Sabah alarmın sesiyle gözlerimi açtığımda, dün geceki sessizliğin yerini okulun o hareketli temposu ve en önemlisi Can'a vereceğim o şartın heyecanı almıştı. Üzerime rahat ama şık bir şeyler geçirdim, bal rengi saçlarımı açık bıraktım ve evden çıktım.
Okulun bahçesine adım attığım an, kalabalığın arasında gözlerim hemen onu aradı. Ve tabii ki, uzun boyu ve etrafındakilerle şakalaşan haliyle onu bulmam hiç de zor olmadı. Beni görür görmez o pişkin sırıtışını yüzüne yerleştirdi ve kalabalığın arasından sıyrılıp üzerime doğru yürümeye başladı.
"Günaydın Bayan Mükemmeliyetçi,"
Dedi ellerini cebine sokarak.
"Dünkü şart neydi bakalım? Meraktan sabaha kadar uyuyamadım desem yeridir."
Gözlerimi kısıp kollarımı göğsümde kavuşturdum. Dünkü o gizli heyecanım tamamen gitmiş, yerine intikam alacak bir yayın yönetmeni edası gelmişti.
"Sabırsızlanma Bay Casus," dedim hafifçe sırıtarak. "Sadece... bir hafta boyunca yemeğimi sen kantine inip alacaksın ve yanıma,sınıfa kadar getireceksin. Şartım bu!"
Can önce bir an duraksadı, ardından sesli bir şekilde gülmeye başladı.
"Sadece kantine inip yemek almak mı? Korkarım bu şart senin kütüphane fotoğraflarına kıyasla fazlasıyla hafif kaldı."
"Beğenmediysen değiştiririm,"
dedim kaşlarımı kaldırarak.
"Mesela okulun ortasında yaprak böceği taklidi yapabilirsin."
Can ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı
"Tamam, tamam! Anlaştık. Her öğle arası emrindeyim, Başkomser Melis."
O gün okul, rutin karmaşasından sıyrılıp bizim için resmen bir oyun alanına dönüştü. Can gerçekten de sözünü tuttu; öğle arasında kantinden bizzat yemeğimi alıp masama kadar getirdi. Her ne kadar etraftakilerin meraklı bakışları üzerimizde olsa da, en azından şimdilik Keremi atlattım sayılırdı. Şimdilik bir çözüm düşünmek için 1 haftam vardı.
Okul bittiğinde kulübe girip çekilen fotoğrafları aramaya başladım, ama hiçbir yerde yoktu! Oflayarak sandalyeye oturduğumda kapı bir anda açıldı. Şaşkınlıkla kafamı kaldırdım.
"Bay Casus? "
Can pişkin sırıtışını takındı, yanıma doğru yürüdü ve bir sandalye çekip karşıma oturdu.
"Bayan Mükemmeliyetçi? Neden buradasın okul bitti? "
Doğruldum ve güldüm.
"Sanırım sana hesap vermek zorunda değilim Bay Casus."
Can başını sallayarak çantasını açıp fotoğraflar çıkardı ve masaya bıraktı. Bir fotoğraflara birde Can'a baktım. Usulca fotoğrafları elime alıp baktım.
"Bunlar... Dün çekindiklerimiz. Neden sende? "
Can pişkin sırıtmasını bozmadan fotoğrafları elimden kaptı, düzeltip çantasına koydu.
"Bende sana hesap vermek zorunda değilim tabii ki Bayan Mükemmeliyetçi. Neyse ki merhametli bir insanım. "
Diyerek saçını düzeltti. Yanında ki basketbol topunu sinir bozucu bir ritimle parmağında döndürerek devam etti.
"Kulüp danışmanımız, yani Selin öğretmen. Fotoğraflara sahip çıkmamı söyledi ve bana verdi. Hepsi bu. "
Derin bir iç çektim ve parmaklarımı çıtlatmaya başladım.
"Peki... Derginin tasarımını kim yapacak Bay Casus? Bence... Fotoğraflar sende olduğuna göre sen yapmalısın. Bende onaylarım ve bitti. "
Diyerek ayağa kalktım. Gitmek için adım atmıştım ki Can bileğinden yakaladı ve ayağa kalkıp önüme geçti. Bileğimi bırakıp parmağıyla alnıma hafifçe vurdu ve o pişkin sırıtışını takındı.
"Asla. Basketbol kaptanı okulun en iyi basketbolcusunu seçecek ve buna kesinlikle katılmam lazım. Asla o ünvanı kaptırmam. Zaten benimdi ama... "
O böyle zırvalarını anlatırken sözünü kestim.
"Yani geçen sene seçilen Emre'de mi sendin? "
Bir anda Can'ın yüzündeki pişkin sırıtış yerini hafif ve tatlı bir paniğe bıraktı. Ellerini havada sallayıp inkar etti.
"Ne? Hayır... Sadece, sadece o gün giydiğim ayakkabılar çok kaygandı ve... buz pateninde kayıyor gibiydim! "
Alaycı halde gülerek başımı salladım.
"Pekala... Öyle olsun bakalım Bay Casus. Ortak yapmayı kabul ediyorsun yani? "
"Ortak olduğumuz için kabul ediyorum. Kesinlikle o ünvan benim hakkımdı. Seni de kandırmışlar! "
Gülüşerek kulüpten çıktık ve evlere dağıldık. Bu sefer eve girdiğim gibi ödevlerimi yapıp uyudum.
××××××××××××××
Yine alarm sesiyle uyandım ve okula gitmek için hazırlanmaya başladım. Tam saçımı toplayacakken saçıma baktım. Gerçekten açık güzel miydi? Can bunu dalga geçmek için mi söylemişti, gerçekten güzel göründüğü için mi? Saçımı elimle taradım ve açık bırakma kararı aldım. Kendimi açık saçla seviyordum ama okulda dikkatimi dağıttığını söylüyorlardı. O günden beri topluyordum. Can'ın geçen günlerde söylediği cümleyle kafamda birşeyler çalmış gibi hissetmiştim. O çocuk bana elektronik gitar gibi hissettiriyordu.
Bir dakika! Melis kendine gel ne diyorsun sen! O çocuk elektronik gitarın e- si bile değil. Kafam yine karıştı okula geç kalacağım.
Kendimi düşüncelerden çektim ve çantamı kapıp okula doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladım. Kulaklığımı takıp şarkının ritmiyle hafif zıplayarak yürümeye başladım. Bazı şarkılar sabahın köründe sıcacık yataktan ayrılmanın üzüntüsünü almaya yetiyordu. Sonunda okula vardığımda dışarda arkadaşlarıyla bahçede konuşan Kerem'le göz göze geldiğimde kanımın çekildiğini hissettim. Başımı eğip hızla sınıfa koştum.
Nefes nefese sınıfa girdiğimde sırama oturdum. Sınıfta kimse yoktu, bazı gelenler de çantalarını sınıfa bırakıp çıkmıştı. Başımı sıraya koyup kolumla başımın etrafını sardım. Klasik uyuma pozisyonuydu işte. Fakat bugün uyuyamayacak gibiydim. Kerem'le göz göze gelişim beni strese sokuyordu. O kısa süreli bakılmadan bile keskin bakışlarıyla resmen beni delip geçmişti. Belkide 1 hafta sevgili olarak kalıp ayrılmalıydım. Ama artık yapamazdım. Zaten neden yapacaktım ki? Ondan başka bir yolla kurtulmalıydım.
Ben böyle düşünürken sınıfın dolmaya başladığını duydum. Sesler artmıştı. Kafamı sıradan kaldırdığımda önümde beni izleyen Can ile göz göze geldim. Şaşkınlıkla gözlerimi ovuşturdum. Can'da panikle eliyle saçını kaşıdı ve zorlama bir sırıtış takındı. Onun beni izlemesine anlam verememişken panik halindeki ses tonunu saklayamayarak.
"Şey... Uyuyorsun sandım. Uyuyor muydun? Bence uyuyordun. Sence? "
Ona anlamaz bakışlarla baktım. Gerçekten batırmıştı. O havalı halleri bazen yok oluyordu. Ayağa kalkıp kollarımı göğsümde kavuşturdum.
"Gerçekten batırdın Bay Casus. Sana artık Bay Casus diyemem çünkü Casuslar yakalanmaz, değil mi?"
Can tam red edecekken konuşmasına fırsat vermeden devam ettim.
"Beni izliyordun. Kabul et. "
Can savaşmayı bırakıp omuzlarını düşürdü. Başını öne eğip sakin ve alaycı olmayan bir tonda.
"Tamam Bayan Mükemmeliyetçi... Yakalandım. "
Yüzüme bir zafer gülümsemesi yerleşti. Ama neden beni izliyordu ki? Yoksa... Bana aşık mıydı?
"Bekle sen... Neden beni izliyordun? "
Can gözlerini yerden kaldırdı ve toprağını ormanımla buluşturdu. Bir anda bakışlarına düştüğümü hissettim. Fakat düşemeden Neyse ki Can konuşmaya başladı.
"Biraz evet biraz hayır. "
Kaşlarımı kaldırıp devamını bekledim. Can gözlerini yeşillerimden çekip dışarı çevirdi.
"Yani... Sadece geçenlerde seni nefes nefese okula girerken gördüm. Gözlerinde dolmuştu. Merak edip çıktığın o arka bahçeye gittim ve sadece Kerem vardı. Sana ne yaptı bilmiyorum... Sadece merak ettim ve sana soracaktım ama uyuyorsun sandım. Yani izliyor gibiydim."
Şuan sınıftaki bütün sesler boğuklaşmıştı. Can Kerem olayını fark etmişti. Ama görmemişti. Biraz sessizlik olduktan sonra Can derin bir iç çekip o pişkin sırıtışını tekrar takındı. Alaycı ses tonuyla.
"Peki Bayan Mükemmeliyetçi. Kerem tekrar sana sataşırsa burdayım. "
Diyerek göz kırptı ve yine kolunu kaldırıp kaslarını göstermeye başladı. Yine gösteriş yapıyordu. Gülerek saçlarımı geriye attım.
"Burda olman güzel. "
Ona bakıp hareketlerine gülerken bir anda kafamda şimşekler çaktı.
"İşte buldum! "
Ben böyle bağırınca Can'da dahil tüm sınıf susup bana bakınca alt dişlerimle güldüm.
"Sorun yok! "
Can bana bakmaya devam edip kollarını kavuşturdu.
"Peki Bayan Mükemmeliyetçi, ne buldun? "
Gülerek Can'ın kolundan tuttum ve sınıfın kenarına çektim.
"Kerem'i tuzağa düşüreceğiz. "
Can bana aklımı kaçırmışım gibi bakınca iç çekip onun o basit çalışan beyni için planı anlatmaya başladım.
"İlk önce... "
Can planı duyunca pişkince sırıttı.
"Bu kadar iyi ortak olacağımızı kim tahmin edebilirdi? Zaman gösteriyor ortak! "
Diyerek göz kırptı. Daha sonra öğretmen sınıfa girince yerlerimize geçtik. Ders bittiğinde teneffüse çıkanları izlemeye başladım. Bir kaç çocuk Can'a seslendi. Can ayağa kalktı, bana bakıp arkadaşlarına seslendi.
"Ben bu teneffüs yokum! "
Arkadaşları çıktığında yanıma geldi ve başında dikildi.
"Kulübe gidiyoruz ortak. "
Başımı kaldırıp boş gözlerle baktım.
"Neden? "
Bileğimden tutup beni kulübe sürüklerken bir yandan konuştu.
"Dergiyi konuşacağız. Hadi gel. "
Ben arkasından gelirken bileğimi hala bırakmamıştı. Hiç sıkmıyordu. Bileğimi kavradığını hissediyordum ama yok denecek kadar az sıkıyordu. Bu nazik dokunuşu beni biraz olsa da arkasından gitmeye çekmişti. Kulübe varınca Can beni kendiyle içeri çekti ve kapıyı kapadı. Masaya oturdum.
"Pekala dergi konuşacaksak örnekleri alalım. "
Can yan tarafıma sandalye çekip seçtiği birkaç örneği gösterdi. Örneklere bakarken yüzümü buruşturdum.
"Neden bu kadar renksiz. İçim daraldı. Birazcıkta olsa renkli yapamaz mıydın? "
Can kollarını kavuşturdu. Bilmiş bir ses tonuyla.
"Sonbahar renksizdir zaten. Kapalı tonlarıyla dikkat çeker."
Kalanlara göz gezdirip hepsini Can'ın önüne attım.
"Hiç biri yeterince mükemmel değil. "
Can sırıtarak çantasını alıp açtı.
"Sana boşuna Bayan Mükemmeliyetçi demiyorum. "
Başımı arkaya çevirip gülümsedim. Neden gülümsememi tutamıyordum? Komik miydi. Ahh sinirlerimi bozmalıydı. Artık kendimi bile tanıyamıyorum. Can çantasından telefonunu çıkardı ve bana verdi.
"Birde sen tasarla bakalım. Nasıl daha mükemmel olacakmış Bayan Mükemmeliyetçi. "
Masadan inip sandalyeye oturdum ve renklendirmeye başladım. Biraz oynadıktan sonra. Bitmişti. Gururla telefonu Can'a gösterdim. Can kaşlarını kaldırıp tatmin bir yüz ifadesi takındı. Sonra alkışlamaya başladı.
"Vay be ortak... Mükemmel iş! Kesinlikle biz kazanacağız! Belki yan yana Gece Yarısı grubunu izlemeye hak kazanabiliriz. "
Gülerek başımı salladım ve telefonu Can'a verdim. Sonunda teneffüs bitti ve sınıfa çıkmak için kulüpte çıktık. Can arkadaşlarıyla karşılaşınca durdu. Bende sakin sakin sınıfa çıkmaya başladım. Artık öğrenciler koridorda sayılacak kadar azdı. Derste başlamak üzereydi. Nöbetçi öğretmenlerde gitmişti. Tam sınıfımın koridoruna dönmüştüm ki bir anda arkamdan birisi sertçe omzumdan tutup beni çevirdi. Şokla döndüğümde Kerem'in o egolu sırıtışıyla karşılaştım. Kanımın çekildiğini hissettim. O sırada bizi gören bazı öğrenciler "Ooo" diye tezahürat yapınca Kerem'in özgüveni tavan yaptı. Bense ne yapacağını bekliyordum. Kerem bir anda kollarını kaldırdı ve bağırmaya başladı.
"Herkes duysun! Bu kız, Melis Güneş! Geçen sene ben ona çıkma teklifi ettikten sonra reddettiğini hepimiz biliyoruz! Bu olay Melis Güneş'in sinsi bir planıydı! "
Bir anda gözlerim fal taşı gibi açıldı. Ne diyordu bu? Herkesin önünde olan şeyi benim sinsi bir planım olduğu yalanıyla değiştirmeye çalışıyordu. Bağırarak devam etti.
"Tüm olayın doğrusunu sayfamda paylaştım! Bir bakmanızı öneririm! "
Bu işe son vermeliydim. Bana bu şekilde iftira atmasını seyredemezdim. Bana dönüp sırıttığında elimi kaldırıp tokat atacakken bileğimden yakaladı. Bir anda Can'ın kalabalığı yararak Kerem'e doğru ilerlediğini gördüm.
"Can bekle salın birşey yap-"
Ben cümlemi tamamlayamadan Can Kerem'i yakasından tutup kafa attı. Kerem bir an üzerime sendeledi.Can Kerem'e bir hamle daha yapacakken önüne geçtim.
"Can yapma! Ona bunları yapmak birşey değiştirmez! "
Can itiraz edemeden Kerem'e dönüp sert bir tokat indirdim ve Can'ın bileğini yakalayıp kalabalığı yararak kulüp odasına girdim. Kapıyı kitleyip rahatlamış şekilde yere oturdum. Can ise yerinde duramıyordu ve önünde bir sağa bir sola gidip duruyordu.
"Can artık dur başımı döndürdün. "
Can durup bana döndü. Sesi sinirliydi. Derin nefesler alıp veriyordu.
"Nasıl sakin olabilirim Melis? O çocuk herkesin önünde seni aşağıladı ve zorbalık yaptı. Kim ona inanmaz ki? "
Bir an nefesimin düzensizleştiğini ve gözlerimin hafifçe gittiğini hissettim. Ayağa kalktım ve ellerimi başıma koydum.
"Gerçekten kimse bana inanmaz mı? Peki o zaman nasıl düzelteceğim herşeyi? "
Can ellerini usulca omuzlarıma koydu ve emin bir sesle konuştu.
"Çözeceğiz ortak. Bir şekilde gerçekler ortaya çıkacak... Öyle yada böyle. "
Can'ın kesin desteği beni birazda olsa rahatlatmıştı. Yinede... Kendimi nasıl kanıtlayacağım hakkında bilinmezlik içindeydim. Can ellerini omuzlarımdan çekip bir kağıt aldı ve bir şeyler yazıp elime koydu.
"Bu benim numaram. Eve dönünce kaydedip bana yaz. Kesinlikle unutma ortak. "
Diyip göz kırptı. Ortam rahatlayınca nefesimin düzeldiğini hissettim. Can bana rahatlatıcı bir bakışla bakıyordu. Ona minnet duyuyordum. O olmasa bu olayı nasıl kaldırırdım bilmiyordum. Bir anda kalbim beynimin yapma uyarılarını delip geçtiği ve ileri atılarak Can'a sarıldım.
"Desteğin için teşekkürler, ortak. "
Diyerek güldüm. Can bir anlık şaşırsada sonra o da bana sarıldı.
"Her zaman destekleyeceğim ortak. "
Kısa süre içinde kısa ama anlamlı sarılmamız bitti ve ayrıldık. Can bana baktı.
"Peki artık arkadaş mıyız? "
Gülerek başımı salladım.
"Ortaklıktan arkadaşlığa terfi ettin. Tebrikler! "
Diyerek alkışladım. Can'da buna karşılık eğildi ve teşekkür etti. Bu iç ısıtan anın dışında, Can ile sarılırken onun kalbinin ne kadar hızlı attığını fark ettim. Gerçekten bir tek benim böyle olmamam iyi miydi kötü müydü? Kaderin kararı olacaktı.