Yerde acıyla kıvranırken sınıfın kapısı açıldı. Kapıya baktığımda Can bana şaşkın ve tedirgin halde bakıyordu. Hızla yanıma koşup boynuma baktı. Sonra dudağıma. Ne olduğunu anlamayıp paniklemişti.
"Melis? İyi misin? Yüzün kan içinde... "
Can panikle ne yapacağını bilmezken yavaşça yerden destek alarak doğruldum. Bir yandan karnımı tutmaya devam ederek titreyen sesimle.
"Kerem... Bir anda geldi ve... "
Devamını getiremeden bir anda göz yaşlarım boşalmaya başladı. Acılı hıçkırıklarım sınıfın duvarlarına çarparken Can hafifçe bana sarıldı ve sırtımı sıvazladı. Sakinleştirmek ister gibi.
"Tamam, sorun yok ortak... Düzelteceğiz... "
Kısa süre içinde karnım daha iyi oldu ve Can'ın kolundan destek alarak ayağa kalkıp çantamı almak için uzandım. Tam o sırada Can çantamı aldı ve sıcak bir tebessüm ile.
"Ben taşırım. Eve bırakacağım. "
"Gerçekten gerek y-"
"Gerek var. Melis. En çok şuan bana ihtiyacın var. "
Yalan yok. Haklıydı. Bu sefer Can'a ihtiyacım vardı. Hiç olmadığı kadar çok ihtiyacım vardı. Can bu melankolik havayı dağıtmak için hamle yaptı.
"Bu arada... O kıza güzel haddini bildirdin, bir daha yapmaz bence. Ben bile korktum ortak. "
İkimizde gülüştük. Ben sınıftan çıkarken Can da arkamdan geldi. Beni eve kadar bıraktıktan sonra çantamı aldım ve eve çıktım. Ben eve dönene kadar dudağımın kanaması durmuştu. Saçımda ki ve yüzümdeki kanı da silmiştim. Eve girdiğimde annem ve babamla karşılaşınca büyük bir mutlulukla anneme ve babama sarıldım. Bir anda herşeyi unutmuştum, kısa süreliğine.
"Anne, baba daha geç gelirsiniz sanmıştım! "
Sarılmamız bittiğinde annemin değişik bakışlarına maruz kaldım. Başımı "ne oldu? " anlamında salladım.
"Kızım, boynuna ne oldu öyle? Biri sana birşey mi yaptı? "
Bir an afalladım. Hayır yani Kerem bana zarar verdi de diyemezdim. Eğer kanıtsız şikayet edersek para verip kurtulurdu şerefsiz. Gerçeği söylemek, annemin omzuna yaslanıp onun sevgi dolu kollarında herşeyi bir bir anlatmak istiyordum. Ama yapamazdım. Zoraki bir gülümsemeyle annemin sorusunu cevapladım.
"Birşey olmadı anne. Sadece... Saçımı tararken sert taramışım. Biliyorsun tenim fazla hassas. "
Annem uzunca boynumdaki kızarıklığa göz gezdirip iç çekerken başını salladı.
"Daha sakin tara, herşeyi hızlı yapmaya çalışma melis. "
Diyip babamı da alıp yanımdan ayrıldı. Bende hızla odama geçip kapıyı kapadım. Çantamı çalışma masasının kenarına bırakıp sinirle sandalyeye oturdum.
O Kerem malını durdurmam lazımdı. Öyle yada böyle. Ayrıca ölsem bile onunla sevgili olmazdım. Neymiş en azından adı köle değil sevgiliymiş. O sevgili diyen dilini koparıp varya... Neyse Melis, sakinleş öyle birşey olmayacak. Herşeyi düzelteceğim, Can'ın yardımıyla...
Kendimi düşüncelerden çekip çantamdan ödevleri çıkardım. Yine yığınla ödev vardı. Bu hocaların hiç ayarı yoktu. Sanki bir tek onların dersleri varmış gibi bilmem kaç sayfa ödev veriyordu her biri. Derin bir iç çekip ödevleri yapmaya başladım.
Kalemim sayfanın üzerinde bir o yana bir bu yana kayarken, benim pekte ödeve odaklandığım söylenemez. Açıkçası ödevleri sadece yapıyordum. Ne tekrar gibi oluyordu nede bilmediğim şeyleri fark ediyordum. Tek düşündüğüm Kerem'i nasıl durduracağımdı. Resmen çıkmaza girmiştim. Her bir çözüm Kerem'in rüşvet verip kurtulmasıyla sonuçlanıyordu. Elbette bir planım vardı, ama o planın işe yaramaması ihtimaline karşı bir plan daha arıyordum. Her zaman bir B planım olurdu fakat bu sefer olmayacak gibiydi. Herşey Can ile Pazartesi günü gerçekleştireceğimiz plana bağlıydı. Ben ödevi yaparken gelen aramayla dikkatim dağıldı. Hızla telefona uzandım. Arayan Can idi. Ne istiyordu yine gece gece? Derin bir nefes alıp cevapladım.
"Efendim Can? "
Can ben cevapladığım gibi söze girdi.
"Boynun nasıl daha iyi mi? Dudağında yara kaldı mı? "
Başımı salladım ve cevap verdim.
"Boynum iyi, annemleri de bi yalanla geçiştirdim. Dudağımda da... "
Kalkıp aynaya baktım. Hala iz vardı. Geçmeyecek birşey değildi tabii ki.
"İz var hala. Ama geçer bir haftaya. Bunları sormak için mi aradın."
Can emin şekilde düşünmeden cevapladı.
"Evet."
Bir anda sessizlik oldu. Kısa sürede sessizliği bozdum.
"Beni sormak için aradın yani? "
Can bir süre konuşmadı. Daha sonra herşeyi fark edip bağıra bağıra kendini açıklamaya başladı. Başlarda o kadar sesliydi ki, ilk cümlelerinde telefonu kulağımdan uzaklaştırmak zorunda kaldım.
"Ne hayır! Ben... Ben merak ettim. Beni dövseler merak etmez misin? "
Gülerek başımı salladım.
"Belki ederdim. Yine de bu beni merak ettiğin için aradığın gerçeğini değiştirmez. "
Can'ın derin bir iç çektiğini duydum. Sonrasında devam etti.
"Evet haklısın merak ettim. İlk önce seni okulun arka bahçesinde sıkıştırdı, sonra sana tüm okulun önünde iftira attı... Şimdide sınıfta kimse yokken seni dövdü. Ve ben... Hiç birşey yapamadım. "
Can acıtasyona geçince hüzünlü havayı dağıtmak için hamle yaptım.
"Hiçbir şey yapamadın çünkü görmedin. Hem... Bence bu ona ders vermek için daha da hırslanmama sebep oldu. "
Can ile kısa süre de olsa gülüştük. Daha sonra Can bana bir teklifle geldi.
"Pekala... Bu arada şu dediğim seçmeler yarın. Maç yapılacak. Sende gelsene. "
İkinci bir randevu ha? Şaşırtıcı olsa da nasıl kaybettiğini görmek istiyordum.
"Düşüneyim."
Can devam etti.
"Sadece nasıl kazandığımı gör. Çünkü bu ilk olmasa da senin göreceğin ilk zaferim olacak. "
Bu sözü üzerine güldüm ve teklifini kabul ettim.
"Tamamdır Bay Casus. Ama kazandığını değil kaybettiğini görmek için geleceğim. "
"Göreceğiz ortak, göreceğiz. "
Telefonu kapattıktan sonra geç olduğunu fark edip kalan ödevleri tamamladıktan sonra yatağa geçtim. Gerçekten kaybedecekti. Bu maçı kazanmasının imkanı yoktu.
×××××××××××××××
Sabah uyandığımda saate bakmak için telefona uzandım. Telefonu açtığım gibi beni Can'ın mesajı karşıladı. Can şöyle yazmıştı: Maç saat 13:00'da Bayan mükemmeliyetçi. Maçtan önce burada ol.
Bu mesajı okuduktan sonra saate baktığımda daha 1 saat olduğunu görünce sakince ayağa kalktım ve lavaboya doğru ilerledim. Yüzümü yıkadıktan sonra saçıma baktığımda yine yağlandığını fark ettim. Bu bugün at kuyruğu yapacağım demek. Lavabodan çıktıktan hemen sonra salona girdim. Annem koltukta uzanmış televizyon izliyordu. Yavaşça yan koltuğa doğru ilerledim ve oturdum. Annem ben oturunca başını bana döndürdü.
"Kızım kahvaltı ettim ben sen gidip ye. "
Başımı salladım ve kalkıp mutfağa yöneldim. Tam salondan çıkacakken durdum ve anneme seslendim.
"Anne, bu arada ben birazdan çıkacağım. Bir arkadaşım çağırdı da. 2 saate dönerim. "
Annemden onay alınca hızla kahvaltı edip odaya geçtim. Dolabın önüne geçip ne giysem diye düşünmeye başladım. Tabii ki de bu düşünme merasimim Can'a özel değil. Ben hep böyleydim, uzun uzun ne giyeceğimi düşünürdüm. Sonunda gözüme çarpan beyaz crop ve lacivert kot pantolonu üzerime geçirdim. Daha sonra saçlarımı at kuyruğu yaptım ve lacivert hırkamı giyip okula doğru yola çıktım. Basketbol sahası okulun içinde en alt kattaydı. Okula vardığım gibi alt kata yöneldim. İndiğimde kapının önünde Can beni yine o bilindik pişkin sırıtışıyla karşıladı. Kendimden emin şekilde yanına vardığımda Can alaycı şekilde konuşmaya başladı.
"Bayan Mükemmelliyetçi, sonunda teşrif edebildiniz."
Dudağımın kenarı kıvrıldı. Kollarımı göğsümde kavuşturup Can'a dik dik baktım.
"Kaybettiğini görmek için erkenden geldim, Bay Casus. "
Can hafifçe bana doğru eğildi.
"Öyle mi Bayan Mükemmeliyetçi? İddiaya var mısın? "
O kadar emindim ki. Hiç düşünmeden kabul ettim ve serçe parmağımı uzattım.
"Varım, neyine? "
Can kollarını kavuşturup düşündü.
"Onu da kazanınca söylerim. "
Gülerek.
"O zaman söyleyemeyeceksin."
Can başını "aynen." der gibi sallarken kapı açılınca ikimizde kapıya döndük. Kapıda Can'ın arkadaşı Pamir duruyordu. İkimize de göz gezdirip Can'a döndü.
"Yanlış bir zamanda mı geldim? "
Can başını iki yana sallayınca Pamir devam etti.
"Hoca maç başlayacak dedi. Seni çağırıyor. "
Can başını salladı.
"Tamam 2 dakikaya geliyorum. "
Pamir gidince tekrar pişkin sırıtışıyla bana döndü.
"İddiayı kazanırsam isteğime itiraz etmek yok. Anlaştık mı? "
Göz devirdim.
"Heralde, sende itiraz etmeyeceksin. "
"Pekala ortak. Zafer beni bekler. "
Diyip kapıdan içeri girdiğinde derin bir iç çekip arkasından içeri girdim. İçeri girdiğimde tüm okul spor salonuna akın etmişti, tribünler tıklım tıklım doluydu. Sahanın ortasında iki takım yerini almış, heyecan doruktaydı. Can, formasıyla sahada ısınma hareketleri yaparken tribünlerden gelen seslere aldırmadan bir an gözlerini tribünün en önünde oturan bana çevirdi ve göz kırptı. Ona göz devirdim ama içten içe kalbimin neden bu kadar hızlı attığına anlam veremiyordum. Heralde maçın heyecanındandır diye düşünürken.
Düdük çaldı ve maç başladı.
Can sahada adeta devleşiyordu. Uzun boyunun avantajını ve kıvraklığını mükemmel bir şekilde kullanarak rakiplerini birer birer geride bırakıyordu. Topu her eline alışında salonda bir uğultu kopuyor, attığı her basketten sonra ise tribünler yıkılıyordu. Ben bile farkında olmadan ayağa kalkmış, ellerimi birbirine vurarak onu izliyordum.
Maçın son saniyelerine girildiğinde skor başa baştı. Herkes nefesini tutmuştu. Can topu kaptığı gibi hızla potaya doğru sürüldü. Önünü kesmeye çalışan iki oyuncuyu muazzam bir çalımla ekarte etti ve zıplayarak topu çemberden geçirdi!
Süre bitiş düdüğüyle birlikte bitti.
Salon "Can! Can!" sesleriyle inliyordu. Can, nefes nefese ama gururla gülümsiyerek doğrudan benim tarafıma baktı. Maçı da, en iyi basketbolcu unvanını da net bir şekilde kazanmıştı.
Maç bittikten sonra kalabalığın arasından sıyrılıp soyunma odasının önüne geldiğimde Can kapıda belirdi. Terden sırılsıklam olmuş saçları alnına yapışmıştı ama yüzündeki zafer gülüşü her şeyi anlatıyordu.
Yanıma yaklaştı, hafifçe eğilip kulağıma fısıldar gibi konuştu.
"Bahsi kim kazandı Bayan Mükemmeliyetçi?"
Omuzlarımı silktim ama istemsizce ben de gülümsemekten kendimi alamadım.
"Şanslı günündeydin Fasulye Sırığı. Kabul ediyorum, kazandın."
Can kaşlarını kaldırıp sorgulayıcı bir ton da.
"Ne zamandan beri bana fasulye sırığı diyorsun? "
Kollarımı kavuşturdum.
"Şu andan itibaren. Evet dinliyorum dileğin nedir? "
Can derin bir iç çekti.
"Düşüneceğim."
Yan taraftan havlu alıp alnını ve saçlarını sildi. Daha sonra suyunu yudumlarken bana baktı. Suyunu uzattı.
"İster misin? "
Can'a garip garip baktım. Onun ağzından birşey içeceğimi düşünmüyordu heralde.
"Hayır tabii ki. Senin ağzından su içmem."
Can omuz silkip suyunu kapadı.
"Sen bilirsin. "
"Tabii ki ben bilirim. "
Arkamı dönüp gidecekken Can'ın bana seslenmesiyle durdum.
"Melis bekle! "
"Yine ne istiyorsun? "
Can sırıttı.
"Ne istediğimi buldum. Beni dışarda bekle. "
Ben dışarı çıktıktan 10 dakika sonra Can geldi. Kıyafetini değişmiş saçlarını da kurutmuştu. Yanıma vardığında ellerimi belime koydum.
"Evet, söylede bitsin şu iddia işi. "
Can sırıttı ve zafer kazanmış bir komutan edasıyla.
"Bir hafta boyunca telefonda beni 'Kahramanım' veya 'Prens' diye kaydedeceksin ve mesajlaşırken her cümlenin sonuna kral tacı emojisi koyacaksın."
Ellerimle yüzüme bastırdım ve "neden" diye mırıldandım. Sonrasında ellerimi yüzümden çekip isteksizce.
"Pekala, en azından 1 hafta. "
Can tatmin bir şekilde başını salladı. Evlere dağıldığımızda sokağı dönerken telefonum çaldı.
"Yine mi fasulye sırığı. "
Diye yakınacakken Can olmadığını fark edip rahatladım. Arayan Gökçeydi. Onunla Can ile ortak olduğumdan beri konuşmamıştım. Aramayı yanıtladım.
"Efendim Gökçe. "
"Naber Melis, bayadır konuşamadık. Can seni senden almış demekki. "
Gökçe'in bu şakasına yapmacık bir kızmayla karşılık verdim.
"Asla! O sadece gıcık bir basketbol fanatiği."
"Anladım. Yani o yüzden beni unuttun ha? Duymadım sanma. Kerem yine seninle uğraşmaya başlamış neler oldu. Sayfasında birşeyler paylaşmıştı ama doğru olmadığını ikimizde biliyoruz. "
Derin bir iç çektim.
"Evet. Neler oldu neler... En baştan anlatayım. Şimdi ilk önce..."
Ben uzun uzun olayları anlattıktan sonra Gökçe'nin tepkisi pek şaşırtmadı.
"Ne demek sana zarar verdi! Ben o Kerem'i varya. Görecek gününü! "
"Bekle, bekle Gökçe sakinleş. Bir planım var. "
Kısa bir sessizlikten sonra Gökçe devam etti.
"Neymiş şu plan? "
"Aslında bayağı basit. Ben okul çıkışı için Kerem'i çağıracağım. Sonra arkadan Can gizlice herşeyi kaydedecek ve kanıtımla onu şikayet edeceğim. "
Yine kısa bir sessizlik olduktan sonra Gökçe'nin neşeli sesiyle herşey yumuşadı.
"Vaay! Demek Can'da biliyor ha? Anladım. "
Ne düşündüğünü anlayıp hemen düzelttim.
"Sadece yardım ediyor. Başka birşey yok. "
Gökçe gerçek olmayan teorilerine inanarak devam etti.
"Kesinlikle öyledir. Bende şaka yapmıştım zaten. "
Kısa bir gülüşme arasından sonra Gökçe devam etti.
"Ha bu arada. Lafa dalınca diyeceğim şeyi söyleyemedim. Buluşalım mı her zaman ki parkta? "
"Aslında yeni eve dönüyordum ama... "
"Lütfen..."
"Daha eve çıkmadığım için olur. Sizin evin önüne geliyorum 10 dakikan var. "
Gökçe sevinçle kabul edip telefonu suratıma kapattıktan sonra bende gülerek Gökçe'nin evine doğru yürümeye başladım. Sonunda binanın önüne vardığımda kapıyı açması için Gökçe'yi arayacaktım ki kapı açıldı. Gökçe'yi görünce telefonu tekrar cebime koydum.
"Bende tam seni arayacaktım. Hadi gidelim. "
Gökçe koluma girdiğinde konuşmaya başladı. Sesi çok neşeli geliyordu.
"Sana anlatacak o kadar çok şeyim var ki... Nerden başlasam bilemiyorum! "
Güldüm ve adımlarımı yavaşlattım.
"Neresi daha heyecanlı ise ordan başla. "
Gökçe başını salladı.
"Hani şu bir tane konuştuğum çocuk vardı ya, Barlas. İşte geçen gün onunla buluştum. "
Merakla sordum.
"Sonra? "
Gökçe utangaç şekilde başını öne eğdi. Sakin bir tonda.
"Benden hoşlandığını söyledi. "
Bir anda gülmeden edemedim.
"Peki kabul ettin mi? Bayağı hoş biri olduğundan bahsetmiştin. "
Gökçe başını kaldırdı ve önündeki taşa vurdu.
"Evet... Öyle söyledim ama. "
"Ama ne? "
"Ama ona güvenebilir miyim bilmiyorum. Ya sadece ilgisi hoşuma gittiyse ve ben çok geç fark edersem, o zaman ne olacak? "
Başımı salladım. Haklıydı, ergenlik dönemlerinde gençler bazen aşık olduklarını sanırlar fakat öyle bir durum olmadığını fark etmek. Üzücü olabilir. İç çekip elimi Gökçe'nin omzuna koydum.
"Bence denemeye değer. Eğer sende doğru bir karar olduğunu düşünüyorsan, her kararını desteklerim. "
Gökçe gülerek başını salladı.
"Belki denemeliyim. Umarım boşa gitmez. "
O bunu söylediğinde aklımda Can'ın canlandığını hissettim. Kısa süre içinde düşüncelerim dağıldı. Parka geldik ve her zaman ki banka doğru yürürken Gökçe kendi sorunlarını bir kenara bırakıp bana döndü.
"Peki... Can'dan hoşlanıyor musun? "
Gökçe'nin bu sorusuyla her yerimin karıncalandığını hissettim. İster istemez nefesimi tuttum.
Ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Bu soruyu hiç kendime sormamış ve hep kaçmıştım. Şimdi ise köşede sıkışıp kalmıştım. Bir süre sonra kelimeler ağzımdan çıkmaya başladı. Hiç düşünmeden, en saf haliyle.
"Bilmiyorum, hiç bunun üzerinde düşünmedim. "
Gökçe ile banka vardığımızda oturduk. Gökçe iç çekti va kolunu banka yasladı.
"Bence... Hoşlanıyorsun ama kabul etmiyorsun. "
Gözlerim fal taşı gibi açıldı ve ayağa kalkıp elimi kolumu savurarak inkar etmeye başladım.
"Ne! Hayır tabii ki. Ben Can'dan hoşlanmıyorum ve evet yakışıklı, uzun, nazik ve bazen alaycı bir çekiciliği olsa bile ONDAN HOŞLANMAM! "
Ben cümleme son noktamı koyduğumda Gökçe şaşkınca arkama bakıyordu.
"Ne? Nereye bakıyorsun sen? "
Diyerek arkamı döndüğümde tam dibimde duran Can ile göz göze geldim. Panikle yutkundum ve donup kaldım. Beynim durmuştu. Tam olarak ne kadarını duymuştu!? Umarım hiç birşeyi duymamıştır. Şoku üstünden atıp hafif kısık bir seste.
"C-Can? Ne zamandır burdasın? "
Can şok olmuş halde bana bakıyordu. Sorumu algılayınca kollarını kavuşturdu.
"Senin tamamladığın cümlenin başından beri. "
Gerçekten şu anda yerin dibine girmek istiyordum. Biri beni şu kabustan uyandırsın lütfen! Ne yazık ki kabus değildi ve gerçekti de. Ben demin Gökçe'ye Can'ı yakışıklı, uzun, nazik, alaycı ve çekici olduğunu düşündüğümü söyledim ve Can bunların hepsini DUYDU! Ben utançtan kızarmış olduğum yerde yanarken Gökçe yavaşça ayağa kalktı ve yanına gelince durdu. Sakin ve tarafsız şekilde Can'a döndü.
"Pekala... Garip bir durum fakat yanlış anlaşılma olmasın Can. Sadece şakalaşıyorduk. Yani emin ol Melis tüm bunları ciddi söylemedi. Değil mi Melis? "
Diyerek beni dürttüğün de panikle başımı salladım.
"E-evet haklı biz sadece... Şakalaşıyorduk. "
Can birkaç saniye bize gözlerini kısarak baktı.
"Peki. Öyle olsun bakalım. Ama bu benden hoşlanmadığının yalan olduğunu gösterir. "
Diyerek sırıttığında koluna vurdum.
"Tabii ki de hoşlanıyorum ama arkadaş olarak. "
Can gülerek başını salladı ve devam etti.
"Şaka yapıyorum Melis. Yine de gerçek olsaydı ne yapacağımı tahmin edemezsin. "
Çok üzerinde durmak istemedim ve aslında bu yalan olduğunu sandığı düşüncelerime Can'ın nasıl tepki vereceğini asla öğrenemeyeceğim. Yine de bunun şakadan ibaret olduğunu sanması daha iyi. Sanırım...
Gökçe durumu toparladıktan sonra beni tekrar banka çekerken Can da hemen yan tarafıma oturduğunda kalbimin duracağını sandım. Şu durduk yere panikleyen kalbimi kontrol altına aldıktan sonra Can'a döndüm.
"Peki neden burdasın? Bu kadar tesadüf fazla değil mi? "
Can sırıtarak karşıdaki marketi gösterdi.
"Anneme yardıma gelmiştim sizi görünce uğrayayım dedim. Ayrıca seni takip ettiğimi mi düşünüyorsun? "
Başımı salladım.
"Neredeyse öyle düşüneceğim. Bugünlük kurtardın. "
Can marketten çıkan annesini fark edince kalktı ve gitmeden önce arkasını döndü.
"Yine de düşüncelerinin gerçek olmasını isterdim Melis. "
Ben cevap veremeden hızla gittiğinde arkasından bakakaldım. Gökçe beni dürttü ve heyecanla.
"O sanırım senden hoşlanıyor! "
"Ne, hayır tabii ki. "
Gökçe göz devirdi ve omzumdan tutup beni sarstı.
"Hadi ama Melis kaçma artık! Anlasana senden hoşlanıyor! Bunun için bir şeyler yapmalıyım... "
Gökçe ellerini üzerimden çektiğinde derin bir iç çektim. Belki haklıydı ama bunu kabul etmekten çok korkuyorum. Nedensizce kendimi ona bırakmaktan korkuyorum. Gökçe bana umutla bakarken gözlerimi kaçırdım.
"Gerçekten eğer böyleyse... Kabul edeceğimi sanmam. Ayrıca, sakın bizi bir araya getirmek için birşeyler yapmayı deneme! "
Gökçe kıkırdadı ve başını iki yana salladı.
"Söz veremem. Hem neden kabul etmeyesin ki? Sende ondan hoşlanmıyor musun? Madem onu yakışıklı nazik çekici buluyorsun. "
Bezmiş bir tonda.
"Gökçe ama ya bende sadece ilgisinden hoşlandıysam? Ayrıca ya derslerimi kötü etkilerse. Aynı sınıftayız ve ayrılırsak neler olur düşünebiliyor musun? Asla derslerime odaklanamam! Hem sevgiliyken hem de ayrılmışken."
Gökçe haklı olduğumu fark edip başını salladı. Sonra umutla tekrar ela gözlerini büyütüp bana çevirdi.
"Ama ya o senin ruh eşinse?"
Göz devirdim ve sırıttım.
"Ruh eşlerine inanmadığımı biliyorsun. Bence ruh eşi diye birşey varsa da birden fazla vardır. Bu da demek oluyor ki Can olmazsa başkası olabilir. "
Gökçe bu sözlerim üzerine pes etti.
"Pekala pes ediyorum. Kabul etmeyeceksen ben bir şekilde ortaya çıkarırım. "
Gökçe'ye kısa bir bakış attım ve sonrasında saate baktım.
"Geç oluyor matematik quizi varda. Erken gitmeliyim. "
Gökçe başını salladığın da evlere dağıldık. Yorgun halde eve geldiğimde aç olmadığımdan odaya geçtim. Üzerimi değiştirip çalışma masama oturduğumda derin bir nefes aldım.
"Bu sefer yapacaksın Melis bu sınavı yapacaksın! "
Test kitabını büyük bir güvenle açsam da ilk problemi okumamla güvenim yok oldu. Problemi tekrar okudum. Sonra tekrar, tekrar ve tekrar! Sonunda vazgeçip sinirle ofladım. Gerçekten anlamıyordum. Problem sanki türkçe değil de başka bir dilde yazılmış gibi geliyordu. Tekrar soruyu anlamayı deneyecekken telefonuma gelen bildirimle ara vermeye karar verdim. Telefonu aldığımda Can'ın yazdığını görüp okumaya başladım.
"Selam ortak! Düşünüyordum da, acaba yarın benimle kafeye gelir misin? Benle ders çalışacak birine ihtiyacım var. Pek tek kalmayı sevdiğim söylenemez... "
Yine mi buluşmak istiyordu? Gerçekten hoşuma gitmiyor diyemem ama sürekli beni bir yerlere davet etmesi ne anlama geliyor bilmiyorum. Yine de... Matematiği birinin bana anlatması lazım ve bunun için Can'dan daha iyi birini tahmin edemiyorum.
"Pekala yarın öğleden sonra oradayım. "
Ah o kral emojisini koyduğuma inanamıyorum. Mesajı gönderdikten sonra sorulara bir daha göz gezdirip yapamayacağımı anlayınca konu anlatımı çalışmaya başladım. Can'ı "prens" diye kaydedeceğimi kim tahmin ederdi ki? Bu çocuk bana hiç yapmayacağım şeyleri yaptırtıyor. Nasılsa hep bir şekilde kabul ettiriyor.
Sonunda yarın olduğunda uyandığım gibi perdeyi ve camı açtım. Bugün gerçekten sıcaktı. Hava çok dengesizdi. Dolaba yöneldim ve ispanyol paça açık gri kot pantolon üzerine de mor sweatshirt geçirdikten sonra bir çanta alıp matematik testlerimi doldurmaya başladım.
Sonunda doldurduğumda çantayı alıp annemin yanına gittim. Ondan kütüphane için izin kaptıktan sonra hızla dışarı çıktım. Umarım Can buluşmayı unutmamıştır. Gerçekten kendi teklif ettiği buluşmaya geç kalmazdı heralde değil mi?
Sonunda kafeye vardığımda kapının önünde bekleyen Can'ı görünce tüm şüphelerim kayboldu.
"Selam matematik yoksulu. "
Diyip güldü. Göz devirip kollarımı kavuşturdum.
"Bak gerçekten eğer bir daha öyle dersen elimde kalırsın. Hem matematiği sanki bir ben yapamıyormuşum gibi konuşma. Dünyadaki öğrencilerin yarısı yapamıyordur."
Benim böyle açıklayıcı konuşmam üzerine kafasını gökyüzüne kaldırıp ofladı. Sonra tekrar bana baktı ve başını hafifçe yana eğdi.
"Hadi girelim açıklama perisi. "
Hala isim takıyordu gerçekten bir çakacağım o olacak. Derin bir nefes verip arkasından kafeye girdim. Kafe zaten çok boştu. Az kişi olması iyiydi. Cam kenarı bir masaya oturduğumuzda Can garson çağırdı.
"Ben bir soda alacağım. Sen ne istiyorsun? "
Ders çalışmaya geldik ve randevuya gelmişiz gibi mi davranıyor? Başımı iki yana salladım.
"Ben birşey içmeyeceğim."
Can başını sallayınca garson gitti. Keskin bir bakış atıp alaycı tonda.
"Şekerli içeceklerin bitti sodaya mı geçtin? Dikkat et yaşına göre değildir belki. "
Can bana derin derin baktı.
"Gerçekten geçmişe gitme hakkım olsaydı senden önce doğmayı seçerdim. En azından bu yaş zorbalığına maruz kalmazdım. "
Gülerek onu sinir etmenin verdiği mutlulukla çantamı açtım. Bir test kitabı çıkardım ve en zor sayfayı açtım.
"Şimdi. Madem matematiğim çok iyi diyorsun, şu soruyu çöz bakalım. "
Soruyu önüne çekip hızla çözmeye başladı. Onu çözerken izlemek... Sanki ona çekiliyormuş gibi hissediyorum. Başımı iki yana salladım. Ne düşünüyorum ben! O basketbol fanatiği çocuk çok garip. Sus Melis sus! Ben düşüncelerimi susturmak için içimde kendimle cebelleşirken Can kalemi gururla kenara bıraktı.
"Bitirdim."
Diyerek zafer gülüşünü takındı. Sorunun cevabına baktım ve cevap doğruydu. Tatmin şekilde başımı salladım.
"Doğru... Pekala şimdi bana şu konuyu anlat. "
Gösterdiğim konuya bakınca gülmeye başladı.
"Ne gülüyorsun! "
Benim sinirli sesimi duyunca hemen duruldu ve kıkırdayarak.
"Bu en kolay konu. Gerçekten senin gibi mükemmeliyetçi birinden beklemezdim. "
Diyerek gülmeye devam etti. Kaşlarımı kaldırdım ve meydan okur gibi Can'a doğru eğildim.
"Bir kere mükemmeliyetçilik sadece matematik yaparak olmaz."
Başını anlar gibi salladı ama sadece dalga geçiyordu. Onu ciddiye almayıp ilk soruyu çözmek için uğraşmaya başladım. Sanki dünyanın en önemli sorusunu çözüyormuş gibi alnım terlemişti. Sonunda çözdüğümde zafer kazanmış bir komutan edasıyla kalemi kenara bırakıp ellerimi belime koydum.
"Başardım! "
Can sorunun cevap anahtarına bakıp sırıtarak toprağını ormanımla buluşturdu. Yavaşça yüzüme yaklaştı. Gözleri anlamlı mı bakıyordu yoksa kafamda mı kuruyordum bilmiyorum. Ama ormanım neredeyse toprağına gömülmek üzereyken hafifçe güldü.
"Yanlış cevap. "
Bir anda o etkileyici andan çıkıp şaşkınlıkla kitabı aldım.
"Ne demek yanlış! O kadar uğraştım inanmıyorum. "
Cevap anahtarına baktığımda üç kez kontrol ettim ve evet yanlıştı.
"Ama neden! "
Can iç çekip bana bilmiş bilmiş bakışlar attıktan sonra kitabı önüne çekti.
"Bak şimdi zaten şurdan itibaren yanlış... "
Anlatmayı bitirdiğinde kaşlarımı kaldırdım ve kitaptan hafifçe uzaklaştım.
"Haaa, şimdi anladım. "
Can başını sallayarak kitabı tekrar bana çevirdi.
"Peki o zaman şunu da çöz. Doğru yaparsan hesabı ben öderim. "
Ona garip bir bakış attım.
"Ortak ödeyeceğiz. "
"Yanlış yaparsan ortak öderiz. Ama bu sefer gözümde aptal olursun. Sen seç. "
Kollarını kavuşturup gözlerini bana diktiğinde derin bir iç çekerek soruyu çözmeye başladım.
Gerçekten hesabı ona ödetmeyecektim elbette. Soruyu çözmeyi başardığımda bu sefer emindim. Sakince kitabı Can'a çevirdim.
"Pekala bu sefer kesin doğru. "
Can inanmaz gözlerle beni süzdü ve cevap anahtarını açtı. Ben büyük bir beklentiyle ellerimi birbirine kenetlenmiş masanın üzerinde bekletirken Can dudağını büzdü ve başını onaylayıcı şekilde salladı.
"Doğru."
Bir anda ayağa kalkıp.
"Evet! Biliyordum! "
Diye bağırdığımda neyseki kafedeki o birkaç kişi uzun süre bana bakmamıştı. Can ise zaferimi kutlamak için elini uzattı.
"Tebrikler ortak! Matematiği kölen yapacak gibi duruyorsun. "
Yerine oturup uzattığı ele kısa bir süre baktım. Sadece tebrik ediyor başka birşey yok. Elimi uzatıp tenimizi buluşturduğumda içimde aniden dolaşan ve temasımız kesilene kadar da her yerimi diken diken eden o elektriklenme ile elimi tekrar çektim.
Belli etmemiştim umarım... Ya anladıysa? Ama nede olsa hoşlanmıyorum ve yani yanlış anlaşılmak da istemem. Yada umut vermiş gibi olmak.
Bana kısa bir bakış attıktan sonra normal şekilde çalışmaya devam ettik. Sonunda çalışmamız bittiğinde içtiğim 3 tane kahveyi ödeme vakti gelmişti. Elbette Can'a ödetmeyecektim.
Garson hesabı almaya geldiğinde Can ve ben aynı anda kartımızı uzattığımız da gözlerimiz kesişti. Otoriter ses tonum ile Can'ı bastırmayı denedim.
"Herkes kendi içtiğini ödeyecek Can. "
Can bana uzun uzun baktı. Oda ciddiyetle konuştu.
"Ben ödeyeceğim, Melis. "
Parasını harcamaya bu kadar istekli bir öğrenciyi ilk defa görüyordum. Hayır anladık en centilmen sensin ama ben ödemezsem bu gece uyuyamazdım.
Can'a o kartı indirmesi için kaş göz yaparken Can sinsi bir sırıtışla göz kırptı ve aniden kartı post cihazına bastı. Onaylanınca post cihazına bakan ormanımı Can'a çevirdim. Sayesinde bu gece uyku tutmayacaktı...
Can ormanlarımın yandığını fark edince o özgüvenli duruşunu bozmamaya çalışarak.
"Hani demiştim ya bu soruyu yaparsan hesap benden diye, "
Sinirli bakışlarımı hala yüzünde gezdiriyordum. Can sertçe yutkunup devam etti.
"Sözümde durmak için yaptım yoksa ödeyebilirdin tabi. "
Bakışlarımı ondan çektim ve kartı tekrar cüzdanıma attım. Derin bir iç çekerek Can'a baktığımda Can'ın o stresli havası gitmişti. Sakin bir sesle devam ettim.
"Canın sağolsun. "
"Ben sağım Allah'a şükür. "
Keskin bir bakışla onu susturduğumda Can gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Gerçekten elimde kalacaktı bir gün. Ayağa kalkıp kafeden çıktığımızda Can durdu.
"Hala sinirli misin? Yarın ki planı unutma sakın. "
Gözlerimi kısarak Can'a baktım.
"Evet yarın ki plan... Umarım aksilik çıkmaz. "
"Umarım."
Can işi olduğu için farklı yoldan gittiğinde ben de kulaklığımı takıp eve vardım. Klasik rutinimi gerçekleştirdim. Eve geldiğim gibi yıkandım yemek yedim ders yaptım ve yatağa girip Can yüzünden yaklaşık iki saat bir o yana bir bu yana döndükten sonra uykuya daldım.
Neyse ki hayatımda Can gibi ne yapacağı belirsiz biri vardı da hayatım tekdüze değildi.