Ruhum, nereye sürükleniyordu böyle? Yıllardır alıştığı evden hiç ummadığı bir vakitte kapının önüne koyulan; çaresiz, kimsesiz zavallı bir köpek yavrusu gibiydim.
Ne uçacak kanatlarım ne de savaşacak bir kılıcım vardı. Ama bir savaşa hazırlanıyor gibi hissediyordum kendimi. Üstelik yüzme bile bilmeyen ben; koskoca okyanusta yapa yalnızdım. Ama yo yalnızım lafı olmadı. Burada beni ailemden de öte iyi tanıyan varlıklar vardı. Onlarlayken nasıl yalnızlıktan bahsedebilirdim ki? Bir seslenişimde anında yanımda beliriveren İrmela, henüz yeni tanıştığım hayata küsse de kalbimde o sonsuz bilgi hazinesiyle yer eden Mirel. Haris ve Salem ile uzunca muhabbet edemesek de çok komik çocuklardı. Gözümden tam yaş akacakken beni güldürmeyi başarıyorlardı. Ve tabi ki de okyanusun –bir de benim- kalbi Armin…
Geçmiş ise çalılardan fırlayan kuşlar gibi kaçınılmaz bir şekilde üzerime saldırıyordu. Zihnime hala hükmedemiyordum. Durduramıyordum bir türlü içimde ki öfkeyi. Ruhum hepsini birden; yarışı sonunculukla bitiren koşucu gibi geride bırakmak istiyordu onları. Birinci olmamak koşuluyla tabiki.
Okyanus; İçimi tertemiz havayla dolduran maviye dönen bir orman, okyanus. Orman okyanusa okyanussa ormana dönüşüvermişti zihnimde. Ben böylesine nefes alabiliyorken diğerleri nasıl yürüdüklerini ya da yüzdüklerini söyleyebilirlerdi?
Yürümeyi unuttum. Yürüyebilmek artık bayağı. Ayaklarının yere basma hissi... Dimdik sanıyorsunuz kendinizi; yürüdüğünüzü, dimdik ufka varırcasına yürüdüğünüzü sanıyorsunuz ama nafile. Şimdi size okyanusun derinliklerinden sesleniyorum. Sizler aslında yürüdüğünüzü sanıyorsunuz. Hayır! Öylece duruyorsunuz. Adımlarınız sabit, gelecekten bir haber duruyorsunuz öylece. Yürümeyi özledim mi? Buna verebilecek cevabı dahi unuttum. Bildiğim her şeyi unuttum desem size? Bugün ve yarın kelimeleri silinmişti zihnimden. Planlanacak günlere gereksinim duymuyor, anın akışına kendimi kaptırıyordum artık. Ne bilgisayar ekranında saatlerce çalışmak ne de müşteri randevusu oluşturmak vardı hayatımda. Hayatımdaki rolleri biri silgiyle siler gibi siliyordu. Açıkçası buna dur demek zahmetinde bile bulunmadan daha da sil , iyice sil diye bir yanım cesaretlendiriyordu o eli.
“Neredeyiz İrmela ?”
“Şuan da Hudson Körfezine yaklaştık sayılır. Değil mi Mirel?”
“Kuzey Amerika’nın en büyük ikinci körfezinden mi bahsediyorsun? Ah evet Atlas Okyanusu’na uzandık desene.” dedi donuk gözlerle.
Haris ve Salem arkada bizi takip ediyorlardı çılgınca yüzerek. Okyanusa adeta hünerlerini gösteriyorlardı. Armin ise önümüzde ışıldayan yüzgeciyle iz bırakıyordu ardından. Dişi balıklar göz bebekleri fırlayacakmış gibi süzüyorlardı Armin’i.
“Yukardan gelen sesi duydunuz mu?” dedim.”Armin! Armin! Bekle dur”. Armin yönünü bize doğru çevirdi.“Neler oluyor Emela?” dedi merakla.“Yukarıda bir ses duydum. Bağırış gibi bir sesti. Canavar falan olmasın. Deniz canavarı?” sözlerimi bitirirken hepsi birden gülmeye başladı. Ama bu çok uzun sürmedi. Haris söze atıldı:
“Tamam, panikleme Emela. Ben gidip bakacağım. Siz beni burada bekleyin.”
“Ben de geliyorum seninle.” dedi Armin.
“Önemli bir şey değildir, sen onlarla kal Armin. Onların sana ihtiyacı var. Ha birde balinaların.” diye ekledi.
Haris yukarıya doğru yüzmeye başladığında bende mi onunla gitseydim diye iç geçirdikten sonra “Hani siz yüzeye çıkamıyordunuz? Yasak değil miydi?” diye sordum merakla.
“Hala çıkamıyoruz Emela. Haris gidebildiği yere kadar gidecektir o kadar.” Hepsi birden gözlerini yukarıya diktiklerinde “Bu durum çok garip, okyanusa hapsolmak” dedim düşünmeden konuşarak. “Yani yukarıyı hep merak edersiniz sanırım, yoksa burası olağanüstü, insan asla çıkmak istemiyor.” diyerek toparlamaya çalıştım.
“Siz insanların zihni, olağanüstü düzeyde olmasına rağmen neden küçük düşünürsünüz anlamış değilim.” dedi Mirel. “He birde bize acıyor şuna bak sen. Bizim asla burdan çıkmak gibi bir niyetimiz yok bunu unutma. Buradan asla çıkmak istemiyoruz ve de çıkmayacağız.”
“Anladım, sadece merak etmiştim, size acımak mı? Bunu nasıl düşünebilirsin Mirel?.” dedim daha fazla uzun cümle kurmamaya çalışarak.
“Siz bize her şeyi düşündürtüyorsunuz da ondan.” diyerek etrafımda dönmeye başladı. “Siz insan yaratıkları fazla konuşmasanız iyi ederseniz çünkü uzun lafın kısası makbuldür”
“Lafını kısaltsan iyi edersin Mirel, haddini aşıyorsun.” Dedi Armin, elinde top oluşturmuş bize doğru dönerek.
“Peki, sustum.” Kıkırdayarak kuyruğunu salladı.
***
“Yaklaştım sayılır, sabret!”
“Buz kütlesinin ortasında kaldım. Lütfen bana yardım edin! Ailem az ileride, onlardan ayırdı bu kütle parçası.”
“Ah kutup ayıları bu!” diye söylendi Haris. Yüzeye yaklaşmıştı. Ama çıkamazdı dışarıya. Buz kütlesinin buğusunu gördü. Elini uzattı ve evet buza dokunmuştu. Denizin altında buzla temas etmişti. Birden bire ellerinin yandığını hissetti. Çektiğinde tekrar eski haline geliyordu. “Olamaz! Onu kurtarmalıyım!”
“Bak küçük dostum, birazdan elimi buza değdirdiğimde buz yavaş yavaş erimeye başlayacak. Çok hızlı olmalısın. Seni diğerlerinin yanına yaklaştıracağım ama çok hızlı hareket edip atlaman lazım. Anlaştık mı?”
“Ah olamaz! Buz eriyecek mi? Bunu yapamam ya düşersem? ”
“Hayır, düşmeyeceksin, ikimiz birlikte çok hızlı hareket edeceğiz tamam mı? Tüm kalbinle inan ve hisset. Birazdan ailenin yanında olacaksın. Hazır mısın?”
“Bundan başka çarem mi var? Evet hazırım.” Haris elini yavaşça buz kütlesine yerleştirdi. Parmağının ucu değdiği an yanmaya başlamıştı bile. Avucunu saran sıcaklık gittikçe yükseliyordu ama o bir saniye bile çekmeyi düşünmüyordu. Yolu neredeyse yarılamışlardı. Minik kutup ayısı ailesine kavuşacaktı fakat yavrunun çevresi gittikçe daralıyordu.
“Çok korkuyorum balık adam!”
“Şimdi! Atla minik dostum !”
“Yapamam, yapamam!”
“Yapabilirsin, haydi seni bekliyorlar.”
“Balık adam, bana kızacaksın ama ben atlamayı bilmiyorum.” Dedi buğulu suyun üstünden bakan iki çift büyümüş göz.
“Minik dostum şimdiyse senden sadece gözlerini kapamanı rica ediyorum ama evine varıncaya dek gözlerini açmayacağına bana söz ver?”
“Söz, söz! Balık adam”dedi heyecanla ailesine kavuşmak için can atan minik ayı.
Ellerini yukarıya kaldırdığında çoktan kutup ayısını avuçlamıştı. Yukarıya doğru süzüldüğünde güneşin ışığı tüm bedenini yakarken alev topuna dönen bedeni ile kutup ayısını ailesinin kucağına attı ve bir balık gibi tekrar suya düştü.

