İçeriğe geç

DUBOKO

Bölüm 16 · 3 dk okuma

DUBOKO

Bölüm 16

KAYIP

Direnmeyi bırakıp güvenmeye başladığında hayatta akıntı gibi çabasızca akıp gidiyor.”

“Armin içimde kötü bir his var.” İrmela, mercan masiflerinin arasından geçerken bir o kadar renkli ama içinde beliriveren siyah ile de bir o kadar renksizdi.

“Bu hissin ne yönde? Bizimle alakalı mı yoksa balinalarla mı?”

“Ne biz ne de balinalar. Haris… İyileştiğine dair minicik bir belirti bile alamıyorum artık. İçim çok huzursuz.”

“Emin misin? Ne olmuş olabilir ki? Onu hızla şifacıya ilettim. Çoktan toparlıyor olması gerekiyor kendini.”

“Doğru ama içimde ki tedirginliği engelleyemiyorum.”

“Dönmemize çok az kaldı. Eğer kötü bir şey olsaydı Emela sana seslenmez miydi? Seni anlayabiliyorum İrmela fakat balinaların bize ihtiyacı var, Haris çok iyi güven bana.”

İrmela derin suların içinde bu karamsar şüpheyi bir kez daha bastırmak durumunda kaldı. Mirel yanlarında olduğu için karamsar düşünce derinlerine işlemişti ruhunun ama onun Şans’ı görmesi ve yanlarından ayrılmasıyla yüzeye çıkmıştı bu karamsar his.

“Haklısın bir an önce ulaşabildiklerimiz ile konuşup hemen geri dönelim.”

“Dikkat et!” Armin’in sesi okyanusu uykusundan uyandırmıştı. İrmela’nın üzerine doğru inen kalın demir halatın ucundaki kanca az kalsın boynuna geçiyordu.

“İyi misin? O da neydi öyle?”

“Armin bana seslenmeseydin eğer o demir çubuk boynuma geçecekti Allah’ım ne büyük bir felaket!” İkisi birden şaşkın gözlerle o demir halatı incelediler. Gittikçe aşağı doğru iniyordu.

“Ah Mirel! Onu bulmamız gerekiyor Armin!”

“Tamam bekle. Denemeye çalışacağım.” Armin tüm gücüyle derin bir nefes aldı. Göğsü bir aşağı bir yukarı hızla inmişti. Gözleri kapalıydı. Çaresiz bir şekilde gözlerini açtı.

“Yok, olmuyor, göremiyorum onu.”

“Bir daha dene.”

Tekrar gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı aynı şekilde. Tam çaresizce gözlerini açacakken İrmela hemen ellerini tuttu Armin’in. “Sakın gözlerini açma ve düşünmeye, Mirel’i düşünmeye devam et.” dedi.

Etraf, İrmela’nın temasıyla ışık topuna dönüşmüştü. İşe yaradığını düşündü. Tam o anda Armin:

“Yol ver deniz! Mirel’e giden yöne yol ver!” diye bağırdı.

Uzunca halka belirdi. Şimdi hızla Mirel’nin yanına gidiyorlardı. Fazla uzaklaşmış sayılmazdı zaten.

“Geldik mi?”

Armin yavaşça gözlerini açtı. İrmela soru sorarken bile sımsıkı tuttuğu elleri hala bırakmamıştı. Armin hızla kafasını sağa ve sola çevirdi. Kimse yoktu.

“Olmuyor, ne kadar denersem deneyeyim olmuyor işte. Her canlıyı bir yerden bir yere ulaştıran bu güç bedenimi istediğim kişinin yanına neden götüremiyor? Anlayamıyorum!”

Geminin yelkeninin rüzgarla savaşması gibi elleri de suyla savaşıyordu. Defalarca yumruk attı suya. Öfkesini atamıyordu.

“Armin sakin olur musun? Şuan Mirel’in yanında değilsek neredeyiz peki?”

“Bilmiyorum, bilmiyorum. Tek bir balina bile göremiyorum. Halbuki az önce yüzlercesiyle diyalog halindeydik.”

“Acaba inen o halatın güçlerimize bir etkisi olmuş olabilir mi?”

“Sanmam İrmela. İnsan yapımı bir halattan bahsediyoruz. Onların bizim okyanusumuza ne gibi bir etkileri olabilir ki? En üstün biziz!”

“Hala bizim diyorsun Armin! Şu bencilliğin yüzünden seni dubokolarca uyardım. Anla artık hiçbir şey bizim değil! Benim dediğin her şey yok olmaya mahkum görmüyor musun?” Gülmeye başladı. “Bir de üstünüz ha? Ne çabuk unutuyorsun senide beni de var eden bir tek yaratıcı olduğunu ve onun azametini?”

Armin sustu.

“Küçüklüğünden beri böylesin sen. Sana biri doğrulukları yüzüne vurduğunda öylece kapalı bir kutuya dönüşüverirsin işte.”İrmela kolay kolay öfkelenmezdi bencilce duygular hariç. Bencillik ve dalga söz konusu olduğunda parıltısını yitiriyordu. Şimdi de sönmüş bir mum gibiydi. “Nefes alamıyorum Armin ilk kez suyun içinde boğuluyor gibiyim.”

“Hadi ışığı takip edelim o bize doğru yolu gösterir ?”dedi Armin ellerini İrmela’nın kalbine koyarak.

Zaten başkada çareleri yoktu. İrmela’nın ışıldayan gücü de olmasaydı denizin dibini boylayacakları kesindi. Tam da ait oldukları yere –en derinlere- düşüvereceklerdi son çare.

İrmela’nın ışıltısı kardeşinin sıcak temasıyla tekrar okyanusu sardı. Sessiz sakin okyanusun her bir köşesinden renkli canlı mı canlı çiçekler belirdi. Kayaların, taşların arasından deniz bitkileri onları selamlıyordu bir taraftan. Balıklar gökyüzünü saran kuşlar gibi topluca etraflarını sardı. Hep aynı nizamda hareket ediyorlardı. Hızla yukarıya, yüzeye doğru yol aldılar. İrmela ve Armin bir yere kadar eşlik edebildiler bu muhteşem manzaraya. Sonrasında balıklar o muhteşem sıçrayışlarıyla kendilerini gökyüzüyle buluşturdular. Ay gülümsüyor, yıldızlarsa yol veriyordu onlara.

İrmela abisinin etrafında dönerek burada son dansını yapıyordu. Buradan belki kim bilir ne zaman geçeceklerdi. Bu anın tadını çıkarıp yeniden doğmuşçasına bir çocuk gibi suyla şakalaşmaya başladılar.

Bilmemek en safça en yaşanası bir bilinç değil mi? Bilmemek ,habersizlik ve telaşsızlık olabildiğince uzakta…

Bölüm sonu

1 yorum

  • Olaylar çözülür bir gün.seven sevdiğine kavuşunca😍

    1Yanıt