İçeriğe geç

DUBOKO

Bölüm 32 · 3 dk okuma

DUBOKO

Bölüm 32

SEÇİM

“İçimde bulunduğum bugüne dek pek çok duyguyu hissettim. Acının boğazımı, özlemin göğsümü yaktığını, sevginin ve aşkın da bambaşka alevlerle göğsümde bir yangın çıkardığını hissetim. Gümüş Yürek2/ 61.s

Okyanus, içinde bulunduğum bu koca derinlik; bana iyiliklerimin, sustuklarımın hatta ve hatta haykıramadıklarımın bedelini ödetiyordu. Beni öyle bir içine hapsediyordu ki boğuluyordum suyun olduğu ama serapmışçasına ona koştuğum suda boğuluyordum.

Sevdiklerimin tek bir haykırışı beni bu su dolu çölden çekmeye yeter de artardı bile. Onların çığlığı girdiğim bu girdap çölünde dalgaları yakalamama elverirdi elbette.

Bir türlü erişemediğim dalgalarım vardı benim bu çöl yağmurlarında; Çıkmaya çok yakın aynı zamanda da çok uzak. Bir el uzatsam saçlarıma; akan damlalar okyanusu yeşertir mi bilinmez ama ruhumu saran bu dalgalar çoktan içimi yeşertmişlerdi.

“İrmela?”

“Buyurunuz dalgaları yeşerten hanımefendi.” Hızını arttırarak solumdan bana bir bakış attı.

“Ah yine mi… Beni duyabildiğini unutuyorum sürekli.”

“Olsun alıştık biz. Herhalde nerede olduğumuzu soracaktın.”

“Şüphesiz.” dedim soracağım sorudan emin olarak.

“Kızıldeniz’in tam ortasındayız ve benimde sana iki sorum olacak. Türkiye’ye çok yakınız, geri mi dönmek istersin; kaybolduğun ilk ana ve seninle birlikte kaybolan kedin Mia’yla buluşmaya yoksa benimle birlikte ışığın götürdüğü yere yol almaya?” İrmela beni üzerinden tıpkı suyun üzerinde yüzen asla suya karışmayı beceremeyen bir yağ gibi alıverip tam karşıma- gözlerime- o ışıl ışıl gözlerini kenetleyip tekrar söze girdi: “Sana Mia’yı bulmanda yardım edeceğimi söylemiştim, işte sözümü tutuyorum Emala, ona çok yakınsın, seçim senin?” Dedikten sonra yüzgeci alnındaki taca ilişti ve bir müddet öyle kalırken ben ise neye uğradığımı şaşırmış vaziyette ağzım açık öylece ona bakıyordum. Önce yutkundum sonra ise derin bir nefes alıp Mia’yı düşündüm. Onu uzun süredir göremiyor, duyamıyor ne de hissedebiliyordum. Peki ona kavuşunca yüzeye çıkabilecek miydik ki… Ya yine aynı karamsarlık bizi karşılarsa ya tekrar koca okyanusta kaybolur da onları bulamazsam diye düşünceler yüksek hızlı tren gibi zihnimde yol alırken söze girdim:

“Ya yüzeye çıkamazsam? Ya vazgeçip tekrar döndüğümde sizleri bulamazsam İrmela?” Gözyaşlarım akacak yer arıyor ama göz bebeklerimden aşağıya inmeye de cesaret edemiyorlardı. “Çok zor, çok zor bir karar.”

“Mia’ya biran önce kavuşmayı dileyen sen değil miydin?”

“Evet, ama ona kavuştuktan sonra ne olacak?”

“O andan sonrasını bilemiyorum insan kız, ah keşke öyle bir yeteneğe sahip olabilseydim.”

“E o zaman sen de benimle birlikte gel!”

“Yapamam…”

“Neden?”

“Gitmem gerek, beni bekliyorlar, seninle yalnızca Akdeniz’e kadar eşlik edebilirim.”

“Anladım, ondan sonrasında yalnızım demek…”

“Maalef Emalam malesef…”

“Emelam mı? Bana ilk kez Emelam dedin İrmela! Bu hitabı en son bana babam yapmıştı.. Canım Emelam…Her zaman destekçin olacağım sen yeter ki kendine güven ve devam et…demişti.”

“Seni sonsuz sayıdaki yıldızlar kadar seviyorum Emelam, bir seçim yapman gerekiyor.”

Seçimler… Şu hayatta hep seçimlere maruz kaldık bazense hiç seçme şansımız olmadı bile. Okullarımızı, öğretmenlerimizi, mesleğimizi ya da çocukken giydiğimiz onlarca kıyafetten bir tekini bile.

Bana anne ya da babamı seçme fırsatı verilseydi yine hiç düşünmez onları seçerdim; onları oldukları gibi bunca yıl kabullenmiş her hallerine alışmıştım şüphesiz, hiç kuşkusuz milyonlarca ebeveyn arasından yine kendi anne ve babamı seçerdim Tanrım! Onları çok seviyor ve özlüyorum…

“Sana sarılabilir miyim İrmela?” çoktan yüzgeçlerini boynuma dolamış o yumuşacık bedenini, bir bedenden bile ibaret olmayan bana –ruhuma- yaslamıştı. Ona veda edebilir miydim hiç ama sonsuza kadar da Mia’sız da nasıl yaşayabilirdim? Öte yandan ailem… Yarım kalmış ailem… Kendimi yeniden yaşamaya hazır hissediyor muydum gerçekten?

“Sizi tanıdığıma yok hayır sizi bulduğuma o kadar mutluyum ki iyi ki varsınız İrmela! İyi ki! Sizleri çok sevdim ve hep seveceğim.”

“Bu bir veda konuşması oluyor gibi.”

“Bilmem öyle mi oluyor” dedim gözyaşlarım akarken gülümseyerek. Elimin tersiyle yaşlarımı silerken tekrar gülümsemeye başlamıştım.

“Gözlerinin altındaki çizgiler,”

“ Evet? Ha onları diyorsun…” Koca bir yutkunuşun ardından “Bütün o çizgiler son bir yılda oldu; babama, Mia’ya ve sana ağlarken…”

“Bir yıl olduğunu nereden biliyorsun?”

“Şarkı öyle diyordu. Gözlerimin Etrafındaki Çizgiler”

“Sizin Dünyanızdan”

“Bizim Dünyamızdan”

“Her şey için teşekkürler İrmela.”

“Bize umut olduğun için asıl biz teşekkür ederiz. Hazır mısın?”

Neye hazırdım ki? Hayat beni sürekli bir yerlere sürüklüyor bense fırtınada çırpınan bir kuru yaprak gibi debelenip duruyordum işte… Ama ben, Emala Svjetlo, uzaklardaki Duboko’nun sarp kayalıklarının kokusunu alıyor, henüz adını öğrenemediğim garip ahtapotun beni o kayalıkların ardında beklediğini biliyordum. Benimle konuşmayan tek canlı sendin, senin sesini, gözlerindeki haykırışların ve sayısız kalbinin o atışlarını duyabiliyorum.

“Henüz değil ışıltım, henüz değil…”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.