İçeriğe geç

DUBOKO

Bölüm 33 · 4 dk okuma

DUBOKO

Bölüm 33

DENİZALTI

“Seçme hakkına sahip olmayan kişi, kişiliğini yitirmiş demektir.” Otomatik Portakal/ 142.s

“Kaç tane mavi balina vuruldu Epstein?”

“Hemen bakıyorum komutanım.” Elinde tuttuğu analizleri arka arkaya vererek en son not ettiği sayfaya ulaştığında “Bu zamana kadar toplamda 2 bin 358 tane mavi balinayı devirmeyi başardık komutanım.”

“Ya diğerleri?”

“Diğer kıtalara daha varmadık ki komutanım”

“Balinaları sormuyorum aptal!”

“Dip trol tekneleri ile öldürdüklerimiz mi komutanım?”

“Sana isim vermediğime göre? Ah senin gibi bir aptalı kim gemiye aldı bazen sorgulayıp duruyorum.” Sigarasını yerde söndürüp ayağıyla ezdi ve “Biz dip trol dışında ne tür katliamlar yapıyoruz sana bunu anlatan olmadı mı? Şimdi şu yeri temizle de zihnin az harekete geçsin.”

“Hemen komutanım.”

“Ah şu korkak itaatkarlar!”

Zıpkın, halat parçası ya da ucu sivri metalden oluşturulmuş adı her ne ise işte bu denizaltından çıkagelmişti masum canlıların üzerlerine. Bu katliam sayısı beklenilenden de fazla idi.

Denize olan ilgim doğdum doğasıya hep vardı; babam da buna eşlik ettiği süre zarfında çoğalıp gitmişti. Mühendislik bilgilerim ve merakım vesilesi ile makinelerle de –deniz dışında- haşır neşir olduğum dönemler oldu tabi yirmi beşimden sonra… Bu mekanik bilgilerim deniz ile birleşince ortaya tabi kaçınılmaz olan o denizaltılarını beraberinde getirmişti.

İzlediğim onca belgeseller arasında şüphesiz denizaltıları da art arda gelirdi. Şimdi gözlerimin önündeki bu araç diğer gördüklerimin yanından bile geçemezdi. Size nasıl tasvir etsem bilemiyorum ki; balina silüeti gibi ama değil devasa bir denizanası desem onu kirletmiş olmaktan da irkilirim adeta yo hayır, hiçbir canlıyı onları betimlemek için kirletemem! Böylesine karanlık bir katliam aracı o masumsa canlılara benzetilecek ölçüye dahi indirgenemez evet!

Şimdi az çok aklınızda canlanan bir denizaltı aracını tahmin ettiğinizi düşünüyorum. Bu aracın üst baş kısmına anten gibi bir parça yerleştirilmiş ve bu muhtemelen uydu iletişimi için yapılmış. Ve bu parçanın en üst kısmının tam ortasında çift başlı bir kartal sırt sırta vermiş ve ortasında ise dört köşesi kırmızı arma üstünde beyaz desenlerle çevrili; biraz uzaktan bakıldığında ise koca bir haç simgesini göze çarpıyor. Ben daha fazla uzaklaşmadan yakından bu aracı sizlere biraz daha tasvir edip derin sularda kaldığım yerden yoluma devam etmek istiyorum izninizle keza sizi bu cani araç ile bir saniye bile yalnız bırakmak istemiyorum.

Canavar; bilimkurgu filmlerinden fırlama gibi. Önündeki şeffaf küre biçiminde ki camların altında tek kişilik alanlar oluşturulmuş. Gövdesi saydam ve hidrodinamik, üzerinde kana susamış gibi kırmızı şeritler dalgalanıyor daha yakından bakıldığında ise tepesine yerleştirilen bayraktaki çift başlı kartal logosunu bu şeritlerin üzerlerinde de görebiliyoruz.

Bu canavarın, elektronik motor gücü, onun bir nükleer denizaltı görevi görmesini ispatlıyordu. Ayrıca büyük okyanuslarda dolanması bir avantajdı tabi; tuzlu okyanus sularını damıtarak taze su üretimi sağlıyordu. Aynı zamanda da reaktörler bu canavarın nefesi olmalıydı. Hafızıma geliveren bu taze bilgiler beni bir nebze olsun rahatlatmıştı çünkü düşmanını önden tanımak demek hata yapma riskini azaltmak demekti.

“Kafanı kumdan çıkarabildin mi Epstein?”

“Henüz değil, düşünüyorum komutanım.”

“Sen benimle dalga mı geçtiğini sanıyorsun? Buraya neden geldin Epstein? Burada ki amacın nedir diye sormalıyım ya da?”

“Eee şey, balıkları öldürmek komutanım.”

“Balık mı? HAHAHAH ! Duydunuz mu çocuklar balık öldürüyormuşuz bizler”

Hep bir ağızdan kahkaha sesleri sarmalamıştı canavarın tüm köşesini. Epstein aslında şaşkın biri gibi gözükse de içinde komutandan da acımasız bir ruh barındırıyordu.

“Haydi, kımıldayın daha çok işimiz var bu kadar gürültü yeter.” Dedikten sonra topallayan ayağıyla bana Kaptan Ahab’ı hatırlatmıştı canavarın komutanı, tek bir farkla, topallayan sağ bacağı bir robot bacaktı. Yüksek teknoloji yaratımı bu canavarın içinde böyle bir detay pek de şaşırtıcı değildi.Onun da beyaz balina Moby tarafından bu hale gelmiş olmasını ne çok isterdim. Emrini verir vermez robot ayağıyla odasına doğru yöneldi. Kapıyı açar açmaz hızla örtmesi bir oldu. Masasına doğru ağır ağır yürüdü ve döner sandalyesine oturup önündeki tableti açtı.

Bir yeni mesaj

Komutan Kazimir Petrovic, durum güncellemesi gecikti. Hindistan açıklarında olduğunuzu gözlemliyoruz. Geri bildirim yapmamanız durumunda rotanız sonlandırılacak ve bir başka koloni harekete geçirilecektir.

Akrepler.

Kulağında ki mikrofona doğru sinirle “Epstein! Hemen odama gel.” Diye seslendikten sonra arkasını dönüp Hint okyanusunu bir süre gözlemledi. Küçücük bir camdan akıntıyla birlikte binlerce tür gelip geçiyordu. İçlerinden kaç bini katledilmiş ve doğasından alıkonulmuştu kim bilir. Kim bilir kaç bebek annesinden, babasından koparılmış hatta ve hatta topluca katledilmiştir. Kazimir bunların hiç birini düşünmüyordu, düşündüğü tek şey eline geçecek olan milyon dolarlar ve doyumsuz bir hayat…

“Evet, komutanım sizi dinliyorum.”

“Gel Epstein, zamanımız daralıyor ve hızlıca görevimize kaldığımız yerden devam etmemiz gerekiyor. Bacanın son durumu denir?”

“Komutanım orada çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor; en son yakalanan balina parçalara ayrıldı bile. Paketleme işlemlerine başlayacaktım ki siz çağırdınız.”

“İşine bağlanmaya başladın bakıyorum da.”

“Bundan daha iyisi olamazdı diyorum; devasa bir denizaltının içinde koca okyanusu turluyor aynı zamanda da bilimsel çalışmalarımızla (!) da nice türler tanıyorum sayenizde.”

“Sayenizde kelimesi olmadı şimdi, bu işe herkes kendi hür iradesiyle gelir öyle değil mi? Hayatımızda seçimlerimiz vardır, bu seçimlere uzanan yollardan geçeriz. İyiler ve kötüler dünyasında biz kötülerin tarafındayız. Kimse kimsenin sayesinde burada değil, kötü olmayı sen seçtin Eptein.”

“Komut…”

“Şşş! Lafımı kesme.”

“Aslında biz pek de kötü sayılmayız be Epstein, bizden üstler var bu sistemi kuran; bu sistemi yaratan o üstlerin hizmetkarıyız yalnızca, kötü değiliz .” üçüncü sigarasını da yaktı ve “Seni sevmeye başladım Epstein, bizi gururlandıracağını umuyorum sen ne diyorsun?”

“Hiç şüpheniz olmasın.”

Canavarın iki başı karşılıklı kadehlerini tokuştururken epeydir göremediğim güneş ufukta ya ağarıyor ya da henüz yeni doğuyor olmalıydı. Derin mavi sular kötülüğün kokusunu almış olacak ki geri geri çekiliyor, okyanus içindeki bu maddeyi yok etmek içinse sabırsızlanıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.