“Sesi duydunuz mu? Tekrar başladı.” dedim korku dolu ve kaygılı gözlerimle.
“Evet, daha keskin bir bağırma sesi geldi bu sefer.” diyerek beni onayladı Salem.
“Tamam, ben yukarıya; Haris’e bakmaya gidiyorum. Siz burada bizi bekleyin.” dedi Armin.
İrmela ellerini göğsüne yapıştırarak yine geçen ki gibi çaprazlama bağdaş kurmuştu. Gözleri kapalıydı. Etrafımızda yüzlerce kelebek belirdi. Bu muhteşemdi. Ama hepsi yemyeşil kelebeklerdi. Aralarından sadece birisi ben buradayım diyordu; Mavi kelebek. Bu manzarayı anımsamıştım.
“Acının ve umudun simgesi; mavi kelebek sizi korusun.” Kelebek Armin’in etrafında dönmeye başladı ve hareket eder etmez onu takip etti.
“Şimdi ne yapacağız ?”dedim.
“Sabredip göreceğiz Emela.” diye atıldı İrmela.
Uzun bir sessizlik oldu. Gözlerimin önünde çeşitlerce balığın senfonisi dönüyordu. Okyanusun derinliklerindeydik ama ben kendimi çölde yolunu kaybetmiş seraba hasret, susuzluk bünyemde boy göstermiş bir yürektim. Serabı su sanarak çırpınarak koşan adımlarımın sonu Mia’ya bir türlü ulaşamıyordu. Neredeydi benim minik sarı yumağım? Şuanda bile aklımdaydı.
Uzun süren sessizliğin ardından Mirel oldu ilk konuşan. “Hadi sevdiğim yazardan size bir alıntı paylaşayım.” dedi. Mirel’i ilk kez tebessüm ederken görüyordum. Paylaşacağı şeyi çok merak etmiştim doğrusu. Mirel önümüze doğru yüzgecini savurarak:
“Işığın savaşçısı, herkesin birbirinden korktuğunu bilir.
Bu korku kendini genellikle iki biçimde gösterir: saldırganlık ya da boğun eğiş. Bunlar, aynı sorunun iki yüzeyidir.
Bu yüzden, savaşçı ne zaman içine korku salan birinin karşısında bulunsa onun da kendisi gibi güvensizlik duyduğunu aklından çıkarmaz. O da benzer engellerle karşılaşmış, benzer sorunlarla yüz yüze gelmiştir.
Ancak savaşçı bu durumla nasıl başa çıkacağını karşısındakinden daha iyi bilir. Neden? Çünkü savaşçı korkuyu motor olarak kullanır, fren olarak değil.
Savaşçı, hasmından bir şeyler öğrenir ve buna uygun biçimde hareket eder.”(Işığın Savaşçısının El Kitabı s.73)
“İşte, kitaptan aklıma gelen bir yer. Coelho okumayanız yoktur herhalde değil mi?”
“Biz savaşta değiliz Mirel !” İrmela sinirlenirken daha çok parlıyordu etrafı.
“Alıntı derken bunu mu kastetmiştin? Ah Mirel yapma Tanrı aşkına. Ben de bir satırlık cümle beklemiştim senden.” dedi Salem.
Ben yorumsuz kalmıştım. Çünkü gerçekten etkilenmiştim. Okuduğu onca kitap arasından ezberinden 3-4 satırlık cümleler aktarması aşırı derecede etkileyiciydi. Hayran kaldığım iki üç kelimelik bir cümleyi bile aklımda tutamazken o bende hayranlık uyandırmıştı.
“Ee sen bir şey demeyecek misin Emela?” dedi Mirel.
“Eee şey” heyecandan yazarın adını söyleyemedim bir an. “Coelho, çok severim. Okumuşluğum vardı.”
“Hahahah gördünüz mü çocuklar okumuşluğu varmış! Ne güldüm. Okuma yazma biliyorum diyorsun yani buna sevindim açıkçası.”
“Mirel! Şakanın dozunu kaçırma istersen?”
“Sorun değil İrmela. Onunla bu kadarlık kitap sohbeti yapabildiğimize bile şaşırdım üstelik bu beni çok sevindirdi.” yutkunarak gözlerimi yere indirdim. Kendimi burada hiç hissetmediğim kadar fazlalık hissetmiştim. Yerde minik minik denizyıldızları bir sağa bir sola tıpkı pistte ki dansçılar gibi birbirlerine eşlik ediyordu.
İrmela duygularımı ve düşüncelerimi hissetmiş olacak ki beni kolumdan çektiği gibi onlardan biraz daha uzağa götürdü. Hızla yüzüyordu ve bu hız suların arasında dalgalanmak bana çok iyi gelmişti. Göz göze geldiğim minik balıklar içimi ısıtıyordu.
“Şu kayanın üzerinde biraz dinlensek mi?”
“Çok iyi olur.” İrmela’nın gülüşü yeni açan bir çiçeğin ben de hala bir umudun olduğunu yüreğime tüm kokusuyla tesir ettiriyordu.
“İyi ki varsın dedim.” dedim. Sesim titriyordu.
“Ağlamak istiyorsun. Lütfen kendini tutma.”
Hayır, ağlamak hissi değildi bu. Nereye ait olduğunu bilememe hissiydi. Gerçekten nereye aittim. Hastane odasında ölümü bekleyen bir beden miydim? Yoksa dipsiz bir okyanusta dümeni kırılmış bir kaptan mı? Nereye aittim? Hala nefes alabildiğime göre fişim çekilmemişti –tek bildiğim de buydu- , biliyordum.
Hayır, bunları öğrenebilmem için tekrar o odaya dönmem gerekiyordu. Ama bu nasıl olacaktı?
“İşte tüm aklımdan geçenler bunlar İrmela. Kısaca ölümüyüm dirimiyim ben artık bunu öğrenmek ve de Miama kavuşmak istiyorum.”
“Hayatlarımızda seçimler vardır. Bazen biz istesek de istemesek te bu seçimlere maruz bırakılırız. Önemli olan da ne biliyor musun Emela; tüm evren karşında dur yapma, atma o adımı dese bile sen tüm kalbinle ve hislerinle o adımı attığında seçimini çoktan yapmış oluyorsun.”
“Ve son olarak zaman; Zamanla göreceksin. Çok fazla kendini dinliyorsun.”
Gözleri ışıl ışıl; saçları ise yağmur sonrası kokusunu salan toprak gibi bana bakıyorlardı. İrmela’nın sözleri yeniden huzurla doldurmuştu yüreğimi. “Biz seninle neden daha önce karşılaşmadık ki?” dedim ona hayranlıkla bakakalırken.
“Kalbim burada; sizinle kalmak istiyor ama ya geride bıraktıklarım? Onlar şuan acı içinde dört gözle benim uyanmamı beklerlerken de bunu düşünmek bencillik gibi geliyor.”
Çaresizlik.
Acı ve hüzün.
“Yani onları çok özl…” diyecektim ki Salem’in sesi ile cümlem yarım kalmıştı. Tıpkı hayatım gibi.
