İçeriğe geç

DUBOKO

Bölüm 29 · 3 dk okuma

DUBOKO

Bölüm 29

RUH

Gerçek lanetime karar verilene dek bana düşen kısım, ödülümün neredeyse bir lanet görevi de görecek olmasıydı.” Gümüş Yürek 2 /17.s

Sürü halindeki ak yüzlü köpekbalıkları arkamızda kalırken İrmela ile açık denizde güneşin yavaş yavaş sönmeye başladığı, etrafımızınsa giderek koyu bir maviye çaldığı açık denizde nereye gittiğimizi bilmediğim; vardığımızdaysa nelerle yüzleşeceğimizi kestiremediğim su ve kara arası –tıpkı suyun üstünde yürür gibi- bir çizgideydim.

Ben ne derinlerin ne de karanın kızıydım; tam da bu ince çizgide kalan yaşamımın son soluklarını alıp veriyor, gerçek lanetimin sonunu bekliyordum düpedüz.

“Kalbim acıyor İrmela.” Etrafıma şöyle bir bakındım ve “İnanır mısın bu güzellikte bile kalbim acıyor.”

“Sirenaların da kalbi acır sadece insanın değil.”

“Doğru, biraz bencilce konuştum değil mi?”

“Bencilce değil, kendini bizlerden soyutlamak diyelim. Bizi bazen unutuyorsun bunu görebiliyorum.”

“Diğerleri ne yapıyor acaba, hiç irtibat kurabiliyor musun Armin ile?”

“Tek bildiğim yaklaştıkları.”

“Yani sağlar.”

“Evet, yaşıyorlar.”

“Buna çok sevindim İrmela.”

Açık deniz gözlerimi gittikçe bulanıklaştırıyor, bize doğru yaklaşan canlının ayırımına varamıyordum. "İrmela?”

“O gelen köpekbalığı Emela, sakin ol.”

“Timsahla burun buruna geldiğimi ne çabuk unuttun.” O yüzleşmenin ardından köpekbalığı benim için bir yunustan farksızdı.

İrmela, tehdit altında –şu henüz adını konduramadığımız halat zımbırtısı- olduğumuz o şeyden bahsederek onu hızla uzaklaştırdı ve dikkat etmeleri konusunda uyardı köpekbalığını.

Köpekbalığı suyun içinde koyu lacivert bir renkte çarpıyordu gözüme. Resiften geçip oradan sağıma doğru gayet nizami usulca ileriye doğru süzüldü. Onu diğer gördüklerimden ayıran şey ise Kızıldeniz’ e ait olduğunu bağıran çekiç başlarıydı.

“Bana neden saldırmıyorlar?” dedim.

“Çünkü sen ruhtan ibaretsin Emela.” dedi İrmela yüzgecini içimden geçirerek. Gözlerim –beden elbisesini çıkarmış olan gözlerim- İrmelanın yüzgecini an be an soluksuzca takip ederken heyecanla ne olacağını bekledim ama hiçbir şey olmadı. Ben yine bendim. Üzerimde bir beden olup olmadığının bile ayrımı yoktu zihnimde. Ruhlar hissederdi hani? Ruhum, içinden geçen o nazik yüzgeçleri hiç hissetmedi.

Bacaklarımın aşağısında ki bize doğru süzülen mercanlara çekildi gözlerim. Bir müddet onları seyre daldım. Aralarından tonlarca kırmızı, üstü beyaz çizgilerle kaplı balıklar geçiyordu. Onların dansını izlerken geçmişe dalmış zihnimi durduran İrmela’nın sesi oldu.

“Emala! Emela!”

“Hı hı?”

“Kaç dakikadır sana sesleniyorum, fazla geçmişe daldın,” dedi kirpiklerini devirerek.

“Hiç farkında değilim, hadi gidelim mi artık buradan?”

“Atla bakalım dalgın kız.”

“Dalganı kırarım dalga kız.” İkimizin de kahkahası baloncuklar oluşturarak denizde süzülüverdiler.

***

Kızıldeniz… Nil’den beri ilk kez böylesine berrak renkliliğin içerisindeydim. Mercan resifleri, birbirinden ilginç balıklar, kaplumbağalar ve birçok kendine özgü deniz canlısı…

Başımı İrmela’nın gövdesine yasladım. Şimdi izlemek yerine açık denizi dinliyordum gözlerim kapalı. Ağlamak istiyor ama ağlayamıyordum. Oysa gözyaşlarım bedenime nüfuz etmek için ne çok fırsat kovalardı. Şimdiyse hiç yokmuşlar gibi. Silinip gitmiştiler.

“İrmela?”

“Buyurun dalgın kız, sizi dinliyorum.”

“Ben neden ağlayamıyorum? Gözlerimden yaşların süzülmesini istiyorum delicesine ama akmıyorlar?” Cevabı beklemeden devam ettim “Ruhunda gözyaşları olmalı.”

“Ruh bedenden ayrılınca Emela, tıpkı gökteki kuşlar misali süzülüverir dört bir yana; senin de okyanusun dört köşesine süzülüvermen gibi.”

“Ee?”

“Sen artık seni üzen duyguları geride bırakıyorsun yavaş yavaş”

“İrmela! Dikkat et!”

“Gördüm dalgın kız gördüm.” Kıkırdadı.

“Çok korktum! O kadar yakındın ki kayanın sivri ucuna dek gelmiştin beni çok korkuttun. Bir daha sana soru sormayacağım.”

“Soru sormamak ve sen mi?” benim fişimi çektirecek bir reveransla baş aşağıya bir dönüşle hızla açık denizde yüzmeye devam etti.

“Siz sirenalar!”

“Evet biz?”

“Yok bir şey…”

“Sizin içinde bir de Armin var sanırım…”

“Aklımı mı okuyorsun yine sen bakim! Haydi, yüzmene odaklan sen yoksa deminki gibi uyarmam ve derin denizi boylamamız an meselesi olur.”

“Emela sen beni çok güldürüyorsun be kızım. İyi ki geldin iyi ki.”

“İyi ki sizi buldum, iyi ki.”

Bölüm sonu

1 yorum