İçeriğe geç

DUBOKO

Bölüm 7 · 6 dk okuma

DUBOKO

Bölüm 7

ALDIN

“Çekilin, çekilin! Doktoru çağırın hemen!”

“Nesi var?”

“Emela Çelik. 29 Yaşında. Arabasıyla denize fırlamış. Kafasını taşa çarpış. Durumu ağır. Ama ilk müdahale çok iyi, yoksa kaybedebilirdik.”

“Ailesini aradınız mı?”

“Evet, arkadaşlar ilgileniyorlar hocam.”

“Güzel, hemen ameliyathaneyi hazırlatın.”

Bir hastane odasında boylu boyunca yatıyordum. Gözlerim kapalı ve hareketsizdim. Monitör ekranına bakakaldım bir müddet. Bana ne olmuştu böyle?

En son Mia’yı aşıya götürmek üzere yola çıktığımı şimdi şimdi anımsıyorum. Evet, şimdi daha net hatırlıyorum. Evden çıkmadan önce çok öfkeliydim. Geçmişte biriktirdiklerimdi bu öfke, biliyorum. Öfkeyle kalkan zararla oturur lafı boşuna değil. Ne diyeydi bu öfke? İçimde bulutlara saklanmış bir çocuğun hırçın öfkesi yerleşmişti. Bulutlar da canlıydı. Dünyayla beraber onlarda yer değiştiriyordu. Bir yere kadar saklanabilirdi çocuk. Elbet ağlayacaktı gökyüzü. Dökecekti içinde saklanan o çocuğu… Ve o çocuk daha fazla dayanamayıp düştü.

Monitör ekranına bakarak bunları düşünürken içeriye hemşire girdi. ”Buradayım! Beni duymuyor musun? Hey sana söylüyorum cevap versene?” dedim çaresizce çırpınarak. Beni ne gören vardı ne de duyan.

Monitör ekranında ki yeşil çizgi gittikçe gözümü alıyordu. Bir taraftan da hemşire birilerini çağırdı tüm soğukkanlılığıyla. Ekranda ki yeşil çizgi dalgaları daha da büyüyor sanki bana doğru fırlayacakmış gibi gözümü alıyordu.

Gözüm kararmaya kalbimse yavaş yavaş temposunu yitirmeye başlamıştı. Ne görüyor ne de duyuyordum. Sanki derin yeşil çizgi beni içine hapsetmişti…

***

Gözümü açtığımda denizin üstünde boylu boyunca yatıyordum. Yoksa öldüm mü diye geçirdim içimden. Sesli söylesem sanki kime duyuracaktım ki zihnimdekileri? Burası neresiydi böyle, kendimi o kadar hafif hissediyordum ki sanki üstümde ki beden değil de incecik bir tüldü.

Suyun üstünde ki ayaklarımı yavaşça denizin içine saldım. Denizi şimdi daha rahat görebiliyordum. Çevrem de hiçbir canlı yoktu. Garip olansa parça parça olmuş buz kütlelerinin etrafındaydım ve hiç üşümüyordum. Evet, şimdi hatırlamaya başlamıştım. En son okyanusun içinden yukarıya doğru yüzerek kendimi dışarı atmıştım. O an nefesim kesilmiş gözüm kararmıştı. Sonrasında ise gözümü hastane odasında kendi bedenimi izleyerek açtım.Her şey ne kadar da gerçekçi ve netti. Şuan burada çığlık atmam gerekiyor ama o hissi -gereksizce kaygılanan ve korkularla ruhumu esir alan his- hiç mi hiç hissedemiyorum. Kaygılarım, korkularım hepsi birden sıfırlanmış.

Allahım neler oluyordu? Ölüm ile yaşam arasında ki o kısacık çizgide miyim? İrmela! Armin! Sizi çok özledim. Gözyaşlarım yüzümü sararken buz kütlelerinin yanından boynuzlu bir balık beliriverdi. Bu denizgergedanıydı! Aslında bu boynuz, bir diştir ve içi sinir hücreleriyle doludur. Bu boynuza benzeyen dişler genellikle erkeklerde bulunuyordu. Ve bu diş sayesinde erkekler dişileri veya avlarını tespit edebiliyordu. Canım babam ne çok konuşurduk seninle balina çeşitleri hakkında. Bu muazzam canlıyı nasıl unutabilirim ki?

Ben her zaman yanındayım. Ölüm bizi bulsa bile ruhum hep seninle olacak.

Sözlerin hala kulağımda çınlıyor. Az kaldı değil mi baba? Kavuşmamıza çok az kaldı?

Ah olamaz bu tarafa doğru geliyor. Allah’ım ne olur yardım et! Ne yapacağım? Acaba suyun içine mi dalsam yok yok nefes alamamaktansa şu buz kütlesinin üstünde kalmaya razıyım dedim. Hızla yüzmeye başladım tam buza dokunacakken bir ses:

“ Merhaba Emela. Kuzey Buz Denizi’ne hoş geldin.” dedi dişini yukarıya kaldırarak.

“Merhaba. Hoş buldum. Şey isminiz neydi?” dedim –öylesine alışmışım ki balıklarla tanışıklılığa-

“Adım Aldin. Sorarlarsa eski bir dost dersin.” dedi uzun dişini yukarıya kaldırarak.

“Memnun oldum Aldin. Bir an beni yiyeceğini düşünmüştüm.”

“İnsanlar insanlar insanlar… Ne çok şey düşünüyorsunuz siz insanlar. Bize çok kötülük yapıyorsunuz elbet ama buna nazaran her önüme gelen insanı yeme gibi bir lüksümüz yok. Fakat sen farklısın Emela. Sen şuan bir ruhsun. Hem de ince bir ruha sahipsin. Sen bize zarar vermeyi düşünemezsin. Sen bizi korursun üstelik. İyi ki geldin. Seni bekliyorduk Emela.”

Bu bir rüya olmalıydı ya da ben kesin ölmüştüm artık. Tabi tabi benim fişimi kesin çektiler. Bu sefer son sanırım. Beni nasıl bir sınav bekliyordu acaba. Sorgu sırası gelecekti eminim. Allah’ım ne olur affet beni. Beni, öfkemi, sabırsızlığımı affet ne olur. Daha çok kedi köpek doyurabilirdim. Kuşlara ise daha çok ekmek kırıntısı… Ormanda ki nice canlar ah! Okyanusun dibinden o devasa çöpleri ardımda bırakıp da nasıl geldim. Affet bizi okyanus affet. Senin mideni olur olmaz şeylerle çer çöp ettik affet! Daha nice canlıya zarar vermeye devam ediyoruz. Artık buna bir dur demeliyiz! Umarım geri dönme şansım olur umarım…

“Hazır mısın? Gitme vakti.”

“Nereye gidiyoruz? En son Mia’yı arıyordum. Hatta Armin’i de kaybetmiştim. Kim bilir neredeler? Beni onlara mı götürüyorsun Aldin? Ah iyi ki geldin nasıl huzur doldu içim sana anlatamam!” dedim gözlerim parlayarak.

“Ah siz insan ırkı! Ne sabırsızsınız.”

“Tamam, tamam sustum söz. Haydi, gidelim hazırım.”

“Peki, atla bakalım Emela.”

Buz kütlesinden elimi çekerek kendimi Aldin’in koca vücuduna attım. Bu buz gibi ortamda onun cildi o kadar sıcaktı ki. Ona kocaman sarıldım. Bir anda hızlandı ve yukarıya bir sıçrayış yaptı. O anda nefesim kesildi. Sanki yer yerinden oynadı. Kuzey Buz Denizi’nin o muhteşem parıltısının en ufkundaydım. Bu inanılmazdı. Masalın içinde gibiydim. Burası bir karlar ülkesi ve ben boynuzlu bir atın sahibiydim sanki. Alabildiğine uzanan uçsuz bucaksız bir yol. Bu yol beni sürüklüyordu sonu meçhule. Bu son elbet muhteşem olacaktı, tıpkı masallarda ki gibi. Belki de beyaz atlı bir prens karşılardı bu yolun sonunda beni. Hayır, ben Miamı istiyordum. Sarı yumağımı, çimen gözlümü… Sen ol yeterli lütfen bu yolun sonunda sen ol kızım…

Mia neredeydi? Hastanede onu görememiştim. Allah’ım ne olur kurtulmuş olsun ne olur. Yutkundum. Hiçbir yere ait olamamak hissiyle burun burunaydım. Ne Mia vardı yanımda ne de ailemden geriye kalan annem, ablam ve yeğenlerim. Onlar beni o halde görünce kim bilir ne yapmışlardı. Ah canlarım sizi de çok özledim. Elimden ne gelirse yapacağım geri dönebilmek için söz. Babamın ardından bir yürek sancısı daha bırakamazdım geriye. Savaşmak ve direnmek zorundaydım.

Suyun içine girdiğimiz anda yine daha önce olan o hortum gibi bir şey bizi kapladı. O kadar hızlıydı ki. Bu Armin’in işi olmalı dedim. Aldin’i o göndermişti beni bulması için. Onları çok özlemiştim. Çok garip bir şekilde alışmıştım onlara. Bir an da ailem oluvermişlerdi. İrmela’nın sonsuz anlayışı ve inceliği. Armin’in cesareti ve sağduyusu. Tıpkı bir anne ve baba gibiydiler. Baba.

Baba…

Babamı kaybedeli henüz 3 ay olmuştu. Bu acıya alışma sürecine alışamamışken ailemin geride kalanlarının benim acımla yüzleşmeleri çok ağır olacaktı. Sular yüzüme çarparken zihnim dalgalanıyordu dalgalar misali; sert ve keskin…Şimdi sadece Mia’yı düşünmüyordu yüreğim geride kalanları da dert eden susmak bilmeyen bir şekilde düşünen yüreğe dönüşüvermişti. Nasıl susturacaktım nasıl? Bu yürek sancısı ağır geliyordu.

Kafamı Aldin’in gövdesine yerleştirdim. Sadece dinlenmeye ihtiyacım vardı. Okyanusu izledim. Her bir zerresine son kez bakıyormuşum gibi gözlerimi hiç ayırmadan baktım durdum.Bu belki de okyanusta ki son yolculuğum olacaktı. Gözlerimi bir anda o hastane odasında açacak ve ailemle yeniden bir araya geliverecektim kim bilir. Mia…

Onu en son arabada yan koltuğumda anımsıyorum şimdi. Şimdi her şey yerli yerine oturuyordu işte. Denize düşmeden önce…

İşte stresli bir gündü. Eve geldiğimdeyse Mia’nın aşısını 3 ay ihmal ettiğimi fark ettim. Üç yıl gibi geçen bir üç ay… Veteriner kapanmasın diye koşturarak evden çıkıyordum ki annemle tartıştık. Neden tartışmıştık bilmiyorum. Belki de benim yüzündendi. Tüm stres ve sinirimi annemde de çıkarmış olabilirim. Hızla kapıyı çektim ve gittim.

Mia her şeyden bir haber büyümüş göz bebekleri ile kedi çantasının içinden etrafı seyrediyordu. Arabaya atladım ve vakit kaybetmeden sarı yumağımı kontrole götürmeye doğru yola koyuldum. Arabayı kullanırken bir yandan da öfkeme yenik düştüğüm için kendime kızıyor ve ağlıyordum.

Annem bunu hak edecek ne yapmıştı ki?

Her zaman kullandığım yolu değil de patika yolu tercih etmiştim. Belki biraz deniz yüzü görmek iyi gelir diye düşünmüştüm. Şarkının sesini sonuna kadar açmış, hız sınırımı ise çoktan aşmıştım.

Babamı düşünüyordum öte yandan –aklımdan bir an dahi çıkmadan-. Onun vuruluşunu hazmedemiyordum. Dava sürüyor olmasına karşın öylece hayata devam etmek bir hiçti. Hiçliğin içinde yüzerken karşımdan gelen aracı gözümden kaçırmıştım. Ve gerisini hatırlamıyorum.

Canım Mia… Neredesin be kızım? Seni çok özledim. Lütfen ölmemiş ol.

Okyanusun içinde ki uzun tünel yolcuğumuz sona ermişti. Aldin’e son kez sımsıkı sarıldım ve vedalaştım..

***

Bölüm sonu

7 yorum