nefes nefese ormanın derinliklerine doğru kaçarken adımlarım birbirine dolanıyor ve kalbim göğüs kafesimi yumrukluyordu arkasından gelen o tüyler ürpertici kahkahalar kesilmişti ama bu sessizlik çok daha korkutucuydu içimdeki mızmız ses "harika seriel şimdi de ormanın ortasında kayboldun bari canavar seni yemeden önce bir navigasyonun olsaydı" diye söyleniyordu tam o sırada önümdeki çalılıklar aniden aralandı ve sert bir göğse çarparak yere kapaklandım korkuyla başımı kaldırdığımda karşımda yine onu buldum azhevor sanki az önce o vahşi kahkahaları atan kişi değilmiş gibi son derece sakin ve asil bir duruşla üzerimde duruyordu üzerindeki siyah kıyafetler en ufak bir kırışıklık barındırmıyor bakışlarındaki o kan kırmızısı derinlik şimdi çok daha çekici ve bir o kadar da ürkütücü görünüyordu yere düşen elime doğru nazikçe uzandı ve parmaklarını titreyen elime doladı "ah küçük melek bu kadar acele etmene gerek yoktu" dedi sesi bir kadife kadar yumuşak ve beyefendi edasındaydı "sana zarar vereceğimi mi sandın ne kadar kaba bir düşünce" onun bu centilmen tavırları karşısında ne yapacağımı şaşırmıştım içimdeki ses "bak bak beyefendiye bak az önce dişlerini gösteriyordu şimdi elini uzatıyor kesin bir bit yeniği var" diye bağırsa da büyülenmiş gibi azhevorun yardımını kabul ederek ayağa kalktım azhevor ceketimdeki tozları eliyle nazikçe silerken gözündeki o taze yara izi ay ışığında parlıyordu "hala hatırlamıyorsun değil mi" diye sordu sesi içten bir üzüntü barındırıyordu "oysa bu iz senin bana bıraktığın en değerli hatıram" bu sözler beynimde yeni şimşekler çakmasına neden oldu karşımdaki bu yakışıklı ve nazik adamın o vahşi yaratıkla aynı kişi olduğuna inanmak imkansızdı azhevor yüzüme düşen bir saç telini parmaklarıyla yavaşça geriye itti ve eğilerek kulağıma fısıldadı "köydeki o insanlar gibi kaba değilimdir seriel ben sadece senin için buradayım" geri çekilmek istedim ama azhevorun yaydığı o tuhaf manyetik alan beni olduğum yere sabitlemişti sağ gözüm istemsizce yeniden kırmızıya dönmeye başlarken azhevorun yüzündeki o tehlikeli gülümseme daha da belirginleşti bir an için köyün sessizliğini ve annemizin mutfaktaki telaşını özledim ama artık geri dönüşü olmayan bir yola girdiğimi biliyordum azhevor kolunu bir centilmen gibi bana uzattı "hadi gidelim" dedi "sana unuttuğun o evi göstermemin vakti geldi" istemeyerek de olsa o soğuk ve nazik eli tuttuğumda ormanın içindeki gölgeler birer birer çekilmeye başladı ve karşımızda köyden çok farklı kadim bir yapının kapıları aralandı
Bölüm 26
NAZİK BİR KABUS
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.