İçeriğe geç

DÖRT MEVSİMDE BİR SEN

Bölüm 7 · 7 dk okuma

DÖRT MEVSİMDE BİR SEN

Bölüm 7

KANLI YAZGININ SAHİBİ

Bölüm Müziği: Fractured Light Music - We Dream Of Stars

Kabuk tutmuş yarasını tırnaklarıyla aşındırırken soluğunu dişlerinin arasından içine çekerek cildinde yayılan o sızı hissini en aza indirmeye çalışmıştı, Su. Uyandığında bedeninde şâhit olduğu yaralara bir anlam yükleyemiyordu. Sanki birisi onun içine sığmıyordu ve devamlı dışarıya çıkabilmek için Su'nun bedenine şiddetli zararlar veriyordu. Teninde bambaşka bir ruhun yansıması oluşmuştu. Morluklar ve ala kızıl kan toplamalarıyla bakışıyordu aynanın karşısında. Bedenen yenilmiş bir hâldeydi. Mental özverisi ise yok olmuş... Bilincinin dışında seyrediyordu Dünya'yı. Tanık olduğu kentlerin duvarlarında şanı yücelmişti. Yüceldi de düştü. Düştüğü gibi de çaktığı her bir çivinin kurbanı oldu...

"Biliyorum!"

Bu sesten hemen sonra kırılan eşyaları duyunca Su, korkuyla irkilmişti. Kafasını çevirip odanın kapısına bakındı. İşte o zaman kapının ağzında duran Ömür'le göz göze gelmişti. "Ömür," diye gülümseyerek ayağa kalkarken, Ömür susmasını ister gibi işaret parmağını dudaklarının üzerine yaslamıştı. "Şşşttt..."

Ömür'ün bu hareketinden sonra Su'nun kaşları çatılmıştı. Anlamsız gözlerle Ömür'ü izlerken, ona gel işareti yapınca ağır adımlarla ilerlemeye başladı. Karşı karşıya durdular. Bir süre konuşmak yerine sadece onu izlemişti, Ömür. Uzanıp açık yaralarına dokundu parmak uçları. Hepsini ayrı ayrı okşadı. Zaman ince bir buz tabakasıyla ayaklarının altına serilmişti sanki. Ömür, giderek çatlayan buzun ortasında durduklarını bilmesine rağmen sakince dokunmuştu Su'ya. Ölümüne ramak kala incinmiş tüm benliğini sevmişti, Ömür. Öyle ki buz tamamen parçalandığında bile içine gömülmemesi için Su'yu geriye doğru iten yine o olmuştu...

"Ömür..." dedi korkak bir sesle, Su. Ömür'ün onu böylesine nazikçe sevmesi garip hissettirmişti. Bunu ilk kez yapmıyordu ama gözlerindeki ifadenin çok başka bir duyguyla bağdaştığını fark edebilmişti... "Neler oluyor?"

Su'nun gözlerine bakarken bedeni gibi kasılan çenesini açmaya çalışmıştı, Ömür. "Ne söylerseler söylesinler, böyle de sana âşık olabildiğime inanmanı istiyorum Su..."

"Ne demek oluyor bu?" diye şaşkın bir sesle soludu, Su.

"Fersualla..." Bu fısıltı ise, ceset kokan ruhunun son hayat bulan cümlesi olmuştu. "Sana söz veriyorum, o oyunu bitireceğiz..."

Kapı kulpunun aşağı indiğini hisseden Su'nun dikkati dağılmış ve kafasını çevirip açılan kapıya bakmıştı, lakin o an yüzünde varlığına hoşnut olduğu ellerin silindiğini fark edebilmişti. Kafasını çevirip Ömür'e baktığında, Ömür'ün artık karşısında var olmadığına tanık olmuştu.

"Su," dedi içeriye giriş yapan Kasım. Yavaşça Kasım'a doğru dönen Su, Kasım'ın ve arkasında duran eşinin kızarık gözlerine şâhit olabilmişti. Kasım, temkinli adımlarla Su'nun üzerine doğru ilerlerken, bir yandan da ensesini ovuyordu.

"Seninle biraz yürüyelim mi?"

"Problem ne?" dedi endişeli bir şekilde. Kasım'ın omuzları çöktüğünde kafasını çevirip omzunun üstünden eşine bakmıştı. Eşi onaylamıyormuş gibi kafasını sağa sola salladıktan sonra arkasını dönerek çıkıp gitmişti odadan.

Kasım sıkıntılı nefesini dışarıya salıp, yavaşça Su'nun elini tuttu. "Anlatacağım." Tek kelimeden oluşan bu sözcüğü bile boğumlu yollardan çıkarabilmişti özgürlüğüne. Su'nun şaşkınlığı büyüse de ses etmek yerine kafasını sallamış ve Kasım'la sakince ayrılmışlardı evden...

Esen bahar rüzgârı Su'nun kahverengi saçlarına tutunmuştu. Fısıldadı, en hoşnutsuz şeyleri derinlerde saklı kalan benliğine. Ezilen yapraklarla ölümünü hissetti, göz göze geldiği silinmiş mezar taşının son var oluş tarihiyle. Geride bıraktı parçalarını. Farkında değildi, Su. Belki de bu yüzden dönüp bakmamıştı ezilen yaprak tanelerine. Onları öyle parçalamıştı ki adımları, uzaktan bir bütünmüş gibi duruyorlardı. Kimse yaklaşmadığı sürece dağıldıklarını fark etmeyecekti. Zaman, tuzla buz olduğunu onlara hissettirmeyecekti. Ne de olsa yalancı baharın tüm fısıltılarına inanmıştı, Su. Dört mevsim biteli çok olmuştu. Hepsi yanıp kül olmuştu... Tek bir kıvılcımları yetmişti kıyameti başlatmaya. Artık Ömür'ü yanıyordu...

Kasım'la bir bankın üzerine oturdu, Su. Bir süre konuşmak yerine sadece karşılarındaki ağaçları izlemişlerdi. Kuşların karmaşık seslerini... Çıkardıkları uğultuların hemen altına gömülen onca çığlığı... Serzenişlerinin yansımasında belli belirsiz irkildiği şeyin sebebini bir esinti sanması... Sadece dakika öbeklerine ayrılmış olan son film şeridiydi. İzliyorlardı. En çok da Su bakıyordu filmin final sahnesine. Yazarını merak ediyor olmalıydı. Kendi parmaklarından süzülen kanla yazdığı filmin yazarıyla çoktan tanıştığını anlamış olmalıydı...

"Su..." İsmi Kasım'ın başlayacağı o konuşmaya hazırlık çabasıydı. Fakat devamı gelmedi. Bunun üzerine Su kafasını çevirip dayısına bakmıştı.

"Efendim?"

Kasım da kafasını çevirip Su'ya baktı. İşte o zaman konuşması daha da zor olmuştu, çünkü gözlerinde tanık olduğu o hayallerin birden yıkılacağını biliyordu. Kaybolduğu dünyasından onu söküp almak çok zor olacaktı. Peki ya hiç gelmek istemiyorsa? Oraya ait olduğunu kabullenmişse? O zaman ne yapacaktı?.. Onu hayata bağlayan o şeyi nasıl olur da bir anda silip atabileceklerdi?..

"Sana anlatacaklarım bir an saçma gelebilir, ama yine de bunun üstesinden gelebileceğine inanıyorum..."

İnanmıyordu. Sadece inanıyormuş gibi davranıyordu...

Su büyük bir merakla onu dinliyordu. Kasım sessizce yutkunduktan sonra, "Annen..." diyerek söze girdi. "O kazadan kurtulamayınca yıkılacağını biliyordum ama sende bu kadar büyük değişiklikler olacağını kestirememiştik."

"Ne gibi değişiklikler?"

"Su," dedi yorgun bir sesle. "Her gece kendine zarar veriyorsun."

Kaşları çatılırken, "Ne?" dedi şaşkınca. "Ne demek oluyor bu?"

"Doktora söylediğine göre sen kendinden nefret ediyormuşsun, ama seni hayata bağlayan birisi varmış."

Su'nun gözbebeklerine bir anda Ömür'ün silueti yansımıştı. Öyle ki dalgın göz harelerini boşluğa çekerken belli belirsiz bir şekilde gülümsedi ve "Ömür," diye fısıldadı. Fakat Kasım bu kadar kısık bir sesle söylendiği ismi pek analiz edememişti. Sadece çatık kaşlarıyla onu izliyordu. Tepkilerini...

"Ama..." Su, Kasım konuşmaya devam edince bakışlarını yeniden ona çevirmişti. Göz göze geldiler. İşte o zaman Kasım'ın durgun mimiklerine rağmen çoktan dolmuş olan gözlerine şâhit olmuştu, Su. "O kişi gerçek değil."

Eğer ki kelimeler bir nesne olabilseydi, Su için bunun tanımı kurşun olurdu. Çünkü bu cümlelerden sonra beynine bir anda saplanan o acının bir kurşun etkisinde olduğuna inanmıştı. Sarsıldı. Gözleri bu sarsılmayla buğulandı. Tüm uzuvlarındaki anlık titremeyi ve uyuşmayı yaşamaya başladığında ise etrafına bakındı. Bir kuyunun içine düşmüştü sanki. Nefes alamıyordu. Etraf giderek kararıyordu. Kuyunun üstü kapanıyor olmalıydı. Yukarıya tırmanması gerekiyordu. Fakat tutunabileceği kolları yoktu artık. Yığıldı kaldı olduğu yerde. Öylece ölümünü bekledi. Son var oluş tarihini...

Kasım, uzanıp Su'nun kaskatı kesilmiş olan eline tutundu. Bir yandan da yüzünden süzülen gözyaşlarını siliyordu... "Bu..." dedi boğuk bir sesle, Kasım. "Yani hastalığının şiddeti giderek artıyor, Su. Sana yardım etmemize izin ver. Hep içine kapanıyorsun. Şimdi bile tepki vermedin... Yaşadıklarını bize anlatabilirsin. Söz veriyorum, sana kimsenin kızmasına izin vermeyeceğim. Yeter ki kendini daha fazla üzme."

Kasım konuşuyordu ama o kelimelerin Su'nun zihnine ulaştığı söylenemezdi. Çakılıp kaldığı kuyunun içinde son film şeridini izliyordu artık. O geceyi...

"Su!"

Ömür, Su'nun elindeki bıçağa sarıldığında Su kaşlarını çatarak Ömür'e bakmıştı. Elindeki bıçağı almaya çalışıyordu. "Ömür!"

"Bana söz vermiştin," dedi Ömür, nefes nefese kalmış bir şekilde. "Bir daha yapmayacağını söylemiştin."

Su kafasını sağa sola sallarken hıçkırıklarına daha fazla tutunamamıştı. Gücü tükeniyordu. Ama yine de Ömür'le birlikte sarıldıkları bıçağı bırakmamak için çabalıyordu. "Ben bu acıya katlanamıyorum, Ömür. Kalbimin acısıyla uyanmak istemiyorum artık. İçimde başka birisi var. Biri var. Birisi benimle aynı bedeni paylaşıyor. Karanlıkta benimle konuşuyor. O acı çekmemden zevk alıyor, Ömür. Dayanamıyorum... Ona direnecek gücüm kalmadı."

"Karanlıkta kalmamanı söylemiştim, Su!"

"Işıkları ben söndürmedim," derken ağladığı için yarım yamalak çıkmıştı tüm sözleri. "O söndürdü."

Ömür, elindeki bıçağı almak için kendine doğru çekse de Su bırakmamıştı. "Ben yanındayım, Su. O bir daha gelmeyecek."

"Gelecek."

"Ben senin yanındayken, o sana hiçbir şey yapamaz. Söz veriyorum."

"Geri gelecek ve canımı yakacak."

"Ben seni korurum, Su..."

"Senin gerçek olmadığını biliyorum, Ömür..."

Bu fısıltıdan sonra Ömür durgunlaşmıştı. Öyle ki Su'nun ellerine sarılan parmakları istemsizce çözüldü. Su bunu fark edince birkaç adım gerilemişti. Aralarındaki mesafe açıldıkça Ömür'ün kaşlarının çatıklığı derinleşmişti. Dağılmıştı sanki. Parçalanıp odanın dört bir yanına savrulmuştu. Ve Su, yarattığı eseri toplamak yerine öylece izlemişti. Dakikalarca, hiçbir şey demeden, öylece birbirlerini izlemişlerdi.

"Özür dilerim," diye boğuk bir sesle fısıldadı, Ömür.

Fakat Ömür'ün aldığı tek karşılık, "Git buradan," olmuştu.

Gidemedi. Su'dan başka gidecek bir yeri yoktu. Su onun her şeyiydi. Evi, geçmişi, geleceği, sözleri veya ruhu... Kısacası Su onun hayatıydı. Ve şimdi Su ondan gitmesini istiyordu. Yıllarca ona söyleyemediği şeyi artık öğrenmişti. Biliyordu Ömür, bunu öğrendiği gün öldürüleceğini... En büyük korkusuyla burun buruna gelmişti şu anda. Karanlık, ikisinde de öyle bir acı bırakmıştı ki, o an ağlasalar bile sesleri duyulmadı. Kendi içlerinde öldüler. Kendi mezarlıklarına tabut oldular...

Odanın kapısı açılınca, sanki o asırlardır işlemeyen sessizliklerine büyük bir gürültü olmuştu. Su'nun dayısı içeriye girdi. Önce Su'ya ardından da elinde sıkı sıkıya kavramış olduğu bıçağa bakındı. "Su..." dedi şaşkın bir sesle ona bakarken.

Su, bu seslenmeden sonra zorlukla da olsa bakışlarını Kasım'a çevirmişti. İşte o zaman son kez ona baktığı Ömür ağır adımlarla odanın kapısına doğru ilerlemişti. Kimse fark etmedi odanın duvarlarına dahi sinen Ömür'ün ölüm hissini... Hiç kimse. Su bile.

"Bu yüzden gitmişti..." Su kafasını sağa sola sallarken boğazımdaki o düğümü yutkunarak açmak için çok çabalamıştı. "Bu yüzden gitti..."

"Su..."

"Şimdi de gidemez."

Kasım, Su'nun ayaklanmasıyla ayağa kalkmış ve omuzlarından tutarak onu sakinleştirmeye çalışmıştı. "Su, kimse seni suçlamıyor. Sakin ol... Lütfen... Eve gittiğimizde bu konuyu sen istemediğin sürece açmayacağım. Doktorunla da konuştum. Tedavin düşündüğünden de kolay olacakmış. Kimse senin canını yakmayacak..."

"Anlamıyorsun," diye bağırdı, Su, Kasım'ın omuzlarına dokunan ellerini iterken. "Onu kaybediyorum!"

Kasım anlamayan gözlerle ona bakıyordu, fakat Su çoktan arkasını dönmüş ve koşmaya başlamıştı. Kasım da onun peşine takıldı. "Su!" diye bağırdı. "Dur!"

Duramazdı. Dünya onlar için son kez dönüyorken duramazdı, Su. İçinde çakılıp kaldığı kuyunun suyu yükseliyordu. Uzanıp Ömür'e tutunmak istese de çoktan sızmıştı zaman onların arasına. İnce bir buzdan tabakayla ikiye ayırdı onları. İkisi de birbirine dokunmak için çabalıyordu. Geçemedi o sınırı. Ne Su, ne de Ömür... Öylece kaldılar. Filmin son şeridini buzdan tabakanın ardından izleyerek birbirlerinin ölümüne tanık oldular. Oysa Ömür'ün is kokan ruhuna gömülmek vardı. Oradaki son var oluş tarihiyle bütünleşmek ve yok olmak...

Bölüm sonu

15 yorum