Sena sabah aynanın karşısında saçlarını tararken kendi yansımasına gülümsedi. O sahte gülümsemeyi ne kadar da güzel taklit ediyordu… Sanki içinde hiçbir kötülük yokmuş gibi. Ama gerçek, aynadaki yansımadan çok uzaktı.
Telefonuna bir bildirim geldi. TikTok’ta Burak’ın bir videoya yorum yaptığını gördü. Nur’un en yakın arkadaşı Aybüke'nin paylaştığı bir videoydu bu. Nur da videodaydı, Burak da yoruma kalp bırakmıştı.
Sena'nın dudakları gerildi. Bu oyunun kurallarını kimse onun yerine yazamazdı. O, her şeyin merkezindeydi ve kimse onun kurduğu düzeni bozamazdı. Özellikle de Nur.
Burak ise o sabah okula geldiğinde, Sena’yla görüşmemeye karar vermişti. Dışarıdan mutlu görünen ilişkileri, artık içine oturan bir sessizlikle ilerliyordu. Her geçen gün Nur’u düşündüğü anlar, Sena’yla geçirdiği zamandan daha ağır basıyordu.
Koridorda yürürken, Nur'u karşıdan gelirken gördü. Göz göze geldiler. O an Burak'ın içinden geçen tek şey, onunla konuşabilmekti. Ama Nur’un yüzündeki yorgunluk, ona adım atmayı zorlaştırıyordu.
Yanından sessizce geçerken Nur’un bileğine dikkat etti. Hafif bir morluk vardı. Çok belli değildi ama gözden kaçacak gibi de değildi.
"Nur," dedi Burak, arkasından seslenerek.
Nur durdu, dönüp baktı.
"İyi misin?" dedi Burak, gözleri bileğine kayarak.
Nur hemen kolunu çekti, montunun içine sakladı. “Dersim var, geç kalıyorum,” diyerek hızla uzaklaştı.
Burak’ın içi cız etti. O bileziğin hikâyesi neydi? Mehmet’in adı aklına düştü. Onunla ilgili duyduğu birkaç şey kafasında dolanmaya başladı. Uzak şehirde yaşayan sevgili, fazla sahiplenen davranışlar… Bu normal değildi.
O gün öğle arasında Aybüke’yle birlikte yemek yiyen Nur’un telefonu bir kez daha çaldı. Yine Mehmet’ti. Ardı ardına aramış, onlarca mesaj atmıştı.
“Cevap versene!” “Kimle berabersin?” “Telefonunu neden açmıyorsun?” “Beni küçük düşürme Nur.”
Nur’un parmakları titredi. Aybüke göz ucuyla mesajlara baktı ve kaşlarını çattı.
“Bu böyle devam edemez Nur. Mehmet seni mahvediyor,” dedi alçak sesle.
Nur başını eğdi. “Ama onu bırakmak… bilmiyorum. Yapabilir miyim?”
cevap veremedi. O sırada Sena yanlarına geldi, yüzünde o yapmacık gülümsemesiyle.
"Ne var ne yok kızlar?" dedi.
Nur bir şey demedi. Aybüke suratını çevirdi. Sena, Nur’un yanında oturdu, elini onun koluna koydu.
"Her şey yolunda mı? Bu aralar biraz uzaklaştık gibi…"
Nur başını salladı. “Yo, sadece… yoğunum.”
Sena içinden güldü. “Senin gibi dostları olanın düşmana ihtiyacı yok,” diye geçirdi aklından.
Ama Sena’nın maskesi yavaş yavaş çatlamaya başlıyordu. Ve Burak, Nur’un gözlerindeki sessiz çığlığı her geçen gün daha çok duyuyordu.