İçeriğe geç

Düşe Kalka

Bölüm 7 · 21 dk okuma

Düşe Kalka

Bölüm 7

BÖLÜM 7 : KİM FARK EDECEK Kİ?

CAN VURAL

Melis ve Gökçe'ye arkamı döndüğümde ve görüş açılarından çıktığımda parkın çıkışına doğru ilerlemeye başladım. Kim fark edebilirdi ki annemin aslında marketten çıktığını görüpte gittiğim yalanını.

Keşke gerçekten marketten çıktığını görseydim de yardım etseydim. Tabii çok şükür ki annem babam sağ. Fakat biri sağ değil. İpek...

Bu düşüncelerle o sürekli sırıtan maskemi çıkarıp o yorgun yüzümü ortaya çıkardım. Elbette yorgundum. Kim yorgun olmazdı ki... Hem de böyle bir durumda. Annemin unutupta almadığı şeyleri almak için markete girdim.

Birkaç şey sepete attıktan sonra herşeyi ödeyip çıktım. Çıkarken tekrar parka göz gezdirdim.

Melis hala Gökçe ile gülüşüyordu. Onu kaç metre öteden görsem tanırdım zaten. O kendimi yanında iyi hissettiğim tek arkadaşımdı. Bunu fark ettiğim için onun katıldığı kulübe girmiştim. Yoksa bir basketbolcu neden gazetecilikle ilgilensin ki? Tabii sonradan sevmiştim de ama asıl amacım Melis'in yakınında olmamdı.

Gözlerimi istemesem de Melis'ten ayırdıktan sonra eve doğru yürümeye başladım. Eve geldiğimde kapıyı anahtarla açmaya çalışırken arkamdan gelen Ali'nin sesiyle irkildim.

"Can abi. Annem bunu size vermemi söyledi, "

Bir ona birde bana doğru şirin şirin uzattığı tabağa baktım.

"Birde afiyet olsun dememi istedi. "

Kendimi durduramayarak gülümsedim ve eğilip tabağı Ali'nin elinden aldım. Boşta kalan elimle saçını okşadım.

"Annene söyle teşekkür ettiğimizi olur mu? Aslan parçası. "

Gülerek başını salladı ve yukarı çıktı. Bende boş boş sırıtarak tabağa bakıp kapıyı açtım. Eve girdiğimde sessizlik üzerime çöktü. Yine ve yine ev sessizdi. Ne televizyon sesi vardı nede insan sesi. Sadece boğuk bir sessizlik...

Derin bir iç çekip omzumdan indirmediğim çantamla salona girdim. Annem yine koltukta uzanıyordu. Uyumuştu... Babamla ben her ne kadar ona odasında uyumasını söylesekte yapmıyordu. Dinlediğini de pek sanmıyordum ama... Annemin yanına gelip yanağından öptükten sonra odama ilerledim.

Yolumun üstünde mutfağa poşeti ve tabağı bırakıp odama geçtim. Çantayı da yatağımın kenarına bıraktıktan sonra iç çekerek yatağıma oturdum. Sağolsun yatak beni selamlamak için güzel cızırtılı sesler çıkarıyordu.

Odaya göz gezdirirken buradan taşınacağımıza üzülüyordum. Ama hepimiz için en iyisi buydu... En çokta annem için.

Bu evde attığım her adımda, o küçük sessiz duramayan İpek canlanıyordu. Her okuldan döndüğümde "Abi! " diye bağırarak evi inlettiği anlar aklımdan çıkmıyordu. Hatta bir kaç kere rüyamda da görmüştüm. Ben ve babam güçlü durabilsekte annem asla dayanamıyordu. Bir an önce evi satmak ve herşeyi hatırlamayı bırakmak istiyordu. Geceleri uyuyamayınca sabah kendi kendine neresi olursa orda uyuyordu. Sandalye, koltuk, yer... Neresi olursa. İpeği kaybedeli 1 yıl olmuş olsa da annem için acısı 1 saniye önce gibiydi. Ev bulmamız ise annemin kurtuluş bileti olmalıydı. Öyle olmak zorunda...

Kendimi düşüncelerden çekip çıkardım ve ödevleri masaya dizip kafamı derse verdim. Birkaç saat sonra babam eve geldiğinde odamın kapısı açıldı. Babamla göz göze geldiğimizde babamın dudağı kıvrıldı.

"Gelsene içeri baba. "

Babam yavaşça içeri girdi ve yatağıma oturdu.

"Annen sen geldiğinden beri uyuyor mu? "

Başımı salladım. Babamda başını salladı ve umut verici ses tonuyla devam etti.

"Annen düzelecek. Sadece uzun bir zamana ve desteğe ihtiyacı var. Sen asla derslerini aksatma oğlum. Bizim için, kendin için... "

Bu kısa Nutuk bana her zamanki gibi birçok bakış açısı katsada şu ana kadar umuttan ileri gidememiş olmamız moralimi bozuyordu. Babam odadan çıkmadan omzuma hafifçe birkaç kere vurdu. Kapı kapandığında ödevleri kaldırdım ve dinlenmek için telefonu elime almıştım ki mesaj sesi kulağıma doldu. Melis yazmıştı...

"Sadece kontrol etmek için geldim planı unutmadın değil mi? "

Yarın ki plan kesinlikle işe yaramalıydı.

"Evet unutmadım Melis. Asıl sen yarın ki quizi unutma. "

İstemsizce sırıttım. Ona takılmak hoşuma gidiyordu. Zaten rahatsız olsaydı yapmazdım. Oda söylerdi rahatsız olsa. Ben yazdıktan hemen sonra cevap geldi.

"Unutmam. Asla! Bir daha bu riski göze alacağımı düşünmen hata, fasulye sırığı."

Göz devirdim. Fasulye sırığı olmak pek hoşuma gitmese de o olduğu için sıkıntı yoktu.

"Bana şöyle deme. "

"Sen bana Bayan Mükemmeliyetçi demeyi kestiğin gün bende sana Fasulye sırığı demeyi keseceğim. "

Derin bir iç çektim.

"O zaman sonsuza kadar fasulye sırığı olarak kalacağım. "

"Senin kararın. "

Konuşmamız bittiğinde devam etmek istedim. Hatta bir sürü şey yazıp sildim fakat devam ettirecek konum yoktu. En azından onunlayken veya onunla konuşurken tüm düşüncelerim susuyordu. Bu yüzden onunla konuşabildiğim kadar konuşabilmek ve yanında durabildiğim kadar da yanında durabilmek istiyordum. Acaba oda sebeplerimi bilse beni yanında tutar mıydı?

MELİS GÜNEŞ

Bu sefer okul için bütün enerjimle kalkmıştım. Yani her ne kadar dün geç uyumuş olsam da planımın işe yaraması için dayanmak zorundaydım. Kalkıp lavaboya girip işimi hallettikten sonra saçlarımı yapıp odaya geçtim. Bu sefer saçımı yarım toplamıştım.

Yine o saçma formayı üzerime geçirdiğimde derin bir iç çektim. Bugün annem de babamda ek maaş için erkenden çıkmıştı. Varya o babamın müdürüne iki çift laf etmezsem gözüm açık giderdim ama şimdi ki gündemim bu değildi.

Çantamı sırtlayıp okula doğru yola çıktım. Kulaklığım da çalan şarkıları iki de bir atlıyordum.

"Ahh neden hep aşk şarkıları çalıyor? Bir kere ben bu tür dinlemiyorum bile! "

En sonunda atlama sınırım dolunca çalan şarkı kulağıma doldu. "𝑺𝒉𝒆'𝒔 𝒄𝒓𝒂𝒛𝒚, 𝒃𝒖𝒕 𝒔𝒉𝒆'𝒔 𝒎𝒊𝒏𝒆. "Gerçekten bugün çalan müziklerin benle bir derdi vardı. Müziği kapatıp kulaklığı çıkardım. Bugün müziksiz gidecektim mecbur.

Bir kaç dakika sonra okula gidip sınıfa adımımı attığımda tüm sınıfın ayaklanmış olduğunu gördüm. Ben ne olduğunu anlamamışken önüme gelen ilk öğrenciyi durdurdum.

"Ne oluyor böyle? Neden herkes ayakta? "

Erkek öğrenci olduğundan mı yoksa Kerem'in benim hakkımda paylaştıklarına inanmış biri mi bilmiyorum ama tepkisi sinirime dokundu.

"Git başkasına sor. "

Diye tersleyip yanımdan uzaklaştığında göz devirdim. Gerizekalı. Sanki bir sen varsın ya, sana kalmadım ben.

Burnumdan soluyarak sırama oturduğumda Can sırasında bana döndü. Onunla bir süre bakıştıktan sonra kafamı "ne oldu? " der gibi salladım.

"Quizi geçebilecek misin? "

Omuz silktim.

"Umarım geçerim. Ama sen yine de arada bana bak yani... Annemin gazabına uğramak istemiyorum. "

Can yine sırtınca sıramda vücudumu ona döndüm.

"Sen neden her şeye sırıtıyorsun? "

Bu sorumu beklemediğinden garip garip baktı. Sonra kahverengi gözleriyle sınıfı taradı.

"Bilmem. Senin yanında sırıtasım geliyor. "

Sanki bunları söylerken sesi buruk gibiydi. Yada ben yine kafamda kuruyordum.

"Yani sadece benim yanımda mı sırıtasın geliyor? "

"Çoğu zaman öyle, "

Can toprağını sınıftan ayırıp ormanımla buluşturduğunda gözündeki üzüntü kısa sürdü. Sanki herşeyi dağıtmak ister gibi alaycı tonuna geri döndü.

"Yine de bu seni özel yapmaz bayan mükemmeliyetçi. "

Ciddiyetsizce göz devirdim ve önüme döndüm. Hoca derse girdiğinde quizleri dağıtmak için kağıtları eline aldı. Daha sonra durdu ve ön sıralara göz gezdirdi.

Nefesimi tutmuş hocanın fark edip etmeyeceğini bekliyordum. Lütfen fark etme lütfen lütfen... Hoca gözlerini bana çevirdi.

"Melis hanım ön sıraya teşvik etmek ister miydiniz? "

Tüm sınıf kahkahalara boğulduğunda yerin dibine girecektim. Yani ne olurdu beni alay konusu yapmasaydı? Oflayarak çantamı aldım ve en öne geçtim.

Hoca kağıtları dağıtırken arkamı dönüp Can'a baktım. Sırasına öylece bakıyordu. Bugün Can biraz garip miydi yoksa hep böyleydi de ben şimdi mi fark ediyordum? Gözümü Can'ın yüzünde gezintiye çıkarmışken hoca sertçe eliyle masaya vurduğunda irkilerek önüme döndüm.

Quiz kağıdıyla biraz bakıştıktan sonra soruları çözmeye başladım. Nasıl olduysa soruları yapabiliyordum. Belki de Can ile çalışmak işe yaramıştı... Hızla soruları bitirdiğimde herkes kağıdını vermişti ve hoca beni bekliyordu. Tam son soruyu okurken hoca önümde beklemeye başlamıştı.

Gerçekten... Bu hoca bana düşman falan olabilirdi. Ben hoca başında bekliyor diye ecel terleri dökerken soruyu 3. kez okudum ve başımı kaldırdım.

"Hocam yanımda durmasanız olmaz mı? "

Hoca bana şüpheli bakışlar atıp.

"Neden kızım kopya mı çekeceksin? "

Hey Allah'ım ya! Sabır sabır! Ya ben neden kopya çekeyim? Şimdiye kadar tüm soruları zaten yapmışım takır takır. Sakin kalmaya ve hocaya yanlış bir şey söylememeye çalışarak nefes aldım.

"Hocam siz başında durunca odaklanamıyorum da. "

Hoca dudağını büzüp başını salladı. Ellerini arkasında birleştirdi.

"Bende seni izlemeyince içim rahat etmiyor. "

Hocanın benimle inatlaşmayı bırakmayacağını anlayınca başımı kağıda tekrar çevirdim ve soruyu yapmak için çabaladım. Neyseki zor da olsa yapmıştım. O gıcık adam başında beklemeseydi belki şimdiye bitirmiştim bile.

Kağıdı verip sırama tekrar geçtiğimde Can sessizce gülüyordu.

"Ne gülüyorsun ya komik mi? "

Can gülmemek için kendini tutarken gözlerimi kısarak Can'a bakmaya devam ettim. Zil çaldığında Can sonunda tuttuğu kahkahayı patlattı. Bense dişlerimi sıkarak Can'a zarar vermemek için kendi içimde savaş veriyordum. Can benim gülmediğimi fark ettiğinde göz yaşlarını sildi ve bana doğru eğildi.

"Kabul et, demin ki çaresizliğin kimse de yok. "

Diyip tekrar gülmeye başladı. Yanaklarımı şişirerek ofladım. Daha sonra ayağa kalkıp sınıftan çıkmak için adım atacaktım ki Can bileğimden tuttu. Bir anda kalbimin hızlandığını hissettim. Bileğimi Can'ın elinden hızla çektiğimde gözlerimi Can'a çevirdim.

"Nereye? "

"Kerem'in yanına. "

Can bir anda ayağa kalktı.

"Ne alaka o şerefsiz? "

Bu ayaklanmasına şaşırıp devam ettim.

"Onu çıkışa çağıracağım. Sende Kerem'i çekeceksin ya? "

Kollarını kavuşturdu ve hafifçe kaşları çatıldı.

"Planda Kerem'i çıkışa çağırmak yoktu. "

"Evet, ama çıkışta Kerem'i bulamayabiliriz. "

Can onaylamaz bakışlarla bana bakmaya devam ettiğinde iç çektim.

"Birşey olmayacak Can. Herşey planlı. "

Can istemese de başını salladı. Sınıftan çıkıp gözlerimle Kerem'i aramaya başladım. Sonunda onu duvara yaslanmış arkadaşlarıyla konuşurken bulduğumda hızla yanına vardım. Kerem beni görünce şaşırmış şekilde kaşları havaya kalktı.

"Oo sarışın prenses, sen gelir miydin yanıma ya? "

Sorusuna cevap vermeden göz devirdim. Dudağımı ve boynumu gösterdim.

"Sen bunları yapmadan önce de sonra da yanına gelmeyi aklımdan geçirmiyordum. "

Beklentiyle bana baktı. Yüzünde ise alaycı bir sırıtış vardı.

"Ne değişti? Yoksa teklifimi kabul mü edeceksin? "

Etrafıma göz gezdirdim. Oda anlayıp başını salladı.

"Ha tek konuşalım diyorsun? Bana uyar, "

Elini kolunu kovar gibi arkadaşlarına salladı.

"Hadi gidin biz prenses ile özel şeyler konuşacağız. "

Herkes gittiğinde göz devirdim.

"Bana prenses demeyi kes. "

Hala sırıtışı yüzündeydi.

"Tamam prenses. "

Asla dikkate almayacağını kabullenip iç çektim. Kollarımı kavuşturup ciddiyetle Kerem'e baktım.

"Çıkışta okulun arka sokağına gel. Sana söylemem gerekenler var. "

Kerem bir süre bana inanmayan gözlerle baktıktan sonra devam etti.

"Aslında şirkette işlerim vardı ama-"

Sözünü kestim.

"Önemli."

Hafif açık olan ağzını kapadı ve eğilerek yüzüme yaklaştı.

"Tabi prenses. Okul çıkışı. "

Diyerek göz kırptıktan sonra yanımdan ayrıldı. Bana yaklaştığında tuttuğum nefesimi verdim. Onun kokusunu içime çekeceğime 50 tane matematik testini bir günde çözerim daha iyi. Düşüncelerimden sıyrıldım ve ders başlamadan sınıfa vardım.

Sonraki derslerde şükürler olsun ki anormal bir şey yaşamadıktan sonra çıkış için Can ile izin alıp erkenden çıktık. Arka sokağa geldiğimizde Can ile önceden konuştuğumuz yerlere geçtik. Can camı kırık bir binanın içine girip kırık olan boşluktan herşeyi kaydedecek, bende tam karşıda Kerem ile konuşacaktım.

Binanın merdivenine oturup beklemeye başladım.

"Offf nerde bu şerefsiz. "

Diye söylenirken bir anda Kerem'in sesiyle kafamı kaldırdım.

"Şerefsiz çok hoş olmadı prenses. "

Göz devirip ayağa kalktım ve kameranın açısına daha rahat girelim diye biraz binadan uzaklaştım. Kerem kollarını kavuşturdu ve dudağı kıvrıldı.

"Pekala neymiş şu önemli şey? "

Biraz uzakta bekleyen arkadaşlarına göz gezdirdim.

"O yancıların buradan uzaklaşsın konuşacağım. "

Kerem bıkmış bir şekilde iç çekip arkadaşlarına eliyle işaret vererek gitmelerini sağladı ve bana döndü.

"Sende prenses dedik diye senin emir kulunuz sanma. "

Göz devirerek gözlerimi başka yöne çevirdim. Kerem çenemden tutarak yüzümü yüzüne çevirdiğinde eline vurdum.

"Konuşacağız dedik diye de bana dokunamazsın. "

Ellerini havaya kaldırdı teslim olur gibi.

"Pekala, pekala asabi prenses. Konuya gir o zaman çünkü benimde işlerim var. "

Diyerek kolundaki saate vurdu. Derin bir nefes aldım.

"İlk önce sayfanda benim hakkımda paylaştığın şeyin yalan olduğunu hepimiz biliyoruz. Değil mi? "

Kerem alayla başını salladı.

"Tabii. O kadar iyi rol yapmışım ki insanlar kötüye inanmayı seçebiliyorlar. Gerçi hepsi gözümde köle ama... "

Yine ukala tavırlarla konuşuyordu. Ama bu sefer ukalalığı sonu olacaktı... Haberi yok garibimin. Diyerek istemeden sırıttım. Şüpheyle bana baktı ve kaşları çatıldı.

"Ne gülüyorsun sen? "

Fark ettiğimde dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Sinirlerimi bozdun da ondan. Herkes sana inandı tabii. "

Kerem gururla başını sallarken devam ettim.

"Ayrıca beni sınıfta sıkıştırdın, dövdün ve zarar verdin. Gizlice tabii. "

Kerem başını sallayarak onayladı.

"İstersem bir daha yaparım ama şu asıl konuya gel artık, senin prensesliğini çekemem. "

Herşeyi kabul ettiğinde başımı salladım ve asıl konuya geldim.

"Üzgünüm ama teklifini kabul edemem. "

Kerem kısa bir süre afallamış halde suratıma baktıktan sonra sinirli ve egosu yerlere serilmiş şekilde kaşlarını çattı.

"Ne demek kabul etmiyorum? "

Diyerek kolumu kavradığında Can binadan çıkıp Kerem'e sert bir yumruk indirdi.

"Hele bir daha Melis'e dokun! "

Tam onu biraz daha dövecekken aşağıdaki Kerem'in yandaşları olayı fark edip bize doğru koşmaya başladılar. Panikle Can'ın elinden tutup onu arkamdan çekerek koşmaya başladım. Can da bana ayak uydurduğunda yaklaşık 3 sokak sonra karnımın ağrıdığını hissettim. Hala koşarken Can'a seslendim.

"Can! Bir yere girelim ağrıdan öleceğim! "

Can elimi daha sıkı tutarak beni kenara çekti ve gördüğü ilk dükkana girdi. Dükkanın sahibi bize garip garip bakarken Can hemen kısa bir açıklama geçince abi bizi arka odaya götürdü.

Biz Can ile nefesimizi tutmuş beklerken Kerem ve iki arkadaşı nefes nefese dükkana girdi. Abi çok geçmeden onları birkaç yalanla gönderdiğinde saklandığımız yerden çıktık. Ben hala yan taraflarımı tutuyor derin nefesler alıp veriyordum.

"Çocuklar neler oluyor böyle yahu? "

Can nefes nefese yanıma oturdu.

"Valla abi ne sen sor ne biz söyleyelim. Uzun hikaye. "

Abi başını salladı ve bize iki şişe su verdi. Parayı verip çıktık. Sakince meydanda yürürken suyu kafamıza diktik.

"Gerçekten aksiyonlu bir gündü. "

Can şişenin kapağını kapatırken güldü.

"Evet... Ama başardık. "

Telefonu bana çevirdi. Neredeyse her şey apaçık ortadaydı. Gülerek Can'ın koluna vurdum.

"İyi ikiliyiz değil mi? "

Can da gülerek başını salladı.

"Kabul etmene sevindim. "

Yolun geri kalanında konuşmadan devam ettik. Can beni eve bıraktıktan sonra çantamı kenara fırlatıp yatağa gömüldüm. Bu kadar yorulmak bana fazlasıyla yetmişti.

××××××××××××××××××

CAN VURAL

Melis'in binaya girdiğini gördükten sonra eve doğru ilerlemeye başladım. Yakında eski evim olacaktı tabii. O Kerem'e de Melis'e yaptığının aynısını yapacaktım. Beklesin o...

Bu düşünceyle kaşımı çatmışken sonunda eve vardım. İçeri girdiğimde bu sefer ev pek sessiz değildi. Şüpheyle etrafa bakına bakına salona ilerledim. Salona girdiğimde babam ve annemin oturduğunu gördüm. Babam bu saatte evde asla olmazdı. Önemli birşey mi olmuştu?

Gözlerimi salonda gezdirip içeri girdim.

"Baba? Anne? Neden böyle toplandınız? "

Babam yan tarafına elini vurdu.

"Gel oğlum bizde seni bekliyorduk."

Babamın yanına ilerlerken sordum.

"Senin şirkette olman gerekmiyor mu? "

Babam başını salladı. Yanına oturduğumda annemin yüzü tam olarak görüş açıma girdi. Dün ki solgunluğu yoktu sanki. Daha bir canlanmıştı. Ben annemi dikkatle incelerken babam söze girdi.

"Yarın diğer eve geçeceğiz. "

Kaşlarım havaya kalkarken şaşkınlığımı koruyamadım.

"Bu kadar çabuk mu? Daha 1 ay vardı. "

"Aile erkenden evi boşaltınca bizde zaman kaybetmeden geçelim dedik. "

Bu saatten sonra itiraz edemeyeceğimden başımla onayladım.

"Ben o zaman eşyaları toplayayım. "

Diyerek odaya girdim. Son kez anı olsun diye odamı çektikten sonra ilk önce çalışma masamı boşaltmaya başladım. Yukarıda dizili kitapları kutuya doldurduktan sonra kalan boşlukları da post-it ile doldurdum.

Bu kutu bitince çekmecelere geçtim. Daha sonra dolaba sonrasında da yatağımın altındaki eski eşyalara geldim. Tek tek düzenli şekilde kutuya yerleştirirken görüş açıma giren albüm gözüme takıldı. Uzanarak albümü çekip çıkardığımda bir an durdum.

Bu İpek'in albümüydü. 2 yaşına kadar vardı. Benimde böyle albümüm vardı. Fakat onun albümünü böyle tozlanmaya bıraktığımızı unutmuştum. Elimle kapağın üzerindeki tozları sildim ve albümü açtım.

Tek tek her fotoğrafı aklıma kazımak istercesine uzun uzun inceliyordum. Albümün sonuna geldiğimde İpek hasta değildi. Son fotoğrafı bile sağlıklı haliyle çekilmiş fotoğraflardı. İnsan o zayıf haline baktıkça acı çekiyordu. Umarım kimse onun gibi SMA hastası olmazdı. Bu yüzden o halini hiç çekmemiştik. Onu güçlü hatırlamak istiyorduk.

Albümü iç çekerek kapadım ve dikkatle kutuya yerleştirdim. Daha sonra burası da bitti. Yavaşça ayağa kalkıp yatağa oturdum. Boş boş duvarı izlerken kafamda birden fazla konu dönmeye başlayınca kafamı susturmak için kulaklığımı taktım. Listemden bir müzik seçip yatağa uzandım. Arasıra mırıldanıyordum. 𝑮𝒆𝒄̧𝒄̧𝒆𝒌 𝒈𝒆𝒄̧𝒄̧𝒆𝒌, 𝒆𝒍𝒃𝒆𝒕 𝒃𝒖𝒅𝒂 𝒈𝒆𝒄̧𝒄̧𝒆𝒌.

Ya Tarkan bunu yazarken ne düşündü hiç bilmiyorum. Korona da mı çıkmıştı ne? Neyse ne yine de komik bir şarkıydı. Kafa dağıtmalık işte...

2 gün sonra...

Herkes okulu boşaltmıştı. Yavaş adımlarla sınıfa doğru ilerledim. Ama girdiğim sınıf benim sınıfım değildi. Kerem'le göz göze geldiğimizde sırıttı. Ağır ağır Kerem'in önüne geldiğimde kollarını kavuşturdum.

"Hayret köpeklerin yok bu sefer. Ben korkaklık edip getirirsin sanmıştım. "

Kerem acır biçimde bana baktı.

"Tabii bu hesaplaşmayı melisle kaçmasaydın daha önceden halletmiş olurduk. "

Nefes aldım ve bir adım Kerem'e yaklaştım.

"İşte bende yaşattığını yaşamadan ölmezsin sözünü yerine getirmeye geldim. "

Kerem gülmeye başladı.

"Çok korktum ya. Naparsın ha? Dövecek misin yoksa? Çok korktum. "

Diyip gitmek için yanımdan geçerken boynundan yakaladım ve duvara bastırdım. Biraz yüzünü inceledim ve alayla.

"Noldu yaptığını yaşamak kötü mü geldi? "

Diyerek Kerem'in boğazını bıraktım. Kerem boğazını tutarak nefes nefese bana baktı ve nefessiz kalmış olmasından gerek sadece tekrar doğrulmakla yetindi.

"Senin varya! "

Diyerek yumruk atmaya çalıştığında yumruğunu tuttum ve ittirdim. Tokat attığım da geriye sendeledi. Ne egoymuş bu ya o kadar vuruyoruz biraz karşılığını alsaydım bari. Tekrar savunma yapmasına fırsat vermeden saçından tutup yandaki masaya fırlattım.

Kerem öksürerek burnundaki kanı sildi ve masadan destek alarak ayağa kalktı. Kerem tekrar elini kaldırdı.

"Lan senin ben şimdi. "

Diyerek hamle yaptı ama aynı onun yaptığı gibi karnına tekme atmamla duvara çarpıp yere düştü. Çömeldim ve yüzüne bir süre baktım.

"Melis daha detaylı anlatsaydı aynı anı yaşatırdım ama işte... Elimden bu kadar geldi idare et artık. "

Kalkıp bir tane fotoğrafını çektikten sonra okuldan çıktım. Yarın herkes bunu yamuk yumuk görünce ne olacaktı merak konusuydu açıkçası. Anca gücü kadınlara yetsin zaten. Egolu piç...

MELİS GÜNEŞ

2 gündür hiç garip birşey olmaması garip gelmeye başlamıştı fakat bugün birşeyler öğrenecektik. Kerem'in suratını görünce anlamıştım birşey olmuştu. Ağzı mı yamuktu bana mı öyle geliyordu. Çok uzun süre incelemeden sınıfa çıktım.

Müdüre videoyu gösterdikten sonra disiplin yemişti. Demek ki babasıyla pek hoş olmayan anlar yaşamış. Hak ediyordu valla ellerine sağlık döven arkadaşın.

Sırama yerleştiğimde bu sefer Can yoktu. Hep benden önce gelirdi ne oldu da bugün yoktu? Ben kendi kendime düşüncelere dalmışken hoca geldi. Can her zaman asla geç kalmamasıyla övünürken şimdi yok muydu? Demekki büyük konuşmayacaksın bu hayatta.

Dirseğimi sıraya yerleştirip elimi çeneme yasladım. Heralde birşey olmamıştır. Önemli birşey yoktur yani. Umarım yoktur. Ya yolda başına birşey geldiyse? Gerçi onun geldiği yolda dopdolu bu saatte. Ay noldu acaba?

Daha fazla dayanamayıp gizlice telefonu çıkardım ve Can'a mesaj attım. Güya prensmiş beyefendi.

"Can nerdesin? "

"Birşey mi oldu? "

"Hiç geç kalmazdın? "

Gibi gibi bir sürü mesaj atıp telefonu kapadım. Ha bide hepsinin sonuna kral tacı emojisi koymuştum. Yani Allah korusun biri öldü desem onun da mı sonuna kral tacı emojisi koyacağım?

Ben bir türlü derse odaklanamazken dersin ortalarında kapı çalındı. Gözlerim saniyesinde kapıya çevrildiğinde Can görüş açıma girdi. Dikkatle inceledim fakat birşey olmamıştı neyse ki. Can özür dileyip yerine oturunca kağıda "neden geç kaldın?" yazıp Can'a attım. Can kağıdı açtı ve kısık bir sesle cevap verdi.

"Teneffüste sor sorularını Melis. Şimdi sırası değil. "

Oflayarak önüme döndüm. Kısa süre sonra zil çaldığında tekrar Can'a döndüm.

"Eee hani sen ASLA geç kalmazdın? Noldu ne bozdu senin serini? "

Can bir süre yüzüme göz gezdirdi.

"Hiç."

"Sadece hiç mi? Hiç yüzünden mi geç kaldın?"

Can isteksizce konuştu.

"Yok. Taşınıyoruz da ondan geç kaldım. "

Başımı salladım ve kollarımı kavuşturup kıkırdadım.

"Kerem'in yüzünü gördün mü? Birisi güzel çalışmalar yapmış üstünde. Varya kimse eline sağlık alnından öperim görsem o derece. "

Ben gülerek cümlemi bitirdiğimde Can da gülümsedi.

"O zaman alnımdan öpebilirsin."

Bir an cümleyi idrak edemesemde sonrasında şaşkınlıkla gözlerim açıldı.

"Ne? Şaka yapıyorsun! Kerem'i sen mi o hale getirdin? "

Şaşkınlıkla karışık rahatlama hissi sebebiyle ne diyeceğimi bilmiyordum. Can sınıfa göz gezdirdi ve tekrar bana baktı.

"Ben yaptım evet. Senin anlattığın kadarıyla aynısını ona yaptım. Olduğu kadar işte. "

İstemsizce gülesim geliyordu. Normalde biri zarar görünce gülmezdim ama bu ayrı bir konuydu. Gülerek Can'ın omzuna bir kaç kez elimi vurdum.

"Yine de alnından öpmem. "

İkimizde gülerken teneffüsün bitmesiyle ders başladı. Dersler böyle böyle geçtikten sonra uzun teneffüs olduğunda kalkıp kantine indim. Tabii artık Kerem sıkıntım yoktu bence. Disiplin yedikten sonra üstüne gelip bana sataşması, belasını aramasıyla aynı şey olurdu.

Kantinde sıraya girdikten sonra bir tost alıp çıktım. Kantinden daha bir kaç adım uzaklaşmışken koyu kahve saçlı uzunca bir çocuk beni durdurdu.

"Ah Melis merhaba. "

Kaşlarını kaldırdım ve elimle kendimi işaret ettim. Bu çocuğu daha önce gördüğümü hatırlamıyordum. Ben çocuğu bilmezken o benim adımı nerden biliyordu?

"Bana mı dedin? "

"Evet adın Melis değil mi? "

Onaylayarak başımı salladım. Çocuk arkadaşça bir tavır takınıyordu sanki.

"Ben aslında bayağıdır seninle konuşmak istedim fakat pek cesaretli olduğum söylenemez. "

Kollarımı kavuşturdum.

"Ne konuşacaktık? "

Çocuk çekinerek ama zorundaymış gibi yere baktı.

"Arkadaş olmak istiyorum. "

Yani gerçekten öyle ciddi bir şekilde geldi ki bende önemli birşey sandım. Gülümsememi tutamayarak sesimi yumuşattım.

"Elbette arkadaş olabiliriz. Bende önemli birşey sandım. "

Diyerek elimi uzattım. Çocuk gülerek elini uzattığında devam ettim.

"Adın ne? "

"Ahmet. Senin diye sormama gerek yok heralde. "

Gülerek ellerimizi ayırdım.

"Gerek yok. Ama neden çekindiğini anlamadım. "

Ahmet neredeyse siyaha yakın gözlerini yeşillerime çevirdi. Ağzını açtı sanki birşey söyleyecekti de son anda durmuştu. Sonra konuştu.

"Bilmem. Yanlış anlarsın diye. Yani biliyorsun lisede birçok kız ve erkek sevgili oluyor. Beni yanlış anlamandan korktum. "

Başımı salladım. Ben elbette öyle düşünmezdim. Bir erkek ve bir kız arkadaş olunca sonrasında sevgilide olurlar diye birşey yoktu.

"Her neyse ben tostumu yiyeyim. Belki sonra görüşürüz. "

Ahmet başını sallayıp gittiğinde iç çektim ve tostumla sınıfa çıktım. Ellerimiz birbirine değdiğinde hiç kalbim hızlanmamıştı ya da elektrik çarpmış gibi olmamıştım.

Cidden bir tek Can için mi böyleydi? Yok canım vardır bir sebebi. Belki Can'ın yanında rahat etmiyorumdur? Evet evet kesinlikle. Rahat olmaya çalışmalıyım.

Sınıfa vardığımda tostu ayakta bitirmiştim bile. Ama elimde değildi, sınıfımız okulun en uzak köşesinde desem yalan olmazdı. Sınıf atlasamda alt katlara düşse sınıfımız diye gün sayıyordum. Sınıfa girip yerime oturdum.

Çıkış saati geldiğinde yolumu bu sefer eve değil babamın şirketine çevirdim. Bir süredir babam eve geç geldiğinden 1 haftadır babamı görmemiştim neredeyse. Ziyaret etmemde sakınca yoktu bence. Kızıyım ya hani?

Şirkete gitmek için minibüs beklerken yanımda Ahmet belirdi. Yüzümde belli belirsiz bir gülümsemeyle yeşillerimi Ahmet'in karadelik kadar sonsuz gibi görünen gözlerine çevirdim. Gerçekten göz rengi neredeyse siyahtı. İster istemez ilgimi çekmiyor değildi.

Ben gözlerini incelerken Ahmet bakışlarıma aldırmadan gözlerimizi ayırdı.

"Sende mi eve minibüs ile gidiyorsun? "

Yeşillerimi yola çevirip ileri geri sallandım.

"Hayır, ben eve yürüyerek gidiyorum. İşim başka yöne düştü de. "

Ahmet başını salladı. Tekrar gözlerimi ona çevirdiğimde onun gözleri zaten bendeydi. Yada daha çok saçlarımda.

"Peki sen eve hep minibüs ile mi gidiyorsun? "

Başını onaylamak için salladı.

"Saçın orijinal mi? "

Sırıttım. Bu ilk değildi.

"Evet gerçek rengi. Kirpiklerimden belli değil mi? "

Diyerek biraz yaklaştığımda ki o biraz gerçekten biraz. Bir milim falan yani. Bir anda ortamıza Can girdiğinde şaşkınlıkla geriye sendeledim.

"Can? Sen eve minibüs ile gitmezdin? "

Can zaten Ahmet'in üzerinde olan toprağını bana çevirdiğinde daha fazla soru soramadım.

"Can'ım öyle istedi. Bugün böyle. "

Başımı salladım ve Ahmet'e baktım. Can Ahmet'in gitmesini ister gibi başını salladı.

"Ne bakıyorsun? Arkadaşımla konuşamaz mıyım? "

Ahmet başını iki yana salladı.

"Konuşursun da,"

Şaşkınlığı geçmemişti ama çabuk toparladı.

"Aramıza girmeden de konuşabilirdin."

Can gözlerini yere çevirdi ve dudağını ısırdı.

"Benle konuş bende seninle tanışayım. "

Ben araya girmek için ikisininde kolundan tutup mesafe koydum.

"Bence buna gerek yok zaten minibüs birazdan gelecek. "

Ahmet ve Can ben yokmuşum gibi laf dalaşına devam ettiler.

"Benim işim senle değil ki? Ben Melisle konuşmak istiyorum senle değil. "

Ahmet çekingen gibiydi ama şuan neden ve nasıl böyle cesaretlenmişti anlamamıştım doğrusu. Can biraz yaklaşarak Ahmet'e kafa tutuyordu.

"Sen yürek yedin heralde. "

Tam Can ile Ahmet kavgaya tutuşacak diyordum ki Ahmet'in sözüyle ölüm sessizliği oluştu.

"Sen Melis'in sevgilisi misin? "

Can bir an durdu ve bir adım uzaklaştı. Yüzünde belirsizlik hakimdi. Neredeyse duyulmayacak bir ton da.

"Hayır."

Dediğinde Ahmet devam etti.

"Ne şekil yapıyorsun o zaman? "

Daha fazla Can'ın haline dayanamayıp araya girdim.

"Tamam yeter! İkinizde konuşmayın. Konuşanla bir daha ben konuşmam. "

İkisi de gözlerini bana çevirdiğinde içimi bir gerginlik kapladı. Neyse ki sözümü dikkate alıp önlerine döndüler. Bende yola döndüğüm de minibüs gelmişti. Ne hikmetse ki hepimiz aynı minibüse binmiştik.

Can ile Ahmet birbirlerinden uzak iki kenara yerleştiklerinde minibüs hareket etti. Ben zamanı dışarıyı izleyerek geçirirken Can ve Ahmet birbirlerini gözleriyle delik deşik etmişlerdi bile. Sonunda ineceğim yere geldiğimde ikisine baktım.

"Kavga ettiğinizi duyarsam kötü olur. "

Onlar birşey söylemeden indiğimde kapı kapandı. Onlar bana bakarken arkamı döndüm ve şirkete girdim. Şirkette iyiydi büyüktü fakat... Babamın müdürü için aynı şeyi söylemek zordu.

Üst kata çıkmak için merdivenlere yöneldim. Babamın odasına geldiğimde kapıyı tıklattım. Ses gelmeyince içeri girdim ve babamın patronuyla göz göze geldik.

Babam ayağa kalktı ve patronuna döndü.

"Patron izninizle iki dakika. "

Patron eliyle çık dediğinde babamle kendimi kapının önünde buldum.

"Ya baba ne izin alıyorsun şundan kızınım ya ben senin. Sanki ne yapacağım. "

Babam yorgun haliyle başını salladı.

"Boşver kızım önemli değil. Ne için geldin? "

"Yani seni yaklaşık olarak 1 haftadır görmediğim için olabilir mi? "

Babam yine başını salladı. Yahu o bir bok yapmayan müdür babacığımı ne hale getirmişti. Ben ona birşey yapacaktım ama ne zaman?

Babama moral olsun diye sıkıca sarıldım. Saçlarım babamın sol omzuna düşerken iç çektim.

"Çok yorgun musun? "

Babam yorgun ama gerçek bir kıkırdamayla karşılık verdi.

"Sen beni düşünme kızım. Ben yorulsamda eve gelince dinleniyorum ya. "

İstemesemde babamı odasına girişini izledim. Elimde olsa ben çalışırdım en azından babam başka işe girerdi. Ama annemde babam da deli gibi ders çalışmama taktılar.

Babam odaya girerken aylak patronda ardından çıktığında çarpıştık. Patron bana yan yan bakıp ukalaca tersledi.

"Duba gibi durmasana kapının önünde! Baban gibi ayak işleri yaparken ayak altında dolaşma. "

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.