Beyaz sardunyanın sapını tutarak hafifçe kendine doğru çekmişti, Su. Bir anda koptu kök saldığı toprağından. Avuçlarına düştü. Su'ya tutundu. Kafasını çevirip omzunun üzerinden Ömür'e baktığında hâlâ kahvaltı ettiğini görebilmişti. Sakince onun yanındaki sandalyeye oturdu ve elindeki sardunyayı onun kahvaltı tabağına koydu. Ömür, kaşları hafifçe çatılırken sardunyayı eline almıştı. Zamanla anlamsız bakışları Su'yu bulmuştu.
"Bana seni anımsatıyor," dedi Su. "Tıpkı onun gibisin. Canlısın, bir ömrün var, ama nerede yaşayacağını seçemiyorsun."
"Doğru..." Ömür kafasını sallarken, parmaklarının arasında çevirdiği sardunyayı izlemişti bir süre. "Ama pişman değilim burada olmaktan."
Su, almış olduğu bu cevaptan sonra gülümsedi. Ömür, sanki onun gülümsediğini hisseder gibi daha bakışlarını ona çevirmeden vermişti karşılığını. Göz göze geldiler. Sessizce birbirilerini izlediler. Sanki kelimelerin gücü yetmezdi gözlerine kadar yansıyan o duyguları anlatmaya. Boğulurdu kelimeler. Parçalanıp dağılırdı. İkisi de bambaşka okyanusun sularında kopup giderdi. Az önce Su'nun beyaz sardunyayı toprağından koparması gibi...
Yine de Ömür'ün sessizliğine ufak bir toz tanesi konmuştu. Okyanusun suyuyla ağırlaştı. Dibe çökmeye başladı. Ve bir anda Ömür'ün dudaklarından fısıltıyla hayat bulmuştu ölümü. "Güneş'im ol, Su... Gece olduğunda karanlıktan kaçmak isteyen ruhuma, senin tekrardan doğacağını hatırlatarak yaşamak istiyorum her günü."
Ne de olsa Ömür'ün en çok karanlıktan korktuğunu biliyordu, Su. Bazı geceler elini tutarak sakinleştiriyordu onu. Gözlerini öperek varlığını hissettirmeye çalışıyordu. Eğer ki Ömür'ün Güneş'i olursa bir daha korkmazdı gecelerden. Sabah olacağını bilirdi. Gün doğduğunda ilk göz göze geldiği şeyin Su olduğuna bir kez daha inanırdı...
"Mevsimim ol, Ömür," diye fısıldadı, Su. Sonunda kelimelerini bulabilmişti, kaybolduğu okyanusun son defa ona dokunan sıcaklığında. "Dört mevsimde bir tek seni yaşayayım. Bir tek senin ayazını tadayım. Bir tek senin sıcaklığında kavrulayım. Ben bir tek senin için dökülüp, sana yağmurlarımı yaşayayım..."
Ömür'ün dudaklarına hafif bir gülümseme akın ettiğinde, çoktan boşta kalan elinin tersini Su'nun yüzünde gezdirmeye başlamıştı bile... "Ben..." dedi onun dudaklarına sıcak nefesini bırakırken, Ömür. "Kışın ortasına sevgimi saldım, yanını sana bıraktım."
"Sen üşüme, Ömür..." Artık dudakları Ömür'ün dudaklarına dokunuyordu. Bu onun için arafta kalmışlığın bir hissiyatıydı. "Ben sana ateş olurum."
Ve Ömür, Su'nun arafına cehennemi tattırmak ister gibi aralarındaki açıklığı bir anda kapatmıştı. O santimlik mesafede esen rüzgârı ansızın ezip yok ettiler. Ölüm koktu duvarlar. Aylardan kış ayıydı. Dışarıda yağmur yağıyordu... Günlerden bahardı. İçlerinde ruhları çürüyordu... Saatlerden yazdı. Kıyametin ilk kıvılcımı onların gözyaşında başladı... İşte o zaman mevsimler dindi. Tabiatın ona sunduğu hiçbir şeyi yapamaz bir hâle geldi. Sustu gökyüzü ve yeryüzü. Öyle derin sustu ki...
Artık mevsimler, sadece bir katilin parmak iziydi.








