İçeriğe geç

Düşmüş melek

Bölüm 7 · 2 dk okuma

Düşmüş melek

Bölüm 7

ORMANIN DERİNİNDEKİ FISILTI

​kapıdan dışarı attığım ilk adım alışık olduğum o tozlu yayla havasını değil sanki görünmez bir buz kütlesini göğsüme çarptı köy o sabah daha önce hiç görmediğim kadar sessizdi annemlerin ve diğer köylülerin nereye gittiğini bilmiyordum ama bu ıssızlık zihnimdeki gürültüyü daha da belirginleştiriyordu pencereler ruhsuz göz çukurları gibi kapalıydı tepemizdeki elektrik tellerinin rüzgarda çıkardığı o tiz cızırtı dışında dünyada sanki ses üretebilen tek şey kalmamıştı ​kendi kendime "Sonunda yalnızsın" diye fısıldadım sesim boş meydanda bir taşın sert zemine çarpması gibi yankılandı korkmam gerekiyordu ama bu sessizlikte sırtımdaki o kadim sızı bile hafiflemiş gibiydi omuzlarımın hemen altındaki o iki geniş doğum lekesi doğduğum günden beri tenime kazınmış birer hatıraydı bazen uykumda o lekelerin ateşle dağlandığını görür gibi oluyordum ama annem her zaman onların sadece şanssız birer deri izi olduğunu söylerdi derin bir nefes aldım sırtımdaki lekelerin üzerine gerilen elbisemin hışırtısını bile duyabiliyordum ​tam o sırada tam merkezimde ruhumun en dip odalarından gelen bir ses duydum bu bir kuş sesi değildi bir insanın fısıltısı da binlerce cam kırığının aynı anda yere dökülmesi gibi keskin ama bir o kadar da ritmik bir uğultuydu kalbim kaburgalarımı zorlayan vahşi bir hayvana dönüştü "Etrafında fazla dolaşma Seriel" dedim titreyen bir sesle "Eve dön ve kapıyı kilitle" ama parmak uçlarım sanki bedenimin geri kalanından bağımsızmış gibi beni ormanın sınırına doğru çekiyordu ​orman yaylanın sisli eteklerinden bana doğru devasa karanlık bir el gibi uzanıyordu ağaçların birbirine dolanmış dalları arasından süzülen solgun ışık rüzgarla birlikte saçlarıma vurduğunda kan kırmızısı perçemlerimin birer alev gibi parladığını hissettim bu rengi seviyor muydum yoksa ondan nefret mi ediyordum hâlâ bilmiyordum insanlar "lanetli" derken belki de haklılardı çünkü hiçbir normal kızın saçı rüzgarın her esişinde bu kadar gürültülü bir hüzün taşımazdı ​adımlarım zihnimin korku dolu uyarılarını tek tek çiğneyerek beni o sık ağaçların arasına sürükledi ormanın derinliklerinden gelen o keskin ve ritmik çığlıklar sanki ismimi heceliyordu geri dönmek için çok geçti sırtımdaki o lekeler sanki altına saklanmış bir şey dışarı çıkmak istiyormuş gibi karıncalanmaya başladı bu sadece bir doğum lekesiydi değil mi öyle olmalıydı ama orman sanki bin yıldır bu günü benim o karanlık eşikten geçmemi beklemiş gibi tüm kapılarını ardına kadar açmıştı

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.