İçeriğe geç

DUBOKO

Bölüm 8 · 6 dk okuma

DUBOKO

Bölüm 8

MOBY DICK

​Etrafımda halka olmuş dört tane deniz balığıyla göz gözeydim. Ah pardon merpersondu onlar. Biri sirena diğerleri mermandı. Ama biri vardı ki diğerlerinden çok farklıydı. Daha tanıdık, daha sıcak daha samimiydi bakışları. Onlara göre daha olgun daha büyüktü. İsminin anlamını taşıyordu gerçekten. Üstünde tarif edemediğim bir olgunluk sergiliyordu. Çok özgüvenli ve cesurdu. Birbirlerine o kadar benzeseler de Armin’i içlerinden ayırt edebiliyordum.

​“Merhaba Emala.” dedi Armin halkadan ayrılarak. Size yüzünü nasıl tarif etsem bilemiyorum. Onu tanımasam okyanusta ki tüm sirenaları peşinde sürükleyecek bir çapkın merperson derdim. Laf cambazlığında üstüne yoktur tabi. Ama onun o güçlü ruhu; iyilikte ki çırpınışı; kötülüklere karşı tutumunu gördüğümdendir belki ona olan hayranlığım. Onun içinde ki güzellikler gerçekten de dışına yansımış; hayat bulmuştu.

​“Merhaba Armin.”dedim çaresizce. Çünkü ona o kadar çok sarılmak istiyordum ki. Çok şükür İrmela burada değil; içimi okumuyor. Yoksa utancımdan okyanusun dibini boylardım.

​“Seni arıyordum bir saattir. Sana yakın olan dostlarımıza haber yolladım. İçlerinden biri seni buraya getirecekti. Sahi seni kim getirdi buraya?”

​“Sorarlarsa eski bir dost dersin dedi.”

​“Ah Aldin ! Canım dostum. Demek çok uzaklaşmamışsın. Hala Kuzeydeyiz çünkü. Bir taraftan da kuzenlerimle iletişime geçtim sen yokken. Seni onlarla tanıştırayım:

​“Mirel (hayata küsmüş) , Haris (korunan) ve Salem (barış mirası).”dedi biri

sirena diğer ikisi merman olanı göstererek.

​Memnum oldum dedim. Mirel’in bakışları çok donuktu. Ellerini bağdaş yapmış; E artık bitsin de gidelim der gibi bir tavrı vardı. Ondan biraz çekinmiştim açıkçası. Sanki benim yüzümden buradaymış gibi hissettiriyordu hali. Kendimi suçladım bir an. Ama yo biz beyaz balina için buradaydık; Moby Dick (beyaz balina) ‘i bulmamız gerekiyordu.

​Haris ise çok masumdu. Küçük bir çocuğun bakışları vardı yüzünde. Beni koru diyen bakışları okyanusla bir bütündü adeta.

​Salem’in bakışları ise sinsiydi. Göz yapısı diğerlerine göre daha çekikti. Yüzgecinde ki bir sembol dikkatimi çekmişti. Daha dikkatli baktığımda ise bu bir çiçekti. 11 Yaprak ile çevrili ortasında ki yeşil gövdesiyle nasıl da muazzam bir şekilde parlıyordu. Hemen merakla sordumSalem’e doğru dönerek:

​“O yüzgecinde ki çiçek sembolü nedir? Bir anlamı olmalı?”

​“Hafıza çiçeği. Acı, umut ve masumiyeti temsil ediyor.”

​“Neden 11 tane yaprağı var ?”dedim büyük bir merakla.

​“11 Temmuz gününü asla unutmamak için.” dedi Salem gözleri dolarak.

​“O gün ne oldu ki sizi bu kadar etkileyecek?

​“Biraz okuma yazman varsa araştırır öğrenirsin.” dedi Mirel bakışlarını devirerek ve devam etti “Ah bu insanlar ne kadar çabuk unutuyorlar her şeyi.”

Armin lafa atladı hemen:

​“Tamam, çocuklar bu kadar yeter, uyarmamız gereken dostlarımız ve bulmamız gereken önemli biri var biliyorsunuz. Çok vakit kaybettik. Onları bulmamız gerek bir an önce.”

​“İrmela nerede peki? Ondan ayrılırken Sibirya yakınlarındaydık. Ah onu ne çok özledim. Canım İrmela. Nasıl da içimi ısıtıyor sana varmak duygusu… Armin ?Armin?”

​Armin çoktan uzaklaşmıştı; hızla yüzüyordu. En önde onun yüzgecinin pırıltısını görebiliyordum. Armin’e gözüm dalmıştı tam o anda Mirel beni çektiği gibi suyun içinde kaybolduk. Bir anda neye uğradığımı şaşırdım. Asık suratıyla:

“Ah ne çok soru sual soruyorsunuz siz insanlar? Seni dinleyeli neredeyse yarım saat olacaktı. Armin’in işareti ile yüzmeye başladık e seni sırtlanmak da bana düştü tabi. Hadi yetişelim şunlara.”

​“Fark ettim de okyanustakiler sorulardan pek haz etmiyorlar. O kadar konuştuğumu fark etmedim. Umarım yüzgecinde sana çok yük olmuyorumdur.”

​“Benim yaşadıklarım zaten yeterince yük bana, bir de sen yük olmaktan bahsetmezsen sevinirim Emala.”

​“Neler yaşadın? Yani özel değilse dinlemek isterim.”

​“Bunu daha sonra konuşuruz. Şimdi sıkı tutun.”

​Sanki dinlemeye zamanım olacaktı. Ölümle yaşam arasındayım ben diyemedim. Hiç kimse bana ne olduğunu umursamadan öylece yolumuza devam ettik.

Okyanusun derinliklerini karanlık bilirdim dubokodan önce. Ama burada derinlere indikçe karanlığınız aydınlanıyor adeta. Kristal deniz yıldızları, fok balıkları; narvaller parıl parıl parlayan balıklar denizanaları … Yani daha adını bilmediğim nice canlılarla dolu. Hepsi de o kadar muazzamlar ki. Deniz altında belgeseli çekilen bir çizgi filminin içindeydim sanki.

​İleriden kocaman bir balık geliyordu bize doğru. Bu bir balinaydı. Allah’ım onca videoların, resimlerin ve hikayelerinardından o devasa canlıyla burun burunaydım. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Mirel’in yüzgecine sımsıkı sarıldım. Saçları o kadar uzundu ki yüzgeciyle bütünleşmesine rağmen bazı telleri burnumu kaşındırıyordu.

​“Emala iyi misin?” dedi Mirel soğuk bakışları ile.

​“O bize doğru yaklaşan balina değil mi? Yanlış görmüyorum.”

​“Evet; ona rastladığımız çok iyi oldu. Armin’in bahsettiği kaptan gelmeden onu uyarsak iyi olur. Sanırım denize açılmış. Balinaların yönünü kuzeyden çekmemiz gerekiyor o gelmeden.”

​“Kaptan Ahap’ı duymuş muydun ?”

​“Evet, sadece hikayelerden.”

​“Demek kitaplarla aran iyi.” dedim şaşkın bir sevinçle.

​-Kaptan Larsen’ın dediği gibi: “Benim hatam kitapların kapağını açmak oldu. Bilmek öğrenmek bir lanet gibi asla peşini bırakmıyor (Deniz Kurdu 24.s).” dedi gözlerinidevirerek.

​“Seninle çok iyi anlaşacağız gibi gözüküyor.” dedim tebessümle.

​“Ah Emala! Benim tek dostum kitaplarım. Onlardan başka her şey bana yabancı. Buraya da sırf Moby Dick için geldim. Ee efsaneleri yaşatmalıyız öyle değil mi?”

​“Anladım Mirel. Okyanusta tek okuyan ben sanıyordum kendimi. E siz balıklar bizden daha zeki çıktınız bakıyorum da. Moby Dick için o kadar heyecanlıyım ki. Bu inanılmaz bir şey. Okuduğun bir karakterle burun buruna gelmek. Peki o yazılanlar doğru mu? Gerçekten bu kadar ürkütücü mü bu canlı? Bu kadar kötü olduğunu sanmıyorum. Bence insanlar çok kötü.”

​“Benim dünyam kitaplar arası. Zekam ise kişiye göre değişirir. Ben hep öğrenmek ile doluyum bu okyanusta Emala. Bak sana aklıma gelen bir cümleyi aktarayım ; “Bana balık verirsen bir günlük yiyeceğim olur. Bana balık tutmasını öğretirsen, bir ömür boyu yiyeceğim olur.” demiş birisi.

​“Etkileyici. Sade ama derin. Yok, siz gerçekten zeki varlıklarsınız. Seninle kitap muhabbeti yapacağımı hiç ummazdım.”

​“Zaten pek uzun sürmez merak etme.” dedi bakışlarını yine devirerek.

Armin çoktan balinayla temasa geçmişti. Önce ona sımsıkı sarıldı. Tıpkı benim ona sarılmaya can atmam gibi. Balina sevinç çığlıkları attı sanırım. Okyanus resmen titredi.Armin’in diğer canlılarla değişik bir bağı vardı. Onlarla gözleriyle konuşuyor, kalbiyle dans ediyordu adeta. Bu titreşim okyanusu daha da aydınlatıyordu.

​“Hadi yanlarına gidelim Emala” dedi Mirel.

​Bu şey akıl dışıydı. Gerçi şuana dek gördüğüm her şey akıl dışıydı ya.

​Bir müddet onları izledik. Armin yaklaşmakta olan para avcısı kaptandan bahsetti ona. Bu kaptanın gözü parsa hırsından ne yapacağını bilemez olmuştu. Bir canlının sırf yağından para kazanacağım diye bu kadar çile çekilir miydi? Ayları hatta yılları denizlerde geçen siz kaptanlar o koca yüreklere bu zıpkınlar vurulur mu? Sonra o yürek elbet sızlar intikamını alır çünkü okyanusla savaş olmaz!

​Oradan oraya sürüklenen balıklar gibiydim. Ölümle yaşam arasında ki o ince çizgi koskoca okyanusa dönüşüvermişti. Ardımdakiler ne yapıyordu? Annem ablamen çok kaygılananlar onlardı muhtemelen.

​Bir an tüm bunların zihnimin bir oyunu olduğunu düşündüm. Ailem beni bekliyordu. Oraya dönmeliydim. Zaten Mirel’in yanında da kendimi hiç huzurlu hissedemiyordum. Bu yalancı parlaklıktan çıkmalıydım. Sonu karanlığa da gitse evet bunu yapmalıydım. Sanki Şansı görmüşüm gibi yaparak hızla yukarıya, yüzeye doğru yöneldim. Armin o sırada balinaya odaklanmıştı. Ona fark ettirmeden hızla yukarıya yöneldim. Mirelse zaten dünden gitmeme razı gibi hiç oralı bile olmadı. Ama Şans dediğimi duyduğunu biliyorum.

​Ortalık gittikçe kararıyordu. Elimi çıkarmama çok az kalmıştı. Çevremde ki balıklar kayboluvermişti. Işıltı sönmüştü. Kafamı kaldırdığımda yine aynı zifiri karanlıkla baş başaydım. Işıkları söndürülmüş oda da tek başına kalan beş yaşında ki bir çocuk gibiydim.

​Nefesim gittikçe tükeniyordu. Son bir kez daha burnumdan nefes alacaktım ki …

​Kalbim ters dönmüş gibiydi.

Bilinçsizlik.

​

​​​​​ ***

Bölüm sonu

4 yorum