İçeriğe geç

DUBOKO

Bölüm 36 · 7 dk okuma

DUBOKO

Bölüm 36

KARAR

"Yeni güne uyanan dünya; biraz önce selden kurtulmuş, saçlarından sular damlayan bir insana benziyordu tıpkı." Mecburiyet/2.s

Bu hayatta kalbime inanan tek bir kişi vardı o da annem. Yapabileceğime inanıyordu, sadece yapabileceklerime değil üstelik hayallerimi elimle avuçladığımı görebiliyordu ve bu beni ilerlemem için ayakta tutan en büyük güçtü adeta.

Beni mantığımdan ters düz edip kalbimle yüz göz etmişti. Yirmi beş yaşına kadar babasının sözünden çıkmayan mantık dehası ben o yirmi beşinci yaş günümde ruhumda ve kalbimde aynı anda var olan o tılsımı hissetmiştim ilk kez. İlk kez içimde benden başka konuşan bir şeyin varlığına kapılmıştım. İşte o varlık hayatımın en büyük dönüm noktasıydı.

Babamla çok iyi anlaşırdık; birlikte belgesel izler, birlikte oturur denizaltı dünyası hakkında saatlerce konuşur dururduk ama sadece bilimsel olarak. Babam da bana inanırdı elbet fakat her inanışının ardından söze şöyle başlayıverirdi; “Sana sonsuz kez inanıyorum Emala ama bu hayatta herkesin belirli bir kapasitesi vardır; kimisi doktorluk kimisi öğretmenlik kimisi ise yüksek zekası ve meraklı iç güdüsüyle müfettişlik mesleği ile donatılmıştır. Örneğin doktorluk, meraka yer bırakmaz ama onun yerine bolca ezber ve pratiklik ister. Sen peki? Bu yaşına kadar kitapların içinde büyütülmüş, diksiyonu fazlasıyla iyi –sana aldırdığımız şan derslerini unutma- ve en önemlisi de hakkını savunabilen birisi olarak Hukuk Fakültesi’nden mezun olman su götürmez bir gerçek değil de nedir?” Diye sormuştu. O an anlamıştım benim mesleğim sadece onun hayallerinin birer parçasıydı. Doğduğum andan itibaren beni avukat yapabilmek için çırpınıp duruyordu o nereye konacağını bilen mantık kanatları. Fakat içimdeki var olma sancısı çoktan benden önce bu dünyaya gözlerini açmıştı; MühendisEmela.

“Geri dönüyoruz İrmela!” bir an için geçmişe gitmek alacağım kararların üzerinde ne kadar da güzel oynuyordu. “Gidip diğerlerini buluyoruz ve daha fazla canlıyı kaybetmeden bu savaşa bir son veriyoruz tamam mı?” gözlerim bu kez ağlamak için değil de sevinç içinde savaşmak için dolmuşlardı. “ Ve sonuna kadar sizinleyim.”

“Allah’ım! Anılar nelere kadir öyle. Bunu yapacağını biliyordum be kızım, işte bu!”

“Annemin de dediği gibi “Kalbinin izinden git.” ve bizde bu izleri takip etmeye devam edeceğiz, babama verdiğim sözleri tutamadım- onun istediği başarılı bir avukat olamadım- ama anneme henüz vermediğim o sözleri tutmaya hazırım İrmela.”

***

“Türk Kahvesi, hem de bol köpüklü… Andela teyzeye gitmemize az kaldı değil mi İrmela. Onu da özledim tabi ki ama o enfes kahvesinin tadı hala damağımda, unutamıyorum…”

“Biraz daha sabret çok az kaldı. Bu arada Arminlere çok yaklaştık, sanırım evimize dönmenin vakti geldi.”

“Senin sırtındayken zaman akıp gidiyor. Okyanusun içinde kuş misali süzüldük söylesene neredeyiz denizkızı?”

“Hint Okyanusunun tam olarak güney sularındayız.”

“Kızıldeniz’den bu yana ha! Sanki bir dakika gibiydi. Aman Allah’ım!”

Dünyadayken babamın katillerini bulmak için deli olurken şimdiyse okyanusun hiç kulaç açılmamış yerlerinde balıklar için çırpınıyordum. Ne yüzeye çıkabildiğime ne de evime dönemediğime göre ruhum bedenimden kesinlikle ayrılmış olmalıydı. Bu sefer kesinlikle ölmüştüm bundan emindim. Burası da benim henüz doğmamış cennetimdi.

Bu sular ilk seferinden daha da ılıktılar; ne yöne gideceğimi söyleyen bir ışığım, sorgusuz sualsiz beni aralarına katan, beni ben olduğum için sahiplenen ve içimden ne geçirirsem geçireyim duyan ama yargılamayıp en tatlı anlarımda yüzümü güldüren İrmelam vardı. Ben okyanusun incisine çoktan sahip olmuştum. Bu inci öylesine değerliydi ki bana geçmişimi unutturmayıp daima ilerlememi ve aynı zamanda da anda kalmamı sağlayan bir yürek oldu yüreğime eş.

Işık gibi görünür ama karanlığı herkesten iyi tanırdı… Seni kelimelere sığdırmak çok güç İrmelam. Kaybolduğum o kargaşada sen benim aydınlığım oldun. Seni hiç terk etmeyeceğim denizkızım.

“Fazla derinlere dalma derler bizim oralarda ama burada sanırım sınır yok değil mi İrmela?”

…

“İrmela?”

“Ah canım pardon.” Sırt sırta vermiştik ve aniden suyun içinden hızla süzülerek karşıma geldi.

“Ne zamandır buradayız?”

“Bir beş on dakikadır dinleniyorduk, iyi misin?”

“İyiyim iyi insan kız, yüzmeye devam etmeliyiz, haydi atla bakalım.”

Onun sırtındayken üzerimdeki tonlarca yükü bir sandala doldurmuşlar ve ateşe verip kül etmişler gibi hissediyordum. Tarifsiz bir hafiflik hissiydi.

“Seni çok seviyorum İrmelam.”

“Ben de seni Emelam.”

“Sen olmasan çoktan yüzeyi boylamıştım biliyorsun değil mi?”

“Ben olayım ya da olmayayım sen istemediğin müddetçe o yüzeye çıkmana kimsenin gücü yetmez, yetemez.”

“Şimdi o lanet zıpkını ve sizinkileri bulup hızla dönüyoruz evinize.”

“Evimize diyecektin sanırım.”

“Doğru evimize, sonsuza kadar sizinle olduğuma göre…”

Hızımız giderek artıyordu ve ileride kocaman, beyaz bir balina onun hemen çevresini kuşatmış canlılar bulanık bir şekilde gözüme çarpıyordu. Tek net seçebildiğim balinaydı.

“İrmela görüyor musun oradalar.”

“Görüyorum insan kız.”

“Çok yaklaştık yan yana yüzmek ister misin?”

“Ama çok bulanıklar. O kadar çabuk yüzebileceğimi sanmıyorum. Böyle kalsam daha iyi sanırım.”

“Yeterince iyi yüzebiliyorsun, benim hızıma bile yetiştin sayılır deneyelim istersen?”

“Deneyelim bakalım ışıltım.”

O kadar sevinçliydim ki sonunda onları bulmuş ve kötülüğün sonunu getirmemize ise az kalmıştı. Canlıları kurtaracak ve dubokoya –evimize- geri dönecektik hep birlikte. Dünyadayken yapamadığımı şimdi gerçekleştirebilecektim.

“Armin!”

“Aa Emela?”

“Selam çocuklar!”

Armin hızlı bir reveransla beni kendinden uzaklaştırdı ve “Buraya nasıl gelebildin? Seni uzun zamandır düşünüyorum ama hiçbir iletişim kuramıyordum. Öldüğünü düşündük.”

“İrmelayla tabi ki.”

“İrmela mı? Emela onu kaybedeli çok oldu… Hatta sende yanındaydın bana senin onun yanında olduğunu söylemişti ve onu –seni- korumamız için son nefesinde söz bile aldırttı bize.”

O anda yüzeye fırlayıp hiç düşünmeden makinanın –hala bir makinaya bağlıysam tabi- fişini çekip atmayı istedim. Beynimden aşağıya kazanlarca kaynar sular süzülüp giderken yanağımda ki damlaları silen ise bir başka yüzgeçti, –o yüzgecin İrmela olmasını diledim- arkamı hızla döndüğümdeyse Mirel ile sımsıkı sarılırken buldum kendimi. Üzgündü ama ağlamıyordu.

Sağıma soluma ileriye ve geriye defalarca baktım. “Buradaydı! Buraya birlikte geldik. Tüm yolları, tüm suları onunla birlikte aştık sen ne diyorsun?” Yutkundum. Diz çöküp oturacak bir yer dahi arayamaz olmuştum bu su topluluğunda. Acım, iliklerime kadar işlerken dimdik ayaktaydım. Mirel yüzgeçleriyle sırtımı sıvazlamaya devam etmese kendime ne zaman gelirdim bilmiyorum. Gözlerimi tekrar tekrar açıp kapadıktan sonra sağımdaki vatoz topluluklarıyla göz göze geldiğimizi fark etmem uzun sürmedi.

“Emela, iyi misin?”

“Salemmm…”

Gözyaşlarım birazda Salem’in omuzlarından aşağıya süzülmeyi seçmişti. Yaşadığım tramvayı az çok atlattıktan sonra hemen solumdaki devasa balinaya süzmeye başladım. Armin onun yanındaydı. Yüzgeciyle beyaz balinayı seviyordu. Yanına nasıl gideceğimi bilmiyordum. Kız kardeşi benim yüzümden ölmüştü ve kesinlikle bana öfkeli olmalıydı ama bunu gizlemekte çok başarılıydı tıpkı bir oyuncu gibi rolünü iyi oynuyordu.

Yavaşça süzülerek yanına doğru gittim. Kelimeleri kafamda toparlamaya çalışırken ağzımdan çıkacak olan ilk kelimeyi de merakla bekliyordum. İlk konuşan o olmuştu.

“Emela, sizi bulmamıza çok az kalmıştı… Siz Nil’e yaklaşmadan dakikalar öncesinde İrmelayla son temasımı kurmuştum. Bana sadece seni bulmamı ve korumamı tembihledi. O anda bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım. Son ışığını ve enerjisini o anda kullanmış olacak ki başka da bir ses gelmedi kulağıma o saatten sonra…”

Ellerimle o güçlü ve güzel kalbine bastırdım. Konuşmak nafileydi… Ne desem boşunaydı sanki. Susmam gerektiğini düşünerek kafamda toparlamaya çalıştığım o kelimeleri bir tarafa ittim ve ona sımsıkı sarıldım; İrmelamın diğer yarısına… Sanki o hiç gitmemiş gibi

“ O bizden çok farklıydı Emela. Dosdoğruydu, şakadan dahi olsa hiçbir zaman yalan konuşmaz, bizi güldüreceği zamanda ise keskin zekasıyla bizi şaşırtmayı bilirdi. Bizi bizden iyi tanırdı; ne zaman ne yapacağımızı önceden kestirir adeta içimizi okurdu. Her şeyden önce o benim kardeşimdi Emala… Sen hiç ailenden birini yitirmiş miydin? Ailenin en son ve değerli parçasını… O benim ailemden de öteydi… ne garip şimdi yokluğunu kabullenmek ne garip…

“Ona ne oldu Armin? Gözlerimi Nil’de açtığımda suyun yüzeyinde boylu boyunca yatıyordu. Önce öldüğünü düşündüm, saatlerce belki de günlerce kendime gelemedim. Elimden gelen her şeyi yapmaya çalışmıştım… Hatta bir ara alınlığını takmaya çalıştığım anda senin sesini duydum, bizi arıyordun. Çok çok garipti, her şeyin sesini duyuyordum Armin; su, hava, toprak hatta gökyüzü bile konuşuyordu… Sonra İrmela’nın yanına gittik kelebeklerle uyanmıştı o uyanmıştı Armin!”

“Onlar gerçek değildi Emela. Seni ararken kendini kaybetti…” Armin beni elimden tutup kayaların olduğu tarafa çekti. “Okyanustayken bir ışık patlaması oldu ve suyun içine yüzeyden binlerce ölü mavi kelebekler saçıldı…” Konuşmakta zorlanıyordu “Şş tamamm anlatmak zorunda değilsin.” Beni dinlemeden konuşmasına devam etti. “Onun yüzeye çıktığında kullanacağı son bir hakkı vardı İrmela –son yaşam hakkı- ve onu senden yana kullandı.”

“Sen ne diyorsun? Bu çok büyük bir şey hayır! Aman Allah’m! Bunu yapamaz hayır!” Gözyaşlarım, Armin’in gövdesinde bulanık bir nehir oluştururken hıçkırıklarıma hakim olamıyordum.

“Çocuklar bölmek istemem ama canavar her an hareket edebilir, bir plan yapmalıyız.”

“Sen hiç ölenlerin ardından yas tutmaz mısın?” aniden yükselivermiştim. İrmela’yı tamamen kaybetmenin acısını atlatamıyordum hem de bu kaybedişin benim yaşamam uğruna oluşunu bile bile… Yüzeydeki köpükler birlik olmuş ve adeta üzerime nüfus etmişlerdi.

“Çok kez hem de. Hatta hatırlatayım Haris’i yitirdiğimizi az önce öğrendim desem. Şimdi ağlamanın sırası değil!”

İkimizde susmuştuk o an da. Ne benim ne de Mirel’in ağzından tek kelime çıkmamıştı. Haklıydı, tek acısı olan ben değildim; şimdi şuanda yas tutmam bencillik olurdu.

“Planın nedir?” Sessizliği bozmanın vakti geldiğinde, daha önce hiç dışa vurulmamış adeta içimde bir yerlerde yüzeye çıkmayı dört gözle bekleyen dalgalar misali sözcükler bir anda taşıvermişlerdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.