İçeriğe geç

DUBOKO

Bölüm 30 · 5 dk okuma

DUBOKO

Bölüm 30

OKUMAK

“… Ama kitap farklı bir varoluş umudu uyandırır. Kitaplar gündelik yaşamın sıkıntısından kaçış değil, bir yaşamdan ötekine geçiş aracı olmalıdır.” Yürümenin Felsefesi, 90.s

“Hatırla! Hatırla!”

“Bir şey mi oldu Mirel?” diye atılıverdi genç vatozlardan biri.

“Yok, şu halatı düşünüyordum sadece.” Aslında onların –benekli kartal vatozu- özelliklerini anımsamaya çalışıyordu zihni. Tabi ki de sizin özellikleriniz neydi diye soramazdı, ruhu onu ısrarla hatırlamaya itiyordu.

“Ah hadi Mirel, hadi be kızım, yokla şu zihnini çıkaracaksın az kaldı.” Yüzgeci gittikçe yavaşlarken arkasına döndüğünde anlamıştı en geride kaldığını.

“Elbette ya! Kuyruklarına neden dikkat etmedim ki.”

Benekli Kartal Vatozu:

Kuyruğu çok uzundur ve leğen yüzgeçlerinin hemen arkasında sayısı iki ila altı arasında değişen zehirli iğnelere sahiptir. Zehri yoğun acıya neden oluyor ve genellikle bakteriyel enfeksiyona yol açıyor. Deniz tabanının altına gizlenmiş avları geniş burunlarındaki elektro duyusal delikler sayesinde algılıyorlar.

Açık deniz, bir grup vatoz balığı ve zihninde konser yaratmış bir denizkızı ile dalgalanıyordu. Sığ sular çetindi fakat bu çetin sular içinde barındırdığı duyguları aşamaz vaziyette ilerlerken buluyordu kendini. Bazen ne kadar derin olursa olsun Mirel bile açamayacağı çukurlar mevcuttu.

Mirel garip bir denizkızıydı. Onun üstün özelliği ne diye sorsanız hiç düşünmeden zihniyle yaptığı oyunlar diyebilirdim. Onu ilk gördüğümde hiç mi hiç ısınmamıştım fakat zekasına zaman geçtikçe hayran kalmamam elden bile değildi. Ben de onun gibi aklıma gelen ilk kitaptan altı çizilesi yerlerden tokat gibi çarpmak isterdim insanların yüzlerine. Onun yaptığı tek bir satır değil bir paragrafı takır takır dile getirmesiydi. Bu özelliğiyle diğerlerinden ayrılıyordu. Sanırım birazcık da kıskanmış olacağım ki ona karşı bir ön yargım oluşmuştu ilk etapta.

Mirel’in hayata küsmüş olan yanı bir yana tam tersi çevresindekileri hayata döndürecek bir o kadar da yaşam enerjisi vardı sonradan fark ettiğim. Yaşamımızda da böyle umursamaz ve soğuk gözüküp tam tersine de pençelerini çıkartmaya hazır savaşanlar yok muydu? Elbette dediğinizi duyuyorum.

“Ah gelmişsin” dedi benekli vatoz.

“Size yetişemeyeceğimi mi sanmıştınız?” genç vatoza göz kırpıp hızlı bir reveransla Saren’in yanına doğru yüzdü.

Diğerlerinin ahenkle yüzüşü okyanusu adeta sanata çevirmişti. Bu görüntü tıpkı gökyüzünde buluşan kuş sürüsünü andırıyordu. Ne ayrı ne gayrı tıpkı bir yapbozun parçaları gibi birbirlerini tamamlayıveriyorlardı. Benekli Kartal Vatozları… Derin suların güçlü karakterleri; şimdi savaşmaya hazır birer asker gibi cesur adımlarla yol alıyorlardı nereye gittiklerini, ne ile karşılaşacaklarını bilmeden; okyanus ve diğerleri için…

***

“Hey, nasıl gidiyor?”

“Nasıl mı? Biz senin peşinden geleceğimiz yerde sen bizim peşimizdesin? Nasıl gittiğini bilmem ama o halat zımbırtısına halen rastlamış değiliz. Neler düşünüyorsun?”

“Evet, biraz geride kaldım kusura bakmayın efendim, kafamı toparlamam gerekiyordu. Yüzgecime hakim olmam dakikalarımı aldı biliyorum.”

“Yüzgecine de zihnine de hakim olsan iyi edersin evlat.” diyerek göz kırptı.

“Edeceğim, teşekkürler efendim. Bu arada sizin sıklıkla sudan dışarıya fırladığınızı biliyorum, bunu gizlemeseniz iyi edersiniz çünkü buna ihtiyacımız olabilir.”

“Ah evlat! Kaç tekne batırdık ondan haberin var mı?”

“Tabi ki de.” Mirel’in en kötü huyu bilmiyorum diyememekti; yalan söylediği için ışıldayamıyor, sadece pullarının ahengi onu görünür kılıyordu. Bilmiyorum dese okyanus başına yıkılmazdı ya.

“Çok okuyorsun, beni korkuttun.”

“Çok okuyanlardan korktuğumuz için bunca cinayet boy gösteriyor ya. Katil balinalar yüzgeçlerine tek bir kitap bile almazlar, bilmem neden hala çok okuyanlardan korkulur. Benim az okuyan bazı akrabalarımın çoğu zaman beni delirtmeye çalıştıklarını söylesem? Gülersin tabi. Siz hiç ayrı gayrı kaldınız mı? Çok nadirdir, genellikle bu şekilde hep ahenk içerisindesiniz sizler ve bunu kıskanıyorum efendim.” Mirel hızla kuyruğunu savurdu, bu arkadakileri biraz korkutmuş olacaktı ki şaşkın vatozlar bir saniyelik hazır duruşa geçtiler.

“Haklısın evlat, eskiden ben de senin gibiydim; meraklı, sorgulayan, bilginin girmediği delik kalmadan onu yakalayan genç bir delikanlıydım. Şimdiyse yaşlandım, ha bu okumamı engelliyor mu diyorsan hayır asla! Bilgi sonsuzdur, bilgi yeşertir ve bilgi canlıları yeniden doğurur evlat, ama yaşlandım, bu beneklere bulanmış bedenim bir taraftan ruhum evet evet ruhum yaşlandı! Ruhum acıyor, devam edemiyorum gibi hissediyorum bazı zamanları; buna hastalıklarım da cabası ama yine de okuyorum evlat; evet evet devam edebilmek için okuyorum denizkızı…”

Mirel uzun zamandır birisine böylesine pür dikkat kesildiğini hatırlayamıyordu. Bir yandan tüm duyularını açmış koca okyanusu dinlerken bir diğer yandansa ise Sarel’e kitlenmişti kalbi tümüyle.

“Sizler hep bir aradasınız peki okumak zor olmuyor mu?”

“Ben okudukça onlar dinliyor, onlar okudukça da ben.”

“Bu çok güzel efendim, birlik olmak.”

“Ya sen? Ailen nerede?”

“Aile sadece kardeşlerinden oluşuyorsa şayet onlarda bu derin suların birinde ama benim türüm buradan çok uzakta, bir diğer duboko(derin deniz)dalar.”

“Peki seni buralara iten neydi?”

“Kuzenim Armin, belki adını duymuşsunuzdur denizdekilerle iletişimi iyidir. Onun çağrısıyla ikiz kardeşlerim ile hemen yola çıktık ve sonuç olarak buradayım.”

“Onlar ne yapıyorlar peki?”

“Biri yaralı, diğeri ise kuzenlerim ile. Ben Mi.. Aaa Mia! Eee efendim ben okyanusta kaybolmuş bir insan kızın kedisinin peşine düştüğümde –gözüm onun kuyruğuna iliştiğinde- o halat ile karşılaştım yani anlayacağınız yolum o noktada onlardan ayrıldı ve şuan neredeler ne yapıyorlar bilmiyorum.”

“Anladım evlat, iyilik yapayım derken felaketin tam ortasına düşmüşsün desene.” Gövdesini tam tersine yatay şekilde çevirip geridekilere baktı ve “Bir şeyin peşindeyken uyanık olmalısın, o esnada okyanusa insan eli her şey uğrayabilir, gördün mü bak kediyi de kaçırıvermişsin. Ee ona ne oldu?”

Bilmiyorum dememeyi dileyerek aklından ne geçtiyse çarpıtıvermişti Mirel. Bilmiyorum demek bu kadar zor olmamalıydıya.

“Ne olacak derin denizi boylayıverdi.”

“Üzüldüm, evlat.”

“Onlar bu alemde ne kadar süre kalabilirlerdi ki? Zaten birer misafirler.”

“Sahibi üzülmüş olmalı yani insan kız.”

“Çok fazla hem de, aşırı duygusal bir kişilik.”

“Sarel amca! Şu kayanın oradan bir şey sarkıyor.” diye seslenen genç vatozlardan biriydi.

Sayıları belirsiz bir grup benekli kartal vatozu ve onlara eşlik eden esmer bir denizkızı büyük bir hızla ama bir o kadar da temkinle yüzüyorlardı. Su, yaklaşan felaketi sezinlemişçesine geri geri dalgalanıyor, berrak açık maviliği ise gittikçe bulanıklaşıyordu. Etrafı küf kokusuna benzer acımsı bir koku sararken mürenler dört bir yana, olmayan pullarıyla hızla kaçışıyordu mercanlarsa grileşmiş ve renklerine küsmüşlerdi.

Mirel hızını arttırıp vatozların önüne geçerek güçlü bir reveransla kafasını yukarı –yüzeyden onları siper almışlara- çevirerek:

“İşte şimdi elimden kurtulamayacaksınız ahmaklar!”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.