Harry hafif bir baş ağrısıyla gözlerini aralamıştı. Nerede olduğuna anlam veremeyerek etrafa bakındı ve İhtiyaç Odası’nda olduğunu fark etti. Dün geceden hatırladığı tek şey Draco Malfoy’la konuşup alkol aldığıydı. Dün gece Malfoy’la öpüştüğünü hatırlayan Harry, üstünde tişörtü olmamasıyla küçük bir strese girdi. Ancak altındaki pantolonu fark edince stresi hızla son buldu. Hâlâ bazı şeyleri kafasında oturtamıyordu. Odaya ne zaman yatak gelmişti? Üzerinde neden tişört yoktu? Ve Malfoy neredeydi? Son sorunun cevabını fazla zaman geçmeden buldu. Dün gece oturdukları koltukta, Harry’nin tişörtüne sarılmış yarı çıplak bir şekilde yatıyordu. Harry’nin yanında yatmak isterse rahatsız olur diye koltukta uyumuş olan Malfoy’un bu hali, Harry’nin itiraf edemese de hoşuna gitmişti. Koltuğun yanına, yere oturup Malfoy’u izlemeye başladı. Bir süre izledikten sonra elini saçlarında gezdirmeye başladı. Saçları yumuşacıktı. Harry’nin burnuna çok hoş bir koku gelmeye başladı; bu, Malfoy’un kokusuydu. Bir süre sonra Harry, aldığı o mayıştırıcı kokuyla uyuya kaldı. Ama unuttuğu bir şey vardı: Bir eli Draco’nun saçlarında, diğer eli ise Draco’nun elindeydi. --- "Çünkü bu iznin sahibi sensin." "Aynen öyle," diyerek kalkıp krem almaya gitti. "Bu çocuk gerçekten aptal. Tek sorun, ben bir aptala âşığım..." Simon hızlıca krem alıp gelirken, Allerno’nun tek düşündüğü şey Simon’un az önceki hareketleriydi. Simon, yanına doğru koşup nefes nefese, “Çok bekletmedim umarım,” diyerek yanına oturdu. "Hayır, bekletmedin. Yani... beklettin ama, of, neyse, beklettin işte." Gülerek, “İyi misin sen?” "Değilim ya, yok yani... iyi olamıyorum." "Çıkar üstünü, kremi süreyim. İyi gelir." Kucağına çekip oturtarak, “Gerçekten aptalsın.” Allerno’nun üstünü çıkararak, “Bana aptal demeyi kes. Bu kadar sert vurduğumu bilmiyordum. Özrümü de diledim zaten. Kabul etmesen de her gün gelip kremini süreceğim ve kendimi bir şekilde affettireceğim.” “Simon...” “Ne var?” “Morluk omzumda, neden kemerimi açıyorsun?” Kızararak, “Pardon, dalmışım.” Simon eline az biraz krem alıp üfleyerek omzundan boynuna doğru sürmeye başlar. Allerno fazlasıyla gerilmiştir. O kadar gerilmiştir ki ellerini Simon’un kalçasına koyup aralıklı olarak kendine bastırdığının farkında bile değildir. Yutkunarak, “Allerno?” “Efendim bebeğim?” “Ne?” “N’oldu Potter?” “Sen daha demin bana ne dedin?” Ellerini fark eder ve çeker. “Potter dedim.” “Hayır hayır, ondan önce.” “Ondan önce bir şey demedim Potter. Sen iyi misin?” yalandan ateşine bakarak alnından öper. “Ateşin de yok. Sen ne dediğimi duydun ki?” "Hiç... boş ver." “Birileri krem sürmemek için kaçmaya çalışıyor sanırım.” “Ne alakası var? Kendimi sana affettireceğim dedim.” “O zaman bundan sonra kremlerimi odama gelip sürersin, Potter.” “Ne? Ama yakalanırsam?” “Abinin pelerini boşuna yok ya...” diyerek çimenlere uzandı. Kremi sürmeye devam eden Simon, bir süre sonra kafasını çıplak göğsüne koyup uyuya kalmıştı. Allerno zaten kremi sürerken çoktan uyumuştu. Sabah olur. Allerno uyanır ve kucağında uyuyan Simon’u fark eder. Hem şokla hem de mest bir şekilde Simon’u izlemeye başlar. Bir süre sonra aklına bir fikir gelir ve Simon’u uyandırır. Uyku sersemi bir Simon, onun için gerçek ve rüyayı ayıramaz. İlk iş, büyüyle omzundaki morluğu giderir. Simon’u kendine çekip, “Sevgilim hadi kalk.” “Hıı...” Boynundan öper. “Bebeğim, sabah oldu. Kalk hadi.” “Hmm... bebeğim mi?” Boynuna sarılır. “Sevgilim, iyi misin sen?” Kucağında, beline sarılarak oturur pozisyona gelir. “Hmhmm...” Kafasını boynuna gömer. Allerno, saçlarıyla oynamaya başlar. Simon geri çekilir. “Morluğun geçmiş.” Gülümser. “Aşkım kaç ay oluyor? İyi misin sen?” “Hmhmm...” “İyi olduğuna emin misin?” Çenesinden tutup kendine çeker. “Hmm?” “Biz hiç... şey...” “Biz hiç ne, sevgilim?” “Şey işte...” Sırıtır. “Ney işte?” Kıpkırmızı olmuştur. “Ya şeyyy...” Boynundan öper. “Ney?” “Yaa, anladın işte...” “Evet, ama kızarınca çok tatlı oluyorsun.” Yatırıp altına alır. “Sevgilim, biri görecek!” “Görürlerse görsünler, bize ne?” Dudağından öper ve bir süre geri çekilmez. Simon bir süre ne olduğunu anlamasa da sonra karşılık vermeye başlar. “Hadi sen uyumaya devam et sevgilim,” der gülümseyerek. “Hıhım,” diyerek Allerno’ya sırnaşıp uyumaya devam eder. “Biliyordum işte, o da beni seviyor.” Kucağına alıp ağaca yaslanarak kucağında uyutur. Büyü mırıldanarak morluğunu geri getirir. Birkaç saat sonra Simon uyanır, Allerno o sırada uyuya kalmıştır. İyice kucağına yerleşip yanağından öper. “Sevgilim, uyan hadi.” Allerno gözlerini aralar. “Sevgilim?” “Hıhımm.” Yanağından öper. “Simon, sen iyi misin?” “Ne oldu ki?” “Sadece bana krem sürüyorsun diye sevgili olmadık ya...” “Ne?” Morluğa bakar. “E bu geçmemiş.” “Evet, bir günde geçmesini beklemiyordun herhalde?” “Rüyaymış...” Sırıtır. “Ne rüyaymış? Sen rüyanda beni mi gördün?” “Yooo...” “Sevgilim dediğine göre birileri benim hakkında ıslak rüyalar görmeye başlamış.” Sırıtır. “Hiç de bile. Senin hakkında rüya falan görmedim.” “Kimi gördün o zaman?” “Eee... şey... Draco, heh Dracoyu gördüm. Kardeşsiniz ya, benziyorsunuz, o yüzden öyle şey ettim ya.” Kıpkırmızı olmuştur. “Draco öyle mi? İyi, öyle olsun. Ben de Harry’nin yanına gideyim o zaman.” Kucağından indirip kalkar. Giderken bilerek moraran omzunu tutar. “Salaksın Simon! Salaksın! Neden Draco diyorsun ki? Ha siktir ya! Gidip Draco’ya anlatırsa sıçtım... Uf yaa... O rüya neydi öyle ya, çok gerçekçiydi. Neden bu kadar hoşuma gittiyse... Sanarsın Allerno abiden hoşlanıyorum.” _______________________________________________ Draco gözlerini araladığında, yanında yatan yüzü fark edince istemsizce tebessüm etti. "Kendinin farkında değilsin, Potter... Bir ol da bak bakalım, beni tutabiliyorlar mı?" diye mırıldandı kendi kendine. Yavaşça koltuktan kalktı, yerde yatan Harry'yi dikkatlice kucağına aldı ve onu yatağa taşıdı. Tam yatağa bıraktığı anda, uykulu ama yarı uyanık haldeki Harry, kollarını Draco’nun boynuna doladı. "Gitme..." diye fısıldadı ve onu da yatağa çekti. Başını Draco’nun kucağına yerleştirdi. Draco bir an tereddüt etmedi. Bu anın sarhoşlukla ilgisi yoktu; sadece uykunun bulanıklığında, saf bir huzurun içinde, Harry’yi izleyerek anın tadını çıkarmaya başladı. Draco, Harry’nin başı kucağındayken sadece izliyordu onu. Öylece, sessizce, göğsüne çöken bin kilo ağırlığa rağmen hiçbir şey söylemeden. Çünkü o bakış, o kollarının boynuna sarılışı, "Gitme" diye fısıldayışı… Bunlar yetiyordu şimdilik. Yetmek zorundaydı. Harry gözlerini açmadan mırıldandı: "Sen hep böyle mi sıcak olursun?" Draco hafifçe güldü. "Sadece sana böyleyim." Harry’nin gözleri bu kez tam açıldı. Ona baktı. Birkaç saniye, hiçbir şey demedi. O bakışların altında boğulmaya alışkındı Draco, ama bu kez farklıydı. Bu bakış... daha yumuşaktı. Daha... meraklı. "Senin böyle cümleler kurmana alışmam gerekecek sanırım," dedi Harry, gülümseyerek ama içinde bir çekingenlik saklı. Draco eğildi, yüzü Harry’ye yaklaştı. Sesinde hem sabır hem bir şeyleri artık saklamaktan yorulmuş bir tını vardı: "Alışsan iyi olur. Çünkü senden nefret etmiyorum, Potter. Saklamıyorum, kaçmıyorum. Gözünün içine baka baka söylüyorum bunu. Ve sen uykunda bile beni yanında istiyorsun." Harry gözlerini kaçırdı. Boğazı düğümlendi. Kalbi hızla atmaya başlamıştı. O an, Draco'nun söyledikleriyle kendi duygularının arasındaki çizgi bulanıklaştı. "Ben... bilmiyorum, Draco. Ne hissettiğimi. Ama yanında kendimi... güvende hissediyorum," dedi kısık bir sesle. Draco gülümsedi. İçinde hafif bir acı vardı ama aynı zamanda tatlı bir umut. Elini Harry’nin saçlarına götürdü, başparmağıyla şakağını okşadı. "Bilmiyorsan, öğrenene kadar yanında kalırım." Harry, Draco’nun kucağında biraz daha kıvrıldı. Gözlerini kapattı ama yüzünde belli belirsiz bir tebessüm vardı. "Tamam," dedi. "O zaman biraz daha kal." Ve Draco, o an hayatındaki en gerçek “tamam”ı duymuş gibi hissetti.
Bölüm 9
7
