(NERGİS)
Depoya girdiğimizde buranın iyi bir fikir olmadığını düşündüm.
Bunu söyleyecek somut bir şey yoktu ama içimde bir rahatsızlık vardı.
Karan ve Asil susuyordu.
Normalde susmaları beni ilgilendirmezdi ama bu kez farklıydı.
Etrafı kontrol ediyorlardı.
Kapı kapandı.
Ses sertti.
Kilitlemişler gibi hissettirdi.
Bir an sonra etrafımızda hareket oldu.
Önce gölgeler gördüm, sonra insanları.
Silahlarını doğrultmadılar ama hepsinin silahlı olduğunu anlamak zor değildi.
Kaçacak yer yoktu.
Asil silahını çıkardı.
Karan önümde durdu.
Ben geri çekildim.
Tam o anda arkadan bir patlama sesi geldi.
Duvar yıkılmadı.
Ama yeterince gürültülüydü.
Herkes o yöne baktı.
Ve biri konuştu.
“Bu kadar adamla pusu kurup hâlâ işi bitirememek ilginç.”
Sesi sakindi.
Hiç acele etmiyordu.
Arka kapıdan bir adam girdi.
Tek başınaydı.
Elinde silah yoktu.
Ama rahatlığı, ortamda duran herkesten daha fazlaydı.
“Geç kaldım sandım,” dedi.
“Demek tam zamanındaymışım.”
O an Karan’ın yüzüne baktım.
Bu adamı beklemiyordu ama tanıyordu.
Dışarıdan araç sesleri gelmeye başladı.
Birden fazla.
Adam kapıya doğru başıyla işaret etti.
“Burada kalırsanız ölürsünüz,” dedi.
“Gelmek isteyen gelsin.”
Biri kolumdan tuttu.
Koşmaya başladık.
Ne kadar sürdü bilmiyorum.
Sadece dışarı çıktığımızda hâlâ nefes alabildiğimi fark ettim.
Adam yanımdaydı.
Bana baktı.
“Adın ne?” diye sordu.
“Nergis,” dedim.
“Felix,” dedi.
“Bu akşam şanslı günün.”
O an anladım:
Bu kurtuluş planlı değildi.
Ama biri, tam zamanında oyuna girmişti.
Ve artık bu işten kolay kolay çıkamayacağımı da.