İçeriğe geç

Durakta Kalanlar

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Durakta Kalanlar

Bölüm 4

4. Bölüm: Yavaşça Uzaklaşırken

Bazı şeyler bir anda bitmezdi. Ne büyük bir tartışma yaşanırdı ne de son kez konuşulduğunu anlayabilirdin. Sadece mesajlar seyrekleşir, konuşmalar kısalır ve bir zamanlar gününün en güzel anı olan şey, zamanla sıradanlaşırdı. İnsan bazen bir şeyin bittiğini bile anlamazdı. Çünkü bazı vedalar söylenmez, yalnızca yaşanırdı.

Sanırım Apo'yla aramızda olan şey de tam olarak buydu.

İlk tanıştığımız zamanlardaki gibi uzun uzun konuşmuyorduk artık. Önceleri bir konu bitse başka bir konu açılır, gece nasıl geçti anlamazdık. Şimdiyse konuşmalarımız birkaç mesajdan ibaret kalıyordu. Bazen gün içinde yazışıyor, bazen de saatlerce birbirimizden haber almıyorduk. Eskiden onun mesajını görünce yüzümde beliren o istemsiz gülümseme bile yavaş yavaş kaybolmuştu.

Aslında ortada yanlış giden bir şey yoktu. Bana kötü davranmamıştı, ben de ona karşı farklı davranmamıştım. Sadece ilk günlerdeki merakımız azalmış, birbirimizi tanıdıkça konuşacak şeylerimiz de azalmaya başlamıştı.

Bir akşam telefonuma baktığımda Apo'dan mesaj geldiğini gördüm.

Apo: N'apıyorsun?

Ben: İyiyim, sen?

Apo: Ben de iyiyim.

Normalde bu konuşmanın devamında mutlaka bir şeyler bulur, sohbeti uzatırdık. Bu kez ikimiz de sustuk. Ekrana birkaç saniye baktım, sonra telefonu kapattım. İçimde yarım kalmış bir şey yoktu. Ona anlatmak istediğim bir şey de gelmiyordu aklıma.

Belki de bazı insanlar hayatımıza yalnızca kısa bir süreliğine giriyordu. Onlarla tanışıyor, bir şeyler paylaşıyor ve sonra fark etmeden kendi yollarımıza dönüyorduk. Her tanışmanın bir hikâyeye dönüşmesi gerekmiyordu.

Apo benim için nasıl biriydi, diye düşündüm.

Güldüğüm, merak ettiğim, konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım biriydi. Ama artık onu tanımak için eskisi kadar hevesli değildim. Bunu fark etmek garipti. Birkaç gün önce konuşmalarını beklediğim insanın mesajı geldiğinde şimdi ne hissedeceğimi bile düşünmüyordum.

Telefonumu masaya bıraktım. O akşam başka şeylerle ilgilendim ve bir kez bile yeniden kontrol etme ihtiyacı duymadım.

---

Gizemli çocukla olan konuşmalarımız da aynı şekilde azalmaya başlamıştı.

Bir zamanlar kim olduğunu öğrenmek için kendimi türlü türlü sorular sorarken bulurdum. Neden bana yazıyordu? Beni nereden tanıyordu? Bazı şeyleri nasıl biliyordu? Her mesajının altında başka bir anlam arıyor, bazen söylediği tek bir kelimeyi bile uzun uzun düşünüyordum.

Artık bunları yapmıyordum.

Bana yazdığında cevap veriyordum, yazmadığında kendi hayatıma devam ediyordum. Onunla konuşmak hâlâ güzeldi ama eskisi gibi bütün dikkatimi ona vermiyordum. Bilmediğim şeylerin peşinden koşmaktan yorulmuştum.

Bir akşam yine mesaj attı.

Gizemli çocuk: Nasılsın?

Ben: İyiyim, sen nasılsın?

Gizemli çocuk: Ben de iyiyim. Neler yapıyorsun?

Ben: Öyle, evdeyim. Biraz dinleniyorum.

Gizemli çocuk: İyi yapıyorsun.

Eskiden bu kadar kısa bir konuşmanın ardından bile yeni bir mesaj beklerdim. Şimdi ise sohbet burada bittiğinde telefonu kapatıp başka şeylerle ilgilenebiliyordum.

Bir süre sonra onun da eskisi kadar sık yazmadığını fark ettim. Bazen birkaç gün boyunca hiç konuşmuyorduk. Sonra birimiz diğerine bir şey soruyor, kısa bir sohbet ediyor ve yine kendi hayatımıza dönüyorduk.

Aramızdaki mesafe ne zaman oluşmuştu, bilmiyordum.

Belki ikimiz de aynı anda uzaklaşmıştık. Belki de konuşmalarımızı sürdürmek için eskisi kadar nedenimiz kalmamıştı.

Yine de ona karşı bir kırgınlığım yoktu. Kim olduğunu hâlâ bilmiyordum ama artık bunu öğrenmek için kendimi zorlamıyordum. Bir insanın hayatında yer edinmek için mutlaka bütün sırlarını bilmek gerekmiyordu. Bazen bilmediğin şeyleri olduğu gibi bırakmak, kendine yapabileceğin en büyük iyilikti.

---

İtiraf sayfasını da bir süredir kontrol etmiyordum.

İlk zamanlarda neredeyse her gün girip yeni bir paylaşım var mı diye bakardım. Sayfadaki bazı sözleri üzerime alınır, bazılarının kimin için yazıldığını düşünürdüm. Bazen kendimle ilgisi olmadığını bildiğim hâlde bile merakımı durduramazdım.

Sonra paylaşımlar azalmaya başladı.

Önce birkaç gün hiçbir şey paylaşılmadı. Ardından bir hafta geçti. Sayfa sessizliğe gömülmüştü. Arada bir girip bakıyor ama değişen bir şey göremiyordum.

Bir gün arkadaşım yanıma gelip sayfanın kapandığını söyledi.

— Cevahir, gördün mü? İtiraf sayfası kapanmış.

— Gerçekten mi?

— Evet, artık açılmıyor.

Telefonumu çıkarıp kontrol ettim. Sayfaya ulaşamıyordum. Birkaç kez daha denedim ama sonuç değişmedi.

Bir zamanlar aklımı meşgul eden o sayfa, şimdi bir anda hayatımdan çıkmıştı.

İtiraf sayfası kapanmıştı. Apo'yla konuşmalarımız azalmıştı. Gizemli çocukla aramızdaki sohbetler de eskisi gibi değildi.

Ve garip bir şekilde kendimi kötü hissetmiyordum.

Sanki zihnimde sürekli açık duran birkaç pencere kapanmış, geriye yalnızca kendi düşüncelerim kalmıştı.

Artık her şeyin bir anlamı olmak zorunda değildi.

---

Günler geçtikçe okulun temposuna alıştım. Dersler, arkadaşlarım, evde yapmam gerekenler derken günlerim dolmaya başladı. Eskiden boş kaldığım her an telefonuma sarılırken artık bazen saatlerce elime bile almıyordum.

Apo'yla arada bir konuşuyorduk. Birbirimize bir şey soruyor, birkaç mesajlaşıyor ve sohbeti bitiriyorduk. Aramızda bir sorun yoktu. Sadece hayatlarımızda birbirimize ayırdığımız yer küçülmüştü.

Gizemli çocukla da durum farklı değildi. Bazen günler sonra mesaj atıyor, ben de cevap veriyordum. Artık kim olduğunu sormuyordum. Belki bir gün söylerdi, belki de hiç söylemezdi. İkisi de benim için eskisi kadar önemli değildi.

Bir zamanlar cevaplarını aradığım soruların bir kısmını unutmuştum bile.

O akşam odamda oturmuş, pencereden dışarıyı izliyordum. Telefonum masanın üzerindeydi. Ekran bir kez aydınlandı ama hemen dönüp bakmadım. Önce dışarıdaki gökyüzünün yavaşça kararmasını izledim.

Sonra içimden bir cümle geçti:

İnsan bazen bir şeyleri kaybettiği için değil, onları taşımaktan yorulduğu için bırakırdı.

Belki ben de öyle yapmıştım.

Ne Apo'yu hayatımdan tamamen çıkarmıştım ne de gizemli çocuğu unutmuştum. Yalnızca ikisini de hayatımın merkezine koymaktan vazgeçmiştim. Artık kimin yazacağını, kimin ne düşüneceğini ya da yarın ne olacağını hesaplamıyordum.

Her şeyi kendi akışına bırakmıştım.

O sırada telefonumu elime alıp mesajlarıma göz gezdirdim. Yeni bir mesaj yoktu. Eskiden olsa bunu fark eder, belki biraz düşünürdüm. Şimdi ekranı kapatıp telefonu yeniden masaya bıraktım.

Çünkü hayat, birilerinin mesaj atmasını beklemekten çok daha fazlasıydı.

Ve ben bunu yeni yeni öğreniyordum.

O günlerde gelecekte neler olacağını bilmiyordum. Apo'nun bir gün hayatıma yeniden başka bir şekilde dokunacağını, üstelik bunu hiç beklemediğim bir insan aracılığıyla yapacağını da bilmiyordum.

Şimdilik her şey sakindi.

Bazen bir hikâyenin en sessiz bölümü, sonraki sayfalarda yaşanacakların farkında olmadığın zamandı.

Ben de kendi hikâyemin sakinleştiğini sanıyordum.

Meğer bazı şeyler bitmiyor, yalnızca sıralarını bekliyormuş.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.