İçeriğe geç

DOKUNAÇLAR

Bölüm 3 · 3 dk okuma

DOKUNAÇLAR

Bölüm 3

Üçüncü Oda: Tahtın Sahibi Denizlerin Sahibi

Odamda otururken düşündüğüm tek şey birini öldürmüş olmamdı. Kendimi o kadar kötü hissetmiyordum. Anlaşılan birini öldürmek düşündüğüm kadar korkunç bir şey değildi ha? Babam kendisini odasına kapatmış dışarı çıkmıyor ve kimseyle konuşmuyordu. Ablalarım nadiren odalarından çıkıyor ve hemen geri dönüyorlardı. Saray halkı hüzünlüydü. Ablamın ölümü tüm krallıkta duyulmuştu ve herkes bu güzel ve nazik prenses için üzülüyordu. Odamdan çıkıp bir süre boş koridorda volta atmaya karar verdim. Taht odasının önünden geçerken bir ses duydum. Bu Merlana'nın emir veren sesiydi. Uşaklara yapacakları görevleri ve asayişi sağlayacakları bölgeleri söylüyordu. Zaten en büyüktü ama Shera'nın ölümü onun üzerindeki taht kavgası yükünü de biraz azaltmış gibi duruyordu. Shera 3. prenses olsa da Ampheta aklı bir karış havada olarak bilindiği için insanlar genelde Shera ve Merlana'yı taht için asıl adaylar olarak görürlerdi. Şimdi Shera'nın ölümü ve babamın inzivaya çekilmiş olması Merlana'ya gücünün tadını çıkarması için olanak sağlıyordu. Merlana taht odasının önünden geçerken beni gördü. "Ursula!" diyerek bana bağırdı. "Buraya gel seninle konuşacak şeylerim var" dedi. Bu emir veren tondan hoşlanmasam da yanına gittim. Merlana uşakları ve muhafızları göndererek taht odasını boşalttı. Sanki bana gözdağı verirmiş gibi döndü ve babamın tahtına oturdu. "Ursula bildiğin gibi ben taht için sıradaki kişiyim. Ve babam yönetimde uzun süre kalacak gibi durmuyor. Eminim biliyorsun Shera yönetimde benimle eş değer tutulabilecek tek kişiydi. Ampheta her ne kadar tahtta gözü olduğunu her seferinde çocukça belli etse de halk onu değerli bir rakip olarak görmeyecektir. Ama yine de sana bir teklif sunacağım. Benim yanımda ol. Ampheta sizi kendi yanına çekmeye çalışacaktır ve eminim başarılı da olacaktır ama sen farklısın. Eminimki sen kazananın yanında olmak istersin Ursula ve biliyorsun ki bu durumda o benim." dedi. Kendinden emindi ve yüzünde beni rahatsız eden bir gülümseme vardı. "Karar senin. Ama benim yanımda değil de karşımda durursan gideceğin tek yer denizin dibi olur. Kendi yönetimimde, sarayımda bir tehdit barındırmam Ursula. Bunu asla yapmam."dedi son cümlesini vurgulayarak. "Çekilebilirsin. Kararını vermeden önce gözüme çok batmamaya çalış." dedi üstten bir şekilde konuşarak. Taht odasını terk ettim. Sinirden dişlerimi gıcırdatıyordum. O ne hakla kendini benden üstün görürdü! Ne hakla bana emrederdi! Benden resmen onun sadık köpeği olmamı istiyordu! Tahta kimin oturacağı çok önemliydi ve bunu riske atamazdım. Hem niye ben olmuyordum ki? Tahta oturan en tepedeki olurdu ve denizi o yönetirdi değil mi? Peki en yücesi olmak adına önümdeki engel neydi? Önümdeki tek engel ablalarımdı. Eğer onlardan kurtulursam taht benim olmaz mıydı? Kimse beni küçük göremez herkes bana tapardı. Kimse bana saygısızlık yapamazdı. Güç ve okyanuslar benim emrimin altında olurdu. Herkes Kraliçe Ursula'nın gücünü ve yüceliğini konuşurdu. Evet. Taht aptal ablalarımın değil asıl hak edenin yani benim olmalıydı. Hakkımı alacaktım ve önüme her çıkan engeli çiğneyip tükürecektim. Eğer bu uğurda ablalarımı ortadan kaldırmam gerekiyorsa kaldıracaktım. Bunları düşünürken kolyem sinsice parladı ama gerçekten parlayıp parlayamadığından emin olamadım bu yüzden üstünde durmadım. Tek düşündüğüm kız kardeşlerimi nasıl ortadan kaldırıp tahtın gerçek sahibi olabileceğimdi. Bunu sıra sıra yapmam gerekecekti ama hızlı olmalıydım. İlk hedefimi seçmeye karar verdim. Madem birilerini öldürecektim o zaman neden eğlenceli yapmıyorum diye düşündüm. Sarayın bahçesinde herbiri ayrı renkte altı tane küçük deniz atı buldum. Onlara beşini ufak bir yarışa sokacağımı ve kazanana bir ödül vereceğimi söyledim. Minik deniz atları bunu duyunca heyecanlandılar ve hepsi küçük bir başlangıç çizgisini andırırcasına tek sıra halinde hizaya geldi. Altıncı deniz atı kendisinin de katılıp katılamayacağını sordu. Onu reddettim. Altıncı deniz atı üzüntülü bir şekilde orayı terk etti. Arkasından sen zaten ölüsün diye mırıldandım. Deniz atlarına başlayabileceklerini söyledim. Hepsi hızlıca uzaktaki yosunlu kayaya kadar yüzmeye başladı. Kazanan deniz atı o kadar hızlıydı ki duramayıp kayaya çarpmıştı. İroni karşısında kıkırdamadan kendimi alıkoyamadım. Kazanan deniz atı mavi renkliydi. Yani sıradaki Hariles'ti.

Bölüm sonu

1 yorum