkadaşlarının kıkırtılarına kulak misafiri olduğunda sinirlenmeye bile fırsat bulamadan sadece şaşkınlıkla bakındı.

Aras, tüm olayı büyük bir zevkle izlediği sırada koca bir kahkahayı serbest bırakmak istese de dudağını alaycı bir şekilde kıvırmakla yetindi. "Aferin kızıma." Yeniden ilerlemeden önce arkasında hissettiği hareketlilikle, sınıfa yeni gelen bedene çevirdi bakışlarını. Bu Oğuzhan'dı. Ve hemen ardından da Özge geliyordu. Her zamanki gibi birlikte giriş yapmışlardı. Gözlerini, genç adamın üstünde dolaştırırken kıstı. Anlamlandıramadığı bir şey hissediyordu ve bu, ne geriyor ne de sevindiriyordu. Uzay kadar boş olan bu hissiyat, içinde yıldızları bile barındırmıyor, tamamen yokluğu hissettiriyordu. İlk başta, bu durumu ona aktarılamamış Dolunay'a yorsa da görevli meleği ve Yüksek Konsey'dekilerin bu açıdan ona yardım edebileceğini biliyordu. Hatta öyle ki, daha önce Yekta'yı görse dahi hatırlamayan ama son görüşünde Erelim olduğunu bilerek heyecanlanmasına rağmen normal iki fâni gibi sohbet kurup, karanlık güçlerden gizlenmeye çalışması da bu etkendendi. Duygularını hatırlamıyor ama herkesi tanıyordu. Görevini ve yaşananları biliyordu. Hissettiği bu uzayda, karadelik olan sorunun sorusu şuydu ki, kendi melek ve şeytanı neden onunla beraber dolaşmıyordu? "Bu iyi bir işaret değil..." diye fısıldadı sessizce. Bedenler önünden geçip giderken; onlara, özellikle de Oğuzhan'a temas etmemek için geriledi. İç içe geçişmeleri ya da temasta bulunmaları, normal bir fâniye ürpertiden başka bir şey vermezdi ama Nabiz ve diğerlerine daha fazlasını yaşatabilirdi.

"Küt kızılı!" diye küçük bir çığlık attı Özge. Sınıfın içine vardıklarında tam ortada buluşmuşlar ve Özge, sımsıkı dolanmıştı kollarını. Açelya, yüzüne eklediği gülüşü bozmadan ona karşılık verdiğinde, sarılmaları esnasında eşyasını masasına yerleştiren Oğuzhan yanlarına vardı. "Seni, kendi rızanla ve bizden de önce burada görmek nasıl bir şeydir böyle?" diye eklerken kaşlarını havalandırdı.

"Dalga geçme, öğrenci olduğumu unutmadım," derken gülümsedi.

Aras, sınıftan içeriye girdiğinde birkaç adım ötelerinde durup küçük bir tebessümle izlemeye koyuldu. Açelya'nın yüzü gerçekten de gülüyordu. Onu böyle görmek, biraz da olsa içini rahatlatıyordu. Bakışlarını onlardan çekip sınıfta dolaştırmaya koyulduğunda, öğrencilerin her birini dikkatle süzdü. Göğsünde büyüyen filizi, ensesinden sırtına, oradan da bedenine yayılan enerjisine yönlendirirken, meltem rüzgarının zirvesine tırmanırcasına durgun ve ılıman bir güç hissiyle sınıfın her köşesini taradı. Fakat herhangi bir şey yoktu. Her yer buram buram fâni enerjisiydi. Herhangi bir mistik güçten kalıntı bile yoktu ama rahat olamadığı açılar, bir dikenli tel gibi her yerini de sarmıştı. Cesaret Meleği'nin söylediği sözleri hatıra köşelerinde yeniden can buluşu, bu dikenli tele ek bir güç oluyordu.

"Hadi koridora gidelim," diyerek sesini duyurdu Özge.

Oğuzhan omuz silkip dudak büzdüğü sırada tarafsızlığını korurken, Açelya'nın söze dahil oluşuyla yeni planı değerlendirme aşamasına aldılar. "Sınıfta duralım. Zaten neredeyse herkes dışarıda. Daha rahat olur."

"Mantıklı," diye konuştu Oğuzhan.

Açelya, başını kımıldatmadan ona çevirdi bakışlarını. Titrek yutkunuşu boğazından aşağı inerken, tüm hal ve hareketlerini izleyen göz, Aras olmuştu. Kızın, önceki seferlere oranla daha çekik davranışları dikkatinden kaçmadı. Ki bu durum, ne Özge tarafından ne de duygularından arındırılan Oğuzhan tarafından anlaşılmamıştı. Ya Açelya saklamakta çok iyiydi ya da Aras, Açelya'yı çok iyi tanıyor ve hissediyordu. Sonuç ne olursa olsun, tek bir kesinlik vardı ki; sessizliği değişmeyen Oğuzhan'ın, şimdi de nedenleri değiştiğiydi. Üstelik bunda da onu seven kızın ve kızı önemsediğini fark eden iblisin payı tamdı...

Dakikalar hızla ilerlerken, sınıf giderek kalabalıklaşmaya başladı. Üçlü grup, zaman zaman kahkaha atmış, zaman zaman da ciddi ama saçma sayılabilecek gündem konular üzerinde konuşmuşlardı. Özge, çoğu kez aniden sessizleşen ortamın bülbülü olma görevini zevkle üstlenmiş ve olayları en saf açıdan bilen hali ile, Oğuzhan'a Açelya hakkında birkaç şey sormuştu. Konuşma boyunca ikisi de usta bir şekilde durumu idare etseler de Oğuzhan çoğu zaman hafiften çatık kaşlarıyla, zaten karışık ve silinik hafızasının sinyalini düzeltmeye çalışıyordu. Aras ise boş bir masada hem onları hem de yeni gelen insanları dikkatle izliyordu.

Birkaç dakika daha geçmişti ki, kapıda beliren bir diğer isim Selin oldu. Kız, sınıfta gezdirdiği gözlerini önce üçlü gruba, hemen ardından da kendi grubuna yöneltip genişçe gülümsedi. Bakışları yeniden üçlü grubu bulurken, gülüşünü silip hiç de hoş olmayan bir ifadeyle baygın bakışlarını yolladı. Aras, simasını takip ettiği sırada, kızın direk olarak Açelya'ya baktığını görünce istemsiz olarak sıktı ellerini. Her şeyde bizzat suçlu olduğu halde böyle küstahça davranması, olabildiğince sinirlerini bozuyordu. Selin, harekete geçtiği sırada tam diğerleriyle beraber Aras'ın yanına varmıştı ki, iblis olduğu yerden hızla kalktı. Aniden kesişen bedenler, tamamen iç içe geçtikten sonra Selin'in yeni adımıyla ayrılırken, gülümseyip ona doğru döndü Aras. Genç kız, ikinci adımı attığında, hızlı yaşanan etkileşimin de katkısıyla küçük bir baş döngüsü yaşamış, üçüncü adımını masanın hemen yanında bir bacağını uzatmış Oğuzhan'a takılmıştı.

Hızla yere düştü bedenini. Tuttuğu nefesini bırakıp, başını yavaşça kaldırdığı sırada doğruca Oğuzhan'a dönüp sinirle soludu. "Ne yaptığını sanıyorsun sen?"

Aras, tahmin ettiğinden de güçsüz olan bünyenin de etkisiyle kendini yerde bulan Selin'in, doğruca Oğuzhan'a suç atacağını hesap dahi edemedi. Bir yandan kendisine kızarken, diğer yandan Oğuzhan'ın kendisini savunma potansiyelini izlemek istedi. Genç adam, zaten fazla uzatmadığı bacağını iyice toplarken tek kaşını kaldırıp dudak kıvırdı. "Ne saçmalıyorsun, Selin? Yürümeyi bilmiyorsan bu benim problemim değil."

Kız, ani hareketlerle ayağa kalktığı sırada bilmiş tavırlarla sözlerine devam etti. "Üstüne düşeceğimi düşündün, değil mi?"

Aras, dudaklarını yavaşça aralarken kaşlarını çattı. Kız, düşündüğünden de kurnaz birisiydi. Açelya'nın çocukluğunu onunla geçirdiğine derinlemesine üzülürken, Oğuzhan'ı yeni hedef olmaktan kurtarmaya yönelik planlar yapmaya saniyesinde başladı.

Oğuzhan, olduğu yerden doğrulup kıza doğru döndüğü sırada sakinliğini korumaya çalıştı. "Kendini benim üzerime atmaya mı çalıştın?" Tam bu esnada, Orhan ve grubunun onlara doğru yaklaştığını fark ettiğinde ayağa kalkıp, keskin bir duruş sergiledi. Hiç beklemediği bir anda, hesapta bile olmayan olayın merkezinde, suçlu olarak gözüküyordu. Zekice cevaplar vermeli ve atılmaya çalışılan bu lekeden kurtulmalıydı. "Benden birkaç adım ötede sendeleyip üzerime doğru uçan sendin, Selin?"

"Oğuz!" diye bağıran Orhan, genç adamın tam karşısında dikildi. "Ne yapmaya çalışıyorsun sen?"

Oğuzhan, baygın bir bakış atarken çevirdi başını. "Bana bakın! Kendinize has havalı ama küçük grubunuzu toplayıp sıranıza dönün. Yanlış kişiye bulaşıyorsunuz. Herkes neyin, nasıl olduğunu gördü," dişleri arasından söylenirken sinirini bastırmak üzere sıktı yumruklarını. Kızlar, olan biteni diken üstünde izlerken, Açelya kapıyı gözlemledi. Saçma sapan bir şekilde, bir belanın ortasına düşmüşlerdi yeniden. Bu olayın, en kısa sürede kapanmadığı sürece, aylar boyunca sürebilecek kadar uzatılacağına, adı kadar emindi.

"Ne yapacaksın? Tek başına ne yapabilirsin? Hani nerede diğer havalı tipler? Umut ve Aras mıy-"

"Ne oluyor orada?" Orhan'ın sözlerini bölen kalın bir ses, sınıfa hakim olduğunda, hızla toparlanan sınıf ile ayakta duran Oğuzhan, Selin ve Orhan da hocaya döndü.

"Bir şey yok, hocam!" Şeklinde sesini duyuran Orhan, eliyle Oğuzhan'ı sertçe dürtüp devam etti. "Küçük bir yanlış anlaşılma. Yerimize geçiyoruz."

Aras, iyice depoladığı sinir duygularını askıya alırken, herkesin yerine oturması ve nihayetinde hocalardan birinin de sınıfa girmesiyle planlarına başlamak üzere harekete geçti. Açelya'ya bir kez bakıp burukça gülümsedikten hemen sonra sınıfın kapısına taşıdı bedenini. Saniyeler içinde, okulun güvenlik kameralarına gizliden çektiği ufak bir ayardan hemen sonra, fakülte girişinden sınıfa kadar gelişi mesafesini ayarlayıp görüntülerden on dakikayı sildi. Yeni ve daha şık kıyafetlere bürünürken derin bir nefes eşliğinde fâni forma bürüdü kendini. Tam o saniye, kalp ritimlerindeki hızlı artışla hızlandırdı nefeslerini. Heyecanlanmıştı. Hüsranla yaşanan ayrılıktan sonra, mekanın sahibi olarak geriye dönüyordu. "Emanetine iyi bakacağım Uriel, sen de kendine iyi bak," diye düşünürken gülümsedi. Kapıyı tıklatıp komut bile beklemeden sınıfa taşıdığı bedenini birkaç adım ilerlettikten sonra hocaya döndü. "Girebilir miyim?"

"Girdin zaten evladım."

"Tamam. Geçiyorum o zaman."

Adımlamaya koyulduğu sırada, bir önceki tınısından çok daha yabancı bir yükseklikte duyulan sesle yeniden durdu. "Sersem herif!" Aras, başını yavaşça kaldırırken soğuk rüzgarlarını estirdi çehresinde. Bakışlarını tanıdıklarından herhangi birine çevirmeden önce hocaya yeniden döndü. Yaşlı adam, gelen göz temasından hemen sonra, kontrol edemediği düşünceleriyle saniyesinde yumuşattı yüzünü. Kendisine herhangi bir hakareti hiçbir zaman kabul etmeyen iblis, uzun zaman sonra ilk kez kullandığı güçlerini, zevkle ele aldı. "Özür dilerim," diye devam etti adam. "Oturabilirsin tabii ki. Sabahın gerginliğiyle ne dediğimi bilmiyorum. Kusuruma bakma."

Aras, dişlerini aralayıp genişçe gülümserken, ellerini iki yanında hafifçe kaldırdı. "Sorun değil. Teşekkür ederim." Yeniden önünü dönüp ilerlerken, ona bakan öğrenciler üzerinde gezdirdi bakışlarını. Yoğun olarak duyduğu onlarca kalp atışı arasından bir ismi aradı. Çehresindeki minik gülümseme, bakışları Özge'yle buluşurken büyüdü. Hafifçe eğdiği başıyla samimi bir selam ilettikten hemen sonra, Açelya'nın şaşkınlığını kontrol altına almaya çalışan sert dalgaların sahili olan yüzüne çevirdi bakışlarını. Aynı selamı ona da yolladığı sırada, bir önceki ifadesini silip tamamen durgun bir simaya sarıldı.

Özge'nin, Açelya'nın yanında oluşunu fırsat bilip, eski sırasına yerleşen Oğuzhan'ın hemen yanına oturdu. Oğuz, dudağını yavaşça kaldırıp gülümserken dimdik ileriye yönlendirdiği bakışlarını iblise çevirdi. "Hoş geldin."

"Hoş bulacağım," dedi. "Duydum ki belaya bulaşmışsın. Seni kurtaracak birileri olmalı."

"Kurtarılmaya ihtiyacım mı varmış?" Gülüşünü genişletip kısılan gözleriyle Aras'a baktı.

"Aa... Hayır, tabii ki güçsüzsün demiyorum. Ama onlar beş kişiler bebek surat. Görüntünün bozulmasını istemezsin sanırım?"

"Ne kadar da yardım seversin..." Sessiz alayına gülüşüyle başlarken, önüne döndü.

"Yedi, yirmi dört hizmet fâni oğlan."

Oğuzhan, duyduğu lakapla bir an durup yavaşça ona döndü. Ne demek istediğini elbette anlamıştı. Ve evet, her şeyin de farkındaydı. Kesinlik istediği bir noktaya delicesine aç durumdaydı ve biraz önce Aras, dolu bir kaşıkla bu açlığına doygun bir cevap olmuştu. "Sonunda..." dedi sessizce. "Demek, yapboz parçaları gerçekten sizsiniz..."

İblis tebessümle güldü. Yanağındaki gamzesi yavaşça yok olurken önüne dönüp Açelya'ya baktı. "Evet... Ama bu konuyu daha sonra, daha sağlıklı bir mekanda konuşalım. Olur mu?"

Oğuzhan, büyükçe bir nefes alıp kafasını usulca salladı. Beynini sulandırmaktan başka işe yaramayan kesik bilgilerin ilk kayıp parçasını dikkatle yerleştirirken, derin şekilde düşündü. Meleği, ona kendisine düşen her şeyi anlatmıştı ama onun asıl öğrenmek istediği, Baş Nabiz ve Anahtar Nabiz'iydi. Yakın olduğunu bilmekten öteye, hissediyordu. Bir türlü, kesin bir şekilde tokmağını karar masasına vuramamıştı. Şimdi ise, kaybolan her hatırasına daha yakındı.

Ders boyunca ilerleyen sessiz ortam hocanın kolundaki saati inceleyip sınıfa mola vermesiyle aniden gürültüyle doldu. Özge, olduğu yerde dönüp bakışlarını Aras ve Oğuzhan'ın masasına yönlendirirken gerçekten mutlu bir şekilde gülümsüyordu fakat aynı durumun Açelya için de geçerli olduğu, söylenemezdi. Aras'ın, sıradan bir öğrenci gibi aralarına katılmasını anlamlandıramıyordu bile. Öfkeliydi.

Oğuzhan, yerinden kalktığı sırada lavaboya gideceğine dair birkaç şey mırıldanıp harekete geçti. Aras, ondan birkaç saniye sonra yerinden kalkarken Özge'ye duyurdu sesini. "Minik! Kahve ister misin?"

"Ciddi misin?" Mutluluk hormonu salgıyalayan bedeni el çırparken, bir çocuğun saf sevincini andırırcasına büyüttü gözlerini.

Aras, siyah kot ceketinin ceplerine soktuğu elleriyle birlikte kotun eteklerini havalandırarak iki yana açtı ellerini. "Bir kez teklif ederim, tekrar söylemem."

"Aman. Hadi, bu yeni bir tarih!" Önden adımlayıp kapının yanına vardı. Aras hafifçe büzdüğü dudaklarıyla usul adımlarla takip etmeye koyulmuştu ki, Açelya'nın hızla önüne geçmesiyle durdu. Yüzündeki ifadesi silmese de dudaklarını düzelterek ona eğdi kafasını.

"Ne işin var burada?" Sinirle soludu.

"Ne işim var gibi görünüyor?" şeklinde cevap verirken, dudak kıvırıp dişlerini gösterdi.

"Sen, insan değilsin Aras. Bana, sıradanlık ayaklarını oynama. Ne işin var burada?"

Dikkatle dinlediği sözlere nokta konulduğunda, konuşma hakkının kendisine geçtiğini anladığında düz hizaya çektiği dudaklarıyla birlikte başını kaldırdı. Çok kısa bir süre sınıfı izler gibi gezdirdi gözlerini. "Aras... Bu benim fâni ismim. Ben, kısmen bir fâniyim Açelya Altay."

Genç kız, beklemediği açıdan gelen cevap karşısında bir süre donuk kalsa da hemen toparlanıp yeni sözlerinden önce yutkundu ve kendini ayarladı. "Kendini bile kısmen kandırıyorsun. Eğer, seni tanıyorsam aklında yine bir felaket vardır. Yine neyin peşindesin?"

Yüz tuvalindeki ifadeye silgi olduktan hemen sonra daha istikrarlı bir şekilde baktı gözlerine. "İnan bana, öğrensen inanmazsın. Tek işim sen değilsin, Açelya Altay." Sözlerinden hemen sonra herhangi bir yanıt bile beklemeden ilerlemeye koyulmuştu ki, sınıfa aniden giriş yapan Özge, yoğun ve ağır bir enerjiyi nükleer gibi yaydı sınıfa.

"Aras, koş. Orhanlar, Oğuzhan'ı lavabod-"

Sözler tamamlamadan önce hışımla harekete geçen Aras, insan olarak ne kadar hızlı koşabildiyse koşmaya başladı. Hızla indiği merdivenlerden hemen sonra karşılaştığı kalabalık ve gürültüye çarptığı bedeniyle, kendisine kolayca yer açıp en ön saflara taşıdı kendini. Karşısına çıkan, sonuna kadar aralanan kapıdan içeriye dalarken, gördüğü manzarayla en uç noktasına kadar köpürdüğünü hissetti. Oğuzhan'ı yere deviren bedenler, nereye geldiğine dikkat bile etmeden ezici tekmeleri ardı arkası kesilmeden atıyordu. Artık, son damlasını da dolduran bünyesi, sahip olduğu tüm gücü yumruk yaptığı ellerine ilerlettiğinde hızla ilerleyip, bedenlerden birini kendisine çevirdiği gibi çene köküne hızla indirdi.

Araya girişiyle birlikte durulan tekmelerden sonra herkes Oğuzhan'ın arkasında duran Orhan'ın yanına geçti. Aras, yerde vücudu eziklerle dolmuş Oğuzhan'ı kaldırıp yanına çektikten sonra arkasına aldı. Hiç düşünmeden lavaboya giriş yapan Açelya ve Özge, Oğuzhan'ın iki kolu altına girerek, onu lavabonun dışına taşımaya koyuldular.

"Ben, sana daha önceden ne söyledim Orhan, heh?" Kontrol altında tutmaya çalıştığı öfkesi, çenesini titretiyordu. Orhan, sert bir küfrün ardından yaptığı parmak hareketiyle bu çabayı saniyeler içinde tuzla buz ederken, küfür sırasıyla birlikte dayak atma sırasını da hızla eline aldı Aras. "Şimdi, belanı..."

Orhan'dan önce önüne gelen kişi, açık bir yem gibi ortada parlarken, hiç düşünmeden önce karın boşluğuna, hemen ardından iki büklüm olan bedenin verdiği avantajla ensesinden sıkıca tutarak mermer döşeli, sert duvara hızla çarptırdı. Genç, acıyla inleyip yere düşerken yüzünü tuttu. Bir diğer kişi hiç düşünmeden öne atılırken, havaya kaldırdığı kolunu tutan Aras, var gücüyle kapısı açık lavaboya onu ittirdi. Orhan'ın bekçiliğini yapıyormuş gibi üçüncü kurban kişi de öne atılırken, bu kez kısa yöntemler yerine yumruklarını tercih etti Aras. Bedenlere sertçe indirdiği darbeler arasında, Orhan'a sıra gelene kadar sadece birkaç yumruğun kendisine ulaşmasını engelleyememişti sadece. Nihayetinde yerden yeniden kalkmak istemeyen kişileri geçerken baş başa kaldılar. "Unuttuysan hatırlatayım..." Sakince başladı sözlerine. Orhan, her ne kadar gerilmiş de olsa, sırf onları izleyen kişiler var diye kendinden ödün vermek bile istemiyordu. "Canın, hâlâ daha güzele benziyor. Ve ben, hâlâ daha mükemmel şekilde yakabilirim."

"Kapat çene-" Sözlerini bitirmeden hemen önce çenesine sertçe inen darbeyle geriye savruldu.

İblis, tek yumruğunda topladığı enerjiyi büyük bir zevkle indirirken, dudakları arasından söylenmeye devam etti. İnen her yumrukta bir kelime dökülüyordu alaycı dudaklarından. "Sakın. Bir. Daha. Benim. İnsanlarıma. Karışma. Sakın. Bir daha. Çizgini. Aşma. Sakın. Bir dah-"

"Aras yeter!" Açelya'nın aniden duyulan çığlığıyla yumruğunu havada asılı bırakıp, ona baktı. Kız, çoktan içeriye girmiş ve dehşetle olan biteni izliyordu. Tam bu esnada kaburgasına gelen sert bir darbeyle yana düşen Aras, daha önceden de sahip olduğu ağrının etkisiyle tutmaya çalıştığı iniltisini, ikinci bir darbede kontrolde tutamadı ve acıyla inledi. Bu durum, düşündüğünden de büyük bir acıyı bedenine sararken, sırt kemiklerine tırmanan sızı, yara izlerinden içeriye doluşmuş gibiydi. Durumdan yararlanan Orhan, Aras'ın açıkta kalan yüzüne yumruklarını indirirken, duyulan başka sesle bir an için afalladı.

"Tibet Hoca geliyor," dedi ses.

"Melih ve Ferhun Hoca da," şeklinde ekledi başka bir yabancı ses.

Aras, söylenen isimler arasında Labezerin'inkini de duyduğunda heyecanlanmıştı. Etrafındaki herkes ayağa kalkarken, yerde kalmayı tercih etti. Böylece, ceza alma durumunda, madur olan taraf olmayı zorlanmadan başarabilecek ve cezanın ağırını Orhan ve diğerleri alacaktı. Bunun dışında, sırtının durumu her geçen gün saatte daha da kötüleşiyor gibiydi. Sahip olduğu ağrı, oldukça zorluyordu onu.

Hocalar, kalabalığı yarıp içeriye doluştuğunda, bir el yerde uzanan Aras'ın koluna sakince yerleşip onu oturur pozisyona alırken sırtını duvara yaslattı. İblis, soğuk mermerle döşeli duvara temas ettiğinde hafifçe büzdü yüzünü. Kısık gözlerini, görüş açısı rahatlayana kadar açtıktan sonra oluşan tüm sesleri es geçip, onunla ilgilenen kişiye verdi dikkatini.

"Tibet Hoca'm, ambulansı arıyoruz. Öğrenciyle birlikte dışarıya gelin siz de."

Aras, duyduğu isimden sonra göğsünü şişiren oksijenin, dışarıya çıkışına izin vermedi bir süre. "Sensin..." diye mırıldandığında kafasını iki kez sallayan melek, hafifçe gülümsedi.

"Daha sonra bol bol konuşacağız. Sakın kendini iyileştirme. Hastaneye gideceksiniz."

"Fakat boşa zaman geçecek," diye yakındı.

Fâni oyununa devam edeceği sırada durdu ve bal rengi gözlere çevirdi bakışlarını. "Ceza almamak için yerde yatmadın mı? Devam et ve hastaneye git. Sonra konuşacağız ama şimdilik mağdur olarak görünmelisin," sözlerinden hemen sonra onu ayağa kaldırdı.

Aras, kapıdaki bedenleri incelediğinde tanıdık bir sima göremedi. Bunun da etkisiyle rahat bir şekilde Labezerin'e döndü. "Her iki yerin de meleği olduğunu biliyorum. Ve eminim ki bu soracağımı da senden başka bilen kimse yoktur," dediğinde, dikkatini çeken sözlerle bu kez durdu melek. "Murmur'u nerede bulabilirim?"

"Ne demek nerede?" Sessizce söylenirken kaşlarını çattı. Kapıya doğru yarım bir bakış attığında meraklı bakışların kendilerinde olduğunu fark etti. Boşta kalan elini, iblisin siyah hırkası üzerindeki tozları silkelemek için kullanmasının hemen ardından eklediği sözler, planlanıp kurgulanan tüm şeylerin toplandığı yapboz parçalarını başarıyla birleştirdi. "Mezarlığı ziyaret etmedin mi?”

Bölüm sonu

5 yorum