İçeriğe geç

DÖRT MEVSİMDE BİR SEN

Bölüm 8 · 6 dk okuma

DÖRT MEVSİMDE BİR SEN

Bölüm 8

FİNAL

Bölüm Müziği: Fractured Light Music - Sacred Meanings

Devrin mesken tutmuş sarmaşıklarına sürünmüş cildinin yanıklığı, mevsimleri utandıracak cinsten ona yaşatmıştı son baharı. Bedeninde taşımış olduğu yarım benliğine direnen ayakları, gücünün son arta kalanlarıyla anlatıyordu ölümün soğuk fısıltısını. Kasım her ne kadar Su'nun peşinden koşmuş olsa da bir süre sonra ağaçların arasında kaybolan Su'yu takip edememişti. Su hem hıçkırarak ağlıyor, hem de titriyordu. Elinin tersiyle gözyaşlarını silip sonunda gelmiş olduğu çalılıkların karşısında durdu.

Soluk soluğa kalmış bir şekilde yoksun nefesleriyle bir ara "Ömür," diye seslenmişti, ama o kadar titrek çıkmıştı ki bu ses, düşünceleri gibi ceset değerindeydi artık. Korkuyla da olsa hiçbir zaman çalılıkların ardına gitmesine izin vermemiş olan Ömür'ü görebilmek için çalılıkların arasına girdi.

Çalılıkları elleriyle kenara iterek kendine bir yol oluşturdu ve yıllardır merakında kalmış olduğu çalılıkların arkasına sonunda geçebilmişti. Fakat görmüş olduğu şeyle öylece kalakalmıştı, Su. Ömür, tam karşısındaydı. Sırtı ona dönük bir şekilde karşısındaki ufuğu izliyordu gözleri. Gölgesiyle birlikte ucunda durmuştu uçurumun. Güneşin batmadan önce Ömür'le olan vedalaşmasını izliyordu sanki Su.

"Sana buraya gelmemeni söylemiştim..."

Su, birkaç saniye yaşadığı şaşkınlığı üzerinden atmak için çabaladı. Ardından, "Biliyorum," diye fısıldadı. "B-B-Ben özür dilerim, Ömür."

Ömür, tepkisiz kalmıştı. Öyle ki bir ara onu duymadığına bile inanmıştı, Su. Sertçe yutkundu. Titreyen ellerini ovuşturdu ve Ömür'e doğru adımlamaya başladı. Fakat Ömür, kendisine doğru geldiğini hissetmiş gibi kafasını hafifçe yana doğru çevirerek, "Biraz bekle," demişti kısık bir sesle. "Buna kendimi hazırlamama izin ver..."

Su dediklerini anlamasa da suskunluğuyla kabullenmiş gibiydi. Ömür ilk defa ondan uzak duruyordu ve ilk defa yanına gelmemesini istiyordu. Su büyük bir sabırla, endişeyle, korkuyla ve en çok da özlemle onu bekledi. Ucunda durduğu uçurumda kaybolan benliğini düşünmek istemiyordu. Korkuyordu. Ömür'ü kaybetmeye dayanamazdı. Bir anlık öfkeyle söylediği şeyden suçluluk duyuyordu, Su. Onun gitmesini istemiyordu. Gerçek olmasa bile onun sevgisine inancı büyüktü. Ömür, onun için canını bile feda ederdi. Biliyordu. Bunu hissedebiliyordu...

Ömür yavaşça arkasını döndüğünde direkt gözleri Su'nun gözlerini bulmuştu. İşte o zaman aralarına çekilen ince buz tabasındaki çatlak avuçlarına batmıştı. Kuyudaki boğulmaya yüz tuttukları suyun içine artık kendi kan damlaları nüfuz ediyordu. Belki de bu yüzden, ikisi de bitkince baktı birbirine. İkisi de ağlıyordu. İkisi de korkuyordu. İkisi de pişmandı.

İmkânsıza âşık oldukları için...

Ömür koluna gözyaşlarını silerken, diğer eliyle de Su'nun kılıcını işaret etmişti. "Kılıcını al..."

Su kafasını çevirip ona işaret ettiği yere baktı. Kılıcı bir taşın üzerinde öylece duruyordu. İlk başta almak istemedi, fakat Ömür'ün ısrar edeceğini biliyordu. Bu sebepten ağır adımlarla kılıcına doğru ilerledi. Sapını kavrarken bile parmaklarının hâlâ titrediğini görebilmişti. "Dövüşecek miyiz?" diye fısıldadı, Su.

Kafasını kaldırıp Ömür'e baktığında Ömür'ün de ilk günkü gibi eline bir değnek aldığını görebilmişti. Kafasını "Evet," şeklinde sallamasıyla, Su da kafasını "Olmaz," der gibi sağa sola sallamış ve "Ama bu adil bir dövüş değil," demişti cılız sesiyle.

"Ben de adil davranmayacağım."

Oysa ne doğru bir cümle kurmuştu, Ömür. Su bilincinde değildi ama Ömür oyunun sonunu çoktan ona söylemişti. Karşı karşıya geldiklerinde ikisi de kılıçlarını çaprazlamasına birbirine yaslayarak son kez bakmışlardı gözlerine. Su, savaşmak istemiyordu. Ömür'se kaybetmek...

Yine de dövüşü başlatan ilk Ömür olmuştu. Su kendini korumak için Ömür'ün savurduğu darbeyi güçsüzleştirdi. Fakat ikisinin de savunması çok güçlü değildi. Sadece Fersualla ve Kowrov için son kez savaşıyorlardı. Oysa iki düşman çoktan aşkın esiri olmuştu. Birbirlerine dokunmaya korkan bir savaşın içinde çırpınıp duruyorlardı. Ne de olsa sonsuzluk, fani ruhlu prensesinin acı çekmesine dayanamazdı...

Su gözyaşları yüzünden artık görmekte zorlandığı Ömür'e kafasını sağa sola sallayarak elindeki kılıcı savurmuştu. "Şunu yapmayı kes!" diye bağırdı. "İllaha birisi mi ölmeli!? Öldür o zaman beni!"

Ama Ömür, bunu yapamazdı... Bu sebepten güçlükle tutunduğu kılıcı onun da parmaklarının arasından sıyrılıp gitmişti. Su bunu görünce hızla Ömür'le aralarındaki mesafeyi kapattı. Ona sarıldı. Sımsıkı. Gömüldü koynuna. Onun sıcaklığına... Onun ruhuna...

"Ben senin sevgine inanıyorum, Ömür..."

Sessiz kaldı, Ömür.

"Gitmeyeceğine de inanıyorum."

Hem de çok fazla sessiz kalmıştı...

"Beni mutlu edeceğine de..."

Kuyunun suyuna tamamen gömülmüşlerdi. İkisi de nefes alamıyordu. Aralarındaki buzdan tabaka eriyip yok olsa da boğulup ölmeleri artık kaçınılmaz bir şeydi. Belki de bu yüzden Ömür, Su'nun yüzünü avuçlamıştı. Önce gözyaşlarını silmiş, ardından da onu dudaklarından öperek ciğerlerindeki son nefesi Su'nun ruhuna bahşetmişti...

Dudaklarını birbirlerinden ayırdıklarında alnını Su'nun alnına yaslayarak sıcak nefeslerini hissetti birkaç kez. Sonra da, "Bu oyun nasıl bitiyor biliyor musun?" diye fısıldadı güçlükle.

Su burnunu içine çekerken, "Hayır," demişti.

"Sonsuzluk, fani ruhlu prensesin ölümünü görmeye dayanamazdı."

Su şaşkınca onun gözlerine bakmıştı. İşte o zaman Ömür'ün kırık bir gülümsemeyle onu izlediğini görebilmişti. Kolundaki eli dirseğine, ardından avuç içine dokunmuş ve Su'yla Ömür'ün parmakları birbirine değerken boşluk Ömür'ü hızla aşağı doğru çekmeye başlamıştı.

Su, o an uçurumun kenarında durduklarının bilincinde bile değildi. Ömür'ün düştüğünü görür görmez hızla ona tutunmak için çabalamıştı, fakat artık çok geçti. Su uçurumun ucundan toprak zemine yığılarak Ömür'le son kez bakışmış ve "Ömür!" diye yanık bir sesle bağırmıştı.

Ömür gibi, az önce dövüştükleri Fersualla'nın kılıcı da kayıp gitmişti uçurumun kıyısından. Sonsuzluğun peşini bırakmamıştı... Öyle ki kılıç uzun bir yol katettikten sonra aşağıda bulunan toprak zemine tıpkı bir ok gibi giriş yapmıştı. Kılıcın ucu aldığı şiddetle sallanırken, hemen yanında onu izleyen Ömür; gözyaşlarına aldırmadan belli belirsiz gülümsemiş ve ağır bir hisle gözlerini yummuştu.

Fersualla'nın Ömür'ü, Su gibi akıp gitmişti az önce...

Sonsuzluğa âşık olan fani ruhlu prenses, sonunda bitirmişti öyküsünü...

Destan olan bu aşk, dilden dile aktırılırken acı içinde kavrulmuştu prensesin hisleri.

Ve en şiddetli kış mevsimi bile örtemedi, kılıcın dik duran o son görüntüsünü...

Günümüz...

Yaşlı kadının dediklerini dinleyen Esin de onun gibi ağlıyordu. Öyle ki konuşmakta zorluk çektiği anlarda eline tutunup onu sakinleştirmeye bile çalışmıştı. Toparlanamıyordu, Esin. Onun yaşadığı şeyin kendi acısından bile öte bir hisle bütünleştiğini fark ettiği andan beri darmadağındı. Hiç konuşmasa da defalarca kez "O, yaşıyor," dedi. "O, ölmedi."

Yaşlı kadın, titrek elleriyle gözyaşlarını sildikten sonra, "Herkes sana bir kulp takacak," dedi artık ağlamaktan kısılmış olan sesiyle. "Kimine göre deli olacaksın, kimine göre de umutsuz bir vaka..."

Su, Esin'in yüzünü okşamaya başladığında ise, "Sen, sen ol ufak kız," demişti son bir güç. "Asla bu oyunu bitirmeye kalkma."

Esin kafasını sallarken titreyen dudaklarıyla da Su gibi gülümsemeye çalışıyordu. Esin, "Onun," dedi sonunda sesini bulabildiğinde. "Onun ismi de Ömür."

Su'nun kalbi şiddetle kasılırken bir süre tepki vermekte zorlanmıştı. Zamanla dudaklarına sızdı o acı gülümsemesi. Ve ona, "Biliyordum," diye fısıldadı. "Sonsuz olduğunu biliyordum."

Esin'in gülümsemesi genişlerken iç çekerek bir zamanlar canı pasına Ömür'e âşık olan yaşlı kadının gözlerine bakmıştı. Su elindeki kâğıdı Esin'e uzattığında, Esin ilk başlarda anlamasa da daha sonra az önce bırakmış olduğu kâğıt parçası olduğunu fark edebilmişti.

Elindeki kâğıdı alıp Ömür tarafından yazılmış olan, "Benim için bir daha üzülme," notuna baktı.

"O sevdiklerinin üzülmesine göz yumamazdı," dedi Su, Esin'in yanından kalkarken.

Esin, kafasını kaldırıp Su'nun gidişini izlemeye başladı. Çok geçmeden yanında bir hareketlenme hissetmişti. Bu sefer yanındaki kişiye bakındığında, Ömür'le göz göze gelmiş ve hiç düşünmeden onun boynuna sarılmıştı. Ömür bunu yapmasını beklemediği için şaşırmıştı, fakat çok geçmeden onun da kolları Esin'in küçük bedenine sarılmıştı.

"Onu hatırlıyor musun?" diye cılız bir sesle sordu, Esin. Ömür bakışlarını yavaşça Su'ya çevirdi ve bir süre sessiz kaldı. Dudaklarının uç kısımları belli belirsiz kıvrılırken, "Unutmak ne mümkün," demişti. "Seni bana emanet etmişti."

Ve unutamadığını belli eder gibi iç çekerek, "Fersualla," demeyi de ihmal etmemişti.

Demişti çünkü Ömür her gözünü açtığında Fersualla'nın kılıcıyla uyanıyordu.

O kılıç verdi canını.

Ve o kılıç çaldı aşklarını.

Her ne kadar unutamasalar da...

Bölüm sonu

89 yorum