İçeriğe geç

DUBOKO

Bölüm 9 · 5 dk okuma

DUBOKO

Bölüm 9

ÇİZGİLİ ŞEMSİYE

Yine aynı odadaydım. Bedenim yedi uyurlar gibi yıllardır bir mağaraya sıkışmış gibi öylece yatıyordu. Bir an bitkisel hayatta olduğum fikri geçti aklımdan. Bunu öğrenmek için odadan çıkmaya adım atacaktım ki kapı açılmıyordu. Tıpkı filmlerde ki gibi kapıdan görünmez bir şekilde geçebileceğimi sanarak geriye doğru bir adım attım. Hızla kapıya yöneldim ve kapının sertliğiyle başım bir araya gelince anladım buradan çıkış olamadığını.

Zihnim bu odada ve okyanusta yüzüp duruyordu. Bu kesindi. Monitöre baktım bir müddet. Kalp değerlerimi görmek bana yaşama umudu verdi. Hayati değerlerim normaldi. Fakat makineye bağlı soluk alış verişlerim aklımdan geçen şeyi doğrulamıştı.

Bitkisel hayattaydım.

Uzun müddet kendime bakakaldım. Sonra ayakta durabilmenin verdiği hazla birlikte odada on beş yirmi dakika tur attım. Okyanusta beni yürüten şey suydu. Ayaklarımın varlığını unutmuştum. Yürümeyi özlemiştim. Bunu anımsamanın keyfini çıkardım. Sonra gözüme ilişen kahverengi kanepeye doğru uzandım. Yorulmuştum. Asırlardır suda gibiydim. En son Andela teyzenin evinde ki bana özel hazırlanan yatakta dinlendiğimi hatırlıyorum. Nasıl da misafirperverdi.

Okyanusta zihnimin kurduğu simülasyon alemi bana yaşama tutunma sevinci vermişti. Artık buradaydım. Bitmişti düşlerim. İrmela , Armin ve diğerleri… Her şey için çok teşekkür ederim sizi özleyeceğim.

Kanepe cam kenarındaydı. Manzaraya bir göz atayım derken sol ayağı kırılmış bir güvercinle göz göze geldik. Yürümekte zorlanıyordu. Tam ayağa kalkmış ona yöneliyordum ki içeriye iki doktor girdi. Birisi beyin cerrahı diğeri ise anestezi uzmanıydı. Ellerinde dosya bulunan anestezi uzmanı cerraha değerlendirmesini sunuyordu. Ne garipti. Beni ne görüyor ne duyuyorlardı. Değerlendirme sonrası odadan çıktılar.

Öylece kapının ardından bakakalmıştım. Az önce ki güvercinde gitmiş; beni yalnızlığımla baş başa bırakmışlardı.

Acaba ne zamandır bedenim yatak ile bütünleşmişti. Bugünün tarihini öğrensem bile o günün tarihini –kaza yaptığım anı- anımsayamıyordum. Tekrar ayağa kalktım. Bir beş on dakika çevremde döndükten sonra tekrar camda buldum gözlerimi. Hava yavaş yavaş kararmaya başlıyordu.

Peki şimdi ne olacaktı? Acaba gözlerimi tekrar kendi bedenimde açabilecek miydim? Ya okyanusa dönersem? Okyanusu düşünmek nefes almamı zorlaştırdı bir an. Camı açmaya yeltendim fakat ne kadar zorlarsam zorlayayım ellerimi çaresizce indirmekte buldum.

Herkes gibi pencereler de bana yüzünü dönmüştü.

O anları tekrar tekrar gözümde canlandırmaya çabaladım. Çabalarken yorgun düştüm ve tekrar kanepeye oturdum. Dizlerimi bedenime doğru çektim ve tıpkı ebeveynlerinden azar işitmiş bir çocuk gibi büzüşmüş öylece geçmişi düşündüm.

Gelecekte bile yokumken geçmiş gözlerimin önünde akıp gidiyor.

Bir anı ilişti şimdi gözüme 2023 yazından;

İş yoğunluğundan artık ruhumun ağırlaştığı bir dönemdi. Kaçmaya; uzaklaşmaya çok ihtiyacım vardı ve aniden çıktığım bir turda tanıştığım o güzel ruh. …

Armin’ e her baktığımda sanki Tarık’ı görüyordum. Ona duyduğum hisler, sıcaklık aslında bir bakıma Tarık’ın sıcaklığıydı. İsmi gibi benzersiz sanırdım onu ta ki Armin’i görene dek. Ondan da yıldızlar kadar uzak ve benzersiz birisi varmış meğer. Asla onun gibisi ile tanışamam sanısına kapılırdım. Sanılar bizi hep aldatıyormuş meğer.

Aniden karar verdiğim için turun ikinci gününde otele yerleşebilmiştim. Uzun yıllar Ege’de yaşayan biri olarak Karadeniz turuna çıkmak çok heyecanlıydı. Doğu Karadeniz turunun o tertemiz havası daha yoldayken içimi sarmıştı mis gibi.

Otelinin tam önünde indim. Elimde valizim karşımda beni bekleyen ve ilk kez canlı olarak tanışacağım Tarık duruyordu. Birbirimizi ilk gördüğümüz an. Yolda giderken acaba elini sıksam mı ya da sadece merhaba demek mi doğru olur diye diye son bir saati geçirmiştim. Dün gibi değil şimdi gibi aklımda. Bavulumu eline alışı;resepsiyona doğru yönelişi, beni bir an bile insanlarla muhatap ettirmeden nazikçe odama çıkarışı şimdi gibi aklımda.

Sabah uyandığımda o kadar huzurluydum ki. Bambaşka bir bölgede bambaşka bir şehirdeydim. Üstelik kalbimi çarptıran birisi de vardı. Mutluluk üstüne mutluluk yaşıyordum. Aslında bu kadar mutluluğun çok sürmeyeceğini başlarda sezmem lazımdı ama huzur ile mutluluk o kadar birbirine geçmişti ki böylesi bir şeyin gerçek olma ihtimali bile gülünçtü. Bir rüyanın içindeydim sadece o kadar.

Tarık’a ilk kez Instagram keşfette; 06.02.2023 Hatay depreminin ardından yaşanan o yürekleri yerle bir eden günün peşi sıra rastlamıştım. Bir videosu çıkmıştı önüme. Hatay’daydı. İlk günden beri onları yalnız bırakmamış elinden gelen her şeyi ortaya koymuştu. Hatta yüreğini bile. O sıcacık kalbi herkese umut oluyordu. Özellikle de çocuklara. Ah ne çok iyiliği vardır kim bilir bizim bilemediğimiz daha nice. O videosu o kadar çok görüntülenme almış ki benim de önüme düşmüştü. İyi ki de denk gelmişim o videoya.

O dönemde her gün hüzünle ve acıyla güne başlıyorduk. Her bir haber ya acı ya bağırış ya da isyan ile doluydu. Maddi anlamda bir şeyler yapıyorduk ama onlara –ailelerini yitirmiş yetim kalmış ruhlara- kocaman manevi bir destek gerekiyordu. İşte Tarık da o manevi desteği verenlerden birisiydi.

O videoyu izler izlemez yüzümde onca zamandan sonra ilk kez bir tebessüm belirmişti. İçimi umut ve huzur kaplamıştı. Sanki hiçbir şey bitmedi; yaşam daha yeni başlıyor der gibiydi. Videoyu izler izlemez onu hemen takibe aldım. Gündemi, haberleri zaten takip ediyordum ama bizzat orada olan birinden canlı canlı yaşananlara şahit olmak bambaşka bir duyguydu.

Aradan üç ya da 4 ay sonra Tarık da beni takip etmeye başladı. Buna çok şaşırmıştım. Sıradan normal bir profil idi benimkisi. Aradan birkaç ay sonra da yine bir müşterinin evine takılacak kombinin çizimlerini düzenlemiş ve her zamanki gibi öğle molasına çıkmıştım; “ doğum günün kutlu olsun” mesajı ile heyecandan gün içinde ne yapacağımı şaşırmış elim ayağıma dolanmıştı. Hikayelerimi beğenişi ilk adımıydı tabi buna şaşırmamam gerekirdi ama yine de mesaj atmasını hiç ama hiç beklemiyordum. İkinci büyük adım bu hoş kutlama oldu. İlk konuşmamız böylelikle başlamış olmuştu… Konuşmamızın üzerinden daha iki ya da üç hafta geçmemişti ki birisi İzmir diğeri ise İstanbul’dan gelen iki yürek Artvin’ de buluşuvermiştik. Gerçekten hayatımda yaşadığım en büyüleyici anlardan birisiydi. İlk ve sondu.

Dolu dolu geçirdiğimiz bir üç gece ve dört gündü. Islanmadığımız tek bir gün ayak basmadığımız tek bir taş bırakmamıştık. Yazın ortasında üstelik Ege gibi bir yerden kalkıp Doğu Karadeniz’ e giderken şemsiye bile almayan ben hayatımda ki en güzel şemsiyeye sahip olmuştum Tarık’ın vesilesi ile. İyi ki ıslanmışız ve iyi ki o çizgili şemsiyeme sahip olmuşum güzel ruh. İyi ki…

Bir an dışarıya gözüm ilişti. Hava tamamen kararmıştı. Ayaklarım onları bükmekten kaskatı kesilmişlerdi. Kendime baktım. Hala makineye bağlı bir şekilde öylece kımıldamadan yatıyordum. Gözlerim ağırlaşmaya başlamıştı. Kafamı kanepenin minik yastığına yerleştirdikten sonra derin bir uykuya daldım.

Bölüm sonu

1 yorum