İçeriğe geç

Düş Kefeni

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Düş Kefeni

Bölüm 2

"Neden böyle bir hayatı hak ettim?" diye düşünürdü. Odasının dört duvarı üzerine kapanırdı adeta, bir hücre gibi.

Babasının öfkesi, bir volkan misali patlamaya hazır, her an etrafına zarar verebilecek kadar tehlikeliydi. Zeynep, o öfkenin hedefi olduğunda, sanki dünya duruyordu. Her bir darbede, ruhunda açılan yaralar, bedenindeki izlerden daha derin ve kalıcıydı. "Neden ben?" diye sormaktan kendini alıkoyamazdı. "Neden bir çocuk, kendi evinde korku içinde yaşamak zorunda?"

Annesi, onun için bir sığınak olamıyordu. Kendi acılarının, kendi çaresizliklerinin içinde boğulmuş bir kadın, nasıl olur da çocuklarını koruyabilirdi? Zeynep, annesinin gözlerinde gördüğü korkuyu ve çaresizliği, kendine bir ayna yapmıştı. "Bir anne, çocuklarını koruyamayacak kadar zayıfsa, o çocuklar ne yapar?" Annesinin sessiz çığlıkları, evin duvarlarında yankılanır, Zeynep'in kalbinde derin yaralar açardı. Bir çocuğun, annesinin kollarında bulamadığı güveni nerede araması gerektiğini bilmeden büyümesi, ne kadar acıydı.

Babası, sevginin ne demek olduğunu unutmuş bir adamdı. Onun için önemli olan tek şey, kendi öfkesini ve hayal kırıklıklarını etrafına yansıtmaktı. Zeynep, her seferinde, "Neden babam beni sevmiyor?" diye düşünürdü. "Bir baba, evladını korumak ve sevmek zorunda değil mi? Neden benim babam farklı?" Bu soruların cevabı, Zeynep'in dünyasında hiçbir zaman bulunamayacak gibiydi.

Onun kimseyi sevmediğini zannederdi. Ta ki bir gün gözlerindeki özlemle penceresinden dışarıyı seyrettiğinde babasının elinin bir çocuğun saçlarında okşamak için durduğunu görene kadar. Yüzünde kendisine hiçbir zaman sunulmamış, gerçek bir gülümseme vardı. Cebinden bir çikolata çıkarıp avuçlarına bıraktı. Yanağına bir öpücük kondurup devam etti yoluna. O çocuk için o kadar önemli değildi belki ama hiçbir zaman kendisinin olmayan o sevginin başkalarına bu kadar kolay verilmesi içindeki çocuğa sevilmeyişinin sorumlusunun kendisi olduğunu fısıldamıştı. Her gün, babasının soğuk ve acımasız bakışları, onu biraz daha içine kapanmaya zorlar, biraz daha yalnızlaştırırdı.

Bir gün, dışarıda oyun oynayan çocukları izlerken düşündü. Onların neşesi, kahkahaları, sevgi dolu bakışları... Zeynep, onların sahip olduğu o sıcak aile ortamını hayal etti. "Neden ben de onlar gibi olamıyorum? Neden benim ailem, onlarınki gibi değil?" Bu sorular, her sabah uyandığında, her gece uyumaya çalışırken zihninde dönüp dururdu.

Gerçekten, neden? Bir çocuk, kendi ailesinden sevgi görmeyi neden hak edemezdi?

Okulda, arkadaşlarının anneleriyle babalarıyla olan ilişkilerini gördükçe, Zeynep'in içindeki boşluk daha da büyürdü. " Neden kimse beni sevmiyor?"

Annesi ve babası arasındaki soğuk savaşın ortasında, Zeynep kendini kaybolmuş hissederdi. Onların kavgaları, bağırışları ve suçlamaları,

Zeynep'in ruhunda derin izler bırakırdı. "Bir aile, neden birbirine böyle zarar verir? Sevgi nerede? Güven nerede?"

Bir anne nasıl olur da bir odanın dağınıklığını görürken kendi kızının dağılışından habersiz olurdu?

Ne zaman öğretmenlerin sorularına yanıt verebilecekti?

Derlerdi ya hep toplantıya çağırdıklarında aileniz için işlerinden daha önemlisiniz gelmemek olur mu hiç? Boğazındaki yumrularla burukça tebessüm ederdi bu sözlere çünkü onun ailesi toplantılara hiç katılmamıştı.

Araya giren tatilin ardından sorarlardı ya hani neler yaptınız ailenizle diye? Anlatacak hiçbir şey yoktu.

O canavardan hep korktuğu için, annesi de kendi içindeki o savaştan çıkıp olduğu tarafa gözleri hiç kaymadığı için bilmezdi ama anasınıfında çizdiği o mutlu aile tablosunda yoklardı. Kendisi de yoktu. Sadece hayallerindeki resmi çiziyordu. O resmin canlanıp her şeyi değiştirmesini diliyordu.

Daha sonra boya kalemleri kırıldı, parmakları, kalbi, içindeki umut bir balon gibi söndüğünde umut bile güzergahını değiştirmişti.

Bölüm sonu

31 yorum