Draco, her şeyden habersizce İhtiyaç Odası’nın kapısını araladığında, içeride karşılaşmayı beklediği tek kişi oradaydı: Harry Potter. Ama... bu şekilde değil. Harry’nin üstünde yalnızca ince bir bornoz vardı. Saçları hala nemliydi, birkaç damla su şakaklarından süzülüyordu. Draco'nun boğazı kurudu. Harry, gözlerini Draco’ya dikerek sıradan bir ifadeyle konuştu: "Ron duşu bozdu. Ben de buraya gelip tüm günün terini atayım dedim... Tabi senin erken gelmeni hesaba katmamıştım." Draco, gözlerini kaçırmak için elinden geleni yaptı. Kalbi deli gibi atıyordu. Bacakları yerinde duramıyor, aklı ise Harry’nin o bornozun altındaki bedenine takılıp kalıyordu. "Arkanı dönsen... Giyineceğim de," dedi Harry, sesi biraz utangaç, biraz da yorgundu. Normalde Draco bu fırsatı kaçırmaz, Harry’i utandıracak bir söz patlatırdı. Ama bu kez... hiçbir şey söylemeden odadan çıkıp kapıyı kapattı. Çünkü bu, onun için bir oyun değildi artık. --- Yaklaşık 15 dakika sonra içeri tekrar girdiğinde, Harry bordo bir koltukta oturuyordu. Üzerine siyah, sade bir kazak ve rahat bir pantolon geçirmişti. Yüzündeki ifade ciddi ve... biraz da meraklıydı. Draco karşısına oturdu. Gözlerini kaçırdı önce. Parmakları birbirine dolandı. Ne diyeceğini bilemeden sustu. Ta ki, Harry dudaklarından en korktuğu soruyu dökene kadar: "Bana ne demek istiyordun, Malfoy?" Draco derin bir nefes aldı. Sonunda başını kaldırdı ve Harry'nin gözlerinin içine baktı. "Sadece şunu bilmeni istiyorum... Şimdi anlatacaklarımın hepsi gerçek. Hiçbirini dalga geçmek için söylemiyorum. Bu kez gerçekten dürüstüm." Harry hafifçe gülümsedi. Bu gülümseme Draco’yu cesaretlendirdi. Koltuğunu biraz yaklaştırdı, Harry'nin ellerini tuttu. Eller titriyordu. Gözleri, Harry'nin gözlerine kilitlendi. "Potter ben artık bu düşmanlığa bi son vermek istiyorum bence iyi anlaşabiliriz" Sessizlik. Harry'nin yüzü ifadesizdi. Gözlerinde şaşkınlık vardı, ama sıcaklık yoktu. Ellerini Draco'nun ellerinden çekti. "Sen misin Malfoy." Draco, gözlerini yere indirdi. Kalbi bıçak gibi kesildi o an. Ama yine de vazgeçmedi. "Evet,farkındayım... Sadece bir şans ver. Arkadaş olalım... Yanında olayım hep. Başka bir şey değil... sadece zaman istiyorum." Harry’nin dudakları aralandı, ama kelimeler çıkmadı. "Harry, lütfen... Kendimi kanıtlamama izin ver. En azından bunu hak ettim." Sessizlik bir kez daha araya girdi. Bu sefer Harry başını eğdi, sonra derin bir nefes alarak: "Tamam." Draco nefesini tuttu. "Ne?" dedi fısıltıyla. "Tamam. Savaşta yaptığın hareketin karşılığı olarak düşün... Sana bir şans veriyorum." Draco'nun gözleri parladı. "Sen... ciddisin?" "Evet, Malfoy. Ciddiyim. Ama şimdi... odama gidebilir miyim? Çok uykum var." Draco başını iki yana sallayarak hafifçe güldü. "Hayır, uykun yok Harry." Harry kaşlarını çattı. "Ne?" "Uykun olduğunda kulağının arkası kızarana kadar kaşırsın... Şimdi kaşımıyorsun." Harry bir an durakladı, sonra gülümsedi. "Öyle mi yapıyormuşum?" "Evet," dedi Draco, hafif bir tebessümle. "Kendinin farkında olmaman çok tatlı." Harry yanaklarına yayılan sıcaklığı gizleyemedi. Yüzü kızardı. "Sana bir şey soracağım, Malfoy." Draco eğildi. "Sor bakalım." "Cins belirleme günü olan olay ne anlama geliyor?" Draco bir an duraksadı. Gözleri ciddileşti. "Bunu sana benim söylemem yanlış anlaşılabilir... Harry, bu doğru olmaz. Önce senin kendini fark etmen lazım." Harry iç çekti, başını geriye attı. "Ya bilmiyorum falan deseydin bari! Şimdi daha çok merak ettim... Uff!" Draco kahkaha attı. "O kadar tatlısın ki..." Harry yine kızardı, bakışlarını kaçırdı. "Şunu söylemeyi kes! Utandırıyorsun." Draco eğildi, sesi daha yumuşak çıktı bu kez: "Hadi ama Harry... uff peki." Elini kaldırdı, Harry’nin yanağına dokundu. Parmakları hafifçe cildine değdi. Bu sefer Harry kaçmadı. Sadece gözlerini kapattı, bir anlığına bu temasın içinde kayboldu. Ama sonra hızla toparlandı. "Ateşviskisi ister misin?" diye sordu, sesi daha alçak çıkmıştı bu kez. Şişeyi uzattı. Draco gülümsedi. "Kadeh var mı?" "Yok. Ama benim için sorun değil. Tabi senin için de değilse..." Draco göz kırpar gibi baktı. "Dalga mı geçiyorsun? Senin dudaklarının değdiği şişeden içmek benim için şeref." Harry hafifçe sırıttı ve şişeyi açarak dikledi. Birkaç yudum içti. "Hey, sakin ol şampiyon! Kimse elinden çekip almıyor," dedi Draco, kahkaha atarak. Harry hafifçe öksürerek şişeyi uzattı ama Draco çoktan onun dudak izinin olduğu yerden içkiyi yudumlamıştı. Ve gecenin büyüsü böylece başlamıştı...
Bölüm 7
5
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.