İçeriğe geç

DUBOKO

Bölüm 14 · 6 dk okuma

DUBOKO

Bölüm 14

MİSAFİR

“Çok tuhaf şeyler işitiyordu insan bu dünyada.” Gün Olur Asra Bedel 21.s

Hudson sularında balina arayışımız sona ermişti yani Salem ve benim için. Salem’in sırtına binmiş derin sularda hızla ilerliyorduk. Önce yüzgecine tutunmak istemiştim çünkü diğerleriyle bu ana dek o şekilde yolculuk etmiştik. Salem ise itiraz etmişti. Büyük bir hızla yüzeceğinden ve de benim bir anlığına da olsa düşüp başına bir de benim bela açacağımdan endişeleneceğini dile getirmişti.

Sonuç olarak bir mermanın üzerindeydim. Onun gövdesine sımsıkı sarılmış okyanusun tadını çıkarıyordum anbean. Allah’tan o gün evden çıkarken –kaza yapmadan önce- üzerime en sevdiğim somon rengi tişörtümü ve en rahat hissettiğim pantolonumu giymiştim. Onlar hala üzerimdeydi –hastane odası hariç-. Bacaklarımı birbirine sıkıca kenetlemiş; ellerimi Salem’in yumuşacık gövdesine yapıştırmıştım. Gerçekten sandığımdan da hızlı yüzüyordu. Adeta yüzmüyor uçuyorduk.

Etraftan gözlerimi ayırmamama karşın Şans’a dair tek bir hücre kırıntısına rastlayamamıştım. Salem ise hiç konuşmuyordu benimle. Kardeşinin görüntüsü hiç gitmiyor olmalıydı gözünün önünden tabi. O yüzden dakikalarca kendi kendime söylendim durdum içimden.

“Salem?”

“Efendim Emela?”o şen şakrak komik merman kaybolmuş yerine on yaş üstü soğuk ve ciddi bir merman gelmişti.

“İyi misin?”

“Nasıl olunursa öyleyim.”

“İstersen şu kayanın orada biraz dinlenelim ne dersin? Hem sana da çok yük oldum. Deminden beri söyleyeceğim ama o kadar hızlısın ki senin dikkatini dağıtmak istemedim.”

“Haris acaba dinlenebiliyor mudur? O orada kıvranırken ben nasıl bir kayanın üzerinde dinlenebilirim. Bu kayaya da Haris’e de ihanettir. Bir saniye bile değerli bizim için.” Hızı öncesine göre biraz yavaşlamıştı. Sanırım benim konuşmam olmuştu onu yavaşlatan şey. “Bu arada bana yük olmuyorsun. Hatta hiç yok gibisin Emela biliyor musun?”

“Hiç yok gibi mi?” dedim şaşkınlıkla.

Hiç yaşamamış gibi

“Bu arada Armin size benim hakkımda ne söyledi yani sizinle hiç tanışmadan önce.”

“Bir misafirimizi ağırlayacağız. Bedeni henüz hayatta fakat ruhu bizi ziyaret edecek dedi. Yavaşladık sanırım Emela, daha da hızlanmam lazım lütfen kusura bakma. Kardeşim acı çekiyor onu hissedebiliyorum. Bunu sana tarif edemem ama beni anlayacağını biliyorum. Burada zaman çok önemlidir. Neyse bu konuları daha sonra konuşalım olur mu? Odaklanıp hızlanmam gerekiyor.”

“Anladım tabi ki lütfen , beni düşünme seni anlayabiliyorum.”

Bir misafir. Bedeni bir yatakta her şeyden habersiz, ruhuysa çeşitli alemlerde gezen bir misafirdim ben. Bu aleme geleceğimi biliyorlardı demek. Demek beni o yüzden soru yağmuruna tutmamışlardı. Zaten çekingen ve ince eleyip sık dokuyan beynimle savaş içerinde olan biri olarak onları soru yağmuruna tutamamıştım. Beni “Nereden geldin? Kaç yaşındasın? Neden Şansı arıyorsun?” gibi sorulara maruz bırakmamışlardı çünkü benim ile ilgili demek her şeyi biliyorlardı.

İrmela…

Armin…

Andela teyze…

Gerçekten de bir misafir gibi ağırlanmıştım. Başta Armin’i ne kadar itici bulsam da büyük aşklar nefretle başlardı değil mi? Ne! Ne dedim ben?

Aşk mı?

Yok artık! İyice saçmaladın Emela. O defterleri kapatalı çok oldu. Kapatmasan sanki olacaksın yok ya? Bir merpersona? Bir deniz oğlanına öyle mi? Dünyada ki tüm erkekler tükendi şimdi de bir deniz erkeğine sardın yok artık! Hem senin yaşayıp yaşamayacağın bile meçhul! Zavallısın sen Emela zavallı!

***

Acınacak halime gülüyordum. Aklımdan geçen bin bir düşünce öylesine hapsetmişti ki zihnimi bir türlü susmak nedir bilmiyorlardı ta ki o değişik canlı gözümün önünden geçene dek. Bedenini saran 6 tane kol, tıpkı bir ağacının dalları gibi. Bu dallar üzerine konmuş bembeyaz deniz kabukları. Ne garip. Ağaçtan tek farkı bedeninin kahverengi yerine yemyeşil olmasıydı benim direk gözüme çarpan. Kök salacağı bir toprak arıyordu sanki bu dipsiz okyanusta. Gözlerini aradı gözlerim. Hiçbir yerinde bir çift göze rastlayamadan öylece süzülerek kayıp gitti yanımızdan. Daha fazla incelemek istedim ama Salem’in hızından bu kadarını bile yakalayabilmiş olmak güzeldi. Onu tekrar yakından incelemeyi çok isterdim.

“Salem daha çok yolumuz var mı?” Aslında okyanusa ilk düştüğüm andan beri soru sormak bana yük gibi geliyordu. Salem’e çekinerek de olsa bu soruyu sormam gerekiyordu çünkü belim tutulmuştu. Keşke onların hızında olabilsem de bende sorgusuz sualsiz bu okyanusu kendimce fethedebilsem.

“Az kaldı Emela, sabret.” dedi Salem hızını iki katına çıkararak.

“Bunu kastetmemiştim Salem!” Sesim okyanusta opera salonunu inim inim inletecek kadar yüksek çıkmıştı. Sakin ama bir o kadar hızla ilerlediğimiz bu su tüneli su çarkına dönüşüvermişti. Lunaparkta olsam bu kadar midem bulanmazdı herhalde. Zaten uzun süredir ağızına tek bir lokma atmayan bu beden su çarkıyla birlikte çorba tenceresine dönüşüvermişti.

“Sana bu yoldan geçeceğimizi söylemedim ki bir de düşüncelerinde ilaveten boğulma diye. Umarı iyisindir Emela?”

Sessizlik.

“Emela! Emela!”

***

Gözlerimi yavaş açıyordum. Şeffaf bir balonun içindeydim ve dışından da anlayacağım üzere hala suyun içindeydim. Yatağımın bembeyazlığı ve yumuşacık nevresimlerden dubokoya geldiğimizi anlamıştım.

Hemen başımı yastıktan kaldırdım. Etrafımda kimseler yoktu. Şimdi İrmela’ya da seslenemezdim. Yanımda olmanı dilerdim İrmela yanımda yanı başımda. Senin ışıltına ihtiyacım var. Hemen yanıma gel ne olur.

Bir müddet dışarıda ki manzarayı izledim. Tekrar renkli balıkları çeşitli su canlılarını denizyıldızlarını, ahtapotları görmeyi özlemiştim. Kuzey Buz Denizi’nde bu renkler soluktu ve büyük devasa balinalar tüm okyanusu kaplıyorlardı adeta.

Salem diye bağırsam acaba İrmela gibi yanımda beliriverir miydi diye hiç sorgulamadan bağırdım. Gelen olmadı. Muhtemelen Haris’in yanındaydı.

Ayağa kalktım ve arkamı döndüğümde minik bir kayadan yapılmış çok tatlı bir masa ile göz göze geldim. Masanın üzerinde nasıl bulduklarını anlamlandıramadığım büyük deniz kabuğundan oluşmuş bir dolu mantı tabağı duruyordu. Ağzımın suyu akıyordu resmen. Hemen tabağı elime avuçladım. Yanında da yine ince düşünülmüş ağız kısmı deniz kabuğundan rengi çok açık su yeşili muazzam derecede hafif bir kaşık duruyordu. Mantının şekli iri iri içi de dolu dolu kıymadan oluşmuştu. Benim mantı sevdiğimi nereden biliyorlardı? Bunu kim hazırlamıştı acaba diye içimden bu düşünceler bir tır gibi geçerken son lokmayı da ağımıza attıktan sonra yanıma konulmuş peçete ile bir güzel ağızımı temizledim. Susayacağımı da tahmin etmiş olacaklar ki büyük bir bardak suyu da mideme indirdikten sonra derin bir oh çektim.

Allah’ım ben bunları hak edecek ne yapmış olabilirdim ki?

Elimde tuttuğum bardak da kaşık kadar hafifti. Sade düz şeffaf bir bardağın dışına kocaman turuncu renkte gerçek bir denizyıldızı yapıştırmışlardı.

Birden bir ses geldi.

“Afiyet olsun.”

Arkamı döndüm yok dışarıya bakındım yok. Sesin sahibini bir türlü göremiyordum.

“Kimsin? Neredesin?

“Biraz daha su içmek ister misin ?”

Bu sorunun üzerine hızla gözümü elimde ki bardağa diktim. Denizyıldızı bana gülümsüyordu.

“Bu gerçek olamaz.”

“Merman ve sirenaların varlığına inanıyorsun da benim varlığıma mı inanmıyorsun ince ruh?”

“Haklısın. Sadece bir an bardakla konuşmanın insansı balıklarla konuşmaktan daha imkansız olacağını düşündüm. Safça bir düşünüş kabul et.”

“Böyle düşünmekte çok haklısın ince ruh.”

“Bana neden böyle hitap ediyorsunuz? Bu arada isminizi bahşederseniz çok sevinirim.”

“Ruhunu yansıtanlar yüzlerinden okunur Emela.”dedi gözleri ışıldayarak. Onunla konuşana dek bir gözü dahi olduğunu bilmediğim bu şeyin uzun kıvrımlı kirpiklerine hayran hayran bakakalmıştım.

“Adımız Merjem.”

“Adımız derken?”

“Dubokoda ki tüm denizyıldızlarının adı Merjemdir. Biz bir bütünüz.”

“Tanıştığıma memnum oldum Merjem. Bir bardak daha su alabilir miyim lütfen ?”

“Ben de Emela. Hemen dolduruyorum.”der demez gözlerini kapadı ve hiç canlanmamış gibi dondu kaldı. Bardak dibinden hızla yükseliyordu. Tekrar suyla dolmuştu.

Galiba hastanede etkili bir ilaç yükleniyordu bedenime. Bunlar gerçek olamazdı. Acaba bedenim hala yaşıyor muydu? Ya Şans?

Sizi çok özledim sevdiklerim, değerlilerim, ailem…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.