gözlerimi açtığımda sanki bir önceki rüyadan hiç uyanmamış gibi hissediyordum kalbim göğüs kafesimi zorlayan bir yumruk gibi atıyor ve nefesim boğazımda düğümleniyordu alnımdan süzülen soğuk terleri titreyen elimle silerken etrafıma bakındım annem ve babamın odasındaydım ama koca odada tek başına kalmıştım annem yanımda değildi babam ise o karanlık geceden beri hala eve dönmemişti pencereden sızan sabah ışığı odanın köşelerini yavaşça aydınlatırken yatağın kenarına oturup doğruldum bir an için her şeyin sadece zihnimin bir oyunu olduğuna inanmak istedim belki de her şey sadece kötü bir kabustu ama ruhumun derinliklerindeki o huzursuzluk geçmek bilmeyen bir sızı gibi orada duruyordu tam o sırada mutfaktan yayılan o büyüleyici koku burnuma ulaştı yeni demlenmiş çayın taze pişmiş ekmeğin ve keskin baharatların kokusu evin soğuk havasını dağıtıyordu midem hafifçe kazınırken mutfaktan annemin o neşeli ve berrak sesini duydum "Yemek hazır güzeller güzeli meleğim hadi çay soğumadan iç de kahvaltını yap" annemin sesi o an için yüreğime bir su serpmiş gibiydi o tanıdık şefkatle bir nebze de olsa rahatlamıştım ama yine de içimdeki o karanlık şüphe tamamen yok olmuyordu koridora yöneldiğimde çıplak ayaklarım soğuk zemine her dokunuşunda bedenimde yeni bir ürperti dalgası yayıldı anneme seslendim "Anne nerede kaldın odaya neden gelmedin" yanıt mutfağın buğulu havasından gecikmeden geldi "Hadi ama çayı soğutma kahvaltını yap sonra da ormana birkaç bitki toplamaya çıkacağız seninle" bu sözler korkularımı bir süreliğine uyutmuş gibiydi orman kelimesi her ne kadar içimde bir yerleri titretse de annemin yanında olması her şeyi daha katlanılır kılıyordu mutfak kapısına yaklaşıp içeriye adımımı attığımda masanın üzerindeki o görkemli sofra gözlerimi kamaştırdı taze pişmiş ekmek kızarmış peynir reçeller ve zeytinler sanki hiçbir felaket yaşanmamış gibi orada öylece duruyordu annem masanın kenarında durmuş çaydanlığı eline almıştı ve bana doğru gülümsüyordu ancak bu gülümsemede ruhumu huzursuz eden bir şey vardı tam anlamıyla içimi rahatlatmıyordu aksine bir maske gibi yüzüne oturtulmuş gibi duruyordu sessizce yerime oturdum ve çayımdan bir yudum aldım annem masanın diğer ucuna geçip oturduğunda sanki çok önemli bir şey anlatacakmış gibi derin bir sessizliğe büründü "Anne babam hala eve gelmedi mi" diye sordum fısıltıyla annem başını yavaşça iki yana salladı "Hayır ama merak etme her şey yolunda" dedi tam o sırada dışarıdan ince bir rüzgar sesi duyuldu ve annemin gözlerinin her zamankinden daha donuklaştığını fark ettim elindeki çaydanlık porselenin üzerine her vurduğunda çıkan o ince tıkırtı annemin elinin ne kadar çok titrediğini ele veriyordu dilimin ucunda onlarca soru vardı ama sormaya cesaret edemedim sadece masadaki yiyeceklere bakıp zihnimdeki o fısıltıları susturmaya çalıştım kendime bir yudum daha çay doldururken "Sadece bir rüya sadece bir rüya" diye mırıldandım ama sırtımdaki o sızlayan lekeler ve içimdeki o kadim ses bunun bir rüya değil sadece kanlı bir başlangıcın ilk huzurlu anı olduğunu söylüyordu annemin bana "meleğim" demesi bile o an nedenini bilmediğim bir şekilde canımı yakmıştı
Bölüm 15
MASADAKİ GÜLÜMSEME
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.