İçeriğe geç

DUBOKO

Bölüm 35 · 8 dk okuma

DUBOKO

Bölüm 35

MİNİK RAZA

“Rahat ol sevgili ruh! Bulutların ardında daima ışık vardır.” Küçük Kadınlar/ 223.s

“Ama yine de onlara bir teşekkür etmeliydim.”

“Ben senin yerine ettim dedim ya kuzen.. Kaç defa daha söyleyeceğim sana .”

“Ama yine de onlara bir teşekkür etmeliydim.”

“Sale!”

“Ama yinede onl…” cümlesini bitiremeden Armin tüm gücüyle Salem’in kuyruğunu tutup savurmaya başladığında iki deniz oğlanı devasa bir rüzgar gülü gibi okyanusun içinde süzülüveriyorlardı.

“Armin yeterrrr!”

“Bu az bile sana.” Yanlarından geçen devasa balina olmasa bu çatışma saatler süreceğe benziyordu.

“Hey, Armin baksana.” Salem’in tek göz işareti ile hemen başını çeviriverdiğinde Armin, uzun zamandır görmediği dostu Moby’i sıcak bakışlarıyla selamlayıvermişti.

“Dostum, burada ne arıyorsun?”

“Siz neyi arıyorsanız işte onu.” Dedi beyaz balina.

“Duymuş olmalısın.” Dedi Armin biraz daha dostuna yaklaşarak.

“Kötü haber tez işitilir, bilirsin.”

“Seni iyi gördüğüme çok sevindim Moby.” Armin balinayı kucaklayarak hasret giderirken Salem de bir taraftan etrafı izliyordu. Planktonların yaydığı ışıklar yüzeye doğru süzülürken, kırmızı alglerin etrafından hızla kaçışan minik balıklarsa etraftaki kötülüğün kokusunu almış gibi bu bölgeyi terk etmekle meşgullerdi.

“Şu taraftan.”

“Aa tanıştırayım bu Salem, son yön bükücü.”

“Memnum oldum deniz oğlan, uzaklardan gelen siz olmalısınız.”

“Ben de memnum oldum sevgili Moby Dick. Namınızı çok duymuştum fakat şimdi acele etmezsek büyük bir nam salacağımız kesin.”

İki merman ve beyaz balina Hint sularında kaçışan balıkların tersi yöne doğru yüzmeye başladıklarında kötülük çoktan boy göstermeye başlamıştı.

“Sen burada olduklarını nereden biliyordun Moby?”

“Bilmiyordum sadece sesi takip ettim Armin. Bir geminin üstelik sualtının içimize kadar girdiğini duyduğumda tüm benliğimle onlara odaklandım. Yolda annesini kaybedenlerden tut henüz annesini görememiş minik balıklar o canilerin içindeler şimdi. Kim bilir ne tür bir deney için kullanılıyoruz ya da katlediliyoruz okyanus bilir.”

“Kız kardeşim… Mirel! Armin yaşıyordur değil mi?”

“O güçlü bir denizkızı Salem! Onlara yem olmayacak kadar da zeki üstelik.”

“Nerede kim bilir.” Suya bir yumru atıp “Haber yollayabileceğimiz hiç mi canlı yok şu sularda Armin, duboka aşkına?”

“Maalesef kuzen maalesef… Biliyorsun ki İrmela’dan sonra tüm irtibatım bir mum gibi sönmeye başladı.”

“Tamam, tamam hatırlatmadım say, sakin olalım ve yola devam edelim değil mi Moby? Ne kadar kaldı?”

“Yaklaşık yarım saat sonra onlara ulaşıyoruz; ses olduğu yerde sabit duruyor, bir gariplik var ama anlayamadım, hareket halinde değiller.”

“İşte bu iyi haber haydi hızlanalım!”

***

“Neler oluyor efendim? Hala neyi bekliyoruz?”

“Ne? Saren amca noluyor!” vatozlar hep bir ağızdan bağırmıştı.

“Onun bedeninden kanlar damlıyordu, çok kan kaybetmiş olmalı. Onu bir çırpıda hiç düşünmeden kesti ve ayırdı o sarmaldan evlatlarım, buna daha fazla yürek dayanmaz.”

“İleri hücummm!” diye tam atılıyorlardı ki Mirel uzun kuyruğuyla onların önüne siper alıp “Durun! Siz canınıza mı susadınız? Amcanız sakin düşünemiyor bir plan yapmalıyız ani hareketler zarar getirebilir. Üzgün olduğunuzu biliyorum ama biraz sabır ve plan anlaşıldı mı?” Mirel temkinliydi, ani bir hareketle bu savaşı kaybetmeye hiç mi hiç niyeti yoktu.

“O yaşıyordur değil mi?” diyen minik vatozlardan biriydi. Sesi öylesine kırılgan ve hassas çıkmıştı ki sırf onun sesi uğruna Mirel az kalsın öne atılıp Epstein manyağının peşinden gidecekti.

“Rabar yok amca! Rabar yok.”

“Tamam, bu çok fazla olmaya başladı. Dinleyin beni! Sizler burada usluca duruyorsunuz ve ben gidip Rabar’ı arıyorum.”

“Ben de arkanızdan sizi gözleyeceğim efendim.”

“Tamamdır, diğerleri sakın yerinizden kıpırdamayın anlaşıldı mı?”

Hep bir ağızdan yürekleri titrerken kelimeleri dillerine dolanmış bir şekilde ‘anlaşıldı’ diye cevap veriverdiler.

Bu grubun en miniğini –minik Raza’yı- kaybetmişlerdi elleri kolları bağlı; bir grup caninin hedefinde kanlar içinde. Bu çok ağırdı, bu ağırlığı atmaları için bir şeyler yapmaları şarttı, üstelik Saren amcalarını da kaybetmek üzerelerdi daha fazla bu ağırlığın altında ezilemezlerdi.

Sarel’in minik yavruyu cansız da olsa onların eline bırakmaya hiç niyeti yoktu. “Kaybedecek neyim kaldı ki? O daha minicikti, daha yaşayacağı koca okyanus dolu yılları olacaktı… Onun heyecanını, sevincini, umutlarını elinden aldılar… Daha fazla can yakamayacaksınız iblisler!” diyerek tüm keskin enerjisini tam canavara girmek üzere olan Epstein’in üzerine salarak bir çırpıda hemen leğen yüzgeçlerinin arkasında bulunan zehirli iğnelerini onun bedenine saplayıverdi. Epstein yoğun bir acının üzerine derinlerde onu kimsenin duyamayacağı bir çığlık patlattı. Bakteriyel enfeksiyon tüm hücrelerine işlerken yavru vatozun olduğu kutu ise elinden kayıverdi. Kutu bir tarafa cansız bedeni ise diğer bir tarafa doğru süzülürken Mirel yakınlarda onları izliyordu. Hızla kutuyu kaptığı gibi Saren’in yanına gitti ve “Onu yakaladım, iyi misiniz?” Saren’den kesik kesik sesler geliyordu.

“Efendim buradan hemen ayrılmalıyız, bizi görebilirler.”

“Git çocuğum! Buradan hemen gidin. Benn.. Bennn.” Gözleri usulca kapanırken Mirel onu yüzgecinden sımsıkı tutup aşağıya diğerlerinin yanına doğru çekmeye başladı. Simsiyah bedenin üzerinde beyaz benekler… sivri kuyruk ile Sarel, tıpkı bir ölü kartal gibi suyun içinde süzülüyordu.

Mirel tüm kuvvetini bir sağ bir sol yüzgeçlerine vermişti. Bir tarafta yetişkin bir tarafta ise yavru bir vatozu taşıyordu bedeni tüm gayretiyle. Hafiften başını geriye çevirip baktığında denizaltı öylece en son bıraktığı yerde duruyordu sanki önüne bir duvar örülmüş gibi kıpırdamadan duruyordu.

“Ah Mirel onlar iyi mi? Denizaltı nerede? Sen nasıl dönebildin?” gibi birçok sorular Mirel’in beynini didik didik ediyordu. Sarel amcanız öldü diyemezdi, tüm duygusallıktan uzak buz gibi soğukkanlılığı ile onu yanlarına getirmiş son kez ona veda etmelerini istemişti.

“Onlara veda edebilin diye getirdim, Sarel amcanız kendini feda edip dalgıcı öldürdü. Bu büyük bir onur, ruhu tüm okyanusu kuşatsın, onu unutmayacağım.”

Gençlerden birisi atıldı “Bu nasıl olur hiçbir yerinde yara izi yok. Kalbine bakın hemen!”

“Kalbi durmuş.”

“Onu nasıl öldürdü peki?”

“Kuyruğunu ona geçirdiği an yavaşça aşağıya doğru süzülüverdi.”

“Bakteriyel enfeksiyon… dalgıçtan ona geri isabet etmiş olmalı. Tamam, işte şimdi çocuklar ona şok etkisi yapacağız, daha önce aramızda bunu deneyenler bir adım öne çıksın.”

Dört kişi olmuşlardı.

“Bir kişi daha lazım sayımız çifte vuruyor.”

“Beni de alın!”

“Hayır, sen daha reşit bile değilsin.”

“Beni alın o halde”

“Sizi riske atamam Bayan Raza.” Bayan Raza yüzgecini karnına doğru götürdüğünde henüz doğmamış bebeğini düşündü ve geri yüzdü.

“Çocuklar! Bir vatoz olmayabilirim ama bir kuyruğa sahibim unuttunuz mu? Hadi başlayalım artık.”

“Tamam, yapacak bir şeyimiz yok. Sayımız ne kadar çok olursa Bay Raza’yı uyandırmamız o kadar hızlı olur.”

Dört benekli kartal vatozu ve bir denizkızı yaşlı Sarel’in etrafında el ele vermiş ve gözlerini kapamıştı. Şans onlardan yanaydı ki o sırada denizaltı bir adım dahi atamıyordu. Önüme çıkıp beni timsahtan koruyan devasa kelebek şimdi de boy göstermişti. Onu tekrar görmek içimi kıpır kıpır ettirmişti.

“Şimdi yaklaşıyoruz, yüzgeçlerinizi onun üzerine doğru getirmenizi ve içinizden mutlu bir anınızı geçirmenizi istiyorum, gözlerimiz hala kapalı unutmayın.”

Mirel, o anda kendini ikiz kardeşleri ile beraber buldu. Haris ve Salem “Haydi kitap okuyalım soğuk göl!” diye iki ağız birden ona seslendiklerinde hem sinirlenir hem de neşelenirdi. Kardeşleri onun kadar okumazdı ve bu sayılı anlardan biriydi, bu anlar onun için hayatının en mutlu anlarından biri olurdu.

Gözlerini yummuş o ana odaklanmışken tebessüm ediyordu Mirel on km öteden gelen ikizi Salem’den bir haber.

“Kendine geliyor! Kendine geliyor!” Çemberin dışındaki vatozlar hep bir ağızdan bağırken diğerleri de gözlerini açmaya başlamıştı.

“Ah çocuklar ben neredeyim? Bu denizkızı yanımızda olduğuna göre kötülüğün içinden çıkamamışız demektir.”

“Bay Sarel, lütfen kendinizi yormayın, şimdi dinlenmemiz gerekiyor.”

Saren Orao Raza, kayaların arasında birbirine geçmiş kırmızı algler ve bir sağa bir sola kaçışan balıkların çevresinde tekrar tekrar gözlerini kapayıp açmaya devam ederken diğerleri ise yavru vatozun katliamını üzerlerinden atmaya çalışıyorlardı.

“Bunu nasıl yapabilirler!”

“O kancayı çekerken bu hale gelmiş olmalı.” dedi üzgün bir sesle Mirel.

“O ölürken sen hangi cehennemdeydin!”

“Onun can çekiştiğini bilsem bir salise bile düşünmez o dalgıca kuyruğumu geçiriverirdim inanın.” Keskin siyah saçlarını geriye savurdu ve “ Bay Sarel’i pür dikkat izliyordum onun yanına yaklaştığında çoktan yavruyu kutuya hapsetmişti.”

“Haklısın, kusura bakma tüm bunlar biraz ağır gelmeye başladı. O daha minicikti, bunu ona nasıl yapabilirler yüzgecim almıyor, o aracı kül etmek istiyorum!”

“Evet, işte kül etmek! Bakın çocuklar sizin zehirli iğneleriniz sayesinde bunu başarabiliriz.”

“Sayımız çok az.” Ses henüz reşit olmayan vatozdan çıkmıştı.

“Haklı.” Dedi gebe vatoz.

“Daha büyük toplu bir güce ihtiyacımız var.” Dedi genç vatoz.

“İşte şimdi sana çok ihtiyacım var Armin…” Çaresizce çıkan kelimeleri suda dalga dalga yayılarak sanki Armin’i bulmak için hızla onunla temas kurmuştu adeta.

***

“Armin? İyi misin?”

“Birisi beni çağırıyor,”

“Kim?”

“Bilmiyorum ama balık olmadığından eminim.”

“İrmela olabilir mi kardeşim?”

“Mümkün değil Salem, ah bu maalesef mümkün değil…”

“Belki Mireldir ha? Ah soğuk gölüm! Ona nasıl hasretim bir bilsen. Diğer yarımın diğer yarısı, geriye kalan parçam, ailem lütfen o Mirel olsun Armin lütfen.”

“Hızlanmanız gerek çocuklar, orada işte bakın tam solumuzda denizaltı denen yaratık!”

“O olduğundan emin misin?”

“Beyaz balina Moby mi sorguluyorsun sen?” Armin başı eğik çatık kaşıyla Salem’e bakış atıp hızla Moby’in baş hizasına doğru yüzmeye başladı, Salem ise yüzündeki şaşkınlık dinmemiş vaziyette onlara doğru yetişmeye çalıştı.

“Şu kayanın orada bir vatoz topluluğu görüyorum dostum”

“Senin önüne geçeceğim, bu canilerin ne yapacağı belli olmaz.”

“Kendimi feda ediyorum diyorsun ha?”

“Her zaman dostum.”

Beyaz balina Moby, usulca süzülerek sol tarafa doğru yüzmeye devam ederken Armin de onun peşinden dikkatlice aşağıya doğru süzülüvermişti.

“Hey beklesenize beni! Kime diyorum.” Salem denizaltını görür görmez adeta kuş misali kanatlanıp Armin’in yanına varıvermişti. “Kuzen beni yem olarak salmayı planlıyordum sanırım?”

“Bu neden daha önce aklıma gelmedi ki hah!”

“Şu vatozların yanında ki Mirel mi yoksa ben şu canavarlar tarafından yüzeye mi fırlatıldım bu gerçek olamaz!”

“Ta kendisi!”

“Mirel yaşıyorsun! Tanrım…”

“Salem! Japon balığım?”

İki kardeş birbirlerine sımsıkı sarılırken okyanusu ise sıcacık bir ritim kaplıyordu o anlarda. Balinalar, yunuslar ve niceleri koro oluşturmuş bu anı bekler gibi ağızlarından çıkan notaları bu derin sularda dans ettiriyorlardı.

Armin kafasını çevirdiğinde Moby’nin de onlara eşlik ettiğini görüp gülümsemişti. Bu ahenkli ritim kötülüğün havasını bir nebze olsun eritiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.