İçeriğe geç

Düşmüş melek

Bölüm 23 · 2 dk okuma

Düşmüş melek

Bölüm 23

OPHANİMİN GÖZLERİ

​beni uyanmaya zorlayan şey omuzlarımın hemen altındaki doğum lekesinin sanki bir kor ateşle dağlanıyormuşçasına yanmasıydı gözlerimi hızla açtığımda odanın karanlığına rağmen sırtımdaki o noktanın alev aldığına neredeyse emindim nefes nefese kalmış bir halde elimi sırtıma attığımda tenimin altındaki bir şeyin canlı bir yılan gibi hareket ettiğini hissettim "Bu ne" diye fısıldadım kendi kendime kalbim bir kuşun kanat çırpışları gibi çılgınca atıyordu gözlerimi kapattığımda dahi karanlık gelmiyor aksine göz kapaklarımın arkasından süzülen o uğursuz kırmızı ışık huzmesi beynimi zonklatıyordu hayal gördüğümü sansam da masanın üzerindeki aynaya baktığımda dehşetle sarsıldım sağ gözüm tamamen kan kırmızısına dönmüş ve odadaki eşyalar havada asılı duran gölgelere dönüşmüştü ​omzumdaki o yanma hissi beni sokağa ve ormanın derinliklerine doğru çağırıyordu köyün o mezar sessizliğine gömülmüş sokaklarına çıktığımda her adımımda beynimin içinde yankılanan bir davul sesi duyuyordu komşuların pencerelerindeki o perdelerin arkasında sanki yüzlerce göz beni izliyor ama kimse dışarı çıkmaya cesaret edemiyordu ormanın içine doğru koştukça havanın buz gibi soğuduğunu ama derimin ateşler içinde yandığını hissediyordum yaklaşık on dakika sonra ormanın en karanlık açıklığına vardığımda dünyanın tüm sesleri bir anda sustu ve gökyüzünden yere kadar uzanan devasa bir ışık sütunu toprağı delip geçti ışığın tam kalbinde dönüp duran ve üzerinde sayısız göz barındıran o korkunç ama büyüleyici çarkı gördüm ​"Ophanim" diye bir ses beynimin kıvrımlarında yankılandığında bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyordum ama çarkın üzerindeki her bir gözün doğrudan kendi ruhuma baktığını hissediyordum insan aklının almayacağı bu görkemli varlık bir kez daha dönüp ışıkla birlikte kaybolduğunda ayaklarımın altındaki toprağın kömür gibi yanmış olduğunu fark ettim elimi istemsizce doğum lekesinin üzerine koyduğumda o yanık iziyle topraktaki izin birbirine eşlendiğini anladım kırmızı gözümle etrafıma baktığımda ise ağaçların arasından süzülen silüetleri gördüm bunlar artık köylülerin tanıdık yüzleri değil meleklerin ve iblislerin bu dünyadaki yansımalarıydı ​içimde büyüyen o garip cesaret beni ele geçirirken artık korkunun yerini kabulleniş almıştı eğer bu dünyada görünmeyen sırlar varsa onları görmeye ve bu lanetli armağanı taşımaya kararlıydım ancak o sırada köyün içinden gelen boğuk bir çığlık sesi sessizliği parçaladı bu sesin kime ait olduğunu biliyordum ama kırmızı gözümle gördüğüm şey çığlığın sahibinden daha korkunçtu ağaçların arasından süzülen o siyah gölgeler artık sadece beni değil tüm köyü yutmak için harekete geçmişti ve bu savaşın tam ortasında duran tek şahit olduğumu o an anladım rüyamdaki o siyah saçlı meleğin neden beni korumak istediğini şimdi çok daha iyi kavrıyordum çünkü içimdeki o şey artık dışarı çıkmak için sabırsızlanıyordu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.