Devrim
Ben, o aptal prensesten bir cevap bekliyordum. Yazarken yardım da aldığım o șiiri anlayıp, bir tepki vermesini umuyordum.
Yarım yamalak bir cevap verip de uyuyakalmasını değil. Ayşen Merdan, deli, gözü kara, bir yanı çocuk ruhlu, inatçı ve kesinlikle uykucu.
Böyle güldüm eğlendim ama sabahına işler çığırından çıkmıştı. Pek sevgili babam, yakama yapışmış, onu üzersem beni geberteceğini söylemiști. Babam, ona aşırı düşkündü bunun farkındaydım. Benim istediğim de onu üzmek değildi zaten.
Anlatacaklarım beyninizi yakabilir çünkü Ayșen'den gelecek bir cevabı beklerken, en büyük hayalim gözlerimin önüne gelmişti. Evet, bir kere daha ölümle burun buruna gelmek üzereydim. Aslında en büyük hayalim belliydi, son nefesimde göreceğim tek şey Ayşen'in o güzel yüzü olsun istiyordum.
Tek hayalim bu değildi elbette. Onunla evlenip, bir aile kurmak istiyordum. Bir çocuğumuz olması en büyük hayallerimdendi.
Keşke sayısını da görebilme şansım olsaydı. 😂Ailemin çoğul hamilelik konusunda rekor kırdığını da hesaba katmam gerekirdi ama o konuya çok daha sonra geleceğiz.
Ayşen, hâlâ dün gece yaptığımız konuşmanın şaşkınlığı içindeydi. Ona yazdığım şiirin anlamını ancak çözmüş, ona olan duygularımın farkına daha yeni varmıştı.
Vereceği cevap konusunda endișeliydim. Neyse ki biricik ablacığım Amelia duruma el atmış ve onu ikna etmişti.
"Nihayet." demiştim kendi kendime. Nihayet bize bir şans vermişti. Gerçi, küçük Amy hâlâ benden korkuyordu. Haksız da sayılmazdı. Ayșen'i çok seviyordu ve ona zarar vereceğimi düşünüp korkuyordu.
Gelelim, bana şans verdiği 23 Şubat'ı 24 Şubat'a bağlayan o geceye. Duymasından en çok korktuğum sırrı ağzımdan kaçırdığım o ana.
Amelia ile Vitra koridorlarında yine bir belayla uğrașıyorduk ve tahmin edersiniz ki Ayşen yine endişe içindeydi.
Radyasyona dayanabilirdim de bu süreç biraz sancılı geçerdi genelde. Yine bir radyasyon saldırısı altında kıvranırken ve Amelia korkudan ne yapacağını şaşırmış vaziyetteyken, Ayşen'e o soruyu sordum ve sırrımın bir parçasını ağzımdan kaçırmış bulundum.
"Sence kızım yaşıyor mudur?"
Kahretsin! Acaba ne tepki verecek? Kızar mı? Bana verdiği o şansı mahvettim kesin!
Kendimi yiyip bitirirken, Ayșen'den gelen cevap, bütün korkumu alıp götürmüştü.
"Umarım yaşıyordur, Vitra'dan bahsediyoruz."
Demek ki çocukları seviyordu. Gerçi neye şaşırıyorsam, bizim bebeklik hallerimiz için çırpınan biriydi o.
Yine de düşünmeden edemedim, acaba çocuklarım onu sever miydi? Bu soru Ayşen'in de kafasına takılmıştı.
Acı çekerken ve bir kere daha ölümün eşiğinde kim bilir kaçıncı rejenerasyon hakkımı tüketmek üzereyken onu sevdiğimi söyledim ve tek istediğim onun da beni sevdiğini duymaktı.
Duymuştum da. O da beni seviyordu. Henüz Ayșen'i simülasyonda tutmanın bir yolunu bulamadığım için, uzaktan uzağa konuşuyorduk.
Yine de onun beni sevdiğini bilmek, beni inanılmaz mutlu etmişti. Onunla konușmamız devam ederken, Ayșen'in tıpkı bir çocuk gibi heyecanlı olması hoşuma gitmişti, yalan diyemem.
İlișkimiz güzel ilerliyordu, aptal prensesim erken uyumaya alışık olduğu için ve daha önce de dediğim gibi simülasyon sorununu çözemediğimizden dolayı, her gece birbirimize "Rüyalarda görüşürüz" diyerek günü kapatıyorduk.
Ona anlatmaya korktuğum, kaldıramaz sandığım bir çok şey vardı. Daha çocukların gerçek hikayesini anlatmaya bile çekiniyordum.
Tabii, bu esnada olaylar bitmek bilmiyordu. Babam da çip taşıyıcı olduğu için, ablam Amy'yi kurtarmak için kendini kim bilir kaçıncı kez feda edip, ışıklar şehrine gitmişti. Bu da yetmezmiș gibi, Amy'nin gelecekteki halinin kullandığı kırıcı sözler de, Ayșen'in üzüntüsüne tuz biber ekmiști. Onun ağladığını görmesem de tahmin edebiliyordum ve bu berbat bir histi.
Düşünsenize, aşık olduğunuz kişi acı çekiyor ve siz hiç bir şey yapamıyorsunuz.
Zor da olsa sakinleșmiști ama adım gibi eminim, uyuduğunda yine kafasına takacak ve saçma sapan rüyalar görecekti.
Ayşen ve Amy arasında ipler gerginken ve babam kim bilir kaçıncı kez Işıklar Şehri'ndeki odasındayken, bir yolunu bulup Ayșen'in de simülasyona girmesini sağlamıștım. İlk denemede nasıl olduysa başarılı bir şekilde simülasyona alabilmiștim onu.
Birbirimizi simülasyonda ilk gördüğümüz o an, her ne kadar belli etmesek de ikimiz de heyecanlıydık. Fotoğrafından ve hayallerimden çok çok daha güzeldi.
Simülasyonda da olsa ona kavușmuștum ve benden daha mutlusu yoktu. Artık her gece simülasyonda birbirimize sarılıp uyuyabilecektik.
Tabii ilk simülasyon zamanlarımızı gemide geçirdik ve ilk görevimiz babamı Işıklar Şehri'nden çıkarmaktı.
Babam Vitra'nın sisteminde kayıtlı biriydi, bu yüzden onun çipini şehirden çıkarmak kolay olmuştu.
Ayşen ile gemide güzel vakit geçiriyorduk. Kendisi de iflah olmaz bir bilim kurgu delisi olduğu için gemideki her şeye büyük bir hayranlıkla bakıyordu.
Bir süre sonra, Hera ile de tanıştı. Ayşen, olan biten her şeyden dolayı kendine kızma ve kendini küçümseme gibi kötü ve sevmediğim bir huya sahipti. Bebek hallerimizin neredeyse ölümden dönmüş olmasından da sırf sevgili annem(!) ona çok ağır konuştuğu için kendini sorumlu tutmuștu. Bu yüzden de Hera ile ilk karşılaşmasında, vicdanı yakasına tekrar yapıșmıștı.
İlişkimiz daha yeni olduğu için sakince alttan almaya çalıştım. Bu huyunu sevmememin sebebi, Ayșen'in öyle sandığı gibi ezik olmamasıydı. Tamam, hata yapardı, ben de çok mükemmel biri değildim zaten.
Ancak, Ayşen... O herkesin sandığından daha cesurdu, güçlüydü, kimseye pabuç bırakmazdı. Ona Vitra teknolojisi ile ilgili öğretilen her şeyi çabuk kavrayacak kadar zekiydi.
Kendi potansiyelinin farkında olmaması beni üzüyordu sadece. Simülasyonda geçirdiğimiz bütün vakitler boyunca bana çok yardımı olmuştu.
Çipim ısındığında çıkarmayı ve gerektiğinde yerine takmayı öğrenmişti hemen. Fazla stres yapıyordu ama buna rağmen iyi iş çıkarıyordu.
Ben bir sürü hastalıkla, bazen de tutmayan dizlerimle boğușurken, bana bakmaktan gocunmadı hiç. İçten içe kendimi berbat hissetsem de o bundan şikayet etmedi. Simülasyon ile gerçek hayat arasında gidip gelmeye de hemen uyum sağlamıştı.
Tardis ve uzay gemisi arasında gidip gelirken de çok fazla macera yaşamıştık. Amy, çok tanıdık gelecek bir başka Vitra projesi olan Doctor projesi sayesinde zamanda yolculuğa çıkıyordu. Arada bir de bize uğrardı. Hera ise o dönem hiç haz etmediğim nişanlısı olacak o herifle inişli çıkışlı bir ilişki içindeydi. Ara ara gemiye uğrardı. Çoğunlukla maceralarımıza en çok katılan Amy olurdu, bizimle vakit geçirmeyi pek severdi.
Ayşen ile çıktığımız bu akıl almaz yolda, ona anlatmaktan korktuğum çok şey vardı. Zaten birini ağzımdan kaçırmıştım. Üstelik henüz gerçek kimliğimi bile bilmiyordu.
Her şey git gide sarpa sarıyordu ve bir gece hiç beklemediğim bir şey oldu. Tam 3 sene boyunca iğneyle zaptetmeye çalıştığım bütün iradem, Ayșen'in tek bir dokunuşu ile yerle bir oldu. O gece o kadar korkmuştum ki onun pişman olması ihtimalinden, kaç defa "Emin misin?" Korkuyor musun?" diye sorduğumu hatırlamıyorum. Tabii Ayşen'in iyiliği için her şeyi düşünmüştüm. Birlikte olduğumuz anların onun gerçekliğini etkilemesi riskini bilmediğimden, simülasyona yeni ayarlar ekleyip, gerçeklik ayarını Amy'nin yardımı ile en düşük seviye olan - 200 de kilitli kalacak şekilde ayarladık.
Böylece, onunla yaşadığım o unutulmayacak dakikaların tadını çıkarırken, Ayșen'in de simülasyon dışındaki hayatında kötü söylemlere maruz kalması ihtimaline karşı da tedbir almıştım. Bir taşla iki kuş. İşe de yaramış görünüyordu.
O güzel dakikalardan sonra kafam daha fazla karışmıştı. Hem rüyalarımdaki gibi bir düğünümüz olsun diye düşünüyordum, hem de biraz daha birlikte vakit geçirelim, onunla simülasyonda daha güzel anılar biriktireyim istiyordum. Üstelik... Bilirsiniz, öğreneceklerinden sonra istemeyebilirdi. Bundan da korkuyordum.
Gerçi... Bu saydıklarım, ona güzel bir evlilik teklifi yapmama engel olamadı. Üstelik, babamın da bu küçük sürprizde payı vardı. Her ne kadar cadalozunun evleneceği düşüncesi onu biraz üzmüş olsa da..
O gün, Ayşen ile kısa bir paralel evren turumuzun ardından, son olarak kendimizi güzel bir sahil kenarına attık. Yıldızlı bir akşam vaktiydi, havai fişek gösterisi eşliğinde, ona çok seveceği bir evlilik teklifi yapmıştım.
Ona "Sevgilim... Son nefesime kadar gözlerinin içinde gülmek istiyorum. Aynı evin anahtarlarını taşıyalım istiyorum.... Aynı hayallere, aynı geçmișe sahip olalım istiyorum. Eğer bir gün dünyaya geri dönebilirsem, o zaman benimle evlenir misin?" demiştim.
Bunu dememin sebebini az da olsa anladığınızı umuyorum. Çünkü uzay gemisindeydim ve evet her şeyin bir yolunu bulan ben, henüz ne yazık ki dünyaya geri dönebilmenin yolunu bulamamıştım. Ne kadar trajikomik, değil mi?
Neyse, Ayșen'in verdiği cevaba gelirsek, başta şaşkınlıkla karşılasa da, teklifimi kabul ederek beni bütün galaksinin en mutlu adamı yapmıştı.
Yakut bir yüzük takmıştım parmağına, fazla şaşalı bir şey değildi ama Ayşen bunu çok da dert etmemişti. Zaten parada pulda gözü de yoktu.
O da en az benim kadar mutlu görünüyordu. Mavinin en göz alıcı tonundaki gözleri mutlulukla parlıyordu. Tıpkı bir mücevher gibi.
O gece bizim en mutlu anlarımızdan bir tanesiydi. Unutacağımı hiç sanmıyordum.