Bazı insanlar hayatına öylece girer. Ne bir anlam yükleyerek karşılarsın onları ne de bir gün aklının en karışık köşesinde yer edineceklerini düşünürsün. Sadece tanışırsın. Birkaç kelime konuşur, belki gülümsersin. Sonra her şeyin eskisi gibi devam edeceğine inanırsın. Oysa bazen küçücük bir tanışma, bütün dengelerini değiştirmeye yeterdi.
Benim için de öyle olmuştu.
Her şey, arkadaşımın attığı sıradan bir mesajla başlamıştı.
Arkadaşım: Cevahir, sana birini tanıştıracağım.
Ben: Hayırdır, kimmiş?
Arkadaşım: Tanıyınca görürsün. Hem bence iyi anlaşırsınız.
Mesajı okuyup güldüm. Arkadaşımın bu tür sürprizlerine alışkındım. Yine de içimde küçücük bir merak oluşmuştu. Kimdi bu kadar bahsettiği kişi? Neden benimle tanıştırmak istiyordu?
Çok geçmeden telefonuma bir bildirim daha düştü. Bu kez arkadaşımın gönderdiği bir profildi.
Apo.
İsmi birkaç saniye ekranda tuttum. Sonra profile göz gezdirdim. Hakkında pek bir şey söyleyebileceğim biri değildi. Birkaç fotoğraf, birkaç paylaşım… Hepsi bu kadardı. Tam telefonu bırakacakken arkadaşım yeniden yazdı.
Arkadaşım: Yaz ona, çekinme. Söyledim ben senden.
Ben: Ne söyledin acaba?
Arkadaşım: Abartma ya, sadece tanışın dedim.
Gülümsedim. Sonunda mesaj atmaya karar verdim.
Ben: Selam.
Cevabı beklediğimden kısa sürede geldi.
Apo: Selam, Cevahir değil mi?
Ben: Evet. Nereden biliyorsun?
Apo: Arkadaşımız söyledi. Tanışmak istiyormuşsunuz galiba.
Ben: Ben mi? Bunu sana kim söyledi?
Apo: Hahaha, şaka yaptım. Ben tanışmak istedim aslında.
İstemeden güldüm. Daha ilk konuşmadan beni şaşırtmayı başarmıştı. Ne söyleyeceğini kestiremiyordum. Bazen fazlasıyla rahat, bazen de sanki cümlelerinin arkasında başka bir şey saklıyormuş gibi davranıyordu.
Ben: Değişik birisin sen.
Apo: Daha yeni tanıştık. Hemen karar verme.
Haklıydı. Daha adını yeni öğrendiğim biri hakkında ne bilebilirdim ki?
Sohbetimiz uzadıkça uzadı. Okuldan, arkadaşlarımızdan, günlük şeylerden konuştuk. Öyle olağanüstü bir şey yaşanmamıştı aslında. Ama onunla konuşurken zamanın nasıl geçtiğini fark etmemiştim. Telefonu her elime aldığımda yeni bir mesaj gelip gelmediğine bakıyordum.
Bu durum bana yabancı değildi.
Çünkü bir süredir başka birini bekliyordum.
Kim olduğunu bile bilmediğim, yüzünü hiç görmediğim, ama mesajı geldiğinde bütün dikkatimi bir anda kendisine çeken o gizemli çocuğu…
Telefonumun ekranını açtım. Mesajlarımızın arasında onun sohbetini buldum. Son görülmesine baktım. Çevrimiçi değildi.
İçimden, Acaba ne yapıyor? diye geçirdim.
Sonra kendime kızdım. Bir insanı tanımadan nasıl bu kadar merak edebilirdim? Üstelik bana kim olduğunu bile söylemiyordu. Bazen saatlerce ortadan kayboluyor, sonra hiçbir şey olmamış gibi geri dönüyordu. Ben de her seferinde sanki onu uzun zamandır tanıyormuşum gibi cevap veriyordum.
Tam sohbeti kapatacakken yeni bir mesaj geldi.
Gizemli çocuk: Ne yapıyorsun?
Dudaklarımda kendiliğinden bir gülümseme oluştu.
Ben: Oturuyorum. Sen?
Gizemli çocuk: Seni rahatsız etmiyorum ya?
Ben: Hayır, neden rahatsız edesin?
Gizemli çocuk: Bilmem. Belki konuşmak istediğin başka biri vardır.
Mesajı iki kez okudum.
Bu da ne demekti şimdi?
Ben: Ne alaka?
Gizemli çocuk: Öylesine sordum.
Yine aynı şey. Bir cümle söylüyor, sonra hiçbir şey dememiş gibi davranıyordu. Onu anlamak bazen gerçekten imkânsızdı.
Cevap yazmak için klavyeyi açtım ama ne diyeceğimi bilemedim. Sonunda yalnızca bir gülümseme emojisi gönderdim.
Telefonu masaya bıraktım.
O sırada Apo'dan bir mesaj daha geldi.
Apo: Kayboldun.
Ben: Buradayım ya.
Apo: Belli olmuyor ama.
Ben: İki dakika cevap vermedim sadece.
Apo: İki dakika da olsa merak ettim işte.
Mesajı okuduğumda yüzümdeki gülümsemenin nedenini kendime açıklayamadım. Belki de uzun zamandır birinin beni merak etmesini istiyordum. Belki de onun rahat tavırları hoşuma gitmişti.
Ama aklımın bir köşesinde hâlâ o gizemli çocuk vardı.
Birinin mesajını beklerken başka birinin mesajına gülümsemek nasıl bir histi?
İkisini birbirinden ayırmaya çalıştım. Gizemli çocuğun mesajları içimde cevabını bulamadığım sorular bırakıyordu. Apo ise konuşmayı kolaylaştırıyor, sıradan bir günü bile biraz daha farklı hissettiriyordu.
Birini merak ediyordum.
Diğeriyle konuşurken heyecanlanıyordum.
Ve ben, bu iki hissin aynı şey olmadığını henüz bilmiyordum.
---
Ertesi gün arkadaşım yanıma geldiğinde ilk sorduğu şey Apo'yla konuşup konuşmadığımız oldu.
— Ee, ne yaptınız? Tanıştınız mı bari?
— Tanıştık.
— Nasıl biri?
Bir an düşündüm.
— Bilmiyorum. Değişik biri.
Arkadaşım kahkaha attı.
— Sen herkese değişik diyorsun zaten.
— Hayır, gerçekten öyle. Bir bakıyorsun ciddi konuşuyor, bir bakıyorsun dalga geçiyor. Çözemedim.
— Alışırsın.
Alışırsın.
Bu kelime nedense aklımda kaldı. İnsanlara alışmak kolaydı da onların sende bıraktığı hislere alışmak o kadar kolay mıydı?
Telefonumu çantamdan çıkarırken Apo'dan bir bildirim geldi. Arkadaşımın gözleri ekrana kaydı.
— O mu?
— Evet.
— Bak bak, daha şimdiden yazıyor.
— Abartma, sadece mesaj atmış.
Gülerek telefonu kendime çevirdim. Fakat mesajı açtığımda yüzümdeki gülümseme yavaşça silindi.
Apo: Bu arada, senin şu itiraf sayfası meselesi ne oldu?
Kaşlarımı çattım.
İtiraf sayfası…
Son günlerde aklımı kurcalayan, kimin yönettiğini bir türlü anlayamadığım o sayfa. Hakkımda yazılanları ilk gördüğümde önemsememiştim. Sonra bazı ayrıntıların yalnızca beni yakından tanıyan birinin bilebileceği şeyler olduğunu fark etmiştim.
Apo bunu nereden biliyordu?
Ben: Hangi mesele?
Apo: Hani şu sayfa var ya.
Ben: Ne olmuş o sayfaya?
Mesajımın görülmesini bekledim. Birkaç saniye sonra cevap geldi.
Apo: Boş ver, önemli değil.
Ben: Madem önemli değil, neden sordun?
Bu kez biraz daha uzun süre bekledim.
Apo: Öylesine. Herkes konuşuyor zaten.
İçime bir şüphe düştü. Herkes konuşuyor olabilirdi ama Apo'nun bunu sorma şekli hiç de öylesine gibi gelmemişti.
Sanki söylemek istediği başka bir şey vardı.
Sanki ağzından kaçırdığı bir cümleyi geri almaya çalışıyordu.
Ben: Sen o sayfayla ilgili bir şey mi biliyorsun?
Mesajımı gönderir göndermez çevrimiçi olduğunu gördüm. Yazıyor işareti belirdi, kayboldu, sonra yeniden belirdi.
Kalbim hızlandı.
Sonunda cevap geldi.
Apo: Cevahir, her şeyi kafana takma. Bazen bilmediğin şeyleri kurcalamamak daha iyidir.
Ekrana baktım.
Bu bir tavsiye miydi, yoksa uyarı mı?
Tam yeniden yazacakken bir mesaj daha gönderdi.
Apo: Neyse, bugün okul nasıldı?
Konuyu değiştirmişti.
Hem de öyle doğal bir şekilde değiştirmişti ki sanki birkaç saniye önce bana açıklamak istemediği bir şeyden söz etmiyorduk.
Cevap yazmadım. Telefonu kilitledim ve çantama koydum.
Artık kafamda iki soru vardı.
Gizemli çocuk kimdi?
Ve Apo, itiraf sayfası hakkında ne biliyordu?
Belki de ikisiyle ilgili şüphelenmem için hiçbir neden yoktu. Belki de ben, son zamanlarda yaşadığım her şeyi birbirine bağlamaya çalışıyordum.
Ama içimdeki ses, bazı şeylerin tesadüf olmadığını söylüyordu.
---
Akşam odama geçtiğimde ilk işim telefonumu elime almak oldu.
Bunu kendime itiraf etmek istemiyordum ama artık bir mesaj bekliyordum.
Apo'dan değil.
Gizemli çocuktan.
Sohbetimizi açtım. Son mesajımız hâlâ oradaydı. Parmaklarımı klavyenin üzerinde gezdirdim, ona bir şey yazmayı düşündüm. Sonra vazgeçtim.
Neden hep ilk adımı ben atacakmışım gibi hissediyordum?
Telefonu yatağın üzerine bıraktım. Bir süre tavana baktım. Gün boyunca yaşadıklarımı düşünürken Apo'nun sözleri yeniden aklıma geldi.
Bazen bilmediğin şeyleri kurcalamamak daha iyidir.
Gözlerimi kapattım.
Hayır, bu kadar kolay vazgeçmeyecektim. Eğer ortada saklanan bir şey varsa bir gün mutlaka öğrenecektim.
Telefonum titredi.
Elimi uzatıp ekrana baktım. Gizemli çocuktan mesaj gelmişti.
Gizemli çocuk: Günün nasıl geçti?
Gülümsedim. Tam cevap yazacaktım ki ikinci mesaj geldi.
Gizemli çocuk: Bugün yeni biriyle tanışmışsın.
Parmaklarım klavyenin üzerinde durdu.
Nasıl yani?
Mesajı yeniden okudum. Belki yanlış anlamıştım. Belki ortak arkadaşlarımızdan biri bir şey söylemişti.
Ben: Nereden duydun?
Cevap hemen geldi.
Gizemli çocuk: Duymam mı gerekiyordu?
İçimdeki huzursuzluk büyüdü.
Ben: Ne demek istiyorsun?
Bu kez birkaç saniye bekledi.
Sonra o mesaj geldi.
Gizemli çocuk: Apo'yla tanıştığını duydum.
Bir anda durdum.
Odam sessizdi. Ekranın ışığı yüzüme vururken gözlerim yalnızca o cümleye takılı kaldı.
Apo'yla tanıştığımı kimseye anlatmamıştım. Arkadaşım dışında kimsenin bilmesi için bir neden de yoktu. Üstelik gizemli çocuğa Apo'nun adını bile söylememiştim.
Peki, bunu nereden biliyordu?
Titreyen parmaklarımla mesaj kutusunu açtım.
Ben: Sen Apo'yu nereden tanıyorsun?
Mesaj gönderildi.
Bekledim.
Bir dakika geçti. Sonra bir dakika daha…
Ekranın üstünde yazıyor işareti belirdi.
Kalbim hızla atmaya başladı.
Bu kez cevap verecekti. Belki de sonunda kim olduğunu, neden sürekli hayatımın en beklenmedik yerlerinde karşıma çıktığını öğrenecektim.
Ama yazıyor işareti kayboldu.
Ardından tek bir mesaj geldi.
Gizemli çocuk: Sana bir şey soracağım, Cevahir. Apo sana benden bahsetti mi?
Nefesimi tuttum.
Ekrana bakarken aklımdan tek bir düşünce geçti.
Demek ki birbirlerini tanıyorlardı.
Ama nasıl?
Ve asıl korkutucu olan şuydu: Eğer birbirlerini tanıyorlarsa Apo benim kim olduğumu biliyor muydu? Gizemli çocukla konuştuğumu biliyor muydu? Yoksa ikisi de birbirinden habersizmişim gibi davranmamı mı bekliyordu?
Yeni bir mesaj yazmak için klavyeyi açtım.
Tam o sırada gizemli çocuk yeniden yazdı.
Gizemli çocuk: Cevahir, ne olursa olsun ona benim adımı söyleme.
Telefon elimde öylece kaldı.
Çünkü ortada bir isim bile yoktu.
Ben onun adını bilmiyordum.
Peki Apo'nun bildiği şey neydi?
Ve kim olduğunu bilmediğim bu çocuk, neden Apo'dan habersiz kalmamı istiyordu?
O gece ilk kez, merak ettiğim şeyin yalnızca bir yabancının kimliği olmadığını anladım.
Belki de ben, farkında olmadan çoktan başlamış bir hikâyenin tam ortasına düşmüştüm.
Ve bu hikâyede herkes bir şey biliyordu.
Benden başka herkes.