İçeriğe geç

Düş Kefeni

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Düş Kefeni

Bölüm 3

Babalar hep böyle midir?

Tokatlar mı atar?

Bir odun ateş yansın diye değil de kemik kırmak için midir?

Siz taş kafalı olduğunuzu nasıl öğrendiniz? Ben kafamı defalarca duvara çarptıklarında. Boğazıma parmak izlerini geçirdiğinde. Saçlarımı avucunda toplayıp ayaklarımı yerden kestiğinde kopacak diye korkarken.

Bir kahvaltı sofrasında gülmek kızgın demire benzer sıcaklıktaki tencerede elinin yakılması için geçerli bir neden midir? İnsanlar bu izleri sadece sevdikleri için mi bırakır? Sevgi acı demek midir?

Çocuklar hak mı etmelidir yemeği? Bu yüzden mi hepsini dizer karşına ayda bir eve giren tavukları gözlerinin içine baka baka yersin? Onların payına düşen kemik yalamak mıdır sokaktaki köpek gibi? Bu yüzden mi kitlersin mutfağın kapısını? Verecek kuru ekmeğin bile yok diye mi biz yastığımızı ıslatarak karnımızın gurultusunu bastırabilmek için uyumaya zorlardık kendimizi?

Bir hastalığı tedavi etmek için yapılan ameliyatlar için bir küfür mü dinlemeliyiz tükürükler saçan bir ağızdan? Ölüp gitmek mi gerekirdi kimseye bela olmadan? Var olmayı bizim yerimize seçen o insanlar neden bir süre sonra yokluğumuz için çırpınırlardı? Bu bencilliklerinin bir cezası yok muydu?

Bir sonraki ameliyatının parasını vermeyip çalış kazan demekle mi baba olunur? Sonrasında kazandığın paranın her kuruşunu kendine harcayan bir adam baba mıdır?

Benim tanıdığım herkes harçlık alırdı. Kendi paralarını kazandıklarında bile.

Çocukken kantinden nefret ederdim. Güzel olan her şey toplanmıştı ama benim için onlardan birine bile sahip olmak imkansızdı. Bu yüzden yiyenleri izlerdim. Arkadaş edinmemiştim çünkü onların hepsi teneffüslerde kantinde toplanırlardı. Okul sonu planlar yapar gezerlerdi. Babam beni okutmak bile istemiyordu ki. Eve geç kalsam bir içki şişesi parçalardı üzerimde.

Ne zaman okul içerisinde ya da dışında bir etkinlik yapılsa üzülürdüm. Gidemeyen tek kişi olduğum için ertesi gün anılarını dinlerdim. Çocukluk anıları hep böyle midir?

Hep sözler verirdim kendime bir gün büyüyeceğim ve o zaman canımın çektiği her şeyi alacağım.

Tabii ki olmadı, büyüyünce daha da uzaklaştı. Zaten eskisi gibi mutlu etmezdi tadı.

Mutlu olmaktan korkulur muydu? Ben korkardım. Çünkü onun güzel varlığı çabuk sönen bir şeydi yokluğunun acısı varlığının etkisinden çoktu.

Hayal kurmak bile imkansızmış gibi hissettiniz mi? Hayal kurdukça özgürsünüz dediklerinde hak verdiniz mi? Ben korktum.

Hayal ettiğim her şeyin hayal kırıklıklarıyla yüzleşmekten yoruldum.

Sarılacak bir bebeğim yoktu bu yüzden kollarımı hep kendime sarardım.

Yatağımın altındaki canavarlardan korkmayı bıraktım. Beni asıl korkutan her gün yüzleşmek zorunda kaldığım o canavardı.

Kimsenin ruhu duymazdı çünkü insanlar dışarıda melek kesilirlerdi şeytanlarını sadece dört duvarda serbest bırakırlardı.

İnanabiliyor musunuz? Her gün şu soruyu duyardım diğerlerinden. Baban çok iyi bir adam onu neden sevmiyorsun ki?

Bir harabeye benzediğimde bile insanlar beni yıkmak için ellerinden taş eksik etmezlerdi. Çünkü düşmeliydim. Yenilmeliydim. Bu dünyada sadece kötüler kazanırdı.

Sizin evde lanetlerin, bedduaların yerinde ne vardı? Güzel kızım diyerek okşanır mıydı saçlarınız? Birer öpücükle taçlanır mıydı? Ben prenses olamadım, kül kedisi olarak kaldım, dönüşemedim.

Bir kız çocukluktan mı başlar orospu ilan edilmeye? Tüm masum duygularıyla yıl sonu gösterisinde en güzel ve diğerleriyle uyumlu elbisesiyle yüzünden eksik olmayan gülümsemesiyle dans ederken ne düşünürsün? Götünü salladığını mı? Erkekleri cezbetmek için? Bir kemer elbisesine değil tenine mi daha çok güzel iz bırakırdı?

İnsan bir zulüm gördüğünde buna nasıl alışırdı? Bir kez, iki kez kaçmayı deneyip tekrar kendini burada bulduğunda mı fark ederdi bir kanada sahip olmanın her zaman uçup kaçamayacağımızın bir nişanesi olduğunu?

Bir kız çocuğu mutfak robotudur. Duyguları yoktur, kendini sadece işlerine adamıştır. Varoluşunun sebebi budur çünkü. Hiçbir şey hak iddia edemez, bunun için programlanmıştır.

Erkek çocuğu ise evin yıldızıdır, kahkahaları evin duvarlarını süsler. Omuzlarda taşınır.

Kız çocuğu gibi utanç duyulup saklanılmaz vakti gelene kadar. O vakit geldiğinde ise bir oyuncak bebek gibi süslerler ilk defa onu. Sevinçleri kara bir lekeden kurtuldukları içindir.

Sonra derler bak bu ev senin. Artık bir kadınsın. Görevlerini bil, sesini çıkarma, memnun et adamını kucağına da bir bebek ver gözü dışarıya kaymasın. Akşam işten gelince yorgun olur, yemeklerini hazır et aman sakın ha bir dakika geç kalmasın. Leğen getir, ayaklarını yıka. Bir hatan mı var, başını eğ razı gel kaderine insin bir sopa bedenine aman sakın ha bahsetme bundan kimseye rezil kepaze oluruz sonra. Evlilik budur.

Bölüm sonu

10 yorum