Övgü sana hakaret olur; gönlü bol temiz kalpli, kahraman adam !” Deniz Feneri s.31
Haris ve Armin yüzeyden dibe inmişlerdi. Armin gayet iyi gözüküyordu fakat Haris’in yüzgeci hariç diğer tüm bedeni yanık içindeydi. Ona baktığımda tüm dertlerim yok oluyordu. Yüzeye çıkma yasağını ihlal etmiş ki böylesine yanıklarla yüzleşmişti.
Görünüşe bakılırsa herkes benim gibi düşünüyordu elbet.
Hiçbir bilgim olmayan duboko ve canlılarına dair elimden hiçbir şeyin gelmemesi beni derinlemesine üzmüştü. Öylece kalakalmış sadece bakıyordum. Ona dokunmak yaralarına tuz basmak olurdu elbette ki. Dokunamazdım. Dokunamazdık.
Ama birinin bir şey yapması gerekiyordu. Haris acı içinde kıvranırken onlardan biraz daha uzağa geçip ne yapacaklarını izleme kararı aldım. Sonuçta bir insandım ona ne katkım olabilirdi ki? Fazlalık gibi başlarında dikilmek istemedim.
“Yol ver deniz !” Armin suyun içinde yine uzunca bir halka oluşturmuştu. Ne yapıyordu böyle? Onu nereye göndermeyi düşünüyordu?
“Doğru olan buydu.” diyerek İrmela kapanan halkanın ardından söze girdi.
Gözü sanırım beni arıyordu daha fazla onu telaşlandırmadan yanlarına gittim.
“Neredeydin Emela?”
“Yapabileceğim bir şey olmadığı için fazlalık olmak istemedim.” Mahcupluğumu bir kenara bırakıp büyük bir merakla “Ona ne olmuş ?” dedim.
“Yavru kutup ayısını ailesine ulaştırmaya çalışırken yüzeye çıkmak zorunda kalmış. Çünkü üzerinde bulunduğu buz yığını onları bu duruma itmiş.” Armin kaşlarını kaldırarak devam etti. “Haris korunandır merak etmeyin ona hiçbir şey olmayacak. Ayrıca da bu yaşananlardan anlayacağınız kadarıyla da koruyandır.” gözlerini sonsuz uzayan sulara dikti.
Tüm bu yaşananlar sırasında soğukluğundan taviz vermeyen Mirel araya girerek “E hadi balina avına çıkmıyor muyuz?” diyerek gözlerini devirdi.
Öz kardeşi bu durumdayken nasıl bu kadar rahat olabiliyordu düşüncesiyle gözlerim Mirel’i sorgulayıp durdu. Onda garip bir kötülük seziyordum. Bu davranışı hiç de normal değildi. Salem ise lafa atladı:
“Ben Haris’in yanına dubokoya döneceğim. Onun iyi olduğunu görene dek hiçbir iyilik de bulunamam Armin lütfen kusura bakma.”
“O iyi olacak. Sizde biliyorsunuz ki bu yanıklar ile ilk kez karşılaşmıyoruz. Kaç sirena geçti bu yanıklardan unuttunuz mu?”
“Unutmak değil de senin kanından, canından birini böyle görmek içimi sızlatıyor. Bu yaşımıza kadar hep korku içinde büyütüldük. Bırakın yüzeye çıkmak oraya uzanmaya dahi cesaret edemezdik. Haris ile küçüklüğümüzden beri yüzeyin hayalini kurardık ama bu şekilde yüzleşeceğimizi hiç ummamıştım.”
“İstersen beraber gidebiliriz Salem. Hem belki yolda Şans’a rastlarız ne dersin?” diye heyecanla atıldım.
“Bu harika fikir Emela. Bu süreçte Mirel size fazlasıyla destek olacaktır çocuklar. Zaman kaybetmeyelim istersen?”
Armin’in yüzü düşmüştü. İrmela ise benim yüzümde ki ışığın onunkine sirayet etmesiyle daha da mutlu oluyordu. Mirel ise sessizdi. Sessiz ve bir o kadar soğuk.
“Peki öyleyse. Kötü kalpli kaptan Moby’yi bulmadan önce ona ulaşmalıyız. Son teknolojinin onu esir almasını istemeyiz öyle değil mi? İnsanlar dur durak bilmeden üretmeye; dünyanın doğallıklarını bozmaya devam ediyor.”
“Okyanus da onlardan birisi öyle değil mi Armin?” dedim.
“Kesinlikle.” İlk kez gözleri yerde konuşmuştu.
Gitmem onu üzmüş olmalıydı ama kalbim böyle yapmamı söylerken cevapsız kalamazdım.
Salem gitmeden önce: “Barış mirasımız olan bu kutsal topraklar adına ant içtiğimizi unutamayız. Önceden verdiğimiz bir söz var.”
Okyanusla savaş olmaz. dedi
Yol almaya devam ederken Haris’in yaptığı büyük yürekliliği düşünüyordum. Acaba ben onun yerinde olsam böyle bir cesareti gösterebilir miydim bilmiyorum. Resmen minicik bir canlıyı ailesine kavuşturmak için yanmayı göze almıştı. Ne gönlü bol kahraman bir yürek! O yürekle bir atan diğer bir yürek daha vardı. İkiz kardeş olmak demek böyle bir histi. Onsuz atamayacak bir kalbe sahip olmak. Onsuz nefes bile alamamak.
Salem’in –onu ne kadar da olsa anlayamasam da- yerine kendimi koymaya çalıştım. Bir ikiz kardeşim yoktu. Aynı zamanı ,aynı havayı aynı gökyüzünü , aynı mevsimi tattığım bir yürekle büyümemiştim. Aynı sularda yüzdüğüm bir yürek olmamıştı yanımda. Onu daha dikkatle inceledim. Haris’in bedeni yanarken onunsa kalbi cayır cayır yanan bir alev gibiydi. Armin onu çok güvenli bir yere yollamıştı ama yine de Salem’im içi rahat etmemişti. Demek bir olabilmek, hissedilmek bir diğer yüreği böyle bir şeydi.
***
Gözlerim bir umut belki rastlarım diye Şans’ı arıyordu. Onu o kadar çok özlemiştim ki. Mis gibi kokusunu iliklerime kadar çekmek ona sımsıkı sarılmak istiyordum. Sarı yumağım bu derin sular değil ama sensizlik beni nasıl boğuyor bir anlatabilsem sana. Birlikte geçirdiğimiz -evde olduğum o anlar- ne de çok kıymetliymiş; o anları bir bavula sığdırıp fermuarı çekip hep yanı başımda taşımak için neler vermezdim ki? Ah şimdi geldi birden aklıma sabahları o kurnaz kaçışların peki yumağım? Ah beni kandırmaların ne olacak? Yerlere yatıp hadi beni doyasıya sev Emela deyip tam seni elime avuçlayacağım sırada hızla kanepenin ardına koşmaların? Seni bir bulursam sana yapacaklarımı biliyorum ben ! Ne çok özlettin be kızım ! Ah Şans’ım Şans! Bul beni artık …
Hudson sularında balina arayışımız sona ermişti yani Salem ve benim için. Salem’in sırtına binmiş derin sularda hızla ilerliyorduk. Önce yüzgecine tutunmak istemiştim çünkü diğerleriyle bu ana dek o şekilde yolculuk etmiştik. Salem ise itiraz etmişti. Büyük bir hızla yüzeceğinden ve de benim bi Haris ve Armin yüzeyden dibe inmişlerdi. Armin gayet iyi gözüküyordu fakat Haris’in yüzgeci hariç diğer tüm bedeni yanık içindeydi. Ona baktığımda tüm dertlerim yok oluyordu. Yüzeye çıkma yasağını ihlal etmiş ki böylesine yanıklarla yüzleşmişti.
Görünüşe bakılırsa herkes benim gibi düşünüyordu elbet.
Hiçbir bilgim olmayan duboko ve canlılarına dair elimden hiçbir şeyin gelmemesi beni derinlemesine üzmüştü. Öylece kalakalmış sadece bakıyordum. Ona dokunmak yaralarına tuz basmak olurdu elbette ki. Dokunamazdım. Dokunamazdık.
Ama birinin bir şey yapması gerekiyordu. Haris acı içinde kıvranırken onlardan biraz daha uzağa geçip ne yapacaklarını izleme kararı aldım. Sonuçta bir insandım ona ne katkım olabilirdi ki? Fazlalık gibi başlarında dikilmek istemedim.
“Yol ver deniz !” Armin suyun içinde yine uzunca bir halka oluşturmuştu. Ne yapıyordu böyle? Onu nereye göndermeyi düşünüyordu?
“Doğru olan buydu.” diyerek İrmela kapanan halkanın ardından söze girdi.
Gözü sanırım beni arıyordu daha fazla onu telaşlandırmadan yanlarına gittim.
“Neredeydin Emela?”
“Yapabileceğim bir şey olmadığı için fazlalık olmak istemedim.” Mahcupluğumu bir kenara bırakıp büyük bir merakla “Ona ne olmuş ?” dedim.
“Yavru kutup ayısını ailesine ulaştırmaya çalışırken yüzeye çıkmak zorunda kalmış. Çünkü üzerinde bulunduğu buz yığını onları bu duruma itmiş.” Armin kaşlarını kaldırarak devam etti. “Haris korunandır merak etmeyin ona hiçbir şey olmayacak. Ayrıca da bu yaşananlardan anlayacağınız kadarıyla da koruyandır.” gözlerini sonsuz uzayan sulara dikti.
Tüm bu yaşananlar sırasında soğukluğundan taviz vermeyen Mirel araya girerek “E hadi balina avına çıkmıyor muyuz?” diyerek gözlerini devirdi.
Öz kardeşi bu durumdayken nasıl bu kadar rahat olabiliyordu düşüncesiyle gözlerim Mirel’i sorgulayıp durdu. Onda garip bir kötülük seziyordum. Bu davranışı hiç de normal değildi. Salem ise lafa atladı:
“Ben Haris’in yanına dubokoya döneceğim. Onun iyi olduğunu görene dek hiçbir iyilik de bulunamam Armin lütfen kusura bakma.”
“O iyi olacak. Sizde biliyorsunuz ki bu yanıklar ile ilk kez karşılaşmıyoruz. Kaç sirena geçti bu yanıklardan unuttunuz mu?”
“Unutmak değil de senin kanından, canından birini böyle görmek içimi sızlatıyor. Bu yaşımıza kadar hep korku içinde büyütüldük. Bırakın yüzeye çıkmak oraya uzanmaya dahi cesaret edemezdik. Haris ile küçüklüğümüzden beri yüzeyin hayalini kurardık ama bu şekilde yüzleşeceğimizi hiç ummamıştım.”
“İstersen beraber gidebiliriz Salem. Hem belki yolda Şans’a rastlarız ne dersin?” diye heyecanla atıldım.
“Bu harika fikir Emela. Bu süreçte Mirel size fazlasıyla destek olacaktır çocuklar. Zaman kaybetmeyelim istersen?”
Armin’in yüzü düşmüştü. İrmela ise benim yüzümde ki ışığın onunkine sirayet etmesiyle daha da mutlu oluyordu. Mirel ise sessizdi. Sessiz ve bir o kadar soğuk.
“Peki öyleyse. Kötü kalpli kaptan Moby’yi bulmadan önce ona ulaşmalıyız. Son teknolojinin onu esir almasını istemeyiz öyle değil mi? İnsanlar dur durak bilmeden üretmeye; dünyanın doğallıklarını bozmaya devam ediyor.”
“Okyanus da onlardan birisi öyle değil mi Armin?” dedim.
“Kesinlikle.” İlk kez gözleri yerde konuşmuştu.
Gitmem onu üzmüş olmalıydı ama kalbim böyle yapmamı söylerken cevapsız kalamazdım.
Salem gitmeden önce: “Barış mirasımız olan bu kutsal topraklar adına ant içtiğimizi unutamayız. Önceden verdiğimiz bir söz var.”
“Okyanusla savaş olmaz.” dedi.
Yol almaya devam ederken Haris’in yaptığı büyük yürekliliği düşünüyordum. Acaba ben onun yerinde olsam böyle bir cesareti gösterebilir miydim bilmiyorum. Resmen minicik bir canlıyı ailesine kavuşturmak için yanmayı göze almıştı. Ne gönlü bol kahraman bir yürek! O yürekle bir atan diğer bir yürek daha vardı. İkiz kardeş olmak demek böyle bir histi. Onsuz atamayacak bir kalbe sahip olmak. Onsuz nefes bile alamamak.
Salem’in –onu ne kadar da olsa anlayamasam da- yerine kendimi koymaya çalıştım. Bir ikiz kardeşim yoktu. Aynı zamanı aynı havayı aynı gökyüzünü aynı mevsimi tattığım bir yürekle büyümemiştim. Aynı sularda yüzdüğüm bir yürek olmamıştı yanımda. Onu daha dikkatle inceledim. Haris’in bedeni yanarken onunsa kalbi cayır cayır yanan bir alev gibiydi. Armin onu çok güvenli bir yere yollamıştı ama yine de Salem’in içi rahat etmemişti. Demek bir olabilmek hissedilmek bir diğer yüreği böyle bir şeydi.
Gözlerim bir umut belki rastlarım diye Şans’ı arıyordu. Onu o kadar çok özlemiştim ki. Mis gibi kokusunu iliklerime kadar çekmek ona sımsıkı sarılmak istiyordum. Sarı yumağım bu derin sular değil ama sensizlik beni nasıl boğuyor bir anlatabilsem sana. Birlikte geçirdiğimiz -evde yaşanılan o anlar- ne de çok kıymetliymiş; o anları bir bavula sığdırıp fermuarı çekip hep yanı başımda taşımak için neler vermezdim ki? Ah şimdi geldi birden aklıma sabahları o kurnaz kaçışların peki yumağım? Ah beni kandırmaların ne olacak? Yerlere yatıp hadi beni doyasıya sev Emela deyip tam seni elime avuçlayacağım sırada hızla kanepenin ardına koşmaların? Seni bir bulursam sana yapacaklarımı biliyorum ben! Ne çok özlettin be kızım! Ah Şans’ım! Şans! Bul beni artık ölü ya da diri hiç fark etmez…
