İçeriğe geç

Düşen Meleklerin Çığlığı(for -ninix)

Bölüm 5 · 2 dk okuma

Düşen Meleklerin Çığlığı(for -ninix)

Bölüm 5

5

Gözlerim kararmıştı. Her bir kelime, derin bir boşluğu, bir uçurumu daha da derinleştiriyordu. O an hissettiğim şey, korkudan çok daha fazlasıydı; bir tür çaresizlik, bir çıkmaz… Eric'in fedakarlığını düşündüm. O, beni korumak için her şeyi göze almıştı, şimdi ben de aynı şekilde, onu boşa çıkarmamak için her şeyi riske atmalıydım.

“Eğer bu ritüel gerçekten bir bedel istiyorsa, o bedeli ben ödeyeceğim,” dedim, sesimdeki titremeyi bastırarak. Gözlerimdeki kararlılık, duvardan yansıyan soğuk ışıkla daha da keskinleşti. Bedenim titriyordu, ama kalbimdeki ateş sönmeyecek kadar güçlüydü.

Varlık, beni süzüp bir adım daha attı. "Bilmelisin ki, bir ruhu feda etmek kolay değildir. Yıllardır hapsolmuş olanlar için bir insanın ruhu, sadece bir ödül değil, bir yıkım olabilir. Kendini kaybetmeye hazır mısın?"

Bir an tereddüt ettim. O karanlık bakışlar, tüm geçmişimi sorgulamama neden olmuştu. Eric’in ölümüne ve bu lanetin körüklediği acıya bakınca, her şeyin sonunda anlamını yitirip yitirmediğini düşündüm. Ama sonra, Eric’in gülüşü gözlerimin önünde belirdi. O hep cesurdu, her zaman doğru olanı yapmaya çalıştı. Onun için, bu laneti kırmak, bir anlamda ona bir veda olacaktı.

"Ben hazırım," dedim, kararlı bir şekilde. "Benim ruhum, Eric'in ruhunu özgür bırakacaksa, buna razıyım."

Varlık, yavaşça başını salladı ve sonra derin bir gülümseme belirdi suratında. "Öyleyse, bedelini öde. Ama unutma, bir ruhu almadan önce, ne kadar kayıp olduğunuzu asla tam olarak anlayamazsınız."

Gözlerim kapandı. Aniden, her şey çok hızlı bir şekilde dönmeye başladı. Sanki bir tür hapsolmuş ruhlar denizine düşüyordum; her dalga beni daha derine çekiyor, her çığlık kulaklarımda yankılanıyordu. Bir an, Eric’i duyabiliyor gibiydim. Onun gülüşü, onun sesini hatırladım… O kadar yakındı ki, hemen yanı başımda. Ama bu ses gitgide uzaklaştı, kayboldu.

Bir çığlık… Sonra derin bir sessizlik.

Gözlerimi açtığımda, her şey değişmişti. O eski tapınakta, metnin olduğu odaya tekrar geri dönmüştüm. Ama bir fark vardı: O varlık yoktu. Her şey sessizdi, sanki zaman durmuştu. Ruhumda büyük bir boşluk vardı, ama aynı zamanda bir huzur da hissettim. Eric’in özgürlüğü… Onun ruhu artık özgürdü, lanet sona ermişti.

Yavaşça, metni elime aldım. Ritüelin tamamlandığına emin oldum. Ama öyle bir boşluk vardı ki, bu zaferi kutlamak, bir anlam taşımıyordu. Eric’in yüzünü bir daha görememek, bu dünyada onunla bir anı daha paylaşamayacak olmak, her şeyi değersiz kılıyordu.

Gözlerimden bir damla yaş süzüldü, ama bu, üzüntüden çok, bir veda gibi hissediyordu. Eric’i kaybetmiştim, ama onun hatırası benimle kalacak, her adımda onun gücüyle yürüyecektim. Bedeli ağır olmuştu, ama lanet kırılmıştı. Artık tek bir şey vardı: Eric’in hayatı, fedakarlığı ve tüm cesareti boşa gitmemişti.

Kilisenin karanlık koridorlarından çıkarken, içimdeki boşluk biraz daha derinleşmişti, ama aynı zamanda bir huzur da vardı. O, artık özgürdü. Ve ben de, her zaman onunla birlikte, ruhunun huzur bulduğuna inanarak yaşamalıydım.

---

Böylece, bedel ödenmiş, lanet kırılmış ve bir ruh özgürlüğüne kavuşmuştu. Eric'in fedakarlığı, bir hayatın sonu olsa da, başka bir başlangıcın temellerini atmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.