İçeriğe geç

Düşmana Dokunmak Maske

Bölüm 3 · 10 dk okuma

Düşmana Dokunmak Maske

Bölüm 3

3. Bölüm Yürüyen Ego

İt's a new dawn, it's a new day, it's a new life

For me

And i'm feeling good

-Feeling Good

--------------------------

Yeni evimdeki ilk gecemde, uyku tutmuyordu. Sabah dekorasyonları bitirmiştim ama şimdi hiçbir şey yapasım yoktu, uyumak da dâhil.

Yataktan kalkarak balkona çıktım. Dairenin balkonu oturma odasındaydı, enine ve boyuna olarak gayet de genişti. Buraya koltuk ve açelya çiçeği koyacağım.

Açelya çiçeğinin benim için anlamı sadece annemden aldığım toka ya da ismim değildi, açelya annemin bana bıraktığı bir mirasdı.

Balkonun manzarası gerçekten çok güzeldi, bu Atlas denen çocuğun zevki varmış. Fatih'ten deniz kenarını gören bir evi almış. Sayesinde ben de görüyorum.

Düşüncelere dalmış, uzakları izliyordum ki:

"Hey, yeni komşu, değil mi?"

Hemen yanıma baktım, sıçrattı beni köpek.

"Bir dahakine insanlarla tanışırken korkutma," dedim, derin nefes alarak ve kafamı salladım.

32 diş sırıtması vardı, asla kalıbının adamı gibi durmuyordu.

"Affedersin ama ne yapayım, tutamadım kendimi. Ben Toprak."

Pabucumun Toprağı. Atlas Soykan.

"Deniz." Yersen.

Yalnız, şaka falan değil, çocukta Toprak tipi var. Yani mesela Atlas deyince aklıma sarışın, zayıf birisi gelir ama bu akyaz, aynı benim gibi, yani eski benim gibi.

Dişlerini aralamadan 32 diş şeklinde gülüyordu, hafif bir gamzesi vardı, soluk beyaz teni ve siyah saçları vardı. Boyu hakkında konuşmak istemiyorum. Uzunum diye kendimi öven bir insandım ben.

"Tanıştığımıza memnun oldum, gecenin bu saati ne yapıyorsun acaba?"

"Seni ilgilendiriyor mu?"

Durumu toparlamaya çalışarak geriye adım attı.

"Sadece soru," dedi, durumu yumuşatmak için sesini hafif incelterek.

"Uyku tutmadı, sen?" dedim. Fazla da geriye kaçmamalıydım.

"Aynı sebep."

Kafamı hafif yukarı kaldırdığım gibi Mira'yı gördüm. Üst katın balkonundan bizi dinliyordu. Ben onu fark ettiysem Atlas da fark ederdi.

Sanki boğazım gıcıklanmış gibi davranarak onu gördüğümü belli ettim.

Hemen geriye çekildi. Sandığımdan daha iyi çalışıyor.

Atlas bir şeyler olduğunu anlayarak hemen yukarı bakmak için eğildi.

"Bir şey mi gördün?"

Gökyüzünde olan bakışlarımı ona çevirdim.

"Evet. Ay çok güzel duruyor, ona takıldım."

Anlayışla kafasını salladı. Kaşları hafif çatıktı ki muhtemelen şüphelenmeye başlamış.

"E ne iş yapıyorsun?"

Sırf merak mı yoksa şüphe mi?

"Ressamım."

Dudağının kenarı kıvrılarak gülümsedi. Hoşuna mı gitti yoksa başka bir şey mi?

Neyse, bak işte bu yalan değil. Resim benim hobimdi, neden görev yaparken hobimi de yapamayayım ki.

"Sen?"

"Heykeltıraş."

Kaşlarımı kaldırarak gülümsedim, şaşırır gibi yaptım ama cidden şaşırıyordum. Dosyasında yazılanlardan bambaşka bir şey demişti.

Sahte kimliğinde meslek olarak heykeltıraş falan değil, yazılım mühendisi yazıyordu.

"Okullu musun yoksa hobin mesleğin mi oldu?" dedim, teyit etmek için.

Yutkundu ve duvara yaslandı.

"Uzun hikâye ama şunu diyeyim: İkisi de."

Algılamaya çalışıyordum.

Dosyanda böyle bir bilgi yok ama sen bana böyle bir bilgi verdin. Beni tuzağa düşürmeye çalışıyorsun...

Fazlaca şaşırdığımı ve düşüncelerimi belli etmeyerek gülümsedim.

Yeniden dışarıya döndüm.

"Tokan güzelmiş," dedi tokamı işaret ederek.

Elim saçımdaki tokama gitti. Meşhur tokama beni tanıyan bir insanın bu tokayı bilmeme ihtimali yoktu.

"Annemin hediyesi."

"Bakabilir miyim?"

Bakışlarımı sertleştirdim ve kaşlarımı çattım.

Tokam olmaz.

"Sanmıyorum. İyi geceler."

"Özel yapım değil mi?"

İçeri girecekken arkamı döndüm. Biliyordu. Annemi tanıyordu.

"Evet. Anlar mısın takılardan?"

"Babam... Yapardı."

Gülümsedim.

"Çok hoş."

Dosyada yazan ile söyledikleri uyuşmuyor. Dosyayı mı yanlış yazdırdın? Bilerek mi yaptın? Yoksa şimdi mi yanlış bilgi veriyorsun?

"Ee, beğendin mi evi?"

Düşünceli davranışlar sergileyen bir insan, good.

"Evet, tam istediğim gibi. Resim köşesi yaptım, bir tarafı Amerikan mutfak olması daha hoş. Ayrıca duvarda bolca çivi var, yaptığım resimleri asabilirim."

"Eski sahibi berbat bir adamdı. Senin gibi bir kızın gelmesi iyi olmuş."

Gülümseyerek tokamı elime aldım ve oynaşmaya başladım. Bu çocuk bir kız nasıl mutlu edilir biliyordu.

"Neyse, iyi geceler."

Gülümseyerek tokama baktı.

"Açelya mı o?"

Bakışları sertleşti.

"Evet ama ben menekşeleri daha çok severim."

Zoraki bir gülümseme ile gülerek Mira'nın balkonuna baktı.

"İyi geceler."

İkimiz de aynı şekilde içeriye girdik.

Annemi bilmese bile bu toka ile ilgili bir şeyler biliyor olabilirdi. Ama hallederim, nicelerini hallettim. Bu görev kolay olacak.

----------------

Şu lanetlenmiş alarmı durdurdum ve doğruldum. Belliydi ki görev boyunca alarm olmadan uyanamayacaktım. Sakin hayatımı, kendi kendime erkenden kalktığım anları şimdiden özlemiştim.

Kaç saat uyudum acaba?

Saate baktım.

SAAT DAHA 8 Mİ?

Alarmı açık unutmamalıydım. Şimdi de uyuyamayacağım, al işte.

Homurdanarak mutfağa ilerledim. Sağlık ne olursa olsun 1. kuralımdı, bu yüzden kahvaltıyı her daim düzgün yapardım. Laktozsuz süt, 2 haşlanmış yumurta, 2 dilim glütensiz ekmek ve sonrasında biraz meyve.

Yemeğimi koltukta televizyon izleyerek bitirdim ve giyinme odasına geçtim.

Acaba bugün ne giyeceğim?

Burası sadece yeni aldığımız şeyler ile doluydu ve o kadar çok seçenek vardı ki her gün farklı bir şey giyinerek görevi bitirebilirdim.

Bence görev bugün bile bitebilir ama bu gece Bay Atlas Bey'in boks maçını izlemeye gidecektik kızlarla. Bakalım dün geceki yumuşak insan ringte nasıl. Eminim ki düşmanını öperek pes ettiriyordur.

Bunları düşünürken kıkırdayarak üzerimi değiştirmeye başladım.

Kırmızı bir crop bluz ve mavi, yüksek belli orta uzunlukta bir şort giyindim. Ayakkabı olarak pembe sneakerlarımı aldım ve kapının önüne attım.

Sırada en zoru, takılar vardı. Hareketlerimi engellediği gerekçesi ile pek takı takma taraftarı bir insan olmamıştım.

Beyaz inci küpeler takarak onunla uyumlu inci kolye ve gümüş bir saat taktım.

"Tiki olmam gerekiyordu, prenses oldum," dedim mırıldanarak.

Gayet güzel, tam karaktere uygun, cute ve Açelya tarzına yakın bir kombin olduğunu düşünerek aynada bir fotoğrafımı çektim.

Tabii gerçekçilik için sosyal medya hesabı gerekiyordu. Hemen post attım ve oturma odasında kendimi koltuğa bıraktım.

Psikolojik olarak yorgundum.

Tam gözlerim kapanırken bir anda zil çaldı. Kapıya ilerlerken fısıldaşmaları duyuyordum. Bizimkilerdi, sesten anladığım kadarıyla.

Arda, Duru ve Selin yüksek sesli fısıldaşıyordu. Sebepleri Atlas'ın duymasını istememeleriydi, belli.

Kapıyı açtığım gibi:

"SÜPRİZ!"

Hepsi bir ağızdan bu şekilde bağırarak içeri girdiler. Benim gözüm ise Atlas'ın kapı deliğinden bakıp bakmama durumundaydı.

BAKTI.

Kapı deliği siyah olduğu gibi Arda'ya sarıldım, o da hiç bozmadan beni kucağında döndürdü.

İçeri herkes girdikten sonra kapıyı kapattım ve direkt koltuğa kendimi bıraktım.

"Arkadaşlar, bu çocuk çok çıtır. Bırakın birkaç ayı, birkaç güne hallederim ben bunu. Ya dün gece arkadaş olduk, bir de sessiz sedasız geldi falan."

Açıkçası Duru ve Selin'in gelmeleri konusunda bekliyordum ama Arda harbiden sürprizdi.

"Sen neden geldin?"

Gülüşen Duru ve Selin sonunda sakinleşerek bana döndüler ve Selin ellerimi tuttu.

"Aşkım, 2 yılda saflaşıp her şeyi unutmuş olamazsın. Rolünden çık. Bu akşam Atlas'ın maçı var ya, sabahtan seni kıskanacak. Akşam maçta gör."

Ay, gerçekten kafamdan çıkmış. Benim de rolden çıkmam gerek.

"Neyse, ne maça ne zaman gideriz?"

Duru duvarı işaret etti.

"Evden çıkınca biz de çıkıyoruz."

"Beni kıskanacağı ne malum, daha yeni tanıştık?"

Selin parmağını şıklattı.

"Olay da o zaten, akıllım. Çocuk seni tanımaya başlayamadan yanına birini koyacağız. Diyecek ki yok, olmaz. Sonra bir bakacak, kimse yok yanında, o durmak isteyecek. Anladın mı?"

Dudak büzerek kafa salladım.

Ben yutmazdım şahsen. Bu çocuk bahsedildiği gibi akıllıysa onun da yutacağını sanmıyorum. Hatta bence bana dün gece onları sormasının nedeni araştıracak olması.

E Atlas Bey, bul bakalım kimim ben.

Akşam saatlerine geliyordu artık. Atlas evden çıktıktan 10 dakika sonra bizde çıktık ve Selin'in arabasına doluşarak meka'nın konumumu açtım.

Kenar bir mahalleydi, terk edilmiş bir spor salonundaydı. Boks ringinin etrafında kadın, erkek, yaşlı, genç; kısacası her insan tipinden insan vardı burada. Hepsi onları izlemeye gelmişti.

Kapının önünde bilet kesiliyordu ama bizim biletimiz yoktu. Biletler 2 ay önceden satışa sunulmuş ve bitmişti.

Arda kulağıma doğru eğildi.

"Baran'ı göreceksiniz kapıda. O sizi içeri alacak. Benim işim var."

Muhtemelen görevli kılığına girip Atlas'ı izleyecekti.

Kafa salladım ve kızlarla kol kola girerek kapıya gittik. Korumalardan birisi Selin'in kolunu tutunca Selin refleks ile korumanın bileğini tutarak büktü.

Gözlerine baktığımda anladım, Baran'dı o.

Selin'i hafifçe uyardım ve Baran bizi çekiştirerek o kalabalığın içine soktu.

"Çok kalabalık." Dedi Selin insanları kendinden ittirerek.

Baran bizleri önüne alarak ileri taraflara götürdü. Buraya daha önce gelen sadece o vardı şu anda.

Ön saflara geçtik ve ringin önünde durduk.

"Beklenmedik şekilde kalabalık." dedim ve Baran bize VIP etiketleri verdi.

"Alp ve Atlas'ın üstüne bahis basmışlar. Nakavt bahisi." Duru bunu duyar duymaz şaşırarak elini ağzöna götürdü.

"O ne demek?" Dedi Selin.

"Birisi dövüşemeyecek kadar harap olana kadar maç devam edecek." Dedim.

"Kaybedeni öldürecekler muhtemelen, iki yer altı mafyasının olayı." Selin kaşlarını kaşlarını kaldırdı.

"Allah rahmet eylesin." Dedi ve sahneye döndü.

"Ben gidiyorum işlerim ve olmaması gereken olaylar var, ve bu meseleye bulaşmayın zaten bir ekip ayarlamış Rıfat bey." Baran bunu söylerek gitti.

"Sağ ol ya, çok ümit veriyorsun bize."Arkasından homurdandım.

"Daha önce birkaç kez izlemeye gitmiştim bu tip boks maçlarını ama ilk kez bu kadar kalabalık olanına denk geliyorum." Dedi Duru. Selin Duruya dik dik bakarak Duru'nun omzuna vurdu.

"Sen ve boks maçı ha? Şaşırtıyorsun bizi Duru şen."

Etraftaki insanları incelemeye başladım. Birileri dikkatimi çekti. Yukarıda, üst katında özel bir şekilde oturuyorlardı. Onlar için ayarlandığı belliydi. Önleri yiyeceklerle donatılmış bir masada, rahat deri koltuklarda oturan 3 adam.

Bunlar Baran'ın bahsettiği adamlar olmalılardı.

Dövüş sonunda başlıyordu. İki taraf da orta alana doğru geldi ve hakem düdüğünü çaldı.

Düdük çaldığında iki taraf da derin nefesler alarak birbirlerine baktılar. İkisi de kazanmak için ortaya her şeylerini koyacak gibi bakıyorlardı. Ürperticiydi.

İlk yumruğu Atlas, Alp'in üzerine atlayarak yaptı. Direkt vurmuştu. Alp hızlıca nefesini topladı ve Atlas'ın karşısında hafif eğilerek çenesine doğru vurdu.

İnsanlar bu sırada coşarak bağırıyorlardı. Kimisi Atlas için, kimisi Alp için.

Işık oyunları eksiksizdi. Atlas başarılı bir vuruş yaptığında, gözleri gibi mavi ışıklar açılıyor. Alp başarılı bir vuruş yaptığında, saçlarının uçlarındaki gibi kırmızı ışıklar açılıyor.

Etraf ter kokmaya başlamıştı ki yeniden ani bir çığlık koptu.

Atlas, Alp'e art arda 3 tane yumruk indirmişti. Alp'in nefesinin kesildiği açık ve netti. Atlas zaferi hissetmiş gibi gülüyordu, Alp ise üzgün ya da korkmuş değildi. Aksine, onda da hafif bir mutluluk vardı.

Atlas, rakibi sersemletmenin havası ile bize doğru döndü ve kollarındaki kasları sıktı. Bir yandan gülerek havasını yapıyordu.

Dikkatinin dağılması Alp için bir fırsattı. Alp bunu değerlendirerek Atlas'ın arkasına geçti ve Atlas döndüğü gibi sağ kroşe yaparak Atlas'ı kenara yuvarladı.

Bu sefer Atlas için çığlık atan herkes susmuş, Alp için gelen çığlıklar artmıştı.

Atlas'ın gözlerine baktım. Hırslanmıştı, sinirliydi ve gülmese de mutluydu. Sanki karşımda bir canavar vardı. Dün geceki nazik insandan eser yoktu.

Alp, Atlas'a doğru ilerledi ve alay eder gibi gülümseyerek tam gözüne vuracakken Atlas kenara doğru yuvarlandı ve hızlıca ayağa kalkarak Alp'in omzundan tuttu, kendine çevirdi, 3 tane sağdan ağzına vurarak ittirdi.

Alp, Atlas'ın açığını ararken Atlas, Alp'in patlayan dudağına bir yumruk daha indirdi.

Sonunda Alp delirmiş gibi çığlık attı.

Selin'e döndüm. Öfkeliydi.

"Bu çocuk ekibinin lideri," dedi.

Duru hak vererek kafasını salladı. Hafif tırsmıştı.

Seyircilerin çığlıkları artarken Atlas, acıma duygusu yok olmuş bir yaratık gibi Alp'e art arda yumruklar savuruyordu.

Alp sonunda yere yığılacak kadar sersemlemiş, nefes dahi alamayacak hâle gelmişti.

İkisinin birbirine karışmış kanı yüzlerindeydi. Atlas, bir seri katile bile boksörden daha çok benziyordu.

Atlas son bir sağ kroşe ile rakibi yere devirdi. Maçı aldı.

Sesler, çığlıklar o kadar yükselmişti ki kulakları hassas olan birinin kulaklarını çınlatacak kadar yükselmişti.

Atlas zaferin mutluluğu ile haykırdı. Alp ise yenilgisini öfkeyle dışa vurdu ve zemine yumruklar attı.

Alp ringden indikten sonra Arda'yı gördüm. Gelmişti ve Alp'in kolunun altına girerek destek verdi.

Ben, Duru ve Selin hiç bekletmeden arkasından ilerlerken bir anda durdum ve Atlas'a baktım.

Göz göze geldik.

Hafif mahcup şekilde bakarak geri hızlıca önüme döndüm.

Beni tanıdı ve fark ederek kaşlarını çattı.

Hoş geldin, new date. Peşimden gelecek.

Eminim.

Arda, kızlar ve Alp'in gittiği odaya gittim. İçerdelerdi. Yaralarına pansuman yapıyorlardı, bir yandan da Arda homurdanıyordu.

"Bile bile neden kabul ettin oğlum? Sen mal mısın?"

Konuşmaya ortasından girmiştim.

Neler oluyordu?

"Ya bu adamlar büyük bir mafya ve sana diyorlar ki üstüne bahis koyacağız, kaybedersen canını alırız ve sen bunu kabul ediyorsun. AKLIN NEREDE SENİN?"

Bir saniye...

Alp masum bir ifade takınarak

"Tek benim için değil, Toprak için de geçerli. O da kabul etti."

Arda, Alp'in yarasına bastırdı ve sinirle homurdandı.

"İkiniz de malsınız. İki düşman mafya çetesinin ringde savaşı adeta."

Selin,"Saçmalık." diyerek anlamaya çalışıyordu.

"Başka bir çözüm yolu yok mu bu çeteden kurtulman için?" dedi Duru, saf ruhu ile.

"Rövanş iste," diyerek atıldım ortaya.

Yani eğer rövanşı kazanırsa her şey hallolurdu.

"Beni parçalar, çok güçlü."

Yeniden hayıflanmaya başladı Alp.

"Doymadın mı daha? Hadi ama, insan sonuç olarak zayıf noktasını bul ve sapla," dedi Arda gazlayarak.

Herkesin bir zayıf noktası olurdu ve Alp çoktan onunla bir maç yapmıştı. Onu analiz etmiş olması gerekiyordu.

"Güçlü diyorum, zayıf noktasını koruyacak ve kontrol edebilecek kadar güçlü," diye sızlanmaya devam etti.

Gözümde bir bebekten farkı kalmamıştı o anda.

Aman, hepiniz övün o düşmanı, hepiniz.

Göz devirdim ve artık gitmem gerektiğini fark ettim. Sonuç olarak iyi aile kızını oynuyordum ben.

"O zaman benden bu kadar. Yoruldum ve saat geç oldu, eve gideceğim. Taksi çağırırım."

Vedalaşarak dışarı çıktım ve telefondan taksiyi aradım. Ara sokakta olduğu için buraya kadar gelemeyeceklerini ve 2 sokak ileriye gelebileceğini söyledi.

Kabul ettim ve binadan ayrılarak yürümeye başladım.

Gitgide tedirginleşiyordum. Sanki birisi beni takip ediyormuş gibi, karanlık sokaklarda görmediğim çöplüklerde birisi var gibi...

Arkama bakmak için döndüm.

Kimse yoktu.

Yürürken içim sürekli ürperiyordu. İzlendiğimi hissediyordum.

Arkadan gelen bir taş sesi ile takip edildiğimi anladım.

Atlas...

-------Bölüm Devam Edecek------

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.