adımlarım ormanın o küf kokulu sessizliğini birer birer bozar gibi yankılanıyordu hava sanki ciğerlerime dolan ıslak bir yün gibi ağır ve bunaltıcıydı az önce ışığın süzüldüğü o noktayı çoktan geçmiştim ama orman beni bir bataklık gibi daha derinlerine doğru çekiyordu içimdeki mızmız ses ise durmadan bağırıyordu "aferin seriel harika bir fikir gerçekten gece yarısı karanlık ormanda ne olduğu belirsiz seslerin peşinden gitmek tam bir dahi işi" ancak ayaklarım irademden bağımsız hareket ediyordu ve orada bir şeyin beni beklediğini iliklerimde hissediyordum doğru mu yapıyordum yoksa hayatımın en büyük aptallığını mı yapıyordum emin değildim tam o sırada rüzgarın hışırtısından çok daha farklı bir ses duyuldu boğuk ve hırıltılı bir nefes kalbim göğüs kafesimi delip çıkacakmış gibi çarparken hızla arkama döndüm kimse yoktu ama bir saniye sonra o bakışla karşılaştım gözleri bir kedi gibi parlayan kan kırmızısı bir çift göz tam karşımda belirdi "sana merhaba demek için uzun zaman bekledim" dediğinde sesindeki o buz gibi soğukluk tüylerimi diken diken etmişti karşımda duran şey tıpkı bir insan gibi görünüyordu ama parlayan sivri dişleri ve bakışlarındaki o saf kötülük onun bu dünyaya ait olmadığını haykırıyordu boynundaki tuhaf dövme ve kırmızı gözünün hemen altındaki o derin yara izi zihnimin karanlık bir köşesinde bir şimşek gibi çaktı "ne istiyorsun" dedim sesimdeki o titreyen cesarete kendim bile şaşırırken adımlarım istemsizce geri çekilmeye başladı yaratığın yüzüne yayılan o psikopatça gülümseme midemi bulandırıyordu "beni hatırlamıyor musun küçük melek" diye sordu yabancı "sanırım yıllar seni benden uzaklaştırmış olmalı ama ben seni hiç unutmadım" gözlerini kısıp sağ gözünün altındaki o taze görünümlü yara izine işaret ettiğinde zaman benim için durmuş gibiydi o yara tanıdıktı sanki o izi oraya kendim bırakmıştım ama nasıl ve ne zaman olduğuna dair hiçbir anı zihnime sızmıyordu içimdeki mızmız ses ise içeriden çığlık atıyordu "küçük melek mi dedi o gerçekten mi seriel sen daha odandaki örümcekten korkuyorsun bu canavar neden bahsediyor hemen uyan bu rüyadan" "ne saçmalıyorsun" diye sordum ama o anda azhevor denilen varlık ileri atıldı o kadar hızlıydı ki sadece boynumdan geçen keskin bir rüzgarı hissedebildim "küçük seriel beni böyle bırakıp gideceğini mi sandın" adımı bir zehir gibi telaffuz ettiğinde kanım damarlarımda dondu ellerim refleks olarak omzumdaki o yanan doğum lekeme gitti azhevor durdu ve gözleriyle ruhumu delip geçmeye devam etti "adımı bilmek istiyorsan hatırlamana yardımcı olayım ben azhevor hatırladın mı şimdi yıllar önce bana yaptığını" bu isim beynimin içinde bir balyoz gibi yankılandı ona zarar mı vermiştim yoksa her şey büyük bir yalan mıydı içimde yükselen o çığlık boğazımda düğümlenirken azhevorun gözlerindeki nefret yeniden parladı ve üzerime doğru bir gölge gibi süzüldü tek yapabildiğim arkama bakmadan o karanlık ağaçların arasına doğru kaçmaktı arkamda bıraktığım tek şey ise ormanı inleten o çılgın kahkahalardı "kaç seriel kaç ama nereye gidersen git seni bulacağım çünkü bu oyun henüz bitmedi" o an anladım ki kaçtığım şey sadece bir yaratık değil kendi karanlık ve unutulmuş geçmişimdi ormanın derinliklerine doğru koşarken her adımda azhevorun nefesini ensemde hissetmeye devam ediyordum
Bölüm 25
KANLI GÜLÜŞ
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.