Ayșen
Marc beni yine hazırlıksız yakalamıştı. Evlilik teklifini beklemiyordum. Hayalimdeki kadar romantik bir sürpriz yapmıştı.
Üstelik gemiye döndüğümüzde de oldukça harika anlar yaşamıştık. Marc ile atıldığımız her macera benim için yepyeni bir tecrübe oluyordu.
Dürüst olmak gerekirse, bir çipi çıkarmayı öğreneceğime, uzay gemisinde kalacağıma veya bu gibi bir çok akıl almaz şeye tanık olacağıma inancım yoktu. Bazı konularda gerçekten özgüvensizdim. Marc bu huyuma hem sinirleniyor hem de içten içe böyle hissetmeme üzülüyordu. Onu üzmeyi elbette istemiyordum. Çünkü her ne kadar zamanında bazı geri dönüşü olmayan hatalar yapmış olsa da telafi etmeye çalışıyordu. Üstelik beni önemsiyordu, bütün saçma sapan tavırlarıma rağmen.
Bu benim için bir ilkti. Karşıma çıkan düşüncesiz ve egoist erkekler gibi değildi. Bana saygı duyuyordu, düşüncelerim onun için önemliydi. Onunla ilgili öğrendiğim her yeni gerçekte vereceğim tepkiyi merak ediyordu. Korkacak mıyım, yoksa ondan nefret mi edeceğim? Haksız da sayılmazdı. Yaşadıkları, yaptıkları başkalarının kolayca kabullenip hazmedebileceği şeyler değildi. Oysa ben her şeye rağmen onun yanında kalmayı seçmiştim.
Yine onunla ilgili sıralardan birinin açığa çıktığı bir gündü. Marc Dawson'un gerçek kimliğini öğrendiğim o gece... Fransız tilkimin amcası Kadir Tekinalp'in içinde bulunduğu kriyojenik tüp dahil hepsini gezmiş, Kadir bey ile de konuşma fırsatı bulmuştum. Dediğine göre Marc Dawson aslında Asaf Devrim Tekinalp'in ta kendisiydi. Kadir bey, benim için endișelendiğinden olsa gerek, onu yalan testine sokmam konusunda ısrar etti. Onun bana olan duygularının gerçek olup olmadığını bilmek istiyordu.
Ben de onu dikkate aldım. Kimliğini gizledi ise bile en azından nedenini öğrenebilirdim. Makineyi aldım, talimatları uygulayıp, makineyi okuması için Doğu abiden de yardım alarak onu sorguya çektim.
-Gerçek ismin Asaf mı?
Kısa bir sessizliğin ardından cevapladı.
-Evet.
Yalan makinelerinin mantığı basittir. "Evet" ya da "Hayır" dersiniz ve cihaz sizin psikolojik durumunuzu vücudunuzun verdiği tepkileri ölçüp, yalan ya da doğru söylediğinizi anlamaya çalışır.
Asaf'ın verdiği ilk cevap doğruydu. Șoka girmiştim. Neden söylememişti? Neden bunca zaman benden saklamıștı? Tamam, Duman ile abi kardeş ilişkisi içindeydik ama kan bağımız yoktu. Üvey de değildik. Neyden korkuyordu? Onu kabul etmememden mi? İkinci soruma geçtim.
-Beni gerçekten seviyor musun?
Polislerin kullandığı yalan makinelerini bilmiyorum, içinde bulunduğumuz simülasyonda polislerin kullandığı bir alet değil ama Vitra üretimi bu makinenin bir özelliği vardı ki o da aşkı ve sevgiyi ayrı kategorilerde değerlendiriyordu. Bu yüzden de Asaf'ın verdiği ikinci cevabı yalan olarak ele almıștı. Soruyu değiştirdim, bana aşık olup olmadığını sordum. Üçüncü cevabı doğruydu.
Yani kimliği hakkında yalan söylemişti ama yalan makinesine göre bana olan duyguları gerçekti. Bu da tahmin ettiğim şeyin doğru olduğunu ispatlıyordu. Büyük ihtimalle ona vereceğim tepkiyi düşünerek gerçek kimliğini gizlemişti.
Yalan testinden sonra onunla olmak istemeyeceğim konusunda düşüncelere kapılmıştı ve onu ikna etmek için çok uğraşmıştım. Kimliği umurumda değildi. Duyguları gerçek miydi? Gerçekti. Beni ilgilendiren buydu.
Nihayet onu ikna etmeyi başardığımda rahat bir uykuya daldık.
Sabah onu öperek uyandırdım. Yeni bir gün, yeni bir macera. Elbette simülasyonda yeni paralel evrenler keșfediyor ve yeni deneyimler de kazanıyordum. Tabii etkinliklere de katılıyorduk. Hera ve Amy bana her konuda yardımcı oluyordu. Hera bir düğüne hazırlanmamda yardımcı da olmuştu. Ancak benim için hazırladığı sürprizden habersizdim.
Düğünden döndüğümüzde iyice afalladım. Çünkü Hera ikimizin resmini bir kağıda çizmiş, kendince bir davetiye yapmıştı. Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken, kendimi küçük samimi bir isteme merasiminde, sevdiğim adama kahve ikram ederken buldum. Simülasyonda da olsa artık nișanlıydık.
Mutluluktan ve heyecandan kalbim kafesinden çıkacak gibi atıyordu. Hera bizi bu sürprizi ile gafil avlamıștı. Tabii Fransız tilkimin içten içe biricik cadalozu, gönül bahçesinin nadir gülü nişanlandığı için duygusallığı tutmuștu.
Hayatımda simülasyonda bile olsa mutlu olduğum anlardan biriydi bu. Sonrasında gelişen olaylar, Devrim'in bana bir kaç defa daha evlilik teklifi etmesi ve benim Devrim ile ilgili gerçeklerin bir kısmını daha öğrenmem ile gelişti. Aslında ikizleri vardı. Zamanında Alice ile olan birlikteliğinden iki çocuğu olmuş, ancak Vitra'da Cierra'nın çıkardığı kargaşa yüzünden çocuklar yurda bırakılmıștı. Yine ve yine bana daha önce söylememesinin sebebi, benim çocukları istememe ihtimalimdi.
Amy'nin yardımı ile onların izini sürmeye karar verdim. Şanslıyız ki küçük hanım Brenda Angel Dawson ismi ile hâlâ yurttaydı. Ancak Alec'ten hâlâ haber yoktu.
Brenda ile tanışacak olmak hem beni heyecan, hem de deli gibi korkutuyordu. Ya beni sevmezse? Ya onun güvenini kazanamazsam?
Devrim'i zor bela ikna edip onunla birlikte yurda gittik. Kafamda hâlâ aynı korkular dönüp duruyordu. Derken, pembe elbisesiyle, sarı saçları ve yemyeşil gözleri ile Bianca geldi. Şaşkınlık içinde ona baktım. Çocukluğumu andırıyordu, ben de bir zamanlar onun gibi sarışındım.
Heyecanla ikisini izledim, Devrim'in Brenda ile karşılaşmasını ve verdikleri tepkiyi... İkisinin duygusal kavuşma anının ardından, sıra bizim tanışmamıza geldi. Angel ile mümkün olduğunca ilgilenmeye, onun çekincelerini gidermeye çalışıyordum. Bana alışmaya başlamış gibi görünüyordu ama hâlâ ona "kızım" diyemiyordum. Ta ki o akşama kadar...
Angel'ın neden annesinin olmadığını sorup, hıçkıra hıçkıra ağlamasının ardından saatler geçmiş ve vakit akşam olmuştu. O hali içimi acıtırken, bunu belli etmemeye çalışmak çok zordu. Devrim ile konuşmaya daldığımız an, mutfaktan gelen gürültü ile irkildim ve koşarak mutfağa gittim. Angel, mutfaktan su almak isterken bardağı kırmıştı. Panikle parçaları toplarken elini derince kestiği için ağlıyordu.
İçim acıyarak yanına gittim ve onu sakinleștirmeye çalıştım. Elindeki kırık parçaları çöpe atıp, yaralı elini de sarmayı unutmadım.
-Ağlama bitanem, geçti. Geçti orman gözlüm, bak elini de sardım. Hadi sil gözyaşlarını güzel kızım.
Ne olduysa ondan sonra oldu. Devrim arkamda şok olmuş bir şekilde bizi izlerken, ben ise acaba yanlış bir şey mi dedim diye düşünüyordum. Oysa ki Angel bana gülümseyerek bakıyordu.
-Ne oldu, aşkım? Yanlış bir şey mi dedim? Ne bileyim o korkuyla...
-Hayır hayır, yanlış bir şey demedin. Aksine, onu mutlu ettin. Teşekkür ederim.
Bunu duymak beni çok mutlu etmişti. Korkularımın ne kadar yersiz olduğunu anlamıştım. Yine aynı akşam, Angel'ın bana anne demesi beni dünyanın en mutlu insanı yapmaya yetmiști. Artık doğurmadan da anne olmanın nasıl bir his olduğunu anlamıştım. Çok duygusal bir andı. Özellikle de Devrim için.
Sonraki günlerde ise Angel ile ikimiz artık gerçek bir anne kız olmanın tadını çıkarıyorduk. 3 yaşında ve güzel bir Türkçesi olmasına rağmen, özellikle de bana karşı hâlâ bebekçe konuşuyordu. Bu durumu sorduğumda, her seferinde onun küçük bebeği olduğumu söylerdi. Angel ile ilgili her gün yeni bir şey öğreniyordum, fiyonklu tokalara olan ilgisini, hemen her kıyafetine uyumlu mutlaka bir ya da iki tokası olduğunu, LOL bebeklerini ve fotoğraf çekmeyi çok sevdiğini... Angel ile birbirimize alışmaya başladığımız günlerde beni mutlu eden bir gelişme daha yaşandı.
Devrim, Alec'i bulduğunu söylediğinde inanılmaz bir acemilik, bir heyecan hissetmiștim, sanki dizlerim tutmuyordu. Nedenini bilmiyordum, daha önce hissetmediğim değişik bir duyguydi bu.
Nihayet beklenen an geldi, Alec çekingen adımlarla ve bana "Anne" diyerek salona geldi. Gözlerim dolu bir șekilde ona sarılmak istedim. Ta ki sorduğu soruyu duyana kadar.
-Sen bizim gerçek annemiz değilsin, değil mi?
Üzülmüştüm, başımdan aşağı kaynar su dökülmüştü sanki, bunun nedenini çok geç anlayacağımı bilmeden kendimi açıklamaya çalıştım. Evet belki öz anneleri değildim ama anne olmak için doğurmak gerekmezdi.
Açıklamam bittiğinde, Alec'in söyledikleri, bütün korkularımı yok etmişti.
-Bana sarılır mısın?
Dolan gözlerimi kurualmaya çalıştım ve ona kocaman sarıldım. Onu da, Angel'ı da asla bırakmayacaktım. Onları tanımak, başıma gelen en güzel şeylerden biriydi.