İçeriğe geç

Dövüşçü

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Dövüşçü

Bölüm 3

Bölüm 3

Bana uzattığı çantayı keyifli bir şekilde alarak çıkışa yöneldiğimde hemen yanımda gelen Cem bana yandan bir bakış atmıştı.

-Taktiksiz dövüşüyorsun.

Yaptığı kısa yorum keyfimi daha da yerine getirirken çantamdan su şişesini çıkararak kapağını açmıştım.

-Aslında bir taktiğim var. Ama şu ana kadar fark edebilen olmadı.

Dediğimde kaşlarını kaldırarak bir kaç saniye düşünmüştü. Sanırım dövüştüğüm anları gözünün önünden geçiriyordu.

-Hiç boşuna uğraşma Barut. Taktiğimi bulamazsın.

Diyerek su şişesini kafama diktiğimde kaşlarını çatarak daha çok düşünmeye başlamıştı. Su şişesini tek seferde bitirdikten sonra Cem'in bu haline hafifçe kıkırdamıştım. Üç tane rakiple karşı karşıya kalmıştım bu gün. Ve üçünüde birbirinden farklı şekilde devirmiştim yere. Üç maçımın arasında bir ortak nokta bulması imkansızdı. En sonunda bunu o da fark etmiş olmalı ki derin bir nefes alarak kaşlarını düzeltmişti.

-Her neyse. İstersen beş taktiğin olsun yinede yenemezsin sen beni ufaklık. Ayrıca o suyu da yavaş iç, seni yenmeden boğulup gitmeni istemem.

Dediğinde ona en ters bakışlarımdan göndermiştim. Şu egosu var ya insanı çıldırtırdı cidden. Adımlarımı hafifçe hızlandırarak tamamen önüne geçtikten sonra vücudumu ona doğru döndürerek geri geri yürümeye başlamıştım.

-Merak etme seni yenmeden boğulmak gibi bir planım yok. Ayrıca sen hayırdır ufaklık falan?

Diyerek diklendiğimde adımlarını yavaşlatarak küçük bir kahkaha atmıştı. O adımlarını yavaşlattığı için bende adımlarımı yavaşlatarak ona ters ters bakmaya devam etmiştim. Komik bir şey söylediğimi düşünmüyordum.

-İki gün önce abicim diyen sen değil miydin ufaklık?

İnadına der gibi son kelimenin üzerine bastıra bastıra söyleyip bir de üstüne dudaklarına o ukala gülümsemesini yerleştirdiğinde ağzının ortasına bir tane geçirmemek için zor tutmuştum kendimi.

-Öyle mi demişim Mete Cem'cim? Pardon Metecim diyecektim.

Yüzüme yerleştirebildiğim en yapmacık gülümsemeyi yerleştirdiğimde yüzündeki ukala sırıtış iyice genişlemiş, kahverengi gözleri iyice kısılmıştı. Aramızda yedi sekiz santimlik bir boy farkı olduğundan ona bakmak için kafamı yukarı kaldırmam gerekiyodu sürekli. Bu da ona komik bir görüntü sunuyor olmalıydı. Kahkaha atmamak için zor tutuyor gibi bir hal vardı şu an yüzünde. Cevap vermek için hafifçe üzerime doğru eğildiği sırada ayağımın sert bir şeye takılmasıyla dengemi kaybedip geriye doğru sendelemiştim. Cem anında düşmemem için kolumdan tutarak dengemi sağlamama yardımcı olduktan sonra kulağıma doğru yaklaşarak tüylerimi ürpertecek bir ses tonuyla vermişti cevabını.

-Öyle dedin İremcim.

...

Biyoloji dersinde hoca bilmem hangi konunun bilmem hangi başlığını işlerken ben, en arka köşedeki sırama sinmiş tiktok izliyordum. Evet tiktok.. Genellikle pratik dövüş taktikleri ve bu alanda ünlenmiş isimleri takip ettiğimden keşfetim full kavga ve dövüş doluydu. İşin garip tarafı ise videoyu her kaydırdığımda karşıma Mete Cem Barut'un videosunun çıkmasıydı. Yeni yeni tanımaya başladığım için mi dikkatimi çekmişti bu durum ilgimi yoksa bu çocuk sürekli keşfetime çıkıyordu da ben mi bunu yeni fark ediyordum? Birkaç saniye düşündükten sonra merakıma engel olamayarak profiline girdiğimde gözüm ilk takipçi sayısına kaymıştı. 15 milyonn!! Evet evet yanlış görmüyordum. Resmen on beş milyon takipçisi vardı çocuğun. Gönderilerine bakmak için profilinde aşağı doğru ineceğim sırada üstten bir bildirim düşmüştü.

0530..: Yenilmemek için beni oyalamadığına emin misin?

Üstten gelen bildirim çubuğna dokunarak mesajı tekrar okuduktan sonra kaşlarım şaşkınlıkla havalanmıştı. Numaramı nereden bulmuştu lan bu benim? Bir süre öylece ekrana mal gibi baktıktan sonra cevap vermeyi akıl edebilmiştim sonunda.

UFAKLIK: Kimsin?

0530...: Görüldü, yazıyor...

Merakla yazacağı cevabı beklerken bir yandan da sırıtıyordum. Tabi ki kim olduğunu anlamıştım. Ama biraz uğraşmaktan zarar gelmezdi değil mi :)

0530...: Seni yeneceğini söyleyen kaç kişi var Allah aşkına İrem?

bu yazdığını hiç düşünmeden yanıtlamıştım.

UFAKLIK: İnan sayamayacağım kadar çok var. Ama yeneni göremedim bir türlü.

Cevabın anında gelmesiyle sırıtarak mesajını okumuştum.

0530...: Kendi kulvarındaki insanlarla dövüştüğündendir o.

0530...: Ben sana göre büyük lokma sayılıyorum maalesef ufaklık.

yazdıklarını okurken bir yandan da gözlerimi deviriyordum. Egosu konuşmaya başlamıştı yine paşamızın.

UFAKLIK: Kimsiniz diye sormuştum cevap alamadım??

0530...: Mete Cem ben İrem. Ama sen istersen Metecim diyebilirsin ;)

Attığı mesaja gözlerimi kırpıştırarak baktıktan sonra içime derin bir nefes çekmiştim. Sakin ol İrem. Bilerek yapıyor sen sinirlen diye. Ben kendimi sakinleştirmeye çalışırken biyoloji hocasının sinirli sesi doldurmuştu kulaklarımı.

-O telefonu bırak kızım. Ben burada size bir şeyler öğretmek için çabalıyorum senin şu yaptığın şeye bak. Getir o telefonu bana!

Siyah gözlerime en masum bakışlarımı yerleştirerek biyoloji hocasına döndüğümde yüzüme masum bir gülücük oturtmuştum.

-Yanlış anladınız sanırım hocam. Akıllı saatimi ayarlamaya çalışıyordum ben telefona bakmıyordum.

Diyerek kolumdaki saati görmesi için sol kolumu havaya doğru kaldırdığımda hoca "senin karşında salak mı var kızım he?" der gibi bakmıştı bana. Siktir. Nasıl çevirecektim şimdi ben bunu?

-Hemen şimdi telefonunu dolaba bırakıyorsun İrem, ben alırsam bir hafta vermem üstüne bir de tutanak tutarım hadi.

Dediğinde anlık panikle sıranın altına attığım telefonumu elime alarak mahcup bir ifadeyle ayağa kalkmıştım. Daha fazla diretmemin manası yoktu çünkü haksızdım yani. Sınıftan çıkarak telefonların koyulduğu dolaba doğru yönelmiştim. Merdivenlerden aşağı indikten sonra karşıma çıkan telefon dolaplarına şöyle bir baktıktan sonra dolabın yanından geçip giderek bahçeye çıkmıştım. Tabi ki telefonumu bırakmayacaktım. Okulun arka bahçesine geçerek uzun ağaçlardan birisine tırmanarak en tepesine çıkmıştım ağacın. Hep Mete Cem denen o egoist yüzünden yakalnmıştım hocaya. Gözünde kötü konuma düşmüştüm hocanın. Sinir bozucu pislik, aptal... Sinirle telefonumu çıkararak tekrar whatsappa girdikten sonra elime gelen her şeyi yazmaya başlamıştım.

UFAKLIK: Allah senin belanı vermesin Mete!

UFAKLIK: Senin yüzünden telefona bakarken hocaya yakalandım.

UFAKLIK: Hep senin egoistliğin yüzünden.

UFAKLIK: Pisliksin biliyorsun değil mi?

UFAKLIK: Gıcık ve egoistsinde.

UFAKLIK: Ukalasın.

UFAKLIK: Sinir bozucusun Mete hemde çokk!!

yazdıktan sonra sinirlerime engel olamayarak engellemiştim Mete Cem'i.Telefona bakmayı keserek sakinleşmek için gözlerimi kapattığım sırada ağacın sallanmasıyla minik bir küfür savurarak oturduğum dala sıkıca tutunmuş ve gözlerimi kocaman açarak aşağı doğru bakmıştım. Yukarı doğru tırmanan tanıdık bir sima gördüğümde ise gözlerimi kısarak kim olduğunu anlamaya çalışmıştım. Geçen sefer spor salonunda Mete'nin zorbaladığı esmer çocuktu bu. Çevik hareketlerle en tepeye tırmanıp tam karşımdaki dala oturduğunda ise gözlerimiz kesişmişti. Benimki gibi siyah olan gözleri beni görünce hafif bir şaşkınlıkla irkilerek gerilemeye çalışmış ama dengesini sağlayamayarak tüm ağacı sallamıştı. Dehşet dolu bir ifadeyle oturduğum dala daha sıkı tutunurken bir yandan da söylenmeden duramamıştım.

-Yavaş be yavaş düşüreceksin ikimizi de!

-Özür dilerim bilerek olmadı.

Mahcup bir ifadeyle gözlerimin içine bakmasıyla boğazımı temizleyerek oturduğum dalı sıkı sıkı kavrayan kollarımı hafifçe serbest bırkakmıştım.

-Neyse sorun değil.

İfadesiz bir sesle cevap verdikten sonra ortam sessizleşmişti. Esmer çocuğun üzerime sabitlediği siyah gözlerini fark ediyordum ama ağzımı açıp da diyecek tek kelimd bulamıyordum.

"Ne bakıyorsun birader hayırdır?" desem fazla kaba olurdu heralde. "Üzerimde bir şey mi var neden öyle bakıyorsun?" desem de fazla kibar olurdu sanki.

-Sen şu spor salonundaki kızsın değil mi?

Ben daha ne söyleyeceğime karar verememişken esmer çocuğun konuşmasıyla hafifçe ona doğru dönerek başımı aşağı yukarı sallamıştım.

-Teşekkür ederim.. Beni herkesin ortasında dayak yemekten kurtardığın için.

Gözlerinde yakaladığım samimiyetle hafifçe tebessüm etmiştim.

-Tanışalım mı? İsmin ne? Ben İrem. İrem İpekçi.

Diye hızla konuştuğumda o da benim gibi tebessüm etmişti hafiften.

-Murat bende. Murat Dalkılıç.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.