gözlerimi açtığımda kendimi her zamanki kabuslarımın o boğucu karanlığında değil alabildiğine uzanan bir sis denizinin ortasında buldum ayaklarım toprağa basmıyor sanki boşlukta süzülüyormuş gibi hissediyordum "Burası neresi" dedim ama sesimin o uçsuz bucaksız beyazlıkta yankılanmadığını fark ettim kendi sesimi bile duyamadığım o sağır edici sessizlik huzurdan çok rahatsız edici bir tekinsizlik taşıyordu ancak az sonra sisin içinden bir gölge belirdiğinde nefesim kesildi adımlar yaklaştıkça beliren yüz korkuyu değil tarif edilemez bir merakı beraberinde getirdi simsiyah kısa saçları ve derinliğinde tüm dünyanın karanlığını hapsetmiş gibi duran gözleriyle bir yabancı tam karşımdaydı ama o gözlerde daha önce hiç hissetmediğim garip bir sıcaklık buldum karşımdaki figür ne kadar yakışıklıysa bir o kadar da tanıdıktı onu daha önce hiç görmemiş olmama rağmen ruhumun en derin yerinden tanıyormuş gibi hissettim yabancı bana doğru yaklaştıkça sanki hareket ederken bile sisin içinde bir rüzgar estiriyordu öyle doğal ve sakin bir hali vardı ki "Buraya neden geldin" demek istesem de kelimeler boğazımda birer taş gibi düğümlendi aralarındaki mesafe ne çok uzak ne de çok yakındı yabancı yüzüme dikkatle bakıp "Sen" dediğinde sesi bir melodinin en yumuşak tınısı gibi içimdeki o garip ürpertiyi uyandırdı bakışları irademi esir almışken "Seni korumak için buradayım" diye devam etti "Korumak mı" diye tekrarladım istemsizce kalbim birden hızlanırken "Benden neyi koruyorsun ve neden" soruları zihnimde patladı yabancı bir adım daha yaklaştığında nefesini hissedecek kadar yakındım yüzünde hem hüzün hem de sarsılmaz bir kararlı bir ifade vardı "Her şeyi şimdi öğrenemezsin ama beni hatırlayacaksın zamanı geldiğinde" dediğinde içimdeki bir yerlerin bu yabancının yalan söylemediğini bildiğini fark ettim adını söylemek istiyordum sanki ismi dilimin ucundaydı ama bir türlü hatırlayamıyordum bu çaresizlik göğsümü sıkıştırırken yabancı sakin bir sesle "Ben senin koruyucu meleğinim başka hiçbir şey bilmen gerekmiyor şimdilik" dedi koruyucu melek kelimesi zihnimde bir şimşek gibi çaktı bu kadar güçlü bu kadar insan gibi görünen bir melek nasıl olabilir diye düşünsem de içimdeki o kadim ses ona inanmamı fısıldıyordu "Adını söyle eğer meleğimsen adını bilmeliyim" diye direttim gözlerimi onun yüzünden ayırmadan bir an duraksadı yabancı yüzünde beliren o tereddüt dolu gülümsemeyle hem içimi ısıttı hem de kalbimi amansızca sıkıştırdı "Adım" dedi ama sesi bir anda kesildi sis yoğunlaşıp her şeyi yutmaya başladığında "Hayır bekle" diye bağırdım ancak ellerim sadece boşluğa ve serin dumanlara dokundu uyanmadan önce duyduğum tek şey o fısıltıydı "Buradayım hep yanında olacağım" sabah uyandığımda kalbim hala o rüyanın ritmiyle çarpıyordu hemen aynaya koştum ama yüzümde hiçbir değişiklik yoktu yine o aynı seriel gibi görünüyordum ama içimdeki his bunun sıradan bir rüya olmadığını haykırıyordu masanın üzerinde duran ve her geçen gün biraz daha canlanan o siyah çiçeğe baktım bahçeye fırlattığım halde o çiçek nasıl tekrar masanın üzerine gelmişti anlamıyordum şimdi her şey biraz daha anlam kazanmaya başlıyordu bu çiçeğin o yabancı melekle ve kendimin bilmediği o geçmişle kopmaz bir bağı olduğunu hissediyordum hayatım artık o çiçeğin yaprakları arasındaki sırlar kadar karanlık ve o meleğin sözleri kadar gizemli bir yola girmişti sırtımdaki o doğum lekeleri ilk kez acı vermek yerine o meleğin dokunuşu gibi ılık bir sıcaklıkla dolmuştu
Bölüm 22
SİSİN İÇİNDEKİ MUHAFIZ
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.