İçeriğe geç

Düğüm - Drarry

Bölüm 10 · 7 dk okuma

Düğüm - Drarry

Bölüm 10

8

Saatler geçmişti. Harry, dünden beri ortalarda yoktu. Ron ise ders çıkışında, Hermione’yi yakalayıp Blaise ile yaşadığı kavganın her ayrıntısını heyecanla anlatıyordu. Fakat Hermione’nin aklı, onun sözlerinden çok uzaklardaydı. Tek düşündüğü, Profesör Kans’ın yarasını kendi üzerine yansıtarak canının acımasını engellemesi ve bunu yaparken söyledikleriydi. Pansy’ye olan aşkından emindi; fakat Kans’ın yanında kalbinin böylesine hızla çarpması, aklını darmadağın ediyordu. Ron, arkadaşının dalıp gittiğini fark edince kaşlarını çatarak onu omzundan sarstı: — “Herm, sana bir şey anlatıyorum! Kafanın yine başka yerlerde. Yine Lara’yı mı düşünüyorsun? Benim bir kardeşim, dört de abim var ama bu kadarını düşünmüyorum.” Hermione hafifçe gülümseyerek başını salladı: — “Saçmalama Ron, sadece kafam karışık. Lara’yı düşündüğüm falan yok.” O sırada, arkasında beliren Lara sitem dolu bir sesle konuştu: — “Öyle mi abla? O zaman ben de sana Mia’ya açıldığımı söylemeyeyim bari.” Hermione, kardeşinin yanına oturup gülerek elini tuttu: — “Bazen gerçekten Ravenclaw olduğundan şüpheleniyorum. Gel, anlat hadi. Ne dedi?” Lara derin bir nefes aldı, gözlerinde hâlâ yaş parıltıları vardı: — “İlk önce yine ‘bulanık’ dedi bana. Dayanamadım, kızdım, bağırdım… Sonra ağlamaya başladım. Sanırım böyle bir tepki beklemiyordu. Aniden yanıma çöktü, sarıldı ve özür diledi. Malfoyların özür dilediğini hiç duymamıştım. Ben ağlarken, neden böyle davrandığımı sordu. Dayanamadım, hislerimi söyledim. Meğer o da benden hoşlanıyormuş. Ailesinden çekinmiş önce ama abileri destek verince cesaret bulmuş. Beni asla sevmeyeceğimi düşünüp nefret ediyormuş gibi davranmış. Gece boyunca konuştuk ve… sabaha karşı çıkma teklifimi kabul etti.” Heyecanla sarıldı ablasına. Hermione gururla sırıttı: — “Ben sizin gece boyunca sadece konuştuğunuza inanmıyorum ama neyse…” Lara dudaklarını yalarak gülümsedi: — “Neyse ablacım, sevgilim beni bekliyor… Bir dakika! Bu kolye yoksa—” Hermione hızla elini kardeşinin ağzına kapattı: — “Kapa çeneni! Sonra anlatırım. Ortalıkta bağırma sakın.” Tam o sırada Ginny, telaşla yanlarına geldi: — “Hermione, Profesör Kans seni çağırıyor.” Teşekkür edip hızla odasına çıkan Hermione, kapının aralık olduğunu görünce içeri girdi. Kans, bir büyüyle kapıyı kapattı ve Hermione’yi aniden kapıya yasladı. — “Hermione, bana söyle… Ne hissediyorsun?” Hermione’nin bakışları, Kans’ın bal köpüğü gözlerinden dudaklarına kaydı. Boğazı düğümlendi: — “Bilmiyorum… profesör.” Kans’ın dudaklarında kurnaz bir gülümseme belirdi: — “Peki ya ben şu an profesör değilim deseydim? O zaman ne düşünürdün?” Hermione gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı: — “Sizi… öpmek istediğimi.” Sözler ağzından çıkar çıkmaz Kans aradaki mesafeyi kapattı. Dudakları Hermione’ninkine yapıştı; onu hızla kollarına aldı, masanın köşesine oturttu. Hermione birkaç saniye ne olduğunu anlayamasa da çok geçmeden karşı koyamayarak öpücüğü derinleştirdi. Kapı aniden açıldı. İçeri giren Pansy, gördüğü manzara karşısında dondu kaldı. Kapıyı hızla kapatarak koşar adım zindanlara indi. Hermione’nin kalbi sıkıştı; Pansy’ye olan hisleri bir anda zihnini kaplamıştı. Fakat yine de Kans’ın dudaklarından aldığı tat, onu yanlış yolda hissettirmiyordu. Kans sırıttı: — “Hermione…” — “Hı?” — “O da senden hoşlanıyor.” Hermione’nin gözleri büyüdü: — “Ne? İmkânsız. Benden nefret ediyor.” — “Hayır. Sadece sana duyduğu hisleri saklamaya çalıştığı için kendinden nefret ediyor. Çünkü korkuyor.” — “Saçmalıyorsunuz.” — “Sen zeki birisin. Çoktan fark etmiş olman lazımdı.” — “Neden bunları bana anlatıyorsunuz?” Kans’ın sesi daha alaycı çıktı: — “Çünkü ikimize karşı da bir şeyler hissettiğin ortada. Yalan mı?” Hermione dudaklarını ısırdı: — “İkinizin arasında kalmak istemiyorum.” — “Kalacaksın, güzelim. Ama… farklı pozisyonlarda.” Hermione yutkundu: — “Ne demek istiyorsunuz?” — “Bence gayet iyi anladın.” Ardından gülümseyerek ekledi: — “Ama önce Pansy ile konuşmamız gerek. Az önce gördüklerinden sonra kalbi kırılmış olabilir.” Hermione endişeyle sordu: — “Ya beni terslerse?” — “İstersen halledebilirim.” Hermione hâlâ ikna olmamıştı: — “Ya sana karşı hiçbir şey hissetmiyorsa?” Kans kendinden emin bir şekilde başını salladı: — “Hissediyor. Göreceksin.” Hermione sessizce odanın köşesine saklandı. Kans, kısa süre içinde Pansy’yi yanına getirdi. — “Ne oldu profesör?” diye sordu Pansy, gözleri öfke doluydu. Kans onu duvara yasladı, aradaki mesafeyi yok etti: — “Ne olmasını isterdin, Pansy?” — “Hermione’ye bunu yapamazsınız! Onun için yıllardır çabalıyorum. Onu üzmeye hakkınız yok.” Kans dudaklarını kaldırmadan mırıldandı: — “Üzüldüğünü kim söyledi?” — “Ne demek bu?” — “Her şeyi biliyorum.” — “Hayır! Hiçbir şey bilmiyorsunuz.” — “İkimizin arasında kaldığını biliyorum. Ve bunun seni ne kadar zorladığını da.” Pansy, hiddetle ona bakarken aniden başka bir koku hissetti. Kans’ın baskın kokusunun arasında tanıdık bir esans… Hermione’nin kokusu. Başını çevirdi. Gerçekten de oradaydı. — “Hermione…” dedi kısık bir sesle — “Düşündüğün gibi değil… sadece—” Harmoine’nin gözleri parladı: — “Lütfen düşündüğüm gibi olsun.” Hermione kalbi çarparak cevap verdi: — “Arada kalan sadece sen değilsin, Pansy.” Yaklaştı, Kans’ın yanağına kısa bir öpücük kondurdu ve ardından Pansy’ye dönerek fısıldadı: — “Belki de.” Pansy, yıllardır beklediği bu fırsatı kaçırmadı. Hermione’yi belinden kavrayıp duvara yasladı, dudaklarını onun dudaklarına bastırdı. Hermione hiç düşünmeden karşılık verdi. Kans, ikisinin arasına girmedi; aksine Pansy’nin arkasına geçerek boynuna küçük öpücükler kondurmaya başladı. Kapının ardından çan sesi duyuldu. Kans gülerek fısıldadı: — “Derse geç kalacaksınız.” Pansy’nin dudakları Hermione’ninkinden ayrıldığında, dudaklarından ince bir nefes kaçtı. Dudakları kızarmış, gözleri parlamıştı. Kans, ikisinin arasında yükselen bu ateşi daha da körüklemek istercesine Hermione’yi belinden kavrayıp kucağına çekti. Onu masanın üzerine oturttu, elleri Hermione’nin kalçalarına sıkıca bastırıldı. Pansy, bir an için bu manzarayı izlerken nefesi hızlandı; kıskançlığı tutkusuna karıştı. İleriye atıldı, Hermione’nin boynuna dudaklarını yapıştırdı. Hermione’nin dudaklarından istemsiz bir inilti yükseldi. Bu ses Kans’ın dudaklarını daha da acımasızlaştırdı. Hermione, aynı anda iki farklı bedeni hissetmenin çılgınlığıyla titriyordu. Pansy’nin elleri bluzunun altına kayarken, Kans’ın parmakları saçlarının arasına dolandı. Dudakları, çenesinden boynuna kadar ateşli izler bırakıyordu. — “Hermione…” diye fısıldadı Pansy, sesinde yılların özlemi vardı. “Bunu çok uzun zamandır istiyorum. Seni böyle, tam karşımda, bana ait…” Kans araya girerek Pansy’nin boynuna sertçe bir öpücük kondurdu: — “Paylaşmayı öğreneceksin, Pansy. Çünkü o sadece senin değil… benim de.” Pansy geri çekilip sertçe Kans’ın gözlerine baktı. İçinde öfke kıvılcımları vardı ama arzusu öfkesini bastırıyordu. Ardından bakışlarını yeniden Hermione’ye çevirdi, dudaklarını onun dudaklarına bastırdı. Hermione’nin parmakları, Pansy’nin ensesine dolandı; Kans ise ikisinin arkasından sarılarak gövdelerini kendine çekti. Hermione’nin zihni boşalmıştı. Üç farklı nefes, üç farklı dokunuş… bedeni bu temasların içinde kayboluyordu. Kans’ın elleri belinden yukarı, göğsüne doğru ağır ağır kayarken Pansy’nin dili dudaklarını işgal etmişti. — “Durmamız gerek…” diye fısıldadı Hermione arada bir. Ama sesi çok zayıftı, dudakları tekrar tekrar öpücüklerle susturuluyordu. Kans kulağına eğildi, sesi derin ve buyurgandı: — “İstemiyorsan durdur beni, Hermione. Ama kalbin, nefesin, ellerin… hepsi çoktan bizi seçti.” Pansy, Kans’ın sözlerini fırsat bilerek Hermione’nin boynuna öyle bir öpücük kondurdu ki Hermione’nin dizlerinin bağı çözüldü. Elleri istemsizce Pansy’nin sırtına kaydı. Kans ise dudaklarını Hermione’nin omzuna bastırırken kıkırdadı: — “İşte böyle… artık geri dönüş yok.” Hermione’nin dudaklarından yükselen iniltinin arasında, üçü de birbirine sarılmış, birbirlerinin nefesini içlerine çekiyorlardı. O an zaman durmuştu; sadece sıcaklık, dokunuşlar ve yasaklı bir tutkunun karanlık sarhoşluğu kalmıştı. Hermione, Pansy ve Kans'ın arasında sıkışmış, kalbi göğsünden firlayacak gibi çarpıyordu. Pansy'nin elleri onun belinde, Kans'ın elleri ise saçlarindan omuzlarına kadar dolaşıyordu. Ama o an odadaki gerilim başka bir yöne kaydı: Kans ve Pansy birbirine doğru eğildi. Hermione'nin gözleri şaşkınlık ve istemsiz bir heyecanla açılmiştı. Pansy'nin dudakları Kans'ın dudaklarına değdiğinde, odadaki hava bir anda daha da yoğun ve elektrikli bir hâle büründü. Dudaklar birbirine tutkuyla bastıryor, nefesler hizlanıyor, eller hafifçe birbirinin sırtına ve boynuna dolanıyordu. Kans'ın elleri Pansy'nin belinde, Pansy'nin elleri Kans'in ensesinde.. ikisi neredeyse birbirine yapışmış gibiydi. Hermione'nin kalbi hizla çarpıyor, içindeki karmaşık hisler doruk noktasına ulaşmıştı. Gözleri iki kişinin tutkulu öpüşmesini izlerken bir yandan kendini çekemiyor, bir yandan da bu sahnenin çekiciliğine kapılıyordu. Pansy, Kans'ın dudaklarını daha da derinlemesine keşfederken, Kans onu hafifçe kendine çekiyor, dudaklarını birakmadan boynuna ve yanaklarına küçük öpücükler konduruyordu. Öpüşmeleri hem ateşli hem de baskın bir tutkuyu yansıtıyor, Hermione'nin tüm dikkatini ikisine kilitliyordu. - "Hermione. bak, bunu istiyoruz. Bazen kelimelere gerek yok." Kans'ın sesi alçak ve kıskandırıcı bir tonda duyuldu. Hermione'nin nefesi kesilmişti. Pansy ve Kans birbirine tamamen sarılmış, dudaklarıyla her an daha da yakınlaşıyor, odadaki gerilimi doruğa taşıyordu Hermione, hem izleyici hem de istemsiz bir parçastymiş gibi bedeniyle tepki veriyordu; parmakları hafifçe Kans'in ve Pansy'nin dokunuşlarını arıyor, kalbi bu ateşli sahneden çıkmak istemiyordu, Oda, üç bedenin oluşturduğu tutku ve yakınlıkla dolmuş, nefesler ve hirltılar odanın duvarlarında yankılanıyordu. Hermione, gözlerini Pansy ve Kans'tan alamıyor, içindeki karmaşık arzular ve heyecanla sessizce izliyordu. Taki gözü odadaki saate çarptı ve bir anda derse geç kaldıklarını fark ettiler. Hermione, istemsizce aralarına girerek, hafif sitemli bir sesle: — “Biraz daha derse gitmezsek okuldan kovulacağız,” dedi. Kans gülerek karşılık verdi: — “Güzelim, müdür benim… kim sizi nereden kovuyor?” Ve Pansy ile dudaklarını tekrar birleştirdi. Hermione, onları nazikçe ayırarak uyarısını sürdürdü: — “Evet ama şimdi durmazsanız, odadan çıkarken Pansy ile ben ‘biz öpüştük’ diye bağırmak zorunda kalacağız ya da bunu hiç sonlandıramayacağız,” dedi. Pansy, hafif alaycı bir tonda ekledi: — “Profesör, biraz daha koku yayarsanız tüm alfaları buraya toplarsınız; dudaklarımızdan anlamalarına gerek kalmaz.” Kans, Pansy’nin bu şakasına hafifçe yürüyerek karşılık verdi: — “Baş başayken bir daha bana ‘profesör’ dersen seni sikerim, Pansy,” dedi. Pansy ise sırıtarak tekrar söyledi: — “Profesör…” Kans, gözlerini kısarak: — “Pansy, kaşınma,” dedi. Pansy alaycı bir şekilde tekrar fısıldadı: — “Profesör…”

Bölüm sonu

1 yorum